16 Mayıs 2017 Salı

EMEKLİ MAAŞ HACZİ MUVAFAKATI EMEKLİ OLMADAN VERİLMİŞ İSE GEÇERSİZDİR

Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız takipte, borçlunun emekli maaşına konulan haczin yasal olmadığından bahisle üzerindeki haczin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece emekli maaş haczine muvafakat edildiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

17.04.2008 tarih ve 5754 Sayılı Kanun'un 56. maddesiyle değişik 5510 Sayılı Kanun'un 93. maddesine göre; “Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” Bu maddeye, 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32. maddesiyle “Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine dair talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir” hükmü eklenmiştir. Buna göre, icra müdürü borçlunun önceden muvafakatinin bulunması halinde gelir, aylık ve ödenekleri üzerine haciz koyabilecektir.

Kural olarak, borçlu, İİK'nun 83/a maddesi uyarınca, haciz sırasında ya da haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebilir (HGK. 31.3.2004 tarih 2004/12-202 E.-196K, 31.3.2004 tarih 2004/12-167 E.-185.K.). Ancak 5510 Sayılı Kanun'un 93. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri yönünden, İİK. nun 83/a maddesinde ki genel kuralın aksine, takibin kesinleşmesinden sonra olmak koşulu ile borçlunun haciz tarihinden önceki muvafakatinin geçerli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bu düzenleme usule değil, esasa dair olup, İİK.nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılacağından ve öncelikle tatbik edilmesi gerekeceğinden, anılan düzenlemenin, Sosyal Güvenlik Kurumu'nca hak sahiplerine verilen, gelir, aylık ve ödeneklerin haczi hakkında uygulanması zorunludur.

Somut olayda, şikayetçi borçlunun, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2010/2741 E. sayılı dosyasında 06.05.2015 tarihinde; "...çalışmakta olduğum işyerinden, emekli olmam halinde alacağım emekli maaşından her ay 1.000 TL kesilmesine, rıza ve muvafakatım vardır" şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.

Doğmamış haktan feragat edilemeyeceğinden, borçlunun emekli olmadan emekli maaşının haczedilebileceğine dair muvafakatının geçersiz olduğunun kabulü gerekir. 

O halde, mahkemece, şikayetin kabulüyle haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 


SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.01.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

14 Mayıs 2017 Pazar

MÜKELLEFE GÖNDERİLEN UYARI YAZISI

Özeti: Davacı tarafından sahte fatura kullanımı sebebiyle davalı idarece özel esaslara tabi mükellefler listesine alındığı ileri sürülerek söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada, davalı idarenin, “onbeş gün içinde ilgili belgelerin gerçekliğini ispat etmesi ya da sahte veya yanıltıcı belgeleri, bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içinde indirim hesaplarından çıkararak beyanlarını düzeltmesi gerektiğine, aksi halde özel esaslara tabi tutulacağına” dair duyurusunun davacı hakkında tesis edilmiş bir işlem sayılmayacağı, dolayısıyla davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden, vergi mahkemesince, yargılama giderlerinin davalı idare üzerine bırakılması ve davalı idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka uygun bulunmamaktadır.
Davacının özel esaslara tabi mükellefler listesine alınma işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesi'nin kararıyla; davalı idarenin mahkemelerinin yürütmenin durdurulması istemi hakkında verdiği karar sonrası verdiği itiraz dilekçesinde, sahte faturaları kullanan mükellefler arasında davacının da yer aldığı ancak bu tespitten dolayı özel esaslara alınmadığı belirtildiğinden, davacı hakkında tesis edilmiş kesin ve yürütülmesi gereken bir işlemin bulunmadığı, davanın açılmasından önce davacıya tebliğ edilen yazıda “… özel esaslar kapsamına alınmanıza neden olan …” ifadesi yer aldığından ve bu ifade sebebiyle dava açılmasına idarece sebebiyet verildiğinden, yargılama giderlerinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesinin hukuka uygun düşeceği gerekçesiyle dava incelenmeksizin reddedilmiş, yargılama giderlerinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Davalı idarece, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ve avukatla temsil edilen idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülerek kararın yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden bozulması istenmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Kararlarda bulunacak hususlar” başlıklı 24. maddesinde, kararlarda, yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği, 31. maddesinin 1. bendinde, bu kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Sözü edilen bu atfın yapıldığı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılarak 01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447. maddesinin 2. bendinde ise mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.06.1927 tarih ve 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamaların, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı belirtilmiş olup 6100 Sayılı Yasa'nın 326. maddesinde, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen tarafa yükseltileceği, 323. maddesinde ise vekille takip edilen davalarda kanun gereği takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerine dahil olduğu hükmü yer almıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde yargılama giderleri arasında sayılan avukatlık ücretinin takdirinde dayanılacak kuralları içeren 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesi ve aynı Yasa uyarınca yürürlüğe konularak bu davada uygulanması gereken 21.12.2011 tarihli ve 28149 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 1. maddesinde; avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür.
Bu düzenlemelere göre yargılama sonucu taraflardan birine yargılama giderlerinin yükletilmesinin nedeni, haksız olarak dava açmak ya da hukuka aykırı bir işlem yapmak suretiyle karşı tarafın gidere katlanmasına neden olunmasıdır.
Davacı tarafından sahte fatura kullanımı sebebiyle davalı idarece özel esaslara tabi mükellefler listesine alındığı ileri sürülerek söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada, davalı idarenin 12.11.2014 tarihinde kayda geçen Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı'na hitaplı itiraz dilekçesinde, davacının özel esaslara henüz alınmadığı ancak 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'ndeki açıklamalar doğrultusunda onbeş gün içinde ilgili belgelerin gerçekliğini ispat etmesi ya da sahte veya yanıltıcı belgeleri, bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içinde indirim hesaplarından çıkararak beyanlarını düzeltmesi gerektiği, aksi halde özel esaslara tabi tutulacağının 21.07.2014 tarihli yazısıyla kendisine duyurulduğunun belirtildiği, buna göre dava dilekçesinin mahkeme kayıtlarına girdiği 18.08.2014 tarihi itibarıyla davacı hakkında tesis edilmiş bir işlem bulunmadığından, dolayısıyla davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden, vergi mahkemesince, yargılama giderlerinin davalı idare üzerine bırakılması ve davalı idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka uygun düşmemiştir.
SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesi'nin kararının, yargılama giderlerine dair hüküm fıkrası yönünden ve davalı idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmek üzere bozulmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 12.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MÜKELLEF SAHTE FATURA KULLADIĞI GEREKÇESİYLE TAKDİR KOMİSYONU İNDİRİMLERİ RETDETMELİDİR.

Özeti : Takdir Komisyonlarının görevinin, matrah ve servet takdiri yapmak olduğu, mükelleflerin sahte fatura kullandığı gerekçesiyle indirimlerin reddine ilişkin takdir yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle sahte fatura kullanım nedeniyle takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden tarhiyat yapılamayacağı hakkında.
İstemin Özeti : Davacı adına bir kısım alış faturalarının sahte olduğundan bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2006/Mart, Haziran-Ağustos, Ekim-Aralık dönemleri için re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden İzmir 1. Vergi Mahkemesi'nin 15/02/2013 günlü, E:2012/1016; K:2013/153 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Cevabın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Tetkik Hakimi Düşüncesi : 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun değerlendirilmesinden; mükelleflerin kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmadığı ve sahte fatura olduğu hususunun ortaya konulmuş olması durumunda 3065 sayılı Kanun ile getirilen ve katma değer vergisine özgü bir mekanizma olan indirim mekanizmasından yararlanamayacakları, söz konusu fatura ve belgelerin gerçek durumu yansıtmaması durumunda, vergi dairesince, mükellefin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle hakkında tarhiyat yapılabileceği anlaşılmaktadır.

Takdir komisyonlarının görevi ise; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak ile vergi kanunlarında yazılı fiat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmek olup, mükelleflerin; gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlar, matrah takdirini gerektiren durumlar değil, katma değer vergisi indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi icabeden ve katma değer vergisi indirimlerinin reddini gerektiren durumlar olduğundan, bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesinde ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdiri görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle, katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonunca alınan karara istinaden davacı adına yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığından, davanın reddine karar veren vergi mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Davacı adına bir kısım alış faturalarının sahte olduğundan bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2006/Mart, Haziran-Ağustos, Ekim-Aralık dönemleri için re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden vergi mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanun’un "Re'sen Vergi Tarhı" başlıklı 30. maddesinde, re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış ve maddenin 6. bendinde; tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa, bu bir re'sen tarh nedeni olarak belirlenmiştir.

Aynı Kanun’un "Takdir Kararı" başlıklı 31. maddesinde, takdir komisyonunca belli edilen matrah veya matrah kısmının takdir kararına bağlanılacağı belirtilmiş, "Komisyonların Görevleri" başlıklı 74. maddesinin 'a' fıkrasının 1. bendinde, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak; 2.bendinde ise vergi kanunlarında yazılı fiat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmek komisyonun görevleri olarak belirlenmiştir.

Bilindiği üzere, katma değer vergisi, mal ve hizmetlerin üretiminden tüketimine kadar geçen üretici, tüketici, yarı toptancı, perakendeci gibi her aşamada katılan değer üzerinden alınan, her aşamada matrahı katma değer olan ve sonunda tümü tüketici üzerine kalan bir vergi olup katma değer vergisini, diğer vergilerden ayıran en önemli özellik, vergi indirimi mekanizmasıdır. Mekanizmanın işleyişi, emtia teslim ve hizmet bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu satışların girdilerine ilişkin olarak ödenen katma değer vergisinin indirilmesi esasına dayanmaktadır. Vergi mükellefi, katma değer vergisi sistemi içinde, aracı görevi yapar. Sattığı mal ve hizmetler üzerinden tahsil ettiği vergiden mal ve hizmet alışında ödediği vergiyi indirir, bakiyesini devlete öder. Bu işlem her safhadaki mükellef tarafından tekrarlanmaktadır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinde de, katma değer vergisi indirim mekanizması düzenlenmiş, 29. maddenin (a) bendinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, 3065 sayılı Kanun’un 29. maddesine göre mükellefler kendilerine yapılan teslim ve hizmetler nedeniyle düzenlenen fatura ve benzeri vesikalardaki katma değer vergisini indirim konusu yapabilirler. Ancak, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3. maddesinin (B) bendinde ifade edildiği üzere vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu kuralın gereği olarak mükelleflerin Katma Değer Vergisi Kanununun yukarıda sözü edilen 29. maddesi hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır. Bu madde hükümlerine göre mal alışları nedeniyle yüklenilen katma değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım satımı karşılığı düzenlenmesi gerekmektedir. Mükelleflerce indirim konusu yapılan katma değer vergilerine ilişkin fatura ve benzeri belgelerin gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasına dayanmadığı ve düzenlenen belgelerin muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge olduğu hususlarının vergi dairesince, Vergi Usul Kanunu uyarınca yapılacak inceleme sonucu açık ve somut bir şekilde tespit edilmesi durumunda, indirim konusu vergilerin reddi ve resen vergi tarhiyatına konu yapılabileceği açıktır.

Bu kapsamda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 134. maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamak olduğu; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, incelemeye yetkili olanlar tarafından lüzum görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine de teşmil edilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacının 2006 yılında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullandığının vergi tekniği raporu ile belirlendiği gerekçesiyle 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 30. maddesi uyarınca Takdir Komisyonuna sevk edilerek burada tespit edilen matrah üzerinden tarh edilen bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin davacıya tebliğ edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıdaki kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden, mükelleflerin kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmadığı ve sahte fatura olduğu hususunun ortaya konulmuş olması durumunda 3065 sayılı Kanun ile getirilen ve katma değer vergisine özgü bir mekanizma olan indirim mekanizmasından yararlanamayacakları, ancak davacının sahte fatura kullandığı hususunun ise, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak yapılacak vergi incelemesi sonucunda düzenlenecek vergi inceleme raporu ile tespit edilebilecek bir durum olduğu, zira burada tespit edilecek hususun, matrahın beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi değil, mükellefin yasal defterlerine kaydetmek suretiyle indirim konusu yaptığı fatura ve belgelerin gerçek durumu yansıtıp yansıtmaması olduğu, söz konusu fatura ve belgelerin gerçek durumu yansıtmaması durumunda ise, vergi dairesince, mükellefin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle hakkında tarhiyat yapılabileceği anlaşılmaktadır.

Takdir komisyonlarının görevi; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak ile vergi kanunlarında yazılı fiat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmektir. 3065 sayılı Yasa’da öngörülen indirim mekanizması ise, vergilendirme tekniği açısından, matrah takdirinden farklı bir müessese olup mükelleflerin; gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlarda, matrah takdirini gerektiren bir husus bulunmaması nedeniyle, bu tür fiillerin, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. ve 34. Maddelerinde düzenlenen, indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi suretiyle, katma değer vergisi indirimleri yönünden yapılacak vergi incelemesi ile bir sonuca bağlanması gerekmektedir. Bu nedenle, bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesi ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdiri görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılması mümkün değildir.

İdari işlem ve tasarruflarla kişilerin hukukunda haricen değişiklik yapma yetki ve imtiyazına sahip olan idarenin, bu yetkisini kullanırken öncelikle yetkinin kullanılmasına ilişkin şekil ve koşullarının belirlendiği usul kanunlarının kendi üzerine yüklediği görevler çerçevesinde hareket etmesi gerekir. Zira Anayasada yer alan hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu da idarenin işlem ve eylemlerini, hukuk kuralları çerçevesinde ve yine bu kuralların yüklediği görev ve yetki kapsamında yürütmesidir. Bu nedenle yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca, davacının sahte fatura kullandığından bahisle takdir komisyonuna sevk edilmesi üzerine, katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonunca alınan karara istinaden davacı adına yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, İzmir 1. Vergi Mahkemesi'nin 15/02/2013 günlü, E:2012/1016; K:2013/153 sayılı kararının bozulmasına, onbeş gün içinde kararın düzeltmesi yolu açık olmak üzere, 19.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

VERGİ İNCELEMESİ TAKDİR KOMİSYONU KARARI RESEN VERGİ TARHI


İstemin Özeti : Davacı adına, bir kısım alış faturasının sahte olduğundan bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2006/Eylül, Ekim dönemleri için re'sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin 19/12/2013 tarih ve E:2013/455, K:2013/3140 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.
Cevabın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Tetkik Hakimi ................'in Düşüncesi : Davacı adına, sahte fatura kullandığından bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak dava konusu cezalı tarhiyat yapılmış ise de; mükelleflerin gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlar, matrah takdirini gerektiren durumlar değil, katma değer vergisi indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi icabeden ve katma değer vergisi indirimlerinin reddini gerektiren durumlardır. Bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesi ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdiri görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılması mümkün olmadığından davacı adına takdir komisyonu kararına istinaden yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu cezalı tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararının bu gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:
Davacı adına bir kısım alış faturalarının sahte olduğundan bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2006/Eylül, Ekim dönemleri için re'sen tarh edilen vergi zıyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden vergi mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Re'sen Vergi Tarhı" başlıklı 30. maddesinde, re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış ve maddenin 6. bendinde; tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa, bu bir re'sen tarh nedeni olarak belirlenmiştir.
Aynı Kanun'un "Takdir Kararı" başlıklı 31. maddesinde, takdir komisyonunca belli edilen matrah veya matrah kısmının takdir kararına bağlanılacağı belirtilmiş, "Komisyonların Görevleri" başlıklı 74. maddesinin 'a' fıkrasının 1. bendinde, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak; 2.bendinde ise vergi kanunlarında yazılı fiat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmek komisyonun görevleri olarak belirlenmiştir.
Bilindiği üzere, katma değer vergisi, mal ve hizmetlerin üretiminden tüketimine kadar geçen üretici, tüketici, yarı toptancı, perakendeci gibi her aşamada katılan değer üzerinden alınan, her aşamada matrahı katma değer olan ve sonunda tümü tüketici üzerine kalan bir vergi olup katma değer vergisini, diğer vergilerden ayıran en önemli özellik, vergi indirimi mekanizmasıdır. Mekanizmanın işleyişi, emtia teslim ve hizmet bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu satışların girdilerine ilişkin olarak ödenen katma değer vergisinin indirilmesi esasına dayanmaktadır. Vergi mükellefi, katma değer vergisi sistemi içinde, aracı görevi yapar. Sattığı mal ve hizmetler üzerinden tahsil ettiği vergiden mal ve hizmet alışında ödediği vergiyi indirir, bakiyesini devlete öder. Bu işlem her safhadaki mükellef tarafından tekrarlanmaktadır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 29. maddesinde de, katma değer vergisi indirim mekanizması düzenlenmiş, 29. maddenin (a) bendinde; mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere, 3065 sayılı Kanunun 29. maddesine göre mükellefler kendilerine yapılan teslim ve hizmetler nedeniyle düzenlenen fatura ve benzeri vesikalardaki katma değer vergisini indirim konusu yapabilirler. Ancak, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (B) bendinde ifade edildiği üzere vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu kuralın gereği olarak mükelleflerin Katma Değer Vergisi Kanunu'nun yukarıda sözü edilen 29. maddesi hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır. Bu madde hükümlerine göre mal alışları nedeniyle yüklenilen katma değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım satımı karşılığı düzenlenmesi gerekmektedir. Mükelleflerce indirim konusu yapılan katma değer vergilerine ilişkin fatura ve benzeri belgelerin gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasına dayanmadığı ve düzenlenen belgelerin muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge olduğu hususlarının vergi dairesince, Vergi Usu! Kanunu uyarınca yapılacak inceleme sonucu açık ve somut bir şekilde tespit edilmesi durumunda, indirim konusu vergilerin reddi ve resen vergi tarhiyatına konu yapılabileceği açıktır.
Bu kapsamda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 134. maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamak olduğu; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, incelemeye yetkili olanlar tarafından lüzum görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadî kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine de teşmil edilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 2006 yılında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullandığının vergi tekniği raporu ile belirlendiği gerekçesiyle 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca takdir komisyonuna sevk edilerek burada tespit edilen matrah üzerinden tarh edilen bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin davacıya tebliğ edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıdaki kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden, mükelleflerin kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmadığı ve sahte fatura olduğu hususunun ortaya konulmuş olması durumunda 3065 sayılı Kanun ile getirilen ve katma değer vergisine özgü bîr mekanizma olan indirim mekanizmasından yararlanamayacakları, ancak davacının sahte fatura kullandığı hususunun ise, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 134. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak yapılacak vergi incelemesi sonucunda düzenlenecek vergi inceleme raporu İle tespit edilebilecek bir durum olduğu, zira, burada tespit edilecek hususun, matrahın beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi değil, mükellefin yasal defterlerine kaydetmek suretiyle indirim konusu yaptığı fatura ve belgelerin gerçek durumu yansıtıp yansıtmaması olduğu, söz konusu fatura ve belgelerin gerçek durumu yansıtmaması durumunda ise, vergi dairesince, mükellefin katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle hakkında tarhiyat yapılabileceği anlaşılmaktadır.
Takdir komisyonlarının görevi; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak ile vergi kanunlarında yazılı fiyat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmektir. 3065 sayılı Yasada öngörülen indirim mekanizması ise, vergilendirme tekniği açısından, matrah takdirinden farklı bir müessese olup mükelleflerin; gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlarda, matrah takdirini gerektiren bir husus bulunmaması nedeniyle, bu tür fiillerin, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 29. ve 34. Maddelerinde düzenlenen, indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi suretiyle, katma değer vergisi indirimleri yönünden yapılacak vergi incelemesi ile bir sonuca bağlanması gerekmektedir. Bu nedenle, bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesi ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdirî görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılması mümkün değildir.
İdari işlem ve tasarruflarla kişilerin hukukunda haricen değişiklik yapma yetki ve imtiyazına sahip olan idarenin, bu yetkisini kullanırken öncelikle yetkinin kullanılmasına ilişkin şekil ve koşullarının belirlendiği usul kanunlarının kendi üzerine yüklediği görevler çerçevesinde hareket etmesi gerekir. Zira Anayasada yer alan hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu da idarenin işlem ve eylemlerini, hukuk kuralları çerçevesinde ve yine bu kuralların yüklediği görev ve yetki kapsamında yürütmesidir. Bu nedenle yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca, davacının sahte fatura kullandığından bahisle takdir komisyonuna sevk edilmesi üzerine, katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonunca alınan karara istinaden davacı adına yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığından dava konusu cezalı tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararı sonucu itibariyle yerinde görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine, İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin 19/12/2013 tarih ve E:2013/455, K:2013/3140 sayılı kararının yazılı gerekçe ile onanmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 16/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

İŞÇİNİN İŞ YERİNDE HERKESÇE GÖRÜLE BİLECEK YER OLMAYAN DUVAR DİBİNE ÇİŞİNİ YAPMASI, İŞ VERENCE İŞ AKDİNİN FESHİ--İŞÇİNİN İŞE İADE DAVASININ REDDİ GEREKTİĞİ

Davacı 04/07/2013 tarihinde davalı şirkette çalışmaya başladığını, çalışmasına devam etmekteyken 04/02/2015 tarihinde iş akdinin haksız ve geçersiz olarak feshedildiğini, işyerinde mekanik bakımcı olarak çalıştığını, ücreti dışında işyerinde yürürlükte olan TİS ile belirlenen tüm sosyal haklardan yararlandığını, iş akdinin feshini gerektirecek hiçbir hareketinin olmadığını, işe iadesine karar verilmesini, yasal süre içerisinde işe müracaat etmesine rağmen işe başlatılmaması halinde 8 aylık ücreti tutarında tazminat ödenmesi gerektiğinin tespitine yasal süre içerisinde işe müracaat edilmesi halinde boşta geçen süreye dair 4 aylık ücret ve sosyal hakkının ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı davacının iş yeri içerisinde umuma açık ortamda tuvalet ihtiyacını giderdiğinin görülmesi üzerine savunması alınarak iş akdinin haklı sebeple feshedildiğini, bu yerin umuma açık bir yer olup fabrikanın içi olduğunu, iş yerinde birçok tuvaletin bulunduğunu davacının alınan savunmasından sadece dökümhane tuvaletine gidildiği diğer bölümde bulunan ve uzak olmayan tuvaletlerin denenmediğinin anlaşıldığı, olayın davacının mesaisinin daha yeni başladığı bir saatte meydana geldiğini, davacının üyesi bulunduğu Türk Metal Sendikası ile müvekkil şirketin üyesi bulunduğu MESS arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesi (EK-7) Yasaklar ve Cezalar başlıklı 30. maddenin 30. fıkrası işyerinde “ edep ve ahlak ile bağdaşmayacak hareketlerde bulunmak, iş yerinin disiplin ve ahengini bozacak davranışlar göstermek” şeklindeki davranış ve hareketlerin yaptırımı işten çıkarma olarak belirlendiğini belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davacının davalı iş yerinde çalıştığı dönemde 26/01/2015 tarihinde saat 16:45 sıralarında davalı iş yerinin içerisinde bulunan ve keşif sonrası alınan fen bilirkişisi raporunda fotoğrafları çekilen yere küçük tuvaletini yaptığı gerekçesiyle savunması da alınmak suretiyle iş akdinin feshedildiği, davacı tarafça çok sıkışması ve tuvaletlerin yetersizliği sebebiyle belirtilen yere küçük tuvaletini yapmak zorunda kaldığının savunulduğu, özellikle tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı işyerinde tuvalet sıkıntısının bulunduğunun anlaşıldığı, zira davacı tanıklarının bu hususu doğruladığı gibi davalı tanıklarından davalı şirketin ticaret müdürünün olayın olduğu tarihten sonra erkeklerin tuvaletine birer tuvalet ilave edildiğini, kadınlar tarafından tuvaletlerin yetersizliği konusunda şikayetler geldiğini ancak erkekler tarafından şikayet gelmediğini beyan ettiği, tuvaletlerin yetersizliği ve çalışma sırasında tuvalete gidilmesi hususunda işçilerin problemlerinin bulunduğunun anlaşıldığı, memurların kullandığı tuvaletler ile işçilerin kullandığı tuvaletlerin farklı olduğu, davacının küçük tuvaletini yaptığı yerin herkesçe görülebilecek bir yer olmadığı ve belirtilen yere zorunlu sebeplerle yapıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, yakında boş tuvalet varken açık bir yere tuvaletin yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kaldı ki tuvaletler yetersiz olsun veya olmasın işçinin yapmış olduğu bu davranışından dolayı savunmasının alınmasından sonra öncelikle ihtar edilmesi ve bir daha böyle bir olayın meydana gelmesi durumunda işten çıkartılabileceği ve ya başka bir yaptırım uygulanacağının ihtar edilmesi, bu suretle feshin en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, davalı tarafça feshin son çare olması ilkesine de aykırı hareket edildiği, feshin yapılan davranışa karşı orantılı olmadığı ve haksız olduğu, işe iade şartlarının belirtilen sebeplerle gerçekleştiği anlaşıldığından açılan davanın kabulüne karar verilmiştir.

Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı konsun da uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesih sebebi, işçinin kusurlu bir davranışını şart koşar. 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır.

Diğer taraftan ölçülülük ilkesi uyarınca, fesihte seçilen ve uygulanan yöntemin, takip edilen amaçla mukayese edildiğinde açıkça orantısız olmaması gerekir. Bir başka anlatımla müdahalenin ağırlığı ile onun haklı kılan nedenlerin önemi ve ağırlığı arasında bir tartım yapılmalıdır.

Somut olayda davalı tarafından dosyaya davacının 26.01.2015 tarihinde işletme sahası içerisinde umuma açık yere küçük tuvaletini yaparken görüldüğüne dair iş yerinde çalışan ... tarafından tutulan tutanağın sunulduğu, bunun üzerine davacının bu olayla ilgili olarak 28.01.2015 tarihinde savunmasının talep edildiği, davacının aynı tarihli savunmasında olay günü dökümhane tuvaletine gittiğini, tuvaletin o anda dolu olduğunu, geri dönüp cüruf sahasının yanındaki duvarın arkasına giderek ihtiyacını gidermek zorunda kaldığını, buranın umuma açık bir yer olmadığını belirtmiş olup bu olayla ilgili olarak 03.02.2015 tarihinde iş yerinde Disiplin Kurulu toplanmış ve Toplu İş Sözleşmesi (EK-7) Yasaklar ve Cezalar başlıklı 36. maddenin 30. fıkrasından düzenlenen iş yerinde “ edep ve ahlak ile bağdaşmayacak hareketlerde bulunmak, iş yerinin disiplin ve ahengini bozacak davranışlar göstermek” şeklindeki davranışı gereği 2 üyenin 2 günlük ücret cezası verilmesi ve 2 üyenin de işten çıkarma cezası verilmesi yönünde oy kullanması üzerine nihai kararın genel müdür tarafından verilmesine karar verildiği, sonrasında davacının iş akdinin 04.02.2015 tarihinde İş Kanunun 25/2-b maddesi ve Toplu İş Sözleşmesi (EK-7) Yasaklar ve Cezalar başlıklı 36. maddenin 30. Fıkrası gereği feshedildiği davacıya bildirilmiştir.
Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıkları dökümhane bölümünde 3 adet tuvalet olduğunu, tuvaletlerin yetersiz olduğunu, sadece davacının değil diğer işçilerin de yoğunluk sebebiyle açık alana tuvaletlerini yaptıklarını bildiklerini, olayın gerçekleştiği yerin umuma açık olmadığını beyan etmişler; davalı tanıkları ise tuvaletlerin yeterli olduğunu, işyerinde birçok yerde tuvalet bulunduğunu, olayın olduğu tarihten sonra tuvalet sayılarının artırıldığını beyan etmişlerdir.

Mahkemece davalı iş yerinde keşif yapılmış, iş yerinde birçok yerde tuvaletin bulunduğu tespit edilmiş ve davacının olay tarihinde feshe konu eylemini gerçekleştirdiği yer tespit edilmiştir. Her ne kadar mahkemece davacının küçük tuvaletini yaptığı yerin herkesçe görülebilecek bir yer olmadığı ve belirtilen yere zorunlu sebeplerle yapıldığı kabul edilmişse de davacının eyleminin iş yerinde başka yerde tuvaletler bulunduğu halde buralara gidilmeden fabrikanın içinde bir alanda gerçekleştiği, iş yerinde onlarca işçi çalıştığı hususu gözetildiğinde bu durumun kabul edilemez olduğu ancak davacının daha önce benzer bir eylemi veya disiplinsiz davranışı olmadığı değerlendirildiğinde, anılan eylemin fesih için geçerli neden teşkil edeceği dikkate alınmadan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 

4857 Sayılı İş Yasasının 20/3.maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 

1-)Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 
2-)Davanın REDDİNE, 
3-)Karar tarihinde alınması gerekli 29,20 TL harçtan peşin alınan 25,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 4,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
4-)Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 27,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-)Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine,
7-)Peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 01.11.2016 oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.

KİMLİK BİLDİRME KANUNU

Çalışanın İŞE GİRMESİ 
Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, kamp, kamping, tatil köyü, her türlü özel veya resmi konaklama yerleri (yatılı okulların pansiyonları, yetiştirme yurtları ve köy odaları dahil) ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ve dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinde sürekli veya geçici olarak çalıştırılanların kimliklerinin, iki örnek olarak düzenlenecek olan Çalışanlara ait Kimlik Bildirme Belgesi (Form:2)’ne yazılarak 24 saat içinde en yakın yetkili genel kolluk örgütüne verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilenler dışında kalan her çeşit ticaret ve sanat amacı güden iş yerlerinde sürekli veya geçici olarak çalıştırılanların kimliklerinin ise, yine iki örnek olarak düzenlenecek olan Çalışanlara ait Kimlik Bildirme Belgesi İ (Form: 2)’ne yazılarak 72 saat içinde en yakın yetkili genel kolluk örgütüne verilmesi gerekmektedir.
Çalışanın İŞTEN AYRILMASI durumunda ise, belgenin ayrılışla ilgili bölümlerinin (ayrılış tarihi ve imza) doldurularak, belgelerin verilmesindeki sürelere (24 saat/72 saat) uyulmak suretiyle yetkili genel kolluk örgütüne tekrar bildirimde bulunulması gerekmektedir.
İşyerleri, kendilerinde kalan belge örneklerini kolluk örgütünden alacakları kısımla birlikte 3 YIL süre ile saklayacaklardır.

Madde 1- Bu Kanunda sayılan, özel veya resmi, her türlü konaklama, dinlenme bakım ve tedavi tesisleri ve işyerleri ile konutlarda geçici veya sürekli olarak kalanlar,oturanlar,çalışanlar ve ayrılanların kimliklerinin tespiti ve bildirilmesi bu Kanunun hükümlerine göre yapılır.
Askeri konaklama, dinlenme ve kamp tesisleri ile ordu evleri bu Kanunun kapsamı dışındadır.
Madde 2- Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, kamp, kamping, tatil köyü ve benzeri her türlü, özel veya resmi konaklama yerleri ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri, dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinin sorumlu işleticileri, bu yerlerde ücretli veya ücretsiz, gündüz veya gece, yatacak yer gösterdikleri yerli veya yabancı herkesin kimlik ve geliş ayrılış kayıtlarını, örneğine ve usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak, genel kolluk örgütlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak, Devlet İstatistik Enstitüsüne, talebi halinde vermek zorundadırlar.
Madde 3- İkinci maddede sayılan tesislerin sorumlu işleticilerinin kimlikleri, tesis açılmadan evvel müessesenin sahibi veya kanuni temsilcisi tarafından örneğine uygun şekilde, en yakın kolluk örgütüne bildirilir.
Sorumlu işleticinin değişmesi halinde keyfiyetin 24 saat içinde ve yukarıdaki fıkrada gösterilen şekilde bildirilmesi zorunludur.
İşleticiler, kendilerine bu konuda verilen görev ve yükümlülükleri, kendi sorumlulukları altında yöneticilerine devredebilirler.
Bu durumda işletici ve yönetici müştereken sorumlu olurlar.
Kamu kuruluşlarına ait tesislerin amir ve müdürleri işletici gibi sorumludurlar.
Madde 4- İkinci maddedeki tesislerin sorumlu işleticileri, müesseselerinde sürekli veya geçici olarak çalıştırdıkları kimseleri ve bunların ayrılışlarını, örneğine uygun kimlik bildirme belgesi doldurarak, 24 saat içinde bağlı oldukları en yakın kolluk örgütüne bildirirler.
Kolluk örgütüne bildirilerek çalıştırılanlara, sorumlu işletici tarafından doldurulup onaylanan, örneğine uygun bir kimlik kartı verilir.
Kolluk görevlilerince her istenildiğinde bu kimlik kartının gösterilmesi zorunludur.
Madde 5- Binalarda kapıcı, kaloriferci, bekçi, telefoncu ve benzeri idari, teknik ve yardımcı hizmetlerde çalışanlar için, bunların işe başlamalarını izleyen üç gün içinde,
a) Bağımsız bir bölüm teşkil eden konutlarda oturan sahip veya kiracı,
b) Kat mülkiyetine tabi taşınmaz mallarda yönetici veya yönetim kurulunun bu konuda kendi adına yetkili kıldığı bir üye tarafından örneğine uygun kimlik bildirme belgesinin doldurulup mahalli genel kolluk örgütüne verilmesi zorunludur.
Madde 6- Şehir, kasaba ve köy sınırları içindeki;
a) Konutlarda oturmakta olanlar ile sürekli veya geçici olarak ve konutta kalarak çalışan hizmetçi, aşçı, mürebbiye, bekçi ve benzeri her türlü hizmetliler için aile reisi;
b) Bu Kanunun ikinci maddesinde sayılanlar dışında kalan her çeşit ticaret ve sanat amacı güden iş yerlerinde çalışanlar ve buralarda her türlü barındırmalar için iş yerlerinin sorumlu işleticisi;
c) Öğrenci yurtları ve benzeri yerlerde çalışanlar ile bu yerlerde kalmakta olan öğrenciler için o yerin sorumlu işleticisi;
d) Resmi binalar ve müştemilatında yatarak kalmalarına yer gösterilenler için yatılan dairenin yetkili amiri tarafından örneğine uygun kimlik belgesi doldurularak üç gün içinde genel kolluk örgütüne verilmesi zorunludur.
Konutun değiştirilmesi veya (b) ve (c) bentlerinde sayılan konut, iş yeri ve yurtlarda çalışmakta veya barınmakta olanlar ile (d) bendinde belirtilen yerlerde kalanların ayrılmaları halinde de, yukarıdaki şekil ve süre içinde bildirim belgesi gereklidir.
(Değişik: 29/8/1996-4178/8 md.) Kimlik bildirimleri, mahalli kolluk örgütüne verilmeden evvel mahalle veya köy muhtarına onaylatılır.
Madde 7- Geçici yer değiştirmelerde;
a) Konutlarda 30 günden fazla kalacak misafir için aile reisi;
b) Yaylak ve kışlak gibi yerlere mevsimlik olarak göçenler için de aile reisi tarafından, örneğine uygun bildirim,
Üç gün içinde kolluk örgütüne verilir.
Madde 8- Kat mülkiyetine tabi taşınmaz mallarda, aile reislerinin bu Kanuna göre dolduracakları her çeşit bildirimlerin birer örneği sorumlu yöneticiye verilir.
Madde 9- Bu Kanun hükümlerine göre kimlik bildirme belgesini yetkili idareye vermekle yükümlü tutulanlar, kimliğini nüfus hüviyet cüzdanı ve diğer resmi geçerli belgelerle ispat edemeyen kimseleri tesislerinde barındıramaz, konut ve işyerlerinde çalıştıramaz.
Madde 10- Kahvehane, oyun salonu, kulüp, lokal ve benzeri yerlerde ve bu Kanunun kapsamına giren diğer yatısız iş yerlerinde, özel kanunları müsaade ettiği takdirde, ancak sahipleri ve çalıştırdıkları kimseler yatabilir, başkaları kalamazlar.
İskele, istasyon, hava meydanı terminal, garaj, benzin istasyonu ve benzeri kara, deniz ve hava ulaşım merkezleri ile fuar, panayır, sergi ve pazar kurulması gibi zorunluluk olan zaman ve yerlerde, sabahçı kahvesi ve benzeri diğer tesislere, bağlı olduğu kolluk örgütünün ve ilgili mahalli idarenin görüşü alınarak mahalli ve en büyük mülkiye amiri tarafından geçici veya, sürekli olarak izin verilebilir. Buralarda kalanlar için bildirim yapılmaz.
Madde 11- Kat mülkiyetine tabi taşınmaz mal yöneticileri ve kapıcıları, binalarında bildirim dışı kimselerin oturup oturmadığını, çalışıp çalışmadığını,garaj, kömürlük, boş daire gibi bölümlere saklanmalar, sığınmalar, bazı eşya veya maddeleri gizlemeler olup olmadığını kontrol etmekle yükümlüdürler.
Bütün kat sahipleri ve kiracıları ile binada çalışanlar bu konularda yöneticiye yardımcı olmak ve gereken bilgileri vermek zorundadırlar.
Yönetici ve kapıcıların, bu Kanuna aykırılıkları ve diğer şüpheli gördükleri hususları, bağlı oldukları genel kolluk örgütüne bildirmeleri gereklidir.
Madde 12- Bu Kanunun bildirimlerle ilgili maddelerinin uygulama biçimi, sözkonusu kimlik bildirme belge, defter ve kartlarının şekli, muhtevası, verilişi, alınış, Adalet, İçişleri, Turizm ve Tanıtma ve Devlet İstatistik Enstitüsü işlerine bakan Devlet Bakanlıklarınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle gösterilir.
Madde 13- (Mülga: 29/8/1996-4178/9 md.)
Madde 14- Bu Kanuna göre verilecek belgeler ve yapılacak her türlü bildirimler, her çeşit vergi, resim ve harçtan muaftır. Mahkeme kararı olmadıkça, yetkili resmi örgütler dışında, hiç kimsenin bunlardan yararlanmasına müsaade edilemez.
Madde 15- (Değişik: 29/8/1996-4178/9 md.)
2, 3 ve 4 üncü maddeler hükümlerine aykırı hareket edenlere üç milyon lira para cezası verilir.
Madde 16- (Değişik : 29/8/1996-4178/9 md.)
5 inci madde hükmüne aykırı hareket edenlere bir milyon lira para cezası verilir.
Madde 17- (Değişik: 29/8/1996-4178/9 md.)
6, 7, 8, 9, 10 ve 11 inci maddelerdeki hükümlere aykırı hareket edenlere bir milyon lira; kimlik bildirme belgesinde gerçeğe uymayan bilgi verenlere üç milyon lira para cezası verilir.
Madde 18- (Değişik : 29/8/1996 - 4178/9 md.)
15, 16 ve 17 nci maddelerde belirtilen para cezaları o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Madde 19- 10/6/l930 tarihli ve 1704 sayılı Otel Pansiyon, Ticarethane vesair Umumi Müesseselerde Oturan ve Çalışanların Hüviyet Varakası Vermeleri Mecburiyetine dair Kanun ile bu Kanunun bazı maddelerini tadil ve tashih icrasına ve bir madde ilavesine dair 14/1/1933 tarih ve 2099 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Ek Madde 1 - (Ek: 29/8/1996-4178/10 md.)
Bu Kanunun uygulanması sırasında genel kolluk kuvvetlerine ait karakollara, il merkezlerinden de sorgulanabilen bilgisayar terminalleri konulur. Bunun için gerekli giderler İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.
İdarenin bilgisayar sistemi kurması ve gerekli teknik altyapıyı hazırlamasıyla birlikte, bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan özel veya resmi, her türlü konaklama tesislerinden, Bakanlar Kurulunca belirlenecek olanlar, tespit ve ilan tarihinden itibaren 3 yıl içerisinde tüm kayıtlarını bilgisayarda tutmak ve bilgisayar terminallerini genel kolluk kuvvetlerinin bilgisayar terminallerine bağlamak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmeyen kuruluşlara 50 milyon (2004 yılı itibariyle bu miktar 156.500.000'dır) lira para cezası verilir. Tekrarı halinde işletme ruhsatları iptal edilir.
Geçici Madde 1- Bu Kanunun yayım tarihi ile 12 nci madde gereğince hazırlanacak yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihi arasında geçecek süre içinde 1704 ve 2099 sayılı Kanunların uygulanmasına devam olunur.
Geçici Madde 2- Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra 12 nci maddedeki yönetmelik çıkıncaya kadar 5 inci madde ve 6 ncı maddenin (a), (c), (d) bentlerini gerekli görülen yerlerde uygulatmaya İçişleri Bakanı yetkilidir.
Geçici Madde 3- Bu Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen yönetmelik, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır.
Madde 20- Bu Kanunun 6 ve 7 nci maddeleri, 6 ncı maddenin (b) bendi hariç, 12 nci maddeye dayanılarak çıkarılacak yönetmeliğin yürürlük tarihinde, diğer maddeleri bu Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 21- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ ŞİRKET HİSSE DEVRİ, TİCARET MAHKEMESİ GÖREVİ

ÖZET:Anlaşmalı boşanma protokolü gereğince şirket hisselerinin hissedar eş tarafından diğer eşe devri kararlaştırılmış olmasına rağmen şirket hisse devri yapılmamışsa, şirket hisselerinin hükmen devir ve tescili isteğine ilişkin bu davada görevli Mahkemenin Aile Mahkemesi değil, 6102 TTK 4. ve 5. maddesi gereğince Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu 

Taraflar arasında görülen davada Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29/09/2015 tarih ve 2015/1259-2015/354
sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mehmet Ali Topkan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR 

Davacı vekili müvekkilinin davalı Ahmet B 'ın eski eşi olduğunu, davalı şirketin %10 ortağı iken davalıdan Ankara 11. Aile Mahkemesinin 2010/… Esas, 2010/.. Karar sayılı ilamı ile boşandığını, davalı şirkete eşi sebebiyle formalite ortak olduğunu, tarafların boşanırken yapılan anlaşma protokolü gereğince hisselerini bedelsiz devir edeceğini, ancak davalının bugüne kadar hisseleri devir almadığını, bu nedenle vergi borçlarından dolayı müvekkiline ödeme emirleri geldiğini, bu nedenle müvekkili adına olan hisselerin, boşanma ilamının kesinleşme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Ahmet B… adına devir ve tesciline, karar verilmesini talep etmiştir. 

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, davanın anlaşmalı boşanma protokolüne göre açılmış olup boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi ile ilgili bulunduğu, buna istinaden şirket hisselerinin hükmen devir ve tescili isteğine ilişkin olduğu, davanın TTK'nın 4. maddesinde sayılan mutlak veya nispi ticari davalardan olmadığı, 4787 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. bendi gereği aile hukukundan kaynaklandığı ve bu nedenle aile mahkemesinin görevine girdiği, 6100 Sayılı HMK'nın 114/1/c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olmasının dava şartlarından olduğu ve davanın her aşamasında mahkemece resen dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık 11.05.2010 tarihli protokolde düzenlenen %10 şirket hissesinin protokol uyarınca davalı tarafından devir alınmasına yöneliktir. Taraflar , davalılardan R…. Tıbbi San. ve Tic. Ltd. Şti.ortakları olup limited şirket hisse devrine ilişkin hükümler 6102 TTK ‘da düzenlendiğine göre aynı kanunun 4. maddesi uyarınca bu tür davalar ticari dava niteliğinde olup aynı Kanun'un 5. maddesi gereğince ticaret mahkemesi görevli olduğu halde yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmediğinden kararın temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.