8 Ağustos 2015 Cumartesi

Çalışanlar ses tonunuza dikkat!

Uygun olmayan ses tonu ile konuşan işçinin iş sözleşmesini işveren geçerli nedenle feshedebilir.
Diyelim ki, aldığınız ürünle ilgili olarak bir şirketin çağrı merkezini aradınız. Ürünle ilgili sorununuzu anlattığınız müşteri temsilcisi uygun olmayan ses tonu ve rahatsız edici bir üslupla size cevap verdi. Sizde işverene şikayet ettiniz. İşveren müşteri memnuniyetsizliği yaratan bu konuşma üslubu dolayısıyla, müşteri temsilcisinin iş sözleşmesini, 4857 sayılı İş Yasası'nın 18.maddesine dayanarak feshedebilir.

Madde  18 - Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan  işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz.

Yargıtay 22.Hukuk Dairesi, 7.4. 2014 tarih ve E.2014/7259 ve K.2014/7035 sayılı Kararında, uygun olmayan ses tonuyla konuşarak, müşteri memnununiyetsizliğine yol açmayı, geçerli fesih nedeni olarak, hükme bağlamıştır.
Geçerli nedenle, iş sözleşmesinin feshedildiğinin, yargı süreci sonunda karara bağlanması, işçinin işe iade talebinin reddi anlamına gelmektedir. 
Ahmet Metin AYSOY
SGK E. Başmüfettişi

7 Ağustos 2015 Cuma

İŞÇİLER GÜNDE EN FAZLA 11 SAAT ÇALIŞABİLİR, YILDA EN FAZLA 270 SAAT MESAİ YAPABİLİR.

İş Kanunu’na göre haftalık çalışma süresi 45 saat. Dolayısıyla 45 saati aşan çalışmalar fazla mesai olarak değerlendirilir. Fazla mesai yaptırılmasının nedenleri kanunda belirtilmiştir. Sürekli şekilde fazla mesai yaptırılması kanuna aykırıdır. Bir işçi yılda en fazla 270 saat fazla mesai yapabilir. İşçi kendisi rıza gösterse bile yılda 270 saatten daha çok fazla mesai yapamaz. Yıllık fazla mesai süresi hesaplanırken, yarım saatten kısa fazla mesailer yarım saat, yarım saatten uzun, bir saatten kısa fazla mesailerin bir saat olarak değerlendirilir.

Günlük dinlenme süreleri...

Ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz. Servisle işyerine gelmek için geçirilen zaman da çalışma süresine dahil değildir. Bu nedenle çalışanlar günlük çalışma süresini ara dinlenmeleri çıktıktan sonra ve işbaşı yaptıkları saat üzerinden hesaplamalı.
Haftalık 45 saat sınırı aşılabilir ve aşıldığında çalışana fazla mesai karşılığı ücret ödenmesi gerekir. Ancak günde en fazla 11 saat çalışılabilir. Her ne şart altında olursa olsun günde 11 saatten fazla çalışılamaz. İşçinin rızası olsa bile 11 saatten fazla çalışmaya izin verilmez.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

4/B SİGORTALILARIN FAZLA ÖDEME İADESİ

SGK SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü
sayı : 14651888/206050702/1654233 25/03/2015
Konu : 4/b Sigortalılarının Fazla Ödeme İadesi
GENEL YAZI
Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine tabi sigortalı olanların prime esas kazançları bu kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrası ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 98 inci maddesine göre belirlenmektedir
Sigortalı aynı zamanda işveren ise aylık prime esas kazancı, çalıştırdığı sigortalıların prime esas günlük kazancının en yükseğinin otuz katından az olamaz.
Aylık prime esas kazancı, çalıştırdığı sigortalının otuz günlük prime esas kazancından düşük olduğu tespit edilen sigortalıların aylık prime esas kazançları, tespit edilen kazanç düzeyine çıkartılarak aradaki farkın primi, 89 uncu madde hükümlerine göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsil edilmektedir.
4/b kapsamında sigortalı olanlardan aynı zamanda işveren olanların aylık prime esas kazançlarının, kendilerine ait işyeri veya işyerlerinde çalıştırdıkları sigortalıların prime esas günlük kazançlarının en yükseğinin otuz katından az olmayacağına ilişkin kural, manuel olarak kontrol edilirken, geliştirilen bir program sayesinde 2014 yılının Ağustos ayından itibaren elektronik olarak kontrol edilmeye başlanmıştır.
2014 yılının Ağustos ayından itibaren gerekli kontroller yapılırken, Kurum müfettişlerimizce 2013 yılı içerisinde yanlarında çalıştırdığı sigortalıların prime esas kazançlarının en yükseğinden beyan etmeleri gerekirken bunu yapmayarak daha az beyanda bulunan sigortalılar tespit edilmiş ve primlerinin yükseltilmesi rapor edilmiştir. Bu rapor doğrultusunda sigortalılarımızın prime esas kazançları tespit edilen seviyeye yükseltilmiştir.
2013 yılı için beyanı resen yükseltilen bazı sigortalıların Genel Müdürlüğümüze yapmış oldukları başvurularda, işyerinde çalıştırdığı sigortalılar için bir yada bir kaç aylık süre için yüksek tutarda prime esas kazanç bildirdiğini, bu durumun daha sonraki ayların prim tahakkuklarını da yükselttiğinden mağduriyetlerine neden olduğu ifade edilmiştir.
Söz konusu sigortalıların durumu Genel Müdürlüğümüzce değerlendirilmiş ve yanında çalıştırdıkları sigortalılardan dolayı 2013 yılından itibaren geçerli olmak üzere beyanı resen yükseltilen 4/b kapsamındaki sigortalıların, yanında çalıştırdığı sigortalıyı işten çıkardığı ya da ücretini düşürdüğü tarihten sonra geçerli olmak üzere beyanda bulunma imkanlarının olmaması nedeniyle, 2013 yılına münhasır olmak üzere, 4/b kapsamında sigortalı olanlardan aynı zamanda işveren olanların aylık prime esas kazançlarının, kendilerine ait işyeri veya işyerlerinde çalıştırdıkları sigortalıların prime esas günlük kazançlarının en yükseğinin otuz katından az olmayacağını kontrol eden programda değişiklik yapılmıştır.
Sigortalı mağduriyetinin ortadan kaldırılması bakımından, söz konusu programın yeniden belirlenen iş kuralları çerçevesinde sadece 2013 yılı için çalıştırılması işleminin tamamlanıncaya ve böylece gerçek prim borçlarının tespit edilinceye kadar, daha önce resen yükseltilen prime esas kazançları eski haline getirilmiştir.
Diğer taraftan, 5510 sayılı "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 90 ıncı maddesinde; "İşverenlerin hak edişleri, Kuruma idari para cezası, prim ve prime ilişkin borçlarının olmaması kaydıyla ödenir. " hükmüne yer verilmiştir.
Ayrıca, Kurumumuz ile Türk Eczacıları Birliği arasında yapılan protokolün ödeme şartları ve zamanı başlıklı bölümünün 4.3.7 nci maddesinde; "Eczacının kendisinin ve/veya çalışanlarının Kuruma prim aslı, işsizlik sigortası prim aslı, cezai şart ile bunlara bağlı gecikme cezası, gecikme zammı ve doğabilecek diğer ferilerine ilişkin borcu bulunması halinde bu borç miktarı yasal faizi ile birlikte eczanenin Kurumdaki alacağından düşüldükten sonra varsa kalan tutar eczacıya ödenir.” hükmü ile Kurumumuza hak edişten prim borcu kesintisi yapma hakkı verilmiştir.
2013 yılı içerisinde yanlarında çalıştırdıkları işçilerin prime esas kazançlarının en yükseğinden daha az beyanda bulunanların prime esas kazançlarının tespit edilen seviyeye yükseltilmesinden sonra, aralarında eczacıların da bulunduğu sigortalılara hak ediş ödemesi yapılırken mevcut 4/1) prim borçları kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilmiştir.
Ancak, resen yükseltilen prime esas kazançlarının eski haline getirilmesinden sonra kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilen tutarlar prim hesabında fazla ödeme olarak yer almıştır.
Diğer taraftan, 2014/28 sayılı Kurum Genelgesinin "7- Prim İade İşlemleri” başlıklı bölümünde "yanlış veya yersiz tahsil edilmiş olan primlerin ilgililere iade edilebilmesi için, primlerin tahsil edildiği tarihten talep tarihine kadar on yıllık sürenin geçmemiş olması, işyerinin bağlı bulunduğu sosyal güvenlik il müdürlüğüne/sosyal güvenlik merkezine talepte bulunulması gerekmektedir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu nedenlerle;
Aralarında eczacıların da bulunduğu 4/1) kapsamındaki sigortalıların prim hesaplarında yer alan fazla ödemelerin, 2014/28 sayılı Kurum Genelgesinde yer alan hükümler uyarınca talepleri halinde ilgililere iade edilmesi gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini ve uygulamanın yukarıda izah edilen şekilde ivedilikle yerine getirilmesini rica ederim.
Ahmet AÇIKGÖZ Genel Müdür

ÇEKLE YAPILAN BAĞIŞ ÖDEME TARİHİNDE KAZANÇTAN İNDİRİLİR.



Özet:
Bağışlar ayni ve nakdi yardımlar olarak değerlendirilmekte ve yardımların içinde de "ÇEK" ibaresi yoktur.
Ayni veya nakdi olarak yapılan bağış ve yardımların kurumlar vergisi mükelleflerince indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması gerekli ve yeterlidir. .....
Nakdi bağışların indirilebilmesi, bağışı kabul eden kuruluşlarca verilecek makbuzla veya bu amaçla bankalarda açtırılan hesaplara yatırıldığına ilişkin banka dekontlarıyla belgelendirilmesi şartıyla mümkündür.

Vakıf üniversitesine çek verilerek yapılan bağışın hangi dönemde kurumlar vergisi matrahından indirilebileceği hk.
Tarih 21/06/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.35.16.01-176300-611 Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

SayıB.07.1.GİB.4.35.16.01-176300-611

21/06/2012Konu

Vakıf üniversitesine çek verilerek yapılan bağışın hangi dönemde kurumlar vergisi matrahından indirilebileceği.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin Haziran 2011 vadeli çek ile vakıf üniversitesine bağışta bulunduğu ve karşılığında bu üniversite tarafından 31.12.2010 tarihli bağış makbuzu düzenlendiği belirtilerek, Aralık 2010 döneminde gider kayıtlarına aldığınız söz konusu bağış tutarının 2010 veya 2011 yılı kurumlar vergisinden indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun "Diğer İndirimler" başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5 ine kadar olan kısmının; (ç) bendinde de fıkranın (c) bendinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan okul, sağlık tesisi, 100 yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde 50 yatak) kapasitesinden az olmamak kaydıyla öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu,huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamının kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun "Mali kolaylıklar" başlıklı 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerinin genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan malî muafiyetler, istisnalar ve diğer malî kolaylıklardan aynen yararlanacakları, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri tarafından üniversitelere ve yüksek teknoloji enstitülerine makbuz karşılığında yapılacak bağışların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları hükümlerine göre yıllık beyanname ile bildirilecek gelirlerden ve kurum kazancından indirileceği hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun Ek 7 nci maddesinde; "Vakıflarca kurulacak yüksek öğretim kurumları, bu kanunun 56 ncı maddesinde yer alan mali kolaylıklardan, muafiyetlerden ve istisnalardan aynen istifade ederler." hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "10.3.2.6. Yükseköğretim kurumlarına yapılacak bağış ve yardımlar" başlıklı bölümünde;

"5904 sayılı Kanunla 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 56 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan "nakdî" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

5904 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklikle birlikte, Kanunun yayım tarihinden (3/7/2009) itibaren üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerine yapılan aynî veya nakdî bağış ve yardımların tamamı, beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir." ;

"Bağış ve yardımlar" başlıklı 10.3.2. bölümünde; "...

10.3.2.2.4. Bağış ve yardımın belgelendirilmesi
Ayni veya nakdi olarak yapılan bağış ve yardımların kurumlar vergisi mükelleflerince indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması gerekli ve yeterlidir. .....

Nakdi bağışların indirilebilmesi, bağışı kabul eden kuruluşlarca verilecek makbuzla veya bu amaçla bankalarda açtırılan hesaplara yatırıldığına ilişkin banka dekontlarıyla belgelendirilmesi şartıyla mümkündür."

açıklamalarına yer verilmiştir.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 692 ve devamı maddelerinde ise çekin görüldüğünde ödeneceği, buna aykırı herhangi bir kaydın yazılmamış hükmünde olacağı belirtilmekte ve keşide tarihi düzenleme tarihinden sonraki bir tarih olan çeklerin ise görüldüğünde ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Buna göre, çek bir ödeme aracıdır ve görüldüğünde ödenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla keşide tarihi düzenlenme tarihinden sonra olan bir çekin bankaya ibrazı anında ödenmesi gerekmektedir.

5941 sayılı Çek Kanununun 3 üncü maddesinin sekizinci numaralı fıkrasında da "Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır." hükmü mevcuttur.

Öte yandan, 5941 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin beşinci fıkrasıyla 31.12.2011 tarihine kadar çekin, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz kabul edilmiş bu tarih 6273 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle 5941 sayılı Kanuna eklenen geçici 3 üncü maddenin beşinci fıkrasıyla 31.12.2017 olarak belirlenmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, kurumlar vergisi mükellefleri tarafından vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar kurum kazancından indirilebilecek olup 31.12.2017 tarihine kadar çeklerin üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce ödenmek üzere muhatap bankaya ibrazı ve tahsili mümkün olmadığından şirketiniz tarafından bir üniversiteye çekle yapılan bağış ve yardım, söz konusu çekin üzerinde yazılı tarih esas alınarak kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilecektir. Ancak üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının ödenmiş olması halinde kurum kazancının tespitinde ödemenin gerçekleştiği tarihin esas alınacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

YURTDIŞI ŞİRKETTEN ALINAN KREDİ FAİZİ İÇİN KDV ÖDEMESİ VE % 10 STOPAJ YAPILMASI

Özet:
Kredi alınan kurumun l tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan olduğunun tevsik edilmesi kaydıyla %0 oranında, aksi halde %10 oranında kurumlar vergisi kesintisine tabi tutulacağı tabiidir.
Türkiye'de BSMV kapsamına giren ve Kanunun 17/4-e maddesine göre KDV'den istisna olan kredilerin, bu kapsamda yurt dışından temini de KDV'den istisna olacaktır. Bu kapsamda olmayan krediler ise Kanunun 1/2 nci maddesine göre KDV'ye tabi tutulacak kredilere ilişkin faiz ödemeleri üzerinden hesaplanacak KDV firmanız tarafından sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV beyannamesinde beyan edilerek ödenecektir
Yurt dışından alınan Krediler için ödenen faizlerin vergilendirilmesi hakkında açıklayıcı bir özelge
Yurt dışından alınan kredi faizinin vergilendirilmesi.
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
KOCAELİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı:B.07.1.GİB.4.41.15.01-KVK-2010/1-121 26.08.2011
Konu: Yurt dışından alınan kredi faizinin vergilendirilmesi.
İlgide kayıtlı dilekçenizde, Şirketinizin Kocaeli Serbest Bölgesinde açtığı şube için fabrika binası yapımına başlandığı ve yatırım için yurt dışındaki ... firmasından şubede kullanılmak üzere 11.000.000 EURO kredi alındığı, kredi veren tarafından 2009 yılı için 40.000 EURO faiz tahakkuk ettirildiği ve ilgili bu fatura üzerinden %10 stopaj yapıp vergi dairesine yatırıldığı belirtilerek, kullanılacak kredi ile ilgili olarak katma değer vergisi ve kurum stopaj uygulaması hakkında bilgi talep edilmektedir.
Bilindiği üzere, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesinde; "(1) Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.
(2) Yukarıda belirtilen karşılaştırma sırasında, sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar % 50 oranında dikkate alınır.
......." hükümleri yer almaktadır.
Aynı Kanunun 30 uncu maddesinin (1) inci fıkrasının (ç) bendinde; dar mükellefiyete tabi kurumlara ait (Gelir Vergisi Kanunu'nun 75'inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde sayılanlar hariç olmak üzere) menkul sermaye iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında; (7) nci fıkrasında, kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkanı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar Kurulunca ilan edilen ülkelerde yerleşik olan veya faaliyette bulunan kurumlara (tam mükellef kurumların bu nitelikteki ülkelerde bulunan iş yerleri dahil) nakden veya hesaben yapılan veya tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden, bu ödemelerin verginin konusuna girip girmediğine veya ödeme yapılan kurumun mükellef olup olmadığına bakılmaksızın % 30 oranında vergi kesintisi yapılacağı, (7) nci fıkranın (b) bendinde de, yurtdışındaki finans kuruluşlarından temin edilen borçlanmalara ilişkin ana para, faiz ve kar payı ödemeleri ile sigorta ve reasürans ödemeleri üzerinden bu fıkra uyarınca vergi kesintisi yapılmayacağı belirtildikten sonra (8) inci fıkrasında ise; "Bakanlar Kurulu yukarıdaki fıkralarda belirtilen vergi kesintisi oranlarını, gelir unsurları veya faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye, sıfıra kadar indirmeye veya yukarıdaki fıkralarda belirtilen oranın bir katına kadar artırmaya yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun uygulanmasına ilişkin olarak yayımlanan 1 No.lu Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin "Vergi Kesintisi Kapsamında Olmayan Ödemeler" başlıklı 30.5.3 bölümünde, Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin (7) inci fıkrasında yapılan düzenlemenin, sadece Bakanlar Kurulu'nca belirlenen ülkelere yapılan ödemeleri kapsadığı, Bakanlar Kurulu'nca belirlenen ülkeler dışındaki ülkelere yapılan ödemelerin yedinci fıkra kapsamına girmediği açıklanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 6 numaralı bendinde ise; kaynağı ne olursa olsun "Her nevi alacak faizleri (Adi, imtiyazlı, rehinli, senetli alacaklarla cari hesap alacaklarından doğan faizler ve kamu tüzelkişilerince borçlanılan ve senede bağlanmış olan meblağlar için ödenen faizler dahil.)"nin menkul sermaye iradı sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde yer alan dar mükellefiyete tabi kurumların vergi kesintisine tabi kazanç ve iratlarından yapılacak vergi kesintisi oranlarının belirlenmesine ilişkin olarak 03.02.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2009/14593 sayılı Kararnamenin eki Karar'ın 1 inci maddesinin 5-a bendine göre; yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizlerden (katılım bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kâr payları dahil) % 0; aynı maddenin 5-ç bendine göre ise diğerlerinden % 10 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;
- 1/1 inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,
- 16/1-a maddesinde, bu Kanuna göre teslimleri vergiden istisna edilen mal ve hizmetlerin ithalinin de KDV'den istisna olduğu,
- 17/4-e maddesinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi (BSMV) kapsamına giren işlemler ve sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta muamelelerine ilişkin işlemleri ile Kurumlar Vergisi Kanununun 7 nci maddesinin (24) numaralı bendinde belirtilen kurumların kredi teminatı sağlama işlemlerinin KDV'den istisna tutulduğu,
- 17/4-ı maddesinde, serbest bölgede verilen hizmetlerin KDV'den istisna olduğu,
hükme bağlanmıştır.
Buna göre, Türkiye'de yerleşik bulunan firmanızın yurt dışından finansman temini hizmetinin Kanunun 17/4-ı maddesinde yer alan istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Diğer taraftan KDV uygulamasında, mal ve hizmetlerin yurt dışından veya yurt içinden temin edilmesi hallerinde, bu işlemler arasında özellikle oran ve istisna uygulaması bakımından bir farklılık bulunmamasının esas olmasından hareketle; 46 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinde, Türkiye'de BSMV'ye tabi tutulmamış olan yurt dışı kredi işlemlerinin mahiyet itibariyle BSMV'ye tabi olan yurt içi bankacılık hizmetlerinden farksız olduğu; dolayısıyla, yurt dışı kredi işlemlerinin Kanunun 17/4-e maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu kapsamdaki işlemler nedeniyle ödenen faiz, komisyon ve bunlara ilişkin kur farklarının KDV'ye tabi olmadığı açıklanmıştır.
Bu açıklamalara göre Türkiye'de BSMV kapsamına giren ve Kanunun 17/4-e maddesine göre KDV'den istisna olan kredilerin, bu kapsamda yurt dışından temini de KDV'den istisna olacaktır. Bu kapsamda olmayan krediler ise Kanunun 1/2 nci maddesine göre KDV'ye tabi tutulacak kredilere ilişkin faiz ödemeleri üzerinden hesaplanacak KDV firmanız tarafından sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV beyannamesinde beyan edilerek ödenecektir.
Diğer taraftan, kredi alınan kurumun ilgili ülke mevzuatı gereğince kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan olduğunun tevsik edilmesi kaydıyla 03.02.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Kararnamenin Eki Karar'ın 1 inci maddesinin 5-a bendi ile belirlenen %0 oranında, aksi halde aynı maddenin 5-ç bendi ile belirlenen %10 oranında kurumlar vergisi kesintisine tabi tutulacağı tabiidir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

15 YIL 3600 GÜN YAZISI İLE KIDEM TAZMİNATI ALMA HAKKI

15 YIL 3600 GÜN YAZISI İLE KIDEM TAZMİNATI ALMA HAKKI 09.09.1999 TARİHİNDEN ÖNCE SGK LI OLANLAR İÇİNDİR.

09.09.1999 tarihi öncesinde ilk defa sigortalı olan kadın ve erkekler 15 yıllık sigortalılık süresini doldurduklarında ve 3600 prim gününe ulaştıklarında kendileri işten ayrılıp kıdem tazminatlarını alabilirler. 
Bu konuda işçi ve işverenler arasında sıkça anlaşmazlıklar olmaktaydı ve son kararı yargı söyledi ;

15 yıl ve 3600 gün ile istifa edenleri Yargıtay sevindirdi
Yargıtay daha önceki kararlarında 15 yıl ve 3600 günü doldurup, SGK’dan kıdem tazminatı alabilir yazısı alıp istifa ederek kıdem tazminatı istenebilmesinin şartı olarak yazının işverene verildiği gün evinde oturma iradesini ararken artık bu şartı aramıyor, istifa edip ertesi gün başka yerde işe girenin bile bu tazminatın hakkı olduğunu belirten karar aldı.

KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİİ OLMAYAN KUR FARKLARI



1- Banka hesaplarında veya kasalarında mevcut bulunan yabancı paraların değerlemesi sonucu oluşan kur farkları.
2- KDV’nin konusuna girmeyen veya KDV’den istisna edilmiş işlemlere ilişkin olarak ortaya çıkan kur farklarının da KDV’ye tabi tutulması söz konusu değildir. 
3- Dönem sonlarında yapılan değerlemeler. (geçici vergi dönemi ve yılsonu)
AÇIKLAMALAR....
Katma Değer Vergisini doğuran olay ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan kur farklarının nasıl bir işleme tabi tutulacağı hususundaki idari görüş, 14 numaralı KDV Sirküleri ile 105 seri numaralı KDV Genel Tebliğinde açıklanmıştır.
KDV Kanununun 24 üncü maddesinde, kur farkları KDV matrahına giren unsurlar arasında sayılmamakla birlikte Maliye Bakanlığı Tebliği ile yaptığı düzenlemede kur farkının esas itibari ile vade farkı niteliğinde olduğu bu nedenle matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerektiği görüşündedir.
Mükelleflerin banka hesaplarında veya kasalarında mevcut bulunan yabancı paraların değerlemesi sonucu oluşan kur farkları, herhangi bir teslim veya hizmetin sonucu olarak ortaya çıkmadığından KDV’ye de tabi değildir. Bu paraların dönem sonlarındaki değerlemesi sonucu ortaya çıkan kur farklarının ilgili döneme ait gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir veya gider olarak dikkate alınılmasıyla yetinilir.
Aynı şekilde, KDV’nin konusuna girmeyen veya KDV’den istisna edilmiş işlemlere ilişkin olarak ortaya çıkan kur farklarının da KDV’ye tabi tutulması söz konusu değildir.
Dönem sonlarında yapılan değerlemeler, başta gelir ve kurumlar vergisi olmak üzere, vergi matrahlarını azaltan veya çoğaltan, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili işlemlerdir. Bir başka ifadeyle, vergilendirme dönemlerinin sonunda döviz cinsinden olan alacak ve borçların 280 inci madde uyarınca değerleme işlemine tabi tutulması gelir ve kurumlar vergisi matrahının doğru tespit edilmesi için yapılmaktadır. Değerleme sonucu ortaya çıkan kur farkları, teslim veya hizmet bedelini kesinleştirmemekte, dolayısıyla bu aşamada fatura kesilmesini ve KDV matrahının düzeltilmesini gerektiren bir işlem oluşmamaktadır.
Buna göre, döviz cinsinden vadeli borç ve alacaklara yönelik olarak vade tarihinden (ödeme tarihinden) önce, dönem sonlarında yapılan değerleme nedeniyle ortaya çıkan kur farkları için fatura düzenlenmesine ve KDV hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır.