26 Ağustos 2020 Çarşamba

YMM RAPOR İÇİN "DEFTER İNCELEME YETKİSİ OLMADIĞI "İÇİN KESİLEN CEZALARIN İPTALİ KARARI

 


Yeminli mali müşavir olan davacı adına, ... 'a ait vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin dava açılmıştır.


........cevaben gönderilen belgelerin incelenmesinden; alt firmalar hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarının düzenlenme tarihlerine göre , iade tasdik raporlarının düzenlendiği tarihte, iadeye esas alışların gerçekleştirildiği mükellefler ile alt mükellefler hakkında henüz gerçek bir faaliyetlerinin olmadığı ve faturalarının sahte olduğu yönünde davacının ulaşabileceği herhangi bir tespitin bulunmadığının anlaşıldığı,diğer taraftan , yeminli müşavir davacı tarafından, üçüncü kişilerden defter ve belge istemek suretiyle karşıt inceleme yetkisi bulunmadığı,
Yerel Mahkeme kararında özetle; Sahte fatura düzenledikleri yönünde düzenlenmiş bir vergi tekniği raporunun mevcut olduğu hususunun VEDOP sisteminde yapılacak sorgulama ya da mükelleflerin defter-belgeleri üzerinde yapılacak bir karşıt incelemeyle tespit edilmesi imkanının bulunmadığı, davalı idarece, mükellefin defter-belgelerinde, vergilendirmeye esas alınacak belge, kayıt ve matrah tespitinde dikkate alınacak diğer işlem ve donelerin, muhasebe usul ve esaslarına, mevzuatta belirlenen düzenlemelere ve beyanlarına, biçimsel olarak uygun bulunmadığı hususunda başkaca bir iddia ileri sürülmediği, ya da bu hususta bir tespit ve belge ibraz edilmediği dikkate alındığında, davalı idarece haksız yere iade alınmak suretiyle ziya uğratıldığı ileri sürülen katma değer vergileriyle ilgili olarak, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 227.maddesinde düzenlenen sorumluluk şartlarının gerçekleşmediği sonucuna varılarak, söz konusu katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve yargı harcından müteşekkil amme alacağının, müteselsil sorumlu sıfatıyla davacıdan takibi amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
İstinaf başvurusuna konu vergi mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun REDDİNE karar verilmiştir.
Sonuç olarak; Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin vergi mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki bölge idare mahkemesi vergi dava dairesinin kararının onanmasına karar verilmiştir.
T.C. DANIŞTAY Dokuzuncu Dairesi
Esas No : 2017/4264 Karar No : 2020/388 Tarih : 04.02.2020

not:Bu KARAR MALİ MÜŞAVİRLER İÇİN DE EMSAL NİTELİĞİNDEDİR...
Çünkü Mali Müşavirlerin DEFTER İNCELEME YETKİSİ BIRAK TASDİK VE KARŞIT İNCELEME YETKİSİ BİLE YOK...

9 Ağustos 2020 Pazar

MUKELLEFLERİN KENDİ KUSURLKARINDAN DOLAYI SMMM NİN SORUMLULUĞU (SMMM SAHTE FATURADAN SORUMLU OLABİLİRMİ )

 KARŞI İNCELEME YETKİSİ MEVCUT OLMAYAN SMMM MESLEK MENSUPLARININ MÜKELLEFİN ALDIKLARI VEYA KULLANDIKLARI YANILTICI FATURALARLA İLGİLİ SORUMLU OLMASI OLANAKSIZDIR

MÜKELLEFE CEZALI TARHİYAT ÖNEREN İNCELEME RAPORLARI
MÜKELLEFLERİN KENDİ KUSURLARINDAN DOLAYI VEYA İŞLEDİKLERİ CEZAYI GEREKTİRİR FİİLLERİ NEDENİ İLE KENDİLERİNE KESİLECEK CEZALARDAN MESLEK MENSUPLARININ SORUMLU TUTULMASI OLANAKSIZDIR
SERBEST MUHASEBECİ VE MALİ MÜŞAVİR MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL SORUMLULUĞU
SMM SORUMLULUK RAPORU
İÇTİHAT METNİ
ÖZET :
Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir.
Ödeme emirlerinin yetkisiz vergi dairesi tarafından düzenlendiği, mükellefin şahsında hata yapıldığı, aynı amme alacağının asıl borçlu şirket ve muhasebecisi adına aynı anda takip edildiğinden mükerrer takip bulunduğu, müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olunduğu kabul edilmemekle birlikte asıl borçlu şirket hakkında yapılan takip kesinleşmeden adına takip yapılmasının da hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir
Anılan hükümler uyarınca, Serbest Muhasebecilerin müşterek ve müteselsil sorumluluğundan söz edilebilmesi için çalışma konuları içinde yaptığı ve yapması gereken işler dolayısıyla, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmaması ve bunun neticesinde vergi kaybı meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Davacı hakkında düzenlenen Görüş ve Öneri Raporu (SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İstemin Konusu : İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 17/07/2017 tarih ve E:2017/728, K:2017/1952 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava Konusu İstem: Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin 27.11.2015 tarih ve E.112890 sayılı işlemin iptali istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İzmir 4. Vergi Mahkemesi’nin 21/12/2016 tarih ve E:2016/301, K:2016/1935 sayılı kararıyla; davacı hakkında düzenlenen 06/09/2014 tarih ve 2014/-A-97/45 sayılı Görüş ve Öneri Raporu(SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti: Davacı adına, muhasebecisi olduğu şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı süresinde dava açılmadığı, anılan ödeme emirleri içeriği amme alacakları yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddinin incelenmesinin uyuşmazlığın özünü oluşturduğu, davacının muhasebecisi olduğu şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespitinin hakkında düzenlenen raporlara ilişkin olarak yapılacak hukuki tartışmayı gerektirdiği, bu haliyle hukuki bir ihtilaftan kaynaklandığı anlaşılan söz konusu davanın 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 122 ve 124. maddelerinde sayılan vergi hataları kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığından, düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:
Ödeme emirlerinin yetkisiz vergi dairesi tarafından düzenlendiği, mükellefin şahsında hata yapıldığı, aynı amme alacağının asıl borçlu şirket ve muhasebecisi adına aynı anda takip edildiğinden mükerrer takip bulunduğu, müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olunduğu kabul edilmemekle birlikte asıl borçlu şirket hakkında yapılan takip kesinleşmeden adına takip yapılmasının da hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir.
Karşı Tarafın Savunması : Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi …. Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü;
KARAR :
İNCELEME VE GEREKÇE:
Maddi Olay: Serbest muhasebeci ve mali müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin 27.11.2015 tarih ve E.112890 sayılı işlemin iptali istenilmektedir.
İlgili Mevzuat: 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 122. maddesinde, mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilecekleri; 124. maddesinde de, vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri açıklanmıştır. Bu maddeler uyarınca düzeltilmesi vergi dairelerinden istenebilecek vergi hatasının tanımı ise, aynı Kanunun 116. maddesinde, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olarak yapılmış, 117. maddesinde, hesap hataları olarak; matrah hataları, vergi miktarında hatalar ve verginin mükerrer olması; 118. maddesinde de, vergilendirme hataları olarak; mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, mevzuda hata ve vergilendirme veya muafiyet döneminde hatalar gösterilmiş bulunmaktadır.
3568 sayılı Serbest Muhasebecilik Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 2’nci maddesinde serbest muhasebeci mali müşavirlerin çalışma konularının; gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin, genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince defterlerini tutmak, bilanço, kar zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak, muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak, bu konularda belgelerine dayanılarak inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak olduğu ifade edilmiş, Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17’nci maddesinde de serbest muhasebecilerin çalışma konularının, gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin; genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak olduğu belirtilmiş, bu yetkilerin kullanılmasından doğan mali sorumluluklar ise 4008 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununa eklenen mükerrer 227’nci madde ile düzenlenerek, beyannameyi imzalayan meslek mensupları, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza ve gecikme faizinden mükelleflerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda anılan hükümler uyarınca, serbest muhasebecilerin müşterek ve müteselsil sorumluluğundan söz edilebilmesi için çalışma konuları içinde yaptığı ve yapması gereken işler dolayısıyla, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmaması ve bunun neticesinde vergi kaybı meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Davacı hakkında düzenlenen 06/09/2014 tarih ve 2014/-A-97/45 sayılı Görüş ve Öneri Raporu(SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu kabul edip, davayı reddeden İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 17/07/2017 tarih ve E:2017/728, K:2017/1952 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi’ne gönderilmesine, 20/02/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.

T.C.
DANIŞTAY 9.Dairesi
Esas No : 2017/2642 Karar No : 2020/988 Tarih : 20.02.2020

2 Ağustos 2020 Pazar

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ -519- İZAHA DAVET TEBLİĞ ÖZET NOTLARI


1-) Vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitler hakkında tespit tarihine kadar ihbarda bulunulmamış olması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilir.. İzaha davet yazısının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre (önceki hali 15 gün idi) içerisinde izahta bulunulması durumunda, yapılan izah değerlendirilerek değerlendirme sonucunu içeren yazı mükellefe tebliğ edilir.
2-Bir ay içinde izahat yapılması ve uygun görülmesi halinde yaptırım uygulanmaz. Ancak yeterli görülmeyen veya gerekli işlemler /Düzeltmeler yapılması halinde ;6183 /51 uygulanan gecikma zammı ve peşin ödenmesi halinde vergi ziyana uğranılan tutardan %20 kesilir.
Ancak Bu durum ; Bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmez.
3-sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarı, bir takvim yılında 100 bin Türk lirasını geçmeyen (Eskidden 50 Bin idi) veya bu tutarı geçse bile ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmayan mükelleflere ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilebilir.
4-Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilenlerin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yetkili komisyona izahta bulunmaları gerekmektedir.Süresinde yapılan izah, komisyonca en geç 45 gün içinde değerlendirilerek sonuca bağlanır.
5-Ön Tespitlere İlişkin Tutarların Birlikte Değerlendirilmesi; yani ; Mükelleflere SMİYB ön tespit yazısının tebliğ edilip edilmeyeceğinin belirlenmesinde sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olarak kullanılmış olabilecek belgeler, her bir ön tespit itibarıyla, daha önce o yıl için yapılan ön tespitlerdeki tutarlar da dikkate alınarak, bir takvim yılında 100 bin Türk lirasının ve/veya ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’inin aşılıp aşılmadığı bakımından değerlendirilecektir.
Örnek: 3/2/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen faturayla ilgili olarak mükellefe SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmesi mümkün iken, 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen fatura tutarı tek başına ilgili yıldaki mal ve hizmet alışlarının %5'i olan 250.000 TL'yi aşmıyor olmakla birlikte, 3/2/2020 tarihinde düzenlenen rapora istinaden tebliğ edilen SMİYB ön tespit yazısındaki 120.000 TL ile 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen 200.000 TL’nin toplamının (120.000 TL + 200.000 TL = 320.000 TL) ilgili yıldaki mal ve hizmet alışlarının %5'i olan 250.000 TL'yi aşmış olması nedeniyle mükellefe 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen faturayla ilgili olarak SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmeyecektir.
6-30 Gün İçinde Ödeme Yapılmaması
Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesi kapsamında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiler ile izah zammının mükelleflerce maddede öngörülen 30 günlük süre içerisinde ödenmemesi durumunda %20 oranında kesilmiş olan indirimli ceza, %50 oranı esas alınarak ikmal edilir ve izah zammının gecikme faizine dönüştürülmesi işlemi yapılır.
7-7.3. Uzlaşma Başvurusu
Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında kendilerine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, bu maddeye göre %20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine süresi içerisinde tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilir. Ancak, maddenin (b) fıkrası kapsamında ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler, bu madde uyarınca kesilecek vergi ziyaı cezası için uzlaşma başvurusunda bulunamaz.
İzaha Davet şartları nelerdir.?
a-Vergi İncelemesine Başlanılmamış veya Takdir Komisyonuna Sevk İşleminin Yapılmamış Olması
b- İhbarda Bulunulmamış Olması
3

25 Haziran 2020 Perşembe

HATALI BİLDİRİMLER NEDENİYLE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNDEN YERSİZ YARARLANMIŞ SİGORTALILARLA İLGİLİ DÜZELTMELER NASIL YAPILACAK

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan sigortalıların işverenlerce beyan edilen kısa çalışma süreleri, işverenlerce SGK’ya bildirilen prim gün sayıları ile İŞKUR tarafından aylık olarak karşılaştırılmaktadır.

Yapılan karşılaştırmalar sonrasında sigortalıların ödenek aldığı süreleri ile SGK’ya bildirilen prim gün sayıları toplamının 30 veya 31 güne kadar olması halinde, İŞKUR’a bildirilen çalıştırılmayacak süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının mutabık olduğu kabul edilmektedir.

Buna karşın sigortalının ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayıları toplamının 31 günü aşması halinde, aşan kısım yersiz ödeme olarak kabul edilmektedir. 

Örneğin, 1/4/2020 tarihinden itibaren kısa çalışmaya geçen işyerinde haftalık çalıştırılmayacak süresi 22,5/45 olarak İŞKUR’a beyan edilmiş bir çalışan adına İŞKUR tarafından Mayıs ayında 15 günlük kısa çalışma ödeneği verilmektedir. Mayıs ayı her ne kadar 31 gün çekse de sigortalı adına SGK’ya 15 veya 16 günlük prim günü bildirilmesi ve toplamda 30 veya 31 güne ulaşılması halinde İŞKUR tarafından usulüne uygun bildirim yapılmış kabul edilmektedir. Ancak bu örnekteki sigortalı adına Mayıs ayında SGK’ya 15 günlük bildirim yapılmış ise sigortalının çalıştığı süre ile hafta tatiline hak kazandığı süreler puantaj kayıtlarıyla desteklenmediği takdirde SGK tarafından sonradan eksik günlerle ilgili yapılacak denetimlere istinaden bir günlük ek bildirge istenilmesi durumuyla karşılaşılabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Diğer taraftan İŞKUR tarafından yayımlananan 2020/1 sayılı Pasif İşgücü Genelgesinde yer alan “ KÇÖ ödeme gün sayısı ile SGK kayıtlarındaki ilgili dönemdeki prim gün sayısı (Hastalık gerekçesiyle bildirilen eksik gün sayısı dâhil) toplamda 30 gün olmalıdır. Ancak, oranlardaki küsuratların tama iblağı veya ay içinde fiili gün sayısı esas alınması gibi nedenlerle ay içinde işveren tarafından yatırılan prim sayısı (Hastalık gerekçesiyle bildirilen eksik gün sayısı dâhil) ile ödenen kısa çalışma gün sayısı toplamı 31 gün olabilecektir.” açıklamasına istinaden karşılaştırma yapılan ayın 30 gün çekmesine rağmen, sigortalıların ödenek aldığı süreleri ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamı 31 gün olsa bile yapılan bildirimler doğru kabul edilmektedir.

Sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının 31 günü aşması durumunda yapılması gereken işlemler

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamının 31 günü aşması halinde 2020/1 sayılı Genelgede yer alan “sigortalıların prim gün sayısı ile kısa çalışma gün sayısının toplamı 31 gün olabilecektir.” İbaresinden hareketle İŞKUR tarafından toplamda 31 günü aşan süreler için yersiz ödeme çıkartılmaktadır.

Hatalı ödemelerin tahsili hususunda;
- Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Hakkında Yönetmeliğin 7/11. Fıkrasında “İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden, işçinin kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte işçiden tahsil edilir.”

-2020/1 sayılı Pasif İş Gücü Genelgesinde ise“Ayrıca, işçiden tahsilat işlemine başlamadan önce kişinin hesabında ve emanet hesabında  para olup olmadığının da kontrol edilmesi, para olması halinde Kurum hesabına aktarma işlemin yapılması, kalan borcu olması halinde ise ilgilisinden tahsil edilmesi gerekmektedir.” şeklinde açıklama yapılmıştır.
Dolayısıyla kısa çalışma ödeneği alan sigortalılara yapılan fazla ödemeler, varsa sigortalının takip eden aydaki ödeneğinden mahsup edilmekte, yoksa işverenden tahsili cihetine gidilmektedir.
Bu bağlamda, haftalık çalıştırılmayacak süresi 22,5/45 olarak bildirilmiş ve Mayıs ayı için 15 günlük kısa çalışma ödeneği almış bir sigortalı adına, SGK’ya yanlışlıkla 30 günlük prim bildirilmiş olması durumunda, sigortalının Haziran ayı için 15 günlük bir ödeneği varsa yersiz ödeme bu ödenekten mahsup edilmekte, yoksa işverenden tahsil edilmektedir.
Bu durumda, işveren tarafından 15 prim günü üzerinden düzenlenecek iptal nitelikteki bildirgenin SGK’ya kağıt ortamında (kısmi iptale ilişkin bildirge e-Bildirge V2 uygulaması üzerinden gönderilemediğinden) verilmesi gerekecektir. Ancak yasal süresi dışında verilen iptal nitelikteki bildirgeler denetime sevk edilerek uygun görülmesi halinde işleme alınacağından, denetim sonuçlanıncaya kadar sigortalının ödenek alamaması veya işverenin yersiz yapılan ödemeyi faiziyle ödemesi gibi bir durumla karşılaşılabilecektir.

Gerek sigortalının takip eden aydaki ödeneğinin kesilmemesi, gerekse takip eden ayda ödenek yoksa işverenin yersiz yapılan ödemeyi faiziyle birlikte ödememesi adına, SGK’ya verilen iptal nitelikteki bildirgenin bir sureti de dilekçeye eklenmek suretiyle İŞKUR’a müracaat edilmesi, dilekçede ilgili ayda SGK’ya hatalı bildirim yapıldığı, ancak hatalı bildirimin düzeltilmesi amacıyla iptal nitelikteki bildirgenin SGK’ya verildiği, takip eden ayda sigortalının mağdur edilmemesi adına ödeneğin kesilmeyerek sigortalıya ödenmesi veya işverenden tahsil edilmemesinin talep edilmesi, SGK’nın iptal nitelikteki bildirgeyi işleme almaması halinde yersiz yapılan ödemenin faiziyle birlikte ödeneceğinin taahhüt edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Tabi en önemlisi bu taahhüdün İŞKUR tarafından da uygun görülmesi gerekecektir.
Yok eğer işveren, “ hiç bu işlemlerle uğraşmayayım, sigortalının takip eden aydan mahsup edilen kısa çalışma ödeneğini sigortalıya ben ödeyim veya sigortalıya takip eden aydaki kısa çalışma ödeneği ödenmiş ise İŞKUR’a faiziyle birlikte ödemeye razıyım” derse, sigortalının alamadığı ödeneği sigortalıya ödemesi veya sigortalı ödeneğini almış ise İŞKUR’a faiziyle birlikte ödemesi gerekecektir. Bu durumda sigortalının takip eden aydaki ödeneği bir önceki ayda yapılan yersiz ödemeye mahsup edilmiş olsa da veya bir önceki ayda yapılan yersiz ödeme işverenden faiziyle tahsil edilecek olsa da takip eden ayda sigortalı adına ödeme planında belirtilen kısa çalışma ödeneği gün sayısı kadar SGK’ya eksik gün bildiriminde bulunulabilecektir. 

Sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının 30 veya 31 günün  altında kalması durumunda yapılması gereken işlemler

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının ayın çektiği gün sayısına göre 30 veya 31 günün altında olması durumunda, İŞKUR tarafından yersiz ödeme oluşturulması gibi bir durumla karşılaşılmayacaktır.
Ancak bu durumda kısa çalışma ödeneği alan sigortalının SGK’ya bildirilen prim gün sayısının eksik olması nedeniyle, gerek sonradan yapılacak uygunluk denetimleri neticesinde, gerekse sigortalılar tarafından yapılacak ihbar veya şikayetler üzerine yapılacak denetimler neticesinde eksik bildirim yapılan aylar için 2 aylık asgari ücret tutarında idari para cezasına maruz kalınabileceği gibi 2020 yılında alınmış asgari ücret desteklerinin tümünün faiziyle ödenmesi gibi bir durumla karşılaşılabilecektir.
Dolayısıyla sonradan telafisi ağır müeyyidelerle karşılaşılmaması adına kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ayın kalan günlerindeki prim günlerinin SGK’ya eksik bildirilmiş olması halinde, eksik bildirilen sürelere ilişkin ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin e-Bildirge V2 uygulaması üzerinden gönderilmesi yerinde olacaktır. Süresi dışında yapılacak bu bildirimlerin aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken yasal süreyi izleyen üç ay içinde verildiği takdirde belgede kayıtlı sigortalıların işe giriş bildirgelerinin de süresi içinde verilmesi halinde denetime sevk  edilmeden işleme alınacağı, ayrıca uygulanacak ceza tutarının 2 asgari ücreti geçmemek üzere bildirgede kayıtlı sigortalı sayısı başına asgari ücretin 1/8’i tutarında olacağı hususunun da göz önüne alınarak, bildirgelerin üç aylık süre içinde işverenlerce kendiliğinden verilmesi isabetli olacaktır.

Nacizane küçük bir öneri

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamının 31 günü aşması halinde yersiz yapılan ödemenin doğrudan sigortalının takip eden aydaki ödeneğinden kesilmesi veya işverenden tahsili cihetine gidilmesi yerine, öncelikle durumun İŞKUR tarafından işverene iki satır bir yazı ile veya mail ortamında bildirilerek hatalı bildirimin SGK’dan düzeltilmesinin istenilmesi, aksi halde gerekli müeyyidelerin uygulanacağının bildirilmesi, yaşanan bu pandemi krizinde sigortalıların ve işverenlerin mağduriyetine engel olacaktır.
Bununla birlikte, kısa çalışma ödeneği verilen sürelere münhasıran, İŞKUR’a beyan edilen kısa çalışma süreleri  ile SGK’ya yapılan bildirimlerin toplamının 30 veya 31 günü aşması halinde, işverenlerce düzenlenen iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin doğruluğunun İŞKUR’a yapılan kısa çalışma başvuruları ile kanıtlanması durumunda, bu bildirgelerin herhangi bir denetime gidilmeksizin işleme alınması halinde, hem gereksiz bürokratik işlemlerinin önüne geçilmiş olacak, hem de Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarının zaten çok fazla olan iş yükü bir nebze de olsa hafifletilerek çok daha katma değer sağlayan denetimlere sevk edilmelerine imkan sağlanmış olacaktır.

Eyüp Sabri DEMİRCİ

7 Haziran 2020 Pazar

KOOPARATİF NASIL KURULUR.. ÇEŞİTLERİ

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 1. mad. kooperatifçiliğin tanımı aşağıdaki gibi yapılmıştır.
“Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.”
Yukarıdaki tanımda da belirtildiği gibi kooperatifler kar amacı içinde olmadan ortaklarının ekonomik çıkarlarını korumak maksadı ile bireylerin ve tüzel kişilerin bir araya gelerek kurmuş oldukları kuruluşlardır. Buradan da anlaşıldığı üzere kooperatifler sadece bireylerin bir araya gelmesinden değil aynı zamanda tüzel kişilerin yani şirketlerin de şahıslarla bir araya gelmesinden oluşabilir.
Bir kooperatif en az 7 ortak tarafından imzalanacak anasözleşme ile kurulur. Anasözleşmedeki imzaların Ticaret Sicili Müdürlüğünce onaylanması gerekir (KK.m.2 f.1).
Kooperatifler Kanunu’nda kimlerin kurucu olacağı ve kimlere kurucu deneceği açıklanmamıştır. Bu nedenle, bu konuda KK m. 98 yollamasıyla TTK’nın anonim şirketlere ilişkin maddelerine bakmak gerekir. 6102 sayılı TTK’nın 337/1’inci maddesinde “Pay taahhüt edip esas sözleşmeyi imzalayan gerçek ve tüzel kişiler kurucudur” denilmektedir.
Bu tanıma göre, bir kimsenin kurucu sayılabilmesi için;
1. Anasözleşmeyi düzenleyip imza eden,
2. Anasözleşmede sermaye olarak gösterilen parayı veya ayn’ı taahhüt eden
kimse olması gerekir.

Kooperatif kuruluşu için yedi kişi bir araya geldikten sonra, anasözleşmenin hazırlanması ve her sayfasının 7 kurucu ortak tarafından imzalaması ve imzaların da ticaret sicili müdürlüğüne tasdik ettirilmesi gerekir. Uygulamada Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan (KK.m.88) örnek anasözleşmelerden yararlanılmaktadır. Ancak, örnek anasözleşmeleri kullanmak zorunlu değildir. KK m. 4’deki hükümleri taşımak ve kanunun emredici hükümlerine uymak kaydıyla, kurucular istedikleri şekilde anasözleşme hazırlayabilirler. Ancak bu durumda, kuruluş izninin Ticaret İl Müdürlüğünden değil de, Ticaret Bakanlığı’ndan alınması gerekmektedir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 453 üncü maddesinin i bendinde; “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı tarımsal amaçlı kooperatifler ve üst birlikleri, yapı kooperatifleri ve üst birlikleri hariç olmak üzere, tarım satış kooperatifleri ve birlikleri ile genel hükümlere tabi kooperatif ve birliklerin kuruluşuna, işleyişine ve denetlenmesine yönelik düzenlemeler yapmak, uygulamak ve uygulanmasını sağlamak, kooperatifleri ve üst kuruluşlarını denetlemek veya denetlettirmek” denilmek suretiyle hangi tür kooperatiflerin kuruluş, işleyiş ve denetimlerine ait işlem ve hizmetlerin Ticaret Bakanlığı Esnaf, Sanatkârlar ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü tarafından yürütüleceği belirlenmiştir.
Söz konusu maddeye göre Ticaret Bakanlığı Esnaf, Sanatkârlar ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü’nün kuruluş izni vereceği kooperatifleri şu şekilde sıralamak mümkündür.
1)   Tarım Satış Kooperatifleri
2)   Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kefalet Kooperatifleri
3)   Karayolu Yük Taşıma Kooperatifleri
4)   Karayolu Yolcu Taşıma Kooperatifleri
5)   Denizyolu Yük Taşıma Kooperatifleri
6)   Denizyolu Yolcu Taşıma Kooperatifleri
7)   Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifleri
8)   Tüketim Kooperatifleri
9)   Temin Tevzi Kooperatifleri
10)    Turizm Geliştirme Kooperatifleri
11)    Küçük Sanat Kooperatifleri
12)    Yaş Sebze ve Meyve Pazarlama Kooperatifleri
13)    Pazarcılar İşletme Kooperatifleri
14)    Üretim ve Pazarlama Kooperatifleri
15)    Karşılıklı Sigorta Kooperatifleri
16)    Eğitim Kooperatifleri
17)    Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifleri
18)    Hizmet Kooperatifleri
19)    Çocuk Bakım Hizmetleri Kooperatifleri
20)    Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Kooperatifleri
21)    Yayıncılık Kooperatifleri
22)    Site İşletme Kooperatifleri
23)    Hâl İşletme Kooperatifleri ile
Bu kooperatiflerin üst kuruluşları (Birlikler).
Ancak, Ticaret Bakanlığı Esnaf, Sanatkârlar ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü; karayolu yük, karayolu yolcu tüketim, turizm geliştirme, temin tevzi, küçük sanat, üretim ve pazarlama, yaş sebze ve meyve pazarlama, kadın girişimi üretim ve işletme, eğitim ve hizmet kooperatifleri için örnek anasözleşmelerin aynen kabul edilmesi şartıyla izin verme yetkisini Ticaret İl Müdürlüklerine devretmiştir.
Aynı şekilde, anasözleşmelerde; unvan, merkez, sermaye ve paylar konusunda yapılmak istenen değişiklere ilişkin izin işlemleri de Ticaret İl Müdürlüklerince yapılmaktadır.
3.      Bakanlığa (veya İl Müdürlüğüne) verilecek dilekçe ve eklenecek belgeler
Kooperatife kuruluş izninin verilmesi hususunda, izin merciine hitaben iki nüsha dilekçe yazılır. Bu dilekçede kurucular tarafından taahhüt edilen nakdi sermayenin ¼’ünün, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na bağlı bir bankada, kurulmakta olan kooperatif adına açılacak özel bir hesaba, sadece kooperatifin kullanabileceği şekilde yatırıldığı açıkça belirtilir. Bu dilekçenin aslı izin merciine verilirken, sureti kooperatifteki kuruluş dosyasında muhafaza edilir.
İzin merciine aşağıdaki belgeler verilir.
a) İzin dilekçesi: İzin dilekçesinin kurucular adına, bir veya birkaçı tarafından imzalanması yeterlidir.
b) Anasözleşme: Kurucuların imzasını taşıyan ikisi ticaret sicili müdürü onaylı, dördü onaylı örnekten fotokopi çekilmiş altı adet anasözleşme izin merciine verilir.
Kooperatif eğer Bakanlıkta kuruluyorsa, Bakanlık kuruluşa ilişkin şerhini düştükten sonra, fotokopi olan iki nüshayı alı koymakta, diğer dört nüshayı kuruculara iade etmektedir. Bakanlık alı konan 1 nüshayı kendi kuruluş dosyasına kaldırmakta, diğer nüshayı kooperatifin merkezinin bulunduğu Ticaret İl Müdürlüğüne göndermektedir.
Kooperatif Ticaret İl Müdürlüğünde kuruluyorsa, ilgili Müdürlük kuruluşa ilişkin şerhini düştükten sonra, fotokopi olan bir nüshayı alı koymakta, diğer beş nüshayı kuruculara iade etmektedir.
c) Kuruluş bilgi formu: Söz konusu formda, kooperatifin unvanı ve adresi ile kurucu ortak sayısı, varsa telefonu yazılır. Ayrıca, forma ilk yönetim ve denetim kurulu üyelerinin kimlik bilgileri de yazılır.
d) Banka dekontu: Kooperatifin kuruluş sermayesinin en az ¼’ünün kurulmakta olan kooperatif adına, bir bankada açılan özel bir hesaba yatırıldığını gösteren banka dekontu alınmalıdır.
e) Adli sicil belgeleri: İlk yönetim ve denetim kurulu üyelerine ait adli sicil belgeleri ile seçilme şartlarından belge ile kanıtlanması mümkün olmayanlar için (hısım, akrabalık ve sair) yazılı taahhütname verilmelidir.
Ayrıca, kooperatif türlerine göre yukarıda belirtilenlere ek olarak bazı belgeler de istenmektedir. Örneğin “Karayolu Yük Taşıma Kooperatifi”nin kurulması sırasında; yukarıdakilere ek olarak;
1) Kuruculara ait yük taşımaya uygun aracın noter tasdikli ruhsatnamelerinin bir örneği,
2) Aracın kiralık olması halinde, kira sözleşmesinin noter tasdikli bir örneği,
3) Araç mülkiyeti birden fazla kişiye ait ise ortak olacak kişiye diğerleri tarafından verilmiş muvafakatnamenin noter tasdikli bir örneği,
4) İlgili Vergi Dairesinden alınacak vergi mükellefiyet belgesi,
5) Oda (Meslek kuruluşu) kayıt belgesi istenmektedir.
4.      Bakanlığın (veya İl Müdürlüğünün) yapacağı inceleme ve izin
İzin mercii, kuruluş başvurularını iki yönlü incelemektedir. Bunlar; şekil yönünden ve esas yönündendir. Şekil yönünden inceleme, daha önce saydığımız belgelerin mevcut olup olmadığını, bu belgelerle anasözleşmenin genel kabul gören şekilleri içerip içermediğini araştırmaktan ibarettir. Esas yönünden incelemede ise anasözleşmenin Kooperatifler Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırılık taşıyıp taşımadığı ve Kooperatifler Kanunu gereği anasözleşmeye konulması zorunlu hükümlerin konulup konulmadığı araştırılır.
5.      Kuruluş için kooperatifin tescil ve ilanı
Kooperatifin tescili ticaret sicilinde yapılır. Ticaret sicili, Ticaret Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminde ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları bünyesinde kurulacak ticaret sicili müdürlükleri tarafından tutulur. Bir yerde oda mevcut değilse veya yeterli teşkilatı yoksa, ticaret sicili, Ticaret Bakanlığı’nca belirlenecek bir odadaki ticaret sicili müdürlüğü tarafından tutulur. Ticaret sicili müdürleri, kaydı istenilen olayın tescili için Kanun ve Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin öngördüğü bütün koşulların yerine getirilmiş olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.
Tescilin şekli ile ilgili Kooperatifler Kanunu’nda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda Türk Ticaret Kanunu’na gitmek gerekir. Buna göre;
Tescil ilgililerin (kurucuların) talebi üzerine bir dilekçe ile yapılır (TTK.m.28, 29).
Dilekçede imzaları bulunanların kimliklerini ispat etmeleri zorunludur. Ancak, dilekçedeki imzalar ticaret sicili müdürlüğünce onaylanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur (TTK.m.29).
Tescil süresi 15 gündür (TTK.m.30, f.1).
Ancak ticaret sicil müdürlüğünün yetki alanı dışında oturanlar için bu süre 30 gündür (TTK.m.30, f.3).
Tescil talep süresi, izin merciinin kuruluş iznini vermesinden itibaren başlar (TTK.m.30, f.2).
Müdürlüğe başvuru yazılı şekilde ya da elektronik ortamda yapılır.
Dilekçede istem açıkça belirtilir ve tescil edilecek olgular gösterilir. Dilekçeye doğrulayıcı belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri eklenir.
Bir kooperatifin kuruluşunun tesciline ilişkin başvuruda müdürlüğe tescil talep dilekçesi ekinde aşağıdaki belgeler verilir (TSY.m.109):
a) Kurucuların imzaları ticaret sicili müdürü tarafından onaylanmış kooperatif anasözleşmesi.
b) Kooperatif kuruluşuna izin veren makamın izin yazısı.
c) Kooperatifi temsil ve ilzama yetki verilen kişilerin ticaret sicili müdürü huzurunda kooperatif unvanı altında atılmış imza beyannameleri ile gerekli görülen diğer belgeler.
Belgeler, hukuki gereklere uygun şekilde onaylanarak imzalanır. Onaylı örnekler elektronik ortamda da hazırlanabilir.
Başvurunun elektronik ortamda yapılması halinde dilekçe ve belgeler güvenli elektronik imza ile imzalanır.
Dilekçe tescil isteminde bulunmaya yetkili kişi veya kişilerce imzalanır.
Dilekçe sahibi kimliğini ispat etmek zorundadır. Dilekçedeki imza, ticaret sicili müdürlüğünce onaylanmış veya güvenli elektronik imza ile imzalanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur. Ticaret sicili müdürü tarafından onaylanmamış veya güvenli elektronik imza ile imzalanmamış dilekçelerde imza bakımından her türlü karşılaştırmayı yapar, ilgilinin sicil dosyasında istemde bulunan kişinin daha önceden verdiği onaylı imza beyannamesi varsa bununla karşılaştırır, gerek gördüğü takdirde dilekçe altındaki imzanın ticaret sicili müdürlüğünce tasdik edilmesini ister.
6.      Taahhütname
Müdürlük; kooperatifin tescilini isteyenlerden tescil dilekçesi ve imzalara ait belgelerden ayrı olarak bir de taahhütname ister.
Taahhütnamede; kooperatifin unvanı, sermayesi, merkezi, kooperatifin kuruluş tarihi açıkça gösterilir.
Taahhütnamenin altına içerdiği bilgilerin doğru olduğu, aksinin tespit edilmesi durumunda sorumluluğun taahhütnameyi imzalayan kişi ya da kişilere ait olduğu yazılarak imzalanır.
Taahhütnamede yer alması gereken bilgiler başvuru dilekçesinde de beyan edilebilir. Bu durumda ayrıca taahhütname aranmaz.
7.      Sicil müdürünün yapacağı inceleme
Sicil müdürünün yapacağı incelemeye ilişkin de KK’da bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda TTK’ya gitmek gerekir. Buna göre sicil müdürü aşağıda yer alan konuları incelemekle yükümlüdür (TTK md. 32, 33);
1)   Tescil için aranan yasal şartların var olup olmadığını incelemek.
2)   Anasözleşmenin, kanunun emredici hükümlerine aykırı olup olmadığını ve kanunun zorunlu kıldığı hükümleri taşıyıp taşımadıklarını araştırmak.
3)   Tescil edilecek hususların gerçeğe uygun olup olmadığını incelemek.
4)   Tescili istenen hususların üçüncü kişilerde yanlış bir kanı uyandıracak nitelikte olup olmadığını incelemek.
5)   Tescili istenen hususların kamu düzenine aykırı olup olmadığını araştırmak.
8.      Tescil ve ilan edilecek hususlar
KK’nun 3’üncü maddesine göre, tescil ve ilan edilecek hususlar şunlardır:
1)   Ana sözleşme tarihi,
2)   Kooperatifin amacı, konusu ve varsa süresi,
3)   Kooperatifin unvanı ve merkezi,
4)   Kooperatifin sermayesi ve bunun nakdi kısmına karşılık olarak ödenen en az miktar ve her ortaklık payının değeri,
5)   Ortaklık payı belgelerinin ada yazılı olduğu,
6)   Ayni sermaye ve devralınan akçalı kıymetlerle işletmelerin neden ibaret oldukları ve bunlara biçilen değerler,
7)   Kooperatifin ne suretle temsil olunacağı ve denetleneceği,
8)   Yönetim kurulu üyeleriyle kooperatifi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları,
9)   Kooperatifin yapacağı ilanların şekli ve anasözleşmede de bu hususta bir hüküm varsa yönetim kurulu kararlarının pay sahiplerine ne suretle bildirileceği,
10)    Kooperatifin şubeleri: Kooperatifler, lüzum gördükleri takdirde memleket içinde ve dışında şubeler açabilirler. Şubeler, merkezin sicil kaydına atıf yapılmak suretiyle bulundukları yer ticaret siciline tescil olunurlar.
Kooperatiflerle ilgili olarak yukarıda yer almayan hususlara ilişkin tescil başvurularında anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyasen uygulanır.
9.      Sicil tasdiknamesinin alınması
Kooperatifin kuruluşunun ticaret siciline tescilinden sonra, sicil müdürünce bir sicil belgesi (tasdiknamesi) düzenlenerek ilgililere verilir (TSY.m.16).
Bu belgede; MERSİS numarası, kooperatifin ticaret unvanı, kooperatifin faaliyet alanı, kooperatifin sermayesi, belge düzenlendiği sırada kooperatifi temsile yetkili olanlar gibi bilgilere yer verilir. Tasdiknamenin kullanılamaz hale gelmesi veya kaybı halinde ilgililerin talebi üzerine, gideri ve harcı tahsil edilerek yeni tasdikname düzenlenir. Sicil tasdiknamesi; tasdiknamede yer alan bilgilerde herhangi bir değişiklik olmadığı veya yenisi düzenlenmediği sürece geçerlidir.
10.  İlan
Tescil edilen olgular, Kanunda veya Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde aksine bir hüküm bulunmadıkça ilan olunur. Yukarıda sayılan işlemler tamamlandıktan sonra, Ticaret Sicili Müdürü, MERSİS üzerinden Ticaret Sicili Gazetesine, bir yazı ekinde ilan edilecek hususları gönderir.
11.  Tescil ve ilanın üçüncü kişilere etkisi
Sicil kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin sicil gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan sürelere de başlangıç olur. Bir olgunun tescil ile beraber derhal üçüncü kişiler hakkında sonuç doğuracağına veya sürelerin derhal işleyeceğine ilişkin özel hükümler saklıdır. Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez.
Tescili zorunlu olduğu halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan edilmemiş bir olgu, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.