27 Kasım 2015 Cuma

Kâr Dağıtmayan Anonim Şirketlerde Kanuni Yedek Akçe Ayrılır mı?


Türk Ticaret Kanunu’na göre, anonim şirketlerde, yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanunî yedek akçeye ayrılır. 
Şirket genel kurulunun kârı dağıtma yönünde karar almaması, bu yasal zorunluluğu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, anonim şirket genel kurulu kâr dağıtımına karar vermemiş olsa dahi, I. tertip kanunî yedek akçenin ayrılması gerekir.
TTK’ ya göre, I. tertip KYA ayrımı neticesinde kanuni tavana ulaşılsa ve ayrım zorunluluğu ortadan kalksa dahi, yıllık kârdan, I. Tertip KYA’dan başka pay sahiplerine % 5 kâr payı ödendikten sonra, pay sahipleriyle kârdan pay alacak diğer kişilere dağıtılacak toplam tutarın %10’u II. Tertip KYA olarak ayrılarak genel kanuni yedek akçeye ilave edilir.
Yani, ikinci ayrım için, kâr dağıtımına gidilmesi koşulu aranır.
Dolayısıyla, şirket yıllık kâr elde etmiş olsa dahi, genel kurulca kâr dağıtımı kararı alınmamış ise, II. Tertip KYA ayrımı yapılamaz. 
Bu ayrım, ancak genel kurulun kâr dağıtımına karar vermesi durumunda yerine getirilir. Uygulamada, bazı şirketler bu ayrımı yapmadıklarından, kârın sermayeye ilavesinde, ayrılması ve sermayeden ayrı olarak şirket hesaplarında yer alması gereken I. Tertip kanuni yedek akçeler de sermayeye eklenmektedir.

Bu husus, TTK’ nın emredici hükmünün ihlali anlamına geldiğinden, anonim şirketlerde kâr dağıtımı ile yedek akçe ayrımı arasındaki ilişkinin dikkate alınması ve yıllık kâr elde edildiyse I. tertip KYA’ nın muhakkak ayrılması önem arz etmektedir. 
Soner Altaş Yaklaşım / Kasım 2015 / Sayı: 275

26 Kasım 2015 Perşembe

İFLASI KESİNLEŞEN MÜKELEFİN BEYANNAME VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ HAKKINDA

Sayı: 11395140-105[Mük 257-2012/VUK-1- . . .]-
Tarih: 02/04/2013

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Konu :İflası kesinleşen mükellefin beyanname  verme yükümlülüğü



İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketinizin iflas ettiği ve iflasın kesinleştiği belirtilerek, beyannamelerinizi internet ortamında Serbest Muhasebeci Mali Müşavir aracılığıyla verme yükümlülüğünüzü yerine getirebilmek için Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ile anlaşma yapmanız gerektiği halde bedelini karşılayamadığınızdan beyannamelerinizi elden vermek istediğiniz hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında, kurumlar vergisi beyannamesinin, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın birinci gününden yirmibeşinci günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verileceği hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 98 ve 5520 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin beşinci fıkrası ile 31 inci maddelerine göre, vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar, bu vergileri ödeme veya tahakkukun yapıldığı yer itibarıyla bağlı oldukları vergi dairesine, vergilendirme dönemini izleyen ayın başından yirmi üçüncü günü akşamına kadar muhtasar beyanname ile bildirmeye mecburdurlar.

5520 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında, her ne sebeple olursa olsun, tasfiye haline giren kurumların vergilendirilmesinde hesap dönemi yerine tasfiye döneminin geçerli olduğu; tasfiyenin, kurumun tasfiyeye girmesine ilişkin genel kurul kararının tescil edildiği tarihte başlayıp tasfiye kararının tescil edildiği tarihte sona ereceği; başlangıç tarihinden aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı ve tasfiyenin sona erdiği dönem için ilgili takvim yılı başından tasfiyenin bitiş tarihine kadar olan dönem bağımsız bir tasfiye dönemi sayılacağı, ikinci fıkrasında da tasfiye beyannamelerinin, tasfiye memurları tarafından tasfiye dönemlerinin sonundan itibaren Kanunun 14 üncü maddesinde yazılı sürelerde; tasfiyenin sona erdiği döneme ilişkin tasfiye beyannamesinin ise tasfiyenin sonuçlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarında da;

"Tasfiye memurlarının sorumluluğu: Tasfiye memurları, kurumun tahakkuk etmiş vergileri ile tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergiler ve diğer itirazlı tarhiyatlar için, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 207 nci maddesine uygun bir karşılık ayırmadan aynı Kanunun 206 ncı maddesinin dördüncü sırasında yazılı alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma yapamazlar. Aksi takdirde bu vergilerin asıl ve zamları ile vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar...

Tasfiye işlemlerinin incelenmesi: Tasfiye beyannamesinin verilmesiyle birlikte tasfiye memurları, işlemlerinin vergi kanunları yönünden incelenmesini bir dilekçe ile isterler. Dilekçenin verilmesinden itibaren en geç üç ay içinde vergi incelemelerine başlanarak aralıksız devam edilir. Vergi incelemesinin bitmesini izleyen otuz gün içinde vergi dairesi sonucu tasfiye memurlarına yazı ile bildirir. Buna göre kurumdan aranan vergilerin sonucu alınıncaya kadar tasfiye memurlarının, yedinci fıkrada yazılı sorumluluğu devam eder."

hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, İcra İflas Kanununun 184 üncü maddesinde, iflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil edileceği ve alacakların ödenmesine tahsis olunacağı, iflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen malların masaya gireceği; 191 inci maddesinde, borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz kaldığı; 226 ncı maddesinde ise masanın kanuni mümessili iflas idaresi olduğu, idare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükellef bulunduğu hükümlerine yer verilmiştir. Ticaret Mahkemesinin iflasa karar verdiği anda, borçlu (müflis) hakkında iflas açılmış olur. İflas halinde, mükellefin varlığı ve varsa gelirleri üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmakta ve bütün varlığı ve gelirleri iflas masasına intikal etmektedir. Bu nedenle vergileme ile ilgili ödevlerin mükellef tarafından yerine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Buna göre, Ticaret Mahkemesinin iflas kararı verdiği tarihten itibaren Şirketin tasfiye haline girdiği kabul edilecek olup iflasına karar verilen Şirketin iflas muameleleri sona erinceye kadar vergilemeye ilişkin ödev ve sorumluluklarının gerçekleştirilmesinden (tasfiye dönemi beyannamelerinin verilmesi de dahil olmak üzere) iflas masasının kanuni temsilcisi durumunda olan iflas idaresi sorumludur.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan düzenleme ile Maliye Bakanlığı, vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye yetkili kılınmıştır.

Bu yetkiye istinaden beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesi uygulamasına 01.10.2004 tarihinden itibaren başlanılmış olup, beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesi hususuna ilişkin açıklamalar 340, 346, 357, 367, 373, 376 ve 386 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde yapılmıştır.

367 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile; bu Tebliğde belirlenen hadlerle sınırlı olmaksızın Kurumlar Vergisi mükelleflerinin Kurumlar Vergisi Beyannamesini ve Geçici Vergi Beyannamesini elektronik ortamda gönderme zorunluluğu getirilmiştir.

376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de; hiçbir hadle sınırlı olmaksızın; Kurumlar Vergisi mükelleflerine Muhtasar Beyannamesini ve Katma Değer Vergisi Beyannamesini elektronik ortamda gönderme zorunluluğu getirilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, iflası açılan şirketlerin beyannamelerinin

iflas masasının kanuni temsilcisi durumunda olan iflas idaresi tarafından, 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen açıklamalar doğrultusunda elektronik beyanname gönderme aracılık yetkisi almış bulunan meslek mensupları vasıtasıyla durumlarına uyan sözleşmeyi düzenlemek suretiyle elektronik ortamda gönderilmesi gerekmektedir.


Bilgi edinilmesini rica ederim.

BAĞKUR SİGORTALILIĞI TESPİT İŞLEMİ,PRİM ÖDEME BORCU,BORÇLANMA HAKKI

T.C YARGITAY
10.HUKUK DAİRESİ

E: 2013/2725
K: 2014/3862
T: 27.02.2014

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti İstemi
Prim Ödeme Borcu
Borçlanma Hakkı

ÖZETİ: Somut olayda, Kuruma tescil başvurusunda bulunulan 14.08.2003 tarihi itibariyle 4956 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18’nci madde hükmü yürürlüğe girmiş olup, davacının talebe konu 20.04.1982 - 04.10.1989 tarihleri arasındaki dönem yönünden sigortalılık şartlarının 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddeleri kapsamında değerlendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı Kurumun sigortalılığı 04.10.2000 tarihinden başlatmasına ilişkin işlemi yerindedir. Geçici 18'inci madde yönünden ise; davacının maddede belirtilen 6 aylık sürenin sonu olan 04.02.2004 tarihine kadar usulüne uygun borçlanma iradesi ve bu kapsamda prim ödemesi bulunup bulunmadığı araştırılarak bulunmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi gerekir.


Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi (A.K.) tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.


1479 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesi sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceğini, aynı Kanunun 25'inci maddesi ise, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağını hüküm altına almıştır. Öte yandan, kanunkoyucu, 26'ncı madde ile sigortalılara, 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak yükümünü getirmiş, tescillerini yaptırmayanlar hakkında ise, Kurumca resen tescil işleminin yapılacağı emredici şekilde kurala bağlanmıştır.


01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı kanunun 24'üncü maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken, anılan maddelerde 19.4.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, "kendi adına ve hesabına" çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinde, zorunlu Bağ Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.


619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK'nin Anayasa Mahkemesi'nce iptalinden sonra 4956 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kurulusuna usulüne uygun kayıt olanlar ise talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Kanun kapsamına alınmışlardır.


11.01.1976 tarihinden itibaren vergi kaydı bulunan davacının, 14.08.2003 tarihinde Kuruma intikal eden giriş bildirgesi ile vergi kaydı esas alınarak 04.10.2000 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği anlaşılmakta olup, uyuşmazlık, davacının 04.10.2000 tarihinden önce zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak kabulüne yasaca olanak bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.


Hukuk Genel Kurulu'nun, 03.11.2004 gün ve 2004/10- 524-581 sayılı kararında da vurguladığı üzere, Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.


Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Bağ-Kur'a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında Bağ-Kur Kanununda öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.
1479 sayılı Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alman "esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara" Kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, 26'ncı madde ile sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılmayacağını, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Buna karşın, 1479 sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler de yer almaktadır. Bunlardan ilki, "Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler" başlıklı Ek-Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış ancak sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanunun tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 20.4.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.


619 sayılı KHK'nin Geçici 1 'inci maddesi hükmünde ise;
"Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir." denilmekte olup, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi'nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK. tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.


4956 sayılı Kanunun 47'nci maddesiyle, Bağ-Kur Kanununa eklenen Geçici 18'inci madde;
"Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49' uncu ve ek 15'inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir." hükmünü amirdir.


Tüm bu düzenlemelerde ortak nokta, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın, Kanunda tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullanılabilecek olmasıdır. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilmiş olan 619 sayılı KHK, borçlanma hakkı için bir süre de öngörmemiştir. Anılan hükümle belirtilen şartlan yerine getiren kişiler maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarım ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Anılan düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur'a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara tanınmıştır.


Kanunda, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, borçlanma hakkı belirtilen bu süreler dahilinde kullanılmalıdır. Bu süreler içinde borçlanma hakkının kullanılmaması halinde ise, sonrasında Bağ-Kur sigortalılığının tespitine olanak bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, 1479 sayılı Kanunda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun hizmet tespitine ilişkin 79/10'uncu maddesine koşut bir düzenleme bulunmamaktadır.


Somut olayda, Kuruma tescil başvurusunda bulunulan 14.08.2003 tarihi itibariyle 4956 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18’nci madde hükmü yürürlüğe girmiş olup, davacının talebe konu 20.04.1982 - 04.10.1989 tarihleri arasındaki dönem yönünden sigortalılık şartlarının 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddeleri kapsamında değerlendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı Kurumun sigortalılığı 04.10.2000 tarihinden başlatmasına ilişkin işlemi yerindedir. Geçici 18'inci madde yönünden ise; davacının maddede belirtilen 6 aylık sürenin sonu olan 04.02.2004 tarihine kadar usulüne uygun borçlanma iradesi ve bu kapsamda prim ödemesi bulunup bulunmadığı araştırılarak bulunmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacının giriş bildirgesinin Geçici 18'inci maddede de belirtilen sürede Kuruma intikal ettiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.


O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.02.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.


TARHİYAT ÖNCESİ UZLAŞMA TALEBİNDE BULUNAN ŞİRKETİN İFLASI HAKKINDA

Sayı: B.07.0.GEL.0.28/2880-5209/27248
Tarih: 01/07/1997

T.C MALİYE BAKANLIĞI
Gelirler Genel Müdürlüğü

KONU: Tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunan şirketin iflası üzerine tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonunun nasıl oluşturulacağı hakkında.
..................... VALİLİĞİ
(Defterdarlık:Gelir Müdürlüğüne)

İLGİ: a) ..................... gün ve ..................... sayılı yazınız.
b) ..................... gün ve ..................... sayılı yazımız.

İliniz ..... Malmüdürlüğü mükelleflerinden ..... A.Ş. tarafından 1994 yılına ilişkin hesaplarının incelenmesi sonucu tarhedilecek vergi ve kesilecek cezalar için tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunulmuştur.

Uzlaşma görüşmelerinin yapılacağı günde adı geçen şirketin iflasına karar verilmiş olduğunun tespit edilmesi üzerine tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonuna şirketi temsilen inceleme anındaki şirket temsilcilerinin mi yoksa iflas masası yetkililerinin mi katılacağı konusunda tereddüde düşülerek konu Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünden sorulmuştur. Alınan cevapta tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonunda yapılacak toplantıya iflas masasını temsilen iflas idaresinin katılması gerektiği bildirilmiştir.

Bunun üzerine uzlaşma görüşmeleri için gün tayin edilmiş ve davet yazısı tebliğ için ..... Malmüdürlüğüne gönderilmiştir. İlgili Malmüdürlüğünün cevabi yazısında İcra Müdürlüğünce henüz uzlaşmaya muhatap olacak iflas masasının kurulmadığı ve uzlaşma komisyonuna üye olarak katılacak Malmüdürünün aynı zamanda iflas masasında da görev alacağı belirtilerek uzlaşma görüşmesinin ertelenmesi istenilmiştir.

Defterdarlığınızca da Malmüdürünün iflas masasına seçilmesi durumunda tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonunun nasıl oluşturulacağı hususunda tereddüde düşülerek konunun Bakanlığımızdan sorulduğu anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere, tarhiyat öncesi uzlaşmanın usul ve esaslarını belirlemek amacıyla yayınlanan Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Yönetmeliğinin "Mahalli İnceleme Elemanlarınca Yapılacak İncelemelerde Komisyonların Teşkili" başlıklı 6.maddesinde "Mahalli inceleme elemanlarınca il merkezlerinde veya il merkezi dışında (ilçelerde) yapılan incelemelerde, tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonu defterdarın başkanlığı altında yine defterdarın tespit edeceği bir kontrol memuru ile ilgili vergi dairesi múdüründen oluşur."hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonunun defterdarın başkanlığında bir vergi denetmeni ve ilgili vergi dairesi müdürünün (malmüdürünün) iştirakiyle toplanması icap etmektedir.
Ancak, söz konusu olayda mükellef şirketin iflasına karar verilmiş olup Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünden alınan görüşe göre de tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonuna iflas masasını temsilen iflas idaresinin katılması gerektiği bildirilmiştir. İlgili malmüdürünün iflas masasına seçilmesi halinde tarhiyat öcesi uzlaşma komisyonuna defterdar tarafından görevlendirilecek bir başka vergi dairesi müdürünün katılması, olayına õzgü olmak üzere Bakanlığımızca uygun göülmütür.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Bakan a.
Daire Başkanı

25 Kasım 2015 Çarşamba

YÜKLENİCİNİN İFLASI DURUMUNDA İŞİN BİTİM TARİHİ İLE BELGE DÜZENİ HAKKKINDA

Sayı: B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-4:2010-14010-02-795
Tarih: 28/09/2011

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

Konu:Yüklenicinin iflası durumunda işin bitim tarihi ile belge düzeni hk.


İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ... Ltd. Şti. ile Şirketiniz arasında 26/11/2007 ve 19/12/2007 tarihlerinde yapım işi sözleşmeleri imzalandığı; adı geçen yüklenicinin bu sözleşmelere ilişkin taahhüdünü yerine getirmediği ve iflas ettiği belirtilerek hak edişin yüklenici tarafından onaylanmaması ve/veya fatura düzenlenmemesi halinde vergi mevzuatına göre ne şekilde hareket edileceği konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

I- GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN :

193 sayılı Gelir VergisiKanununun 42 nci maddesinde "Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir." hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun 44 üncü maddesinde ise ; "İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir.

Bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınır." hükmü yer almaktadır.

İlgide kayıtlı dilekçenizde belirtilen işe ilişkin olarak ... Limited Şirketi ile şirketiniz arasında imzalanan 26.11.2007 tarihli sözleşmenin 26 ncı maddesinde "Yüklenicinin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi (yer teslimine yanaşmaması, işin bütününün tek alt yükleniciye yaptırılması veya onaya tabi ilerde izinsiz alt yüklenici çalıştırılması, sözleşmenin izinsiz devri, izinsiz temlik, süresi biten teminat mektubunun süresinin uzatılmaması, iş programının ciddi boyutta aksatılması gibi sözleşmeye aykırı davranışlar) veya iş süresinde bitirmemesi gibi hallerinde, ihale dokümanında belirlenen oranda gecikme cezası uygulanmak üzere, idarenin en az yirmi gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı halin devam etmesi durumunda, ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir.";

27 nci maddesinde de, "Sözleşmenin idarece veya yüklenici tarafındanfeshedilmesine ilişkin diğer hususlarda 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile Yapım İşleri Genel Şartnamesi hükümleri uygulanır."

hükümlerine yer verilmiştir.

Kurumunuz tarafından verilen özelge talep formundan, ... Ltd. Şti. ile kurumunuz arasında; 26/11/2007 tarihinde imzalanan İTM.50 referanslı, 154 kV'luk, Bingöl TM, İnebolu TM, Mardin TM, Kayseri III TM, Uşak TM ve 19/12/2007 tarihinde imzalanan İTM.52 referanslı, 380 kV Paşaköy TM trafo merkezi yapım işi sözleşmelerinden İTM 50 referanslı, Bingöl, İnebolu, Mardin, Uşak ve İTM 52 referanslı Paşaköy sözleşmelerinin yüklenicinin içine düştüğü finansal sıkıntılardan dolayı taahhüdünü yerine getirememiş olması nedeni ile Kurumlarının 20/04/2009 tarih ve 14-150 sayılı yönetim kurulu kararı ile, İTM 50 referanslı Kayseri III sözleşmesinin ise yine aynı sebeple 01/07/2009 tarih ve 21-197 sayılı yönetim kurulu kararlarına istinaden feshedildiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri niteliğinde olan söz konusu yapım işlerinin, şirketiniz ile ...Limited Şirketi arasında yapılan ve taraflarca hükümleri imzalanarak kabul edilen sözleşmenin 26 ve 27 nci maddelerine istinaden Paşaköy TM, Mardin TM, Bingöl TM, Uşak TM ve İnebolu TM ve Kayseri III TM yapım sözleşmelerinin tarafınızdan fesih işlemlerinin onaylandığı tarihlerde bitirildiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN :

Bilindiği üzere, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliklerinin ne zaman ve ne şekilde sona ereceği 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 552 nci maddesinde; anonim şirketin tasfiye memurlarının tayin ve azilleri, tasfiyenin icrası, ticaret sicilindeki kaydın silinmesi ve ticarî defterlerin saklanması hakkındaki hükümlerin limited şirketler hakkında da tatbik olunacağı hükme bağlanmış olup, anonim şirketlerin infisahı, tasfiyesi ve tasfiyenin yapılış şekli ile yapılacak işlemler de 434 ilâ 454 üncü maddelerinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 439 uncu maddesinde ise infisah eden şirketin tasfiye haline gireceği hükme bağlanmış olup, tüzel kişilik, tasfiye sürecinin sona ermesini müteakip ticaret sicilinden kaydının silinmesi ile son bulmaktadır.

Diğer yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Tasfiye ve İflas" başlıklı 162 nci maddesinde; "Tasfiye ve iflas hallerinde, mükellefiyet vergi ile ilgili muamelelerin tamamen sona ermesine kadar devam eder.

Bu hallerde tasfiye memurları veya iflas dairesi:

1. Tasfiye veya iflas kararlarını;

2. Tasfiyenin veya iflasın kapandığını;

Vergi dairesine ayrı ayrı bildirmeye mecburdurlar."

hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan açıklamalara göre; ticaret şirketleri açısından mükellefiyetin sona erdirilmesi tasfiyeve iflas hallerine inhisar ettirilmiştir.Bir başka ifadeyle, mükellefin işi bırakmış sayılabilmesi için iş ile ilgili tedarik işlemlerini durdurmasının yanı sıra, işletmede bulunan emtia stokları ile diğer döner ve sabit değerlerinin elden çıkarılması veya bu varlıkların işletme sahiplerince işletmeden çekilmiş olması, tüzel kişiliğe haiz mükelleflerin ayrıca tasfiye sürecinin tamamlanarak ticaret unvanlarının sicilden silinmesi gerekmektedir.

Öte yandan Vergi Usul Kanununun "İspat edici kâğıtlar" başlıklı 227 nci maddesinde "Bu kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir." hükmüne yer verilmiş olup, söz konusu kayıtların ise aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.

Aynı Kanunun bahse konu 229 uncu maddesinde ise; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır. Kanunun 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde de, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232 nci maddesinde, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla, kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almakzorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, tarafınızdan verilen özelge talep formunda; yüklenici firma olan ... Ltd. Şti'nin her ne kadar iflas ettiği ve kendilerine ulaşılamadığı belirtilmiş ise de; tasfiye ve iflas hallerinde mükellefiyetin vergi ile ilgili muamelelerin tamamen sona ermesine kadar devam etmesi, ayrıca, Vergi Usul Kanununa göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecbur olması ve söz konusu kayıtların ise aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yeralan belgelerden herhangi biri ile tevsikinin zorunlu olması nedeniyle, birden fazla takvim yılına sirayet eden ve tarafınızdan fesih işlemlerinin onaylandığı tarihlerde bitirildiği kabul edilen sözleşme kapsamındaki bahse konu işlere ilişkin kayıtların Vergi Usul Kanununun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.

III- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı KDV Kanununun 9 uncu maddesi ile vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları vergi alacağının ödenmesinden sorumlu tutma konusunda Bakanlığımıza verilen yetkiye istinaden 89, 91 ve 95 Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri ile bazı kurum ve kuruluşların bu Tebliğlerde belirlenen hizmet alımları tevkifat uygulaması kapsamına alınmış, tevkifat uygulamasının usul ve esasları belirlenmiştir.

91 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (A/2) bölümünde, KDV tevkifatı yapması gereken kurum ve kuruluşlar sayılmış; (A/3) Bölümünde de Tebliğde sözü edilen kuruluşların; yapım işleri ile bu işlere ilişkin mühendislik-mimarlık ve etüt-proje hizmetleri alımlarının katma değer vergisi tevkifatına tabi tutulacağı belirtilmiştir.

Söz konusu Tebliğin "Sorumlu Tayin Edilen Kurum ve Kuruluşlarca Yapılacak İşlemler" başlıklı A/9 bölümünde de, 2 No.lu KDV beyannamesinde herhangi bir surette indirim yapılması mümkün olmadığından tevkif edilen verginin, aynen vergi dairesine yatırılması gerektiği; ancak tevkifat uygulayan kurumun KDV mükellefiyetinin bulunması ve bu hizmeti indirim hakkı tanınan işlemlerde kullanacak olması halinde, hizmet bedelinin satıcıya ödenen kısmı ile birlikte 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilen tevkifat tutarının 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılabileceği; hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin satıcıya ödenen kısmının takvim yılı aşılmamak şartıyla hizmet faturasının defterlere kaydedildiği dönemde, sorumlu sıfatıyla beyan edilen kısmının ise 2 No.lu KDV beyannamesinin ait olduğu dönem için verilen 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılacağı açıklanmıştır.

Öte yandan, KDV Kanununun 10 uncu maddesinin (a) bendine göre vergiyi doğuran olay, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile meydana gelmektedir. Aynı maddenin (b) bendinde ise, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi halinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesiyle, (c) bendinde de kısım kısım mal teslimi veya hizmet yapılması mutad olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hüküm altına alınmıştır.

KDV uygulaması bakımından, taahhüde dayanan işlerde vergiyi doğuran olay ihaleye ilişkin hak edişlerin harcama yetkilisince onaylandığı ya da fatura ve benzeri belgelerin düzenlendiği anda doğmaktadır. Kısım kısım teslim edilen taahhüt işlerinde ise vergiyi doğuran olay, her bir kısmın onaylandığı tarihte meydana gelecektir.

Diğer taraftan, Kanunun 29 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında, mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirmek ve bu indirim hakkını da aynı maddenin 3 üncü fıkrasına göre, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanmak hakkına sahip bulunduğu; 34/1 inci maddesinde yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, hakediş belgesi düzenlenmek suretiyle kısım kısım yapılanişlerde, yapımı tamamlanarak hakediş belgesine bağlanan her bir kısım için harcama yetkilisi Şirketiniz personeli tarafından hakediş belgesinin onaylandığı tarihte vergiyi doğuran olay gerçekleşmiş olmaktadır. Bu işleme ait KDV nin ilgili vergilendirme dönemi itibariyle beyan edileceği tabiidir. Dolayısıyla, yüklenici firma tarafından onaylanmayıp fatura düzenlenmemiş olsa dahi Şirketiniz tarafından tevkif edilmesi gereken KDV tutarının sorumlu sıfatı ile 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilmesi ve beyan edilen verginin 91 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin A/9 bölümündeki açıklamlara göre ait olduğu dönem için verilen 1 No.lu KDV beyannamesi ile indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak, işleme ait verginin tevkif edilmeyen kısmı; hakediş belgesinin harcama yetkilisi Şirketiniz personeli tarafından onaylandığı tarihten itibaren yüklenici mükellef tarafından yedi gün içerisinde düzenlenecek olan faturanın, takvim yılı aşılmamak şartıyla yasal defterlerinize kaydedildiği dönemde indirim konusu yapılabilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

FİİLEN FAALİYETİ BULUNMAYAN ŞİRKETİN KURUMLAR VERGİSİ VE KDV MÜKELLEFİYETİ HAKKINDA

Sayı: B.07.1.GİB.4.06.17.01-130[2011-1-1-45]-204
Tarih: 11/02/2012

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

Konu:Fiilen faaliyeti bulunmayan şirketin kurumlar vergisi ve KDV mükellefiyeti

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Şirketinizin ... tarihinde kurulduğu, ... . ile şirketiniz arasında ... tarihinde düzenlenen " ... " sözleşmesinin yürürlüğe girmesi için devlet onayı beklediğiniz ve bu nedenle henüz faaliyete geçmediğiniz, faaliyete başlamamış olmanız nedeniyle fatura, irsaliye ve diğer resmi belgeleri temin etmediğiniz, bağlı bulunduğunuz ... Vergi Dairesi Müdürlüğünce, Şirketinizden "fiili faaliyetin tespiti"nin istendiği ve Şirketinizce vergi dairesine bilgi verilmesine rağmen adı geçen vergi dairesi müdürlüğünce mükellefiyetinizin resen kapatılacağının tarafınıza bildirildiği ifade edilerek Şirketinizin vergi kanunları karşısındaki durumuna ilişkin bilgi istenilmektedir.

VERGİ USUL YÖNÜNDEN

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 161 inci maddesine göre, işi bırakma vergiye tabi olmayı gerektiren muamelelerin tamamen durdurulması ve sona erdirilmesini ifade eder. İşlerin herhangi bir sebep yüzünden geçici bir süre için durdurulması işi bırakma sayılmaz. Aynı Kanun'un 162 inci maddesine göre ise tasfiye ve iflas hallerinde, mükellefiyetin vergi ile ilgili muamelelerin tamamen sona erdirilmesine kadar devam etmesi ve bu hallerde tasfiye memurları veya iflas dairesi tarafından, tasfiye veya iflas kararlarını ve tasfiyenin veya iflasın kapandığının vergi dairesine ayrı ayrı bildirilmesi zorunludur.

Tüzel kişilerin mükellefiyetlerinin sona erdirilmesi tasfiye ve iflas hallerinde söz konusu olmaktadır. Bir başka ifadeyle mükellefin işi bırakmış sayılabilmesi için işi ile ilgili tedarik işlemlerini durdurmasının yanı sıra, işletmede bulunan emtia stokları ile diğer döner ve sabit değerlerinin de elden çıkarılması veya bu varlıkların işletme sahiplerince işletmeden çekilmiş olması, tüzel kişiliğe haiz mükelleflerin ayrıca tasfiye sürecinin tamamlanarak ticaret unvanlarının sicilden silinmesi gerekmektedir.

Ticaret şirketleri açısından mükellefiyetin sona erdirilmesi tasfiye ve iflas hallerine inhisar ettirilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen işlemler yerine getirilmeden ve tasfiye ve iflasın sona erdiği tescil ve ilan edilmeden tasfiyenin sona erdiğinin kabul edilmesi ve şirketin tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması mümkün değildir.

Ancak, 2004/13 Seri No.lu Uygulama İç Genelgesi ile işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunmaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilmemesi halinde mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği belirtilmiştir.

Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, 2004/13 Seri No.lu Uygulama İç Genelgesi uyarınca mükellefiyetin terkin edilmesi; işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi halinde söz konusu olmaktadır. Aksi takdirde ticaret şirketleri açısından Türk Ticaret Kanununda öngörülen işlemler yerine getirilmeden ve tasfiye ve iflasın sona erdiği tescil ve ilan edilmeden tasfiyenin sona erdiğinin kabul edilmesi ve şirketin tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması mümkün değildir.

KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde;

- (1) Aşağıda sayılan kurumların kazançları kurumlar vergisine tabi olduğu,

a) Sermaye şirketleri,

b) Kooperatifler,

c) İktisadi kamu kuruluşları,

d) Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler,

e) İş ortaklıkları,

- (2) Kurum kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu."

hükme bağlanmıştır.

Diğer yandan, Gelir Vergisi Kanununun 85 inci maddesinde; "Mükellefler, ikinci maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bu Kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur.

Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. Bu hüküm, şirketlerin faaliyet ve tasfiye dönemlerine şamil olmak üzere kolektif şirket ortakları ile komanditeler hakkında uygulanır." hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında; kamu idare müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin avans olarak ödenenler dahil olmak üzere bu maddede sayılan ödemeleri nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları hükmüne yer verilmiş olup, aynı maddenin (5/a) bendi el de Kanun'un 70'inci maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden % 20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Yine aynı Kanun'un 98 inci maddesinde ise 94 üncü madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanların bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunlardan tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirmi üçüncü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, Şirketinizce kazanç elde edilmese bile mükellefiyetinizin devam ettiği dönemler için kurumlar vergisi beyannamesi verilmesi, nakden veya hesaben kira ödemelerinden tevkifat yapmanız halinde bu tevkifatın da muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zırai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Aynı Kanunun 40/3 üncü maddesi ile herhangi bir vergilendirme döneminde vergiye tabi işlemleri bulunmayan mükelleflerin de beyanname vermek mecburiyetinde oldukları hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, ticari faaliyet nedeniyle mükellefiyet tesis ettiren Şirketinizin vergiye tabi işlemlerin gerçekleşmediği dönemlerde Katma Değer Vergisi Kanunun 40/3 üncü maddesi uyarınca boş da olsa katma değer vergisi beyannamesi vermesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

24 Kasım 2015 Salı

HACİZ TUTANAĞI 3 KİŞİLERE YAPILABİLİR Mİ?

haciz işlemleri sırasında alacaklı vekil borçlunun adresine gittiğinde orda farklı bir iş yeri var ise ve o iş yerinde 3 kişi işletiyor ise ona cebri icra yolu ile bu haciz tutanağını imzalamış ise imzalanan bu tutanak hukuken geçerlidir.fakat haczedilen bu mallar ancak yedi emine bırakılabilir ve 7 gün içersinde alacaklı vekil İSTİHKAK İDDİASINDA (çekişmeli mallar )bulunmaz ise haciz kendiliğinden kalkar
alacaklı 7 gün içerisinde 3 kişiye karşı istihrak davası açması zorundadır.bu davayı açmaz ise icra iflas kanunu 99 maddesi gereği 3 kişinin istihkak iddiası kabul edilmiş ve haciz kalkmış sayılır.
peki 3 kişinin hakları neler ne yapmalı derseniz
şayet alacaklı 3 kişinin mallarına haciz koymuş ise 3 kişi bu malları aldığına dair kuvvetli delilleri var ise alacaklıya karşı dava açıp hem malları üzerindeki haczin kaldırılması hemde maddi manevi tazminat davası açarak alacaklıya karşı dava yoluna gidebilir.
Hikmet Yıldırım KILINÇARSLAN

       SMMM


T.C.YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/9249
K. 2003/7831
T. 9.10.2003

• İSTİHKAK ( Menkul Mal Haczinin Borçlu Şirketin Ticaret Sicilinde Kayıtlı Resmi ve Takip Dayanağı Belgede Borçlu Adresi Olarak Gösterilen Adresinde Yapılması )

• MÜLKİYET KARİNESİ ( Menkul Mal Haczinin Borçlu Şirketin Ticaret Sicilinde Kayıtlı Resmi ve Takip Dayanağı Belgede Borçlu Adresi Olarak Gösterilen Adresinde Yapılması-Karinenin Borçlu İçin Olması )

• MAL KAÇIRMAK AMACIYLA MUVAZAALI DEVİR ( Mülkiyet Karinesinin Borçlu Lehinde Olması-Aksinin Davacı Tarafından İspatlanabilmesi )

2004/m.44,96,97/a,280

818/m.179


ÖZET : Taraflar arasındaki istihkak davasında, dava konusu menkul mal haczi borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı ve takip dayanağı belgede gösterilen adresinde yapıldığından, mülkiyet karinesi borçlu yararına ise de, bu karinenin aksi davacı tarafından kanıtlanabilir.
Davalı borçlu şirketin, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla haciz mahallindeki iş yerini muvazaalı olarak davalı şirkete devrettiği açık olduğundan bu devir alacaklının haklarını etkilemez.
DAVA : Mahalli mahkemesinden verilen kararın temyizen tetkiki davalı ( alacaklı ) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekildi isteğin kabulüne karar vermiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
KARAR : Uyuşmazlık üçüncü kişinin İİK.'nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu menkul mal haczi; borçlu şirketin Ticaret Sicilinde kayıtlı resmi ve takip dayanağı belgede borçlu adresi olarak gösterilmiş adreste yapılmıştır. İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu yararınadır. Bu karinenin aksinin davacı tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlanması gerekmektedir.
Davacı 3. kişi şirket; borç kaynağı işçilik alacağının doğumundan sonra 15.10.1998 tarihinde ve halen borçlu şirketin faaliyetine devam ettiği haciz adresinde kurulmuştur. Bu adres yine borçlu şirketin müdürü ve ortağı Sabit tarafından kefil ve kiracının vekili sıfatıyla kiralanmıştır. Her ne kadar borçlu şirket bu adresi 10.2.1999 tarihinde terk ettiğini ilan etmişse de; bu terkin fiili olarak gerçekleşmediği, 4.10.2001 tarihli dava konusu haciz sırasında bulunan borçluya ait çok sayıdaki belgelerle anlaşılmıştır. Yine borçlu şirkette çalışan işçiler, davacı şirkette çalışmaya devam etmiş borçlu şirket adına tescilli markadaki mamullerin satışına davacı firma devam etmiştir.
Bu durumda; davalı borçlu şirketin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla; haciz mahallindeki işyerini örtülü ve muvazaalı olarak davalı şirkete devir ettiği açık ve seçik ortada bulunduğundan bu devir alacaklının haklarını etkilemeyecektir.
Öte yandan bu işyeri devrinin muvazaalı olduğu kadar İİK.'nun 44 ve 280. maddesine uygun olarak yapılmış bir devir yoktur. B.K.'nun 179 madde gereğince de işletmenin borçlarından devir alan davanın sorumlu olduğunun gözardı edilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 9.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/2792
K. 2003/4196
T. 5.5.2003

• İSTİHKAK TALEBİ ( Haczin Davacı Üçüncü Kişi Firmayla Borçu Firmanın Müşterek Adresinde Yapılmış Olması )

• MÜŞTEREK ADRESTE YAPILAN HACİZ ( İstihkak Talebi - Üçüncü Kişi Firmanın Borçlu Firmayla Aynı Adreste Olmasının Talebe Etkisi )

• MÜLKİYET KARİNESİ ( İstihkak Davacısı ile Borçlunun Müşterek Adresinde Yapılan Haciz - Karinenin Aksinin İspat Edilebilmesi )

2004/96,97/a


ÖZET : Uyuşmazlık 3.kişinin İİK.'nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Haciz borçlu Ltd. Şti. ile 3.kişi ( Ltd. Şti. )'nin Ticaret sicilinde kayıtlı müşterek adreslerinde yapılmıştır. Davacı 3.kişi ile borçlunun aynı adreste faaliyet göstermeleri nedeniyle İİK.'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksi güçlü ve inandırıcı delillerle kanıtlanabilir. Somut olayda davacı 3.kişi ( Ltd. Şti. ) 26.10.1993 tarihinde borçlu ( Ltd. Şti. )'de 14.2.1995 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir. Takip dayanağı olan çekler ise 2001 yılında keşide edilmiştir. Her iki şirket borcun doğumundan önce kurulmuş olduğundan sadece ortaklarının aynı gerçek kişiler olması nedeniyle organik bağdan, başka bir anlatımla da borçtan kurtulmaya yönelik muvazaalı işlemlerden söz edilemez. Öte yandan davacının ibraz ettiği faturaların borcun doğumundan önceki tarihlerde alınmış olmasına göre gerçek olduklarının saptanması durumunda yasal karinenin aksinin ispat edildiğinin kabulü gerekir.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı ( 3. Kişi ) vekili tarafından istenmiş, mercice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR : Uyuşmazlık 3.kişinin İİK.'nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Haciz borçlu Ltd. Şti. ile 3.kişi ( Ltd. Şti. )'nin Ticaret sicilinde kayıtlı müşterek adreslerinde yapılmıştır. Davacı 3.kişi ile borçlunun aynı adreste faaliyet göstermeleri nedeniyle İİK.'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksi güçlü ve inandırıcı delillerle kanıtlanabilir.
Somut olayda davacı 3.kişi ( Ltd. Şti. ) 26.10.1993 tarihinde borçlu ( Ltd. Şti. )'de 14.2.1995 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir. Takip dayanağı olan çekler ise 2001 yılında keşide edilmiştir. Her iki şirket borcun doğumundan önce kurulmuş olduğundan sadece ortaklarının aynı gerçek kişiler olması nedeniyle organik bağdan, başka bir anlatımla da borçtan kurtulmaya yönelik muvazaalı işlemlerden söz edilemez. Öte yandan davacının ibraz ettiği faturaların borcun doğumundan önceki tarihlerde alınmış olmasına göre gerçek olduklarının saptanması durumunda yasal karinenin aksinin ispat edildiğinin kabulü gerekir.
Mercice yapılacak iş; faturası ibraz edilen mahcuzlar yönünden fatura dip koçanlarını ilgili firmalardan getirtmek, faturayı kesen firma temsilcilerini dinlemek, gerektiğinde faturayı kesen firmaların defter ve kayıtları ve envanterini incelemek, aynı şekilde davacı şirketin kayıtlarında inceleme yapmak suretiyle faturaların gerçek olup olmadığını ve hacizli mallara ait olup olmadığını incelemek ve elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacı 3.kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 5.5.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2001/3411
K. 2001/3632
T. 8.5.2001

• MUVAZAA ( 3. Kişi Şirketin Takip Sırasında Haczedilen Mallarda İstihkak İddiası - Aynı Zamanda İstihkak İddiasında Bulunan Diğer Şirketin de Ortağı Olmaları )

• BORÇLUNUN ALACAKLILARINI ZARARA SOKMAK ( İşyerindeki Ticari Emtianın Tamamını Veya Mühim Bir Kısmını Devir Veya Satın Alan Kişi - İstihkak İddiası )

• ALACAKLILARI ZARARA SOKMAK ( İşyerindeki Ticari Emtianın Tamamını Veya Mühim Bir Kısmını Devir Veya Satın Alan Kişi - İstihkak İddiası )

• İSTİHKAK DAVASI ( İşyerindeki Ticari Emtianın Tamamını Veya Mühim Bir Kısmını Devir Veya Satın Alan Kişi - Borçlunun Alacaklılarını Zarara Sokmak/Muvazaa )

• FATURA ( Takipten Kısa Bir Süre Önceki Tarihi Taşıyan ve Haczedilen Malların Marka ve Özelliklerini İçermeyen - İstihkak İddiası/Değer Verilemeyeceği )

• HACZEDİLEN MALLARIN MARKA VE ÖZELLİKLERİNİ İÇERMEYEN FATURA ( Takipten Kısa Bir Süre Önceki Tarihi Taşıyan - İstihkak İddiası/Değer Verilemeyeceği )

2004/m.96, 97/a, 99, 280

818/m.18


ÖZET : Ticari işletmenin ve işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan kişinin borçlunun alacaklıları zarara sokmak amacını bildiği ve borçlunun da bu hallerde bu amaçla hareket ettiği kabul olunur. Bu karinenin aksi için yasada öngörülen işlemlerin yapıldığına ilişkin davalı 3. kişi tarafından kanıt gösterilmemiştir. Hal böyle olunca Şirketin muvazaaya dayalı istihkak iddiasının reddi gerektiği açık-seçik ortadadır.
Bu kişiler aynı zamanda istihkak iddiasında bulunan diğer Şirketin de ortaklarıdır.
Bundan başka borcun doğumundan çok sonra takipten kısa bir süre önceki tarihi taşıyan ve haczedilen malların marka ve özelliklerini içermeyen ve her zaman temini mümkün faturaya da değer verilemeyeceği kuşkusuzdur.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı ( 3.kişi )vekili tarafından duruşmalı olarak istenmiş, merciice, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı alacaklı banka borçlu şirket hakkında yaptığı takip sırasında haczedilen mallarda istihkak iddiasında bulunan 3. kişi durumundaki davalı şirketlerin muvazaaya dayalı istihkak iddialarının reddini istemiş merciice davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık alacaklının takip hukukuna dayanan istihkak davasına ilişkindir. ( İİK. Md.99 )
Takip dayanağı borç 30.5.1994 düzenleme ve 9.2.1999 vade tarihli 153.000.000.000 TL.lık bonodan kaynaklanmakta olup dava konusu malların bir kısmı talimat icra dairesince takip dayanağı bonoda borçlu şirket faturalarında, ticaret sicili kayıtlarında borçlu şirket merkezi gösterilen ve ödeme emri tebliğ olunan Meftun İşhanı K: 4 No: 404 deki işyeri adresinde borçlulardan Muhammet'in huzurunda 16.2.1998 tarihinde diğer bir kısmı da borçlu şirkete ait Kardeşler İş Merkezinde ihtiyaten haczedilmiştir. Davalı 3. kişi durumundaki Ereğli Kardeşler Ltd.Şti. 16.2.1998 tarihinde haciz uygulanan Kardeşler İşhanındaki işyerinin borçlu ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de işyerindeki kazan ve kalorifer tesisatının komple borçlu şirket tarafından 3. kişi Ereğli ... Ltd.Şti'ne devrine ilişkin 5.12.1998 tarih ve 88071 nolu fatura işyerinin borçlu şirkete ait olduğunun kanıtıdır. Bu durumda, İİK.'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğundan dava açma külfetinin takip icra dairesince İİK.'nun 96 ve 97 maddeleri gereği 3. kişilere yükletilmesi gerekirken talimat icra dairesinin yetkisini aşarak alacaklıya İİK.'nun 99. maddesine göre 7 gün içinde dava açması için önel verilmesi üzerine alacaklı tarafından şikayet yoluna gidilmeyerek dava açmak zorunda bırakılması ispat külfetinin tersine çevrilmesine neden olamaz. Yasal karine borçlu yararına olduğundan aksinin 3. kişilerce kanıtlanması gerektiği Dairemizin oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Davalı 3. kişiler ise yasal karinenin aksini ispata yarar kesin ve güçlü kanıtları ortaya koymamışlardır.
Davacı alacaklı, 3. kişilerin istihkak iddialarının muvazaaya dayalı olduğunu ileri sürmüştür. Borçlar Kanununun 18. maddesi uyarınca muvazaa tarafların 3. kişileri aldatmak amacı ile fakat kendi gerçek iradelerine uygun olmayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görüntü yaratmak konusunda anlaşmalarıdır. Ödeme güçlüğüne düşen bir kişinin yakın bir zamanda mallarına haciz geleceğini düşünerek malvarlığını kaçırmak amacıyla yakınlarına devir işlemi yapması veya devir işlemini dolaylı gerçekleştirmesi muvazaalı bir işlemdir. Somut olayda, ödeme güçlüğü içinde bulunan ve bu yüzden haklarında birçok takip bulunan borçlu ve aynı zamanda borçlu şirket ortağı olan kişilerin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla dayıları Davut ... aynı işyerinde 17.11.1998 tarihinde borçlu şirket ile benzer ünvanlı Ereğli Kardeşler Otomotiv San. ve Tic.Ltd. Şti. paravan olarak kurduktan sonra çok kısa bir süre sonra 5.12.1998 ve 28.12.1998 tarihlerinde düzenledikleri faturalarla mallarını bu şirkete doğrudan ve 5.12.1998 tarihli başka faturalarla önce yakınlarına ait Ereğli Paromak Limited Şirketine, bu şirketinde bir hafta sonra 12.12.1998 tarihli 4 fatura ile dolaylı ve muvazaalı olarak devrettikleri fatura içeriklerinden anlaşılmaktadır. İİK.'nun 280/ lV maddesi hükmüne göre ticari işletmenin ve işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan kişinin borçlunun alacaklıları zarara sokmak amacını bildiği ve borçlunun da bu hallerde bu amaçla hareket ettiği kabul olunur. Bu karinenin aksi için yasada öngörülen işlemlerin yapıldığına ilişkin davalı 3. kişi tarafından kanıt gösterilmemiştir. Hal böyle olunca Ereğli Kardeşler şirketinin muvazaaya dayalı istihkak iddiasının reddi gerektiği açık-seçik ortadadır.
Bu kişiler aynı zamanda istihkak iddiasında bulunan ... Nak.Ltd. şirketinin de ortaklarıdır. Bu durumda borçlu şirketin ve şirket ortaklarının 3. kişi şirketin şirket ünvanından yararlanarak muvaazalı olarak istihkak iddiasında bulundukları bu amaçla borçlu ve aynı zamanda şirket ortak ve temsilcisi Hasan'ın vekaletname verdiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Bundan başka borcun doğumundan çok sonra takipten kısa bir süre önceki tarihi taşıyan ve haczedilen malların marka ve özelliklerini içermeyen ve her zaman temini mümkün faturaya da değer verilemeyeceği kuşkusuzdur.
Bu durumda davanın kabulü gerekirken reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davacı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 8.5.2001 gününde oybirliğiyle karar verild