11 Aralık 2015 Cuma

İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİLMESİ BAKIMINDAN ARKA ARKAYA İKİ DÖNEMDEKİ TOPLAM FAZLALIĞIN HESABI HK.

Maliye Bakanlığı

Gelir İdaresi Başkanlığı

S. 29973770-08-OZELGE-001-5

T. 20.5.2014

İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİLMESİ

DEFTER TUTMA



213/md. 176, 177

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden; hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmanızın, 2012 yılı hâsılatının 83.000- TL, 2013 yılı hasılatının ise 90.000- TL olduğu belirtilerek 2014 yılında defter tutma bakımından hangi sınıfa dahil olacağınız hususunda Defterdarlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176 ncı maddesinde tüccarların defter tutma bakımından iki sınıfa ayrıldıkları, I inci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre, II nci sınıf tüccarların, işletme hesabı esasına göre defter tutacakları hüküm altına alınmıştır.

Mezkur Kanunun 177 nci maddesinde ise, "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:

1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 150.000- TL'yi veya satışları tutarı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 200.000- TL'yi aşanlar,

2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 80.000- TL'yi aşanlar;

3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 150.000- TL'yi aşanlar, ..." hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, aynı Kanunun "Sınıf Değiştirme" başlıklı 180 inci maddesinde;

"b) (II) nciden (I) inciye geçiş: İş hacmi bakımından II nci sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak I inci sınıfa geçerler.

1. Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette fazla olursa veya,

2. Arka arkaya 2 dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse."

hükmü bulunmaktadır.

Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; ikinci sınıftan birinci sınıfa geçilmesi bakımından alış veya satış rakamlarının herhangi birinde anılan maddede yazılı hadlere göre % 20 oranında bir fazlalık olması veya arka arkaya iki dönemdeki toplam fazlalığın % 20'ye kadar olmasının dikkate alınması gerekmektedir.

Buna göre, 2012 yılı gayrisafi iş hâsılatınız [((83.000-80.000)/80.000)x100=] % 3,75, 2013 yılı gayrisafi iş hâsılatınız [((90.000-80.000)/80.000)x100 =] %12,5 ve toplamda arka arkaya iki dönemin gayrisafi iş hasılatı % 16,25 oranında bir fazlalık gösterdiğinden 2014 yılında bilanço esasına göre defter tutmanız gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim

SAHTE BELGELER ,BİLANÇO DÜZENLEME BANKADAN KREDİ ÇEKME

15. Ceza Dairesi        
2015/14138 E.  ,
2015/30884 K.
"İçtihat Metni"

Tebliğname No : 15 - 2015/281777




İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 26/05/2015
NUMARASI : 2015/105 (E) ve 2015/168 (K)
SANIK : Y.. İ..
SUÇ : Banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak amacıyla dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

5237 sayılı TCK'nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, Kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın,sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa, dolandırıcılıktan bahsedilemez, şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır.

5411 sayılı “Bankacılık Kanununun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler, bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır.

Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa, basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.

Sanığın, müşteki bankanın ..... Şubesine müracaat ederek 28.06.2007 tarihinde 275000 İsviçre Frangı tüketici kredisi kullandığı, bu krediyi kullanırken de G İlçesinin ... parselde bulunan taşınmazı teminat olarak gösterdiği, daha sonra sanığın kullanmış olduğu kredinin taksitlerini ödememesi üzerine müşteki banka tarafından sanık aleyhine Gölbaşı İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığı, bu kapsamda teminat olarak ipotek edilen taşınmazın satışı istendiği, bu arada müşteki bankaya ipotek ettirilen taşınmaz için SS ..... Konut Yapı Kooperatifi tarafından sözleşmeler uyarınca sanık adına kayıtlı olarak gözüken taşınmazın gerçekte davacı kooperatif adına tescilinin gerektiği belirtilerek sanık aleyhine Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası üzerinden tapu tescil davası açıldığı, sanığın da bu dava dosyasında vekili aracılığıyla beyanda bulunarak suça konu taşınmazı yaptığı işler için kredi kullanabilmek amacıyla arsa sahiplerinin bilgisi dahilinde kendi adına tescil ettirdiğini belirttiği, bu şekilde sanığın müşteki bankadan kredi alabilmek ve aldığı krediyi ödemeyerek aleyhindeki icra takibini semeresiz bırakmak amacıyla muvazaalı olarak taşınmazı üzerine alıp kredi kullanımında lehine olumlu şartlar oluşturarak üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın, müşteki bankadan kredi kullandığı tarihte teminat olarak gösterdiği ve ipotek tesis ettirdiği taşınmazın tapuda sanık adına tescilli olduğu, müşteki banka tarafından icra takibi yoluyla söz konusu taşınmazın satışının istenilerek alacağın tahsil edilebileceği, daha sonra SS ...... Kooperatifi tarafından suça konu taşınmazın kendilerine ait olduğu iddia edilerek sanık aleyhine tapu tescil davası açılmış ise de, bu hususun hukuki ihtilaf olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 05.11.2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Aralık 2015 Perşembe

İŞVERENLER DİKKAT TEŞVİK İÇİN SON GÜNLER

2011 yılında yürürlüğe giren genç ve kadın istihdamını teşvik uygulaması bu yıl sonunda bitiyor. Bu yüzden işverenlerin acele etmesinde fayda var.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, son on yıl içerisinde genç işsizliği oranı dalgalı bir seyir izliyor. Bu oran, 2008 yılında %23,3 ile zirve yaparken, 2011 yılında %16,3'lük seviyeye düşmeyi başardı.

Ancak bu yıldan sonra tekrar yükselme eğilimine girdi. Ülkemizde genç işsizliği son aylarda %18­19 bandında seyrediyor. Yani oldukça yüksek seviyelerde.

Ülkemizde kadın işsizliği de oldukça yüksek seviyelerde. Öyle ki erkek nüfusta işsizlik oranı %9 iken kadın nüfusunda 13,5 düzeyinde.Genç ve Kadın İstihdamı Teşvik Ediliyor.

Genç ve kadın işsizliğindeki yüksek oranlar, 2008'den bu yana bazı önlemlerin alınmasına neden oldu. 2008 yılında getirilen genç ve kadın istihdamını teşvik uygulaması 2010 yılında sona erdi.

Bunun üzerine 2011 yılında yeni bir teşvik sistemi daha getirildi ve bu teşvik uygulaması da 31 Aralık 2015 tarihinde sona erecek.

Daha doğrusu eğer 31 Aralık 2015 tarihine kadar genç ve kadın işçi işe alırsanız teşvikten faydalanabilecek siniz.

2016'dan itibaren alınacak işçilerde ise bu teşvik uygulanmayacak.

Yararlanma Şartları Neler?

Genç ve kadın istihdamı teşvikinden yararlanabilmenin bazı şartları var. Bu şartlar şöyle:

İşçi 31 Aralık 2015 tarihine kadar işe alınmalı.
Genç işçi 18-­29 yaş arasında, kadın işçi ise 18 yaşından büyük olmalı.
İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde işsiz olmalı.
İşçi, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılmalı.
İşverenin SGK'ya borcu bulunmamalı ve prim belgelerini süresinde SGK'ya vermeli.

Teşvik İle 54 Ay Prim Ödemeyin....

Eğer işe alınan genç ve kadın işçiler mesleki yeterlilik belgesine sahipse işveren primi 48 ay süreyle İşsizlik Sigortası Fonu tarafından ödeniyor.

Mesleki yeterlilik belgesi yok ama mesleki ve teknik eğitim veren kurumlardan mezun olan ya da Türkiye İş Kurumu'nun düzenlediği işgücü yetiştirme kurslarını bitirenleri istihdam edenlere ise 36 ay süreyle teşvik sağlanıyor.

Bu iki belgeye sahip olmayanları istihdam edenler için ise 24 aylık teşvik var.

Eğer işçi, İŞKUR'a kayıtlı bir işsiz ise yukarıdaki sürelere 6 ay daha ilave ediliyor. Böylece teşvik süresi 54 aya yani 4,5 yıla kadar çıkıyor.

Bu anlattıklarımız şu anlama geliyor: Eğer 31 Aralık 2015'e kadar saydığımız şartları taşıyan bir işçi işe alırsanız 54 ay boyunca işveren olarak SGK'ya işveren primi ödemeyeceksiniz.

Sadece işçinin maaşından kesilen işçi payını SGK'ya yatırmanız yeterli olacak.

Kayıt dışı Çalışma Olursa 1 Yıl Yasak Var

8 Aralık 2015 Salı

A.Ş YÖNETİM KURULUNDA KİMLER ANME ALACAĞINDAN ŞAHSİ SORUMLUDUR


ÖRNEK: Başar Anonim Şirketi 250.000,00 TL sermayeli ve beş ortaklıdır. Şirketin yönetim kurulu dört üyeden oluşmaktadır. Yönetim kurulu hakkında bilgiler şöyledir;
- Başar bey - Hem Ortak Hem de Yönetim Kurulu Başkanıdır,
- Şenol bey - Ortak Değildir ancak Yönetim Kurulu Üyesidir,
- Hülya hanım - Hem Ortak Hem de Yönetim Kurulu Üyesidir,
- Metin bey - Hem Ortak Hem de Yönetim Kurulu Üyesidir,
Şirketin temsili yönetim kurulu üyelerinden Başar ile Şenol beye devredilmiştir.
Bu durumda; Temsil yetkisini almış olan Başar bey Murahhas Üye, Şenol bey ise Murahhas Müdür dür.
Şirketin amme borcu 200.000,00 TL olup şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Amme alacaklı idare tarafından yapılan tespit sonucunda; şirketi temsil salahiyetinin murahhas üye (Başar bey) ile murahhas müdüre (Şenol bey) bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri (Hülya hanım ve Metin bey) hakkında işlem yapılmaması icap etmektedir.
Şirketi temsil ve ilzam etmek üzere özel bir görevlendirme yapılmamış olsaydı tüm yönetim kurulu üyeleri (Başar bey, Şenol bey, Hülya hanım ve Metin bey) kanuni temsilci sıfatını taşıyacak ve 6183 Sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesine göre müşterek ve müteselsil sorumlu olacaklardır.

LİMİTED ŞİRKETLERDE HİSSE HACZİ VE SATIŞI



Limited Şirketler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 573 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulmakta, esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşmaktadır. Limited şirkette ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.


AV. ALPER UZUN
Limited şirket ortağının sahip olduğu şirket hissesi, mali bir değer ifade ettiğinden, haczi kabil mal ve haklar arasında sayılmaktadır. Ortağın kişisel alacaklıları da, borçlu ortak aleyhine genel haciz yolu ile veya rehinin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine girişebilecekleri gibi, ortak iflasa tabi kişilerden ise iflas yolu ile de takip yapabilir ve bu suretle borçlunun bir şirketteki hissesinin haczi ile satışını talep edebilirler.

Şirket hissesinin haczini öngören, TTK’nın “Ortakların Kişisel Alacaklıları” başlıklı 133. maddesi şöyledir:

(1) Bir şahıs şirketi devam ettiği sürece ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, hakkını şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kâr payından ve şirket fes olunmuşsa tasfiye payından alabilir. Henüz bilanço düzenlenmemişse alacaklı bilançonun düzenlenmesi sonucunda borçluya düşecek kâr ve tasfiye payı üzerine haciz koydurabilir.

(2) Sermaye şirketlerinde alacaklılar, alacaklarını, o ortağa düşen kâr veya tasfiye payından almak yanında, borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler. Haciz, istek üzerine, pay defterine işlenir.

(3) Bunun dışında, alacaklılar, tüm ticaret şirketlerinde alacaklarını, ortağın şirketten olan diğer alacaklarından da alabilme ve bunun için haciz yaptırabilme yetkisini de haizdir.

(4) Yukarıdaki hükümler borçlu ortakların şirket dışındaki mallarına alacaklıların başvurmalarına engel olmaz.

Kanunun gerekçesinde, ikinci fıkrada “sermaye şirketleri” ibaresi kullanılarak, madde kapsamının limitet şirketleri de kapsayacak tarzda düzenlendiği belirtilmiştir. Zira bu hüküm,6762 sayılı, yürürlükten kalmış bulunan Türk Ticaret Kanunu’ndan kaynaklanan şüpheleri gidermiş ve haczin ve paraya çevrilmenin hangi hükümlere göre yapılabileceğini açıklığa kavuşturmuştur. Ayrıca haczin talep halinde pay defterine işlenebileceği de belirtilmiştir.

Konuyla ilgili olarak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin, 2013/7955 E. ve 2013/17423 K. sayılı kararı şöyledir:

“6762 sayılı TTK’nın 145.maddesine göre, limitet şirketlerde ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, şirket devam ettiği sürece haklarını borçlu şirket ortağının şahsi mallarından, şirket bilançosu gereği o ortağa düşen kâr payından ve şirket fesholunmuş ise tasfiye payından alabilir. 6762 sayılı TTK’nın 522 ve 523. maddelerinde limitet şirketlerde cebri icraya dair koşullar düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler karşısında limitet şirketlerde ortağın şahsi borcundan dolayı, ortaklık payının doğrudan haczi mümkün olmayıp, sadece ortağın kâr payı, masraf ve avans alacağı veya tasfiye halinde, tasfiye bakiyesine katılma hakkı haczedilebilir. 6762 Sayılı TTK’nın 522. maddesinde alacaklıya tanınan borçlu ortağın limitet şirketteki hissesini haciz hakkı, satış isteme hakkından yoksundur. Zira, limited şirketlerde pay kural olarak bölünmez. Ancak, bunun istisnası devir veya miras yolu ile intikalde mümkün olup, pay önce bölünür, sonra devir veya intikal edilir. Ayrıca pay kavramı ortaklık hak ve yükümlülüklerinin tamamını ifade eder.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 133. maddesi 6762 sayılı TTK’nın 145. maddesinden farklı bir düzenlemeye yer vermiştir. Bu düzenlemeye göre, sermaye şirketlerinde alacaklılar, alacaklarını, o ortağa düşen kâr veya tasfiye payından almak yanında, borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara dair hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler. Haciz, istek üzerine, pay defterine işlenir.

Bunun dışında, alacaklılar, tüm ticaret şirketlerinde alacaklarını, ortağın şirketten olan diğer alacaklarından da alabilme ve bunun için haciz yaptırabilme yetkisini de haizdir.

Yapılan bu değişiklik sonucu, sermaye şirketi olan limitet şirketlerde ortaklardan birinin kişisel alacaklısına, 6762 sayılı TTK’nın 145.maddesinin aksine, ortağın ortaklık payının haczini ve paraya çevrilmesini isteme hakkı tanınmıştır.

Söz konusu değişiklik madde gerekçesinde; “6762 Sayılı kanundaki sermayesi paylara bölünmüş şirketlerle anonim şirketlere ve hisse senetlerine özgülenmiş bulunan 2. fıkra “sermaye şirketleri” ibaresi kullanılarak limitet şirketleri ve senede bağlanmamış payları da kapsayacak tarzda genişletilmiştir. Haczedilecek ve paraya çevrilecek payın anonim, limited ve paylı komandit şirkete ait bulunması veya senede bağlanmış olup olmaması, herhangi bir hüküm farkı yaratmaz.” şeklinde açıklanmıştır.

Madde gerekçesinin devamında da belirtildiği üzere, hükmün diğer bir yeniliği, haczin ve paraya çevrilmenin hangi hükümlere göre yapılabileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. 6102 sayılı TTK’nın 133/2.maddesi gereğince, limitet şirketlerde borçlu ortağın payı İcra İflas Kanununun taşınırlara dair hükümlerine göre haczedilecektir. Bu durumda, icra müdürlüğü, alacaklı tarafından borçlunun üçüncü kişi limitet şirketteki hissesinin haczi istendiğinde, borçlunun hisse hakları, şirkete haciz yazısı tebliğ olunarak haczedilebileceği gibi icra memuru mahalline (şirket merkezine) bizzat giderek, haczi şirkete tebliğ etmek ve pay defterine işlenmesini sağlamak suretiyle bu hususu tutanakla tespit ederek çıplak pay haczini yapabilir.

Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus da şudur:

6102 sayılı TTK’nın 593/2.maddesinde getirilen bir diğer yenilikle limitet şirketlerde, esas sermaye payının, ispat aracı olan bir senede veya nama yazılı senede bağlanabilmesine imkan tanınmıştır. Madde gerekçesinde, esas sermaye payını içeren nama yazılı senet çıkarılmasının, paya devir ve dolayısıyla dolaşım kolaylığı sağlamayacağı, 595 vd. hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş ve bu olanağın, limitet şirket esas sermaye payını, anonim şirket payına dönüştürmeyeceği ve yaklaştırmayacağı, sadece ispatı ile gereğinde -limited şirkete dair hükümler çerçevesinde- payın devrinde bazı kolaylıklar sağlayabileceği belirtilmiştir.

O halde, limitet şirketlerde pay senetleri birer ispat vasıtası niteliğinde olup, pay senedinin teslimi ile ortaklık hakkı devir ve temlik edilemez ve yine aynı sebeple bu haklar üzerine rehin ve haciz konulamaz. Pay senetlerinin kazanılması ile sermaye payı devralınmış olmaz. Esas sermaye payının devredilebilmesi 6102 sayılı TTK’nın 595 ve 596.maddesi hükümleri şartlarında mümkündür.

Buna göre pay senedinin teslimi ortaklık hakkının devrini sağlamadığından, pay senedinin haczedilmesi borçlunun, limitet şirketteki ortaklık payının haczedildiği sonucunu doğurmaz. Yukarıda da belirtildiği üzere, ortaklık payı, limitet şirkete haciz yazısının tebliği ile haczedilebileceği gibi icra memurunun mahalline (şirket merkezine) bizzat giderek, haczi şirkete tebliğ etmek ve pay defterine işlenmesini sağlamak suretiyle bu hususu tutanakla tespit ederek pay haczini yapması mümkündür.

Yapılan bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olaya gelince;

Alacaklı tarafından 25.07.2012 tarihinde borçlunun ____ Ltd. Şti firmasındaki hisselerinin haczi için Adana Ticaret Sicil memurluğuna haciz müzekkeresi yazılması talep edilmiş, ticaret sicil memurluğu haczin sicil kayıtlarına tescil edildiğini bildirmiştir. Ayrıca üçüncü kişi şirkete 03.08.2012 tarihli 1. haciz ihbarnamesi ile 28.08.2012 tarihli haciz müzekkeresinin gönderildiği görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere haciz tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK’nın 133/2.maddesi gereğince, borçlunun limitet şirketteki ortaklık payının haczi mümkün olup, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”

Alacaklılar, haciz yolu ile takip yaptıktan sonra, takibin kesinleşmesinin ardından ortağın şirketteki payı dışında diğer mali haklarının da haczini talep edebilir. Bu mali haklara; ortağın kâr hakkını, masraf ve avans alacağını, tasfiye bakiyesine katılma hakkını örnek vermek mümkündür.

TTK’nın 596. maddesinin 1. fıkrası da, “esas sermaye payının, icra yoluyla el değiştirmesi halinde, tüm haklar ve borçların, genel kurulun onayına gerek kalmaksızın esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçeceğini” belirtmektedir. Kanunun bu hükmü, payın hukuki bir işlemle değil, kanun veya karar gereği el değiştirmesi halini vurgulamaktadır.

TTK’nın hisse haczini öngören maddesi doğrudan İcra ve İflas Kanunu’na (“İİK”) gönderme yapmaktadır. Konuyla ilgili olarak İİK’nın 94. maddesine bakmak gerekmektedir. Kanunun ilgili maddesi şöyledir:

“Bir intifa hakkı veya taksim edilmemiş bir miras veya bir şirket yahut iştirak halinde tasarruf edilen bir mal hissesi haczedilirse icra dairesi, yerleşim yerleri bilinen ilgili üçüncü şahıslara keyfiyeti ihbar eder. Bu suretle borçlunun muayyen bir taşınmazdaki tasfiye sonundaki hissesi haczedilmiş olursa icra memuru haciz şerhinin taşınmazın kaydına işlenmesi için tapu sicil muhafızlığına tebligat yapar. Anonim şirketlerde paylar için pay senedi veya pay ilmühaberi çıkarılmamışsa, borçlunun şirketteki payı icra dairesi tarafından şirkete tebliğ olunarak haczedilir. Bu haczin şirket pay defterine işlenmesi zorunludur; ancak haciz, şirket pay defterine işlenmemiş olsa bile şirkete tebliğ tarihinde yapılmış sayılır. Haciz, icra dairesi tarafından tescil edilmek üzere Ticaret Siciline bildirilir. Bu durumda haczedilen payların devri, alacaklının haklarını ihlal ettiği oranda batıldır. Haczedilen payların satışı, taşınır malların satışı usulüne tabidir. Diğer taşınırlarda icra dairesi başkasına devre mani tedbirleri alır.

Alacaklının bu sebeple yapacağı kanuni masraflar ayrıca takip ve hükme hacet kalmaksızın dairece borçludan tahsil olunur.”

Görüldüğü üzere hissenin haczi ve satışı, taşınır satışı hükümlerine tabi olmaktadır. Bu durumda, alacaklı tarafından borçlunun bir limitet şirketteki hissesinin haczi talep edildiğinde, icra müdürlüğü şirkete haciz müzekkeresi tebliğ ederek hissenin haczini bildirir. Ayrıca şirketin bağlı olduğu ticaret siciline de aynı şekilde bir haciz müzekkeresi ile hisselerin haczedildiği hususu bildirilir. Ayrıca icra memuru, şirket merkezinde, haczi şirkete tebliğ edip, şirket pay defterine haczin işlenmesini sağlayabilir. Haciz memuru bu işlemlerini bir tutanak vasıtasıyla kayıt altına alır.

Satış talebiyle birlikte, hisselerin gerçek değerinin tespiti için bilirkişi vasıtasıyla kıymet takdir işlemi gerçekleştirilir. Akabinde İİK’daki satış hükümleri uyarınca satış işlemleri tamamlanır.

kaynak:http://www.hukukihaber.net/gundem/limited-sirketlerde-hisse-haczi-ve-satisi-h67474.html

ARSASINI KAT KARŞILIĞI MÜTEAHİDE VEREN KONUT YAPI KOOP.KDV KARŞISINDA DURUMU


T.C.GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü

Sayı:B.07.1.GİB.4.16.16.02-300.11.92-105
05/03/2012
Konu:Arsasını kat karşılığı müteahhide veren konut yapı kooperatifinin kdv ve kvk karşındaki durumu





İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; 18.05.2011 tarihinde ... Yapı Mobilya İnşaat Müh. Mim. Tur. Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığınız belirtilerek, bu sözleşmeye istinaden müteahhit firmaya yapacağınız arsa tesliminin KDV'ye tabi olup olmadığı, olması halinde KDV matrahının ne olacağı ve KDV mükellefiyetinizin ne zamandan itibaren tesis edileceği, söz konusu sözleşmeye istinaden her üyeye birden fazla konut/işyeri/sosyal tesis verileceğinden kurumlar vergisi mükellefiyetinizin hangi tarihten itibaren tesis edileceği, ayrıca müteahhide yapılacak ödemelerden Kurumlar Vergisi Kanununun 15/1-a maddesine göre vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususlarında bilgi talep edilmektedir.

A-) KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olmakla beraber aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklar ile iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13'üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "4.13.1.4.3. Yapı kooperatiflerinde ortak dışı işlemler" başlıklı bölümünde, yapı kooperatiflerinin, arsalarını kat karşılığı vererek işyeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılacağı; ancak, bu kooperatiflerin, her bir hisse için bir işyeri veya konut elde etmesi halinde, bu işlem ortak dışı işlem olarak kabul edilmeyeceği; ayrıca, yapı kooperatifi tarafından inşa edilen işyeri ve konutlarda yaşayan insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sosyal tesislerin kat karşılığı inşa ettirilmesi de ortak dışı işlem sayılmayacağı; ancak, bu tesislerin yapımını müteakip, kooperatif tarafından işletilmesi halinde, işletilmeye başlandığı tarihte muafiyet şartı ihlal edilmiş sayılacağı belirtilmiştir.

Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, kooperatife ait arsanın kat karşılığı verilerek her bir hisse için bir işyeri veya konut elde edilmesi ve kooperatif muafiyetine ilişkin diğer şartların da varlığı halinde, kooperatifinizin kurumlar vergisinden muaf olması mümkün bulunmaktadır.

Ancak, kooperatif üyelerinin bir hissesi için birden fazla işyeri veya konut elde etmesi ortak dışı işlem sayılacağından, ortak dışı işlemin gerekleştiği (kat karşılığı inşaat sözleşmesinin yapıldığı) tarihten itibaren kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında vergi kesintisi yapmak zorunda olanlarca kurumlara avanslarda dahil olmak üzere nakden veya hesaben yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacağı; (a) bendinde de, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemelerinden vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de bahse konu vergi kesintisi oranı % 3 olarak belirlenmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinde, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zararın işin bittiği yıl kati olarak tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Bir işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamına girmesi için, faaliyet konusu işin, inşaat ve onarma işi olması, işin resmi veya özel taahhütlere bağlı olarak başkaları hesabına yapılması ve birden fazla takvim yılına sirayet etmesi gerekmektedir.

Müteahhit firma ile yapılan sözleşmede, müteahhit firma tarafından kooperatif arsası üzerine istenilen ve kararlaştırılan miktarda konut inşa edilmesi ve inşa edilen konutlardan bir bölümünün arsa karşılığında kooperatifinize verilmesi kararlaştırılmıştır. Nitekim müteahhit firma tarafından arsa alımı kooperatifiniz tarafından ise arsa satışı ve satış bedeli karşılığında konut yaptırılması söz konusudur. Dolayısıyla burada başkası hesabına yapılan bir taahhüt işinden söz etmek mümkün değildir. Söz konusu işlemin sözleşme çerçevesinde yapılmış olması yüklenilen işin mahiyetini değiştirmeyecektir.

Bu çerçevede, taahhüde bağlı olmaksızın sözleşmeye istinaden kat karşılığı yapılacak inşaat işi, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında olmadığından, sözleşme gereği müteahhit firmaya yapılacak ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunun 15/1-a maddesi kapsamında kurumlar vergisi kesintisi yapılmaması gerekmektedir.

glasses ifade simgesi KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı KDV Kanununun 1/1 inci maddesi ile ticari, sınai, zirai, faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetler vergiye tabi tutulmuş, 2 nci maddesinin 5 inci bendinde ise trampanın iki ayrı teslim olduğu hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 17/4-r maddesi uyarınca, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerin satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler KDV'den istisna bulunmaktadır.

Arsa Karşılığı İnşaat İşinde Katma Değer Vergisi Uygulaması konusunda 30 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin (D) bölümünde; arsa karşılığı inşaat işinde iki ayrı teslimin söz konusu olduğu, bunlardan birincisinin, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi; ikincisinin ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimi olduğu ve karşılıklı olarak gerçekleşen arsa sahibi tarafından müteahhide arsa tesliminin ve müteahhit tarafından arsa sahibine konut veya işyeri teslimlerinin her birinin KDV'nin konusuna girdiği belirtilmiştir.

Söz konusu Tebliğde yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında gerçekleşen işlemlerde vergiyi doğuran olay inşa edilen konutların arsa sahibine devir ve teslimi anında meydana gelecektir. Buna göre, arsanın bağımsız birim inşa edilmek üzere müteahhide tevdii sırasında arsa teslimi ile ilgili olarak vergiyi doğuran olay vuku bulmamakta, bağımsız birimlerin arsa sahibine teslim edildiği tarihte her iki teslim için (arsa ve bağımsız birimler) karşılıklı ve eş zamanlı olarak vergiyi doğuran olay meydana gelmektedir.

Ancak, arsaya karşılık verilecek konutların tesliminden önce mülkiyetinin konut tesliminde bulunacak kişi ya da kurum adına tapuda tescilinin yapılması halinde arsa teslimi bakımından vergiyi doğuran olay tapuya tescil anında gerçekleşecektir.

Yine aynı Tebliğde müteahhit tarafından arsa sahibine yapılan işyeri veya konut teslimlerinde emsal bedel üzerinden katma değer vergisi uygulanacağı ifade edilmiş olup, arsa sahibi tarafından arsa karşılığı bu bedel esas alınarak fatura düzenlenmesi gerekir.

Öte yandan, 5904 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (b) bendi ile KDV Kanununun 17/4-k maddesinde yer alan ‘‘konut yapı kooperatiflerinin üyelerine konut teslimleri'' ibaresi madde metninden çıkarılmış; 5904 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle KDV Kanununa eklenen geçici 28 inci maddede de, ‘‘Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bina inşaat ruhsatı almış olan konut yapı kooperatiflerince, üyelerine yapılan konut teslimleri katma değer vergisinden müstesnadır.'' hükmüne yer verilmiştir.

Konu ile ilgili yayımlanan 113 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin 4 üncü bölümünde, 03.07.2009 tarihinden itibaren bina inşaat ruhsatı alan konut yapı kooperatifleri adına, bina inşaat ruhsatının alındığı tarihten itibaren KDV mükellefiyeti tesis edileceği, vergiye tabi işlemleri bulunmasa dahi sözü edilen konut yapı kooperatifleri tarafından takvim yılının üçer aylık dönemleri itibariyle KDV beyannamesi verileceği, 03.07.2009 tarihinden önce veya sonra kurulan konut yapı kooperatifleri adına bina inşaat ruhsatı alınmadığı müddetçe KDV mükellefiyeti tesis edilmesine gerek bulunmadığı belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, kooperatifinize ait arsanın müteahhit firmaya işyeri veya konut karşılığı teslimi KDV'ye tabi bulunmakta olup, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği tarih itibariyle söz konusu arsanın kooperatifiniz aktifinde en az iki tam yıl süreyle kalmış olması halinde arsanın devri işlemi KDV Kanunun 17/4-r maddesi uyarınca KDV'den istisna olacaktır.

Öte yandan, kooperatifiniz adına bina inşaat ruhsatı alınmadığı müddetçe KDV mükellefiyeti tesis edilmesine gerek bulunmamakta olup, vergiye tabi işleminizin bulunduğu tarihte KDV mükellefiyetinizin tesis ettirileceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

6 Aralık 2015 Pazar

ADİ ORTAKLIKLARDA ORTAĞIN KİŞİSEL BORCUNDAN ORTAKLIĞA AİT MEVCUT HAKKA HACİZ

ÖZET:adi ortaklıklarda, ortaklardan birinin kişisel borçlarından dolayı hakkında icra takibi yapılması halinde, borçlu ortağın kar veya tasfiye payı belirlenmeden ortaklığa ait mevcut bir hakka veya üçüncü kişide olup, ortağa düşecek bir hakkın haczine karar verilemeyeceğinden, İstanbul 21.İcra Müdürlüğü’nün 2012/3766 esas sayılı dosyasında, ortak girişimin, Orman Genel Müdürlüğü’ne verdiği hizmetin karşılığında elde edeceği semerelerden borçlu paydaşa düşecek kısmın haczine ilişkin icra memurluğu işlemi usul ve yasaya aykırıdır.
T.C.YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO:2013/1233
KARAR NO:2014/1014
KARAR TARİHİ.10.12.2014
MAHKEMESİ : İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 09/05/2013
NUMARASI : 2013/270-2013/448
Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 9.İcra Hukuk Mahkemesi'nce şikayetin reddine dair verilen 09.07.2012 gün ve E:2012/694, K:2012/744 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi-borçlu B.. Ş.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesi'nin 14.01.2013 gün ve 2012/24520 E.-2013/55 K. sayılı ilamı ile;
(…Alacaklı tarafından borçlu şirket aleyhine yürütülen ilamlı icra takibinde, borçlu şirket, takipte taraf olmayan ortağı oldukları adi ortaklığın semerelerinden kendilerine düşecek ve muaccel olacak kısmının haczine karar verildiğini, muaccel olmayan semerelerin haczedilemeyeceğini ileri sürerek haczin kaldırılmasını talep etmiş; Mahkemece de istemin reddine karar verilmiştir.
B.K.nun 622-623. maddeleri gereğince adi ortaklıkta her ortak, şirketin karına iştirak hakkına sahip olduğundan ortağın kişisel alacaklıları, borçlu ortağın şirketteki kar payını İİK.nun 89. maddesine göre haczettirebilirler. 
Ayrıca adi ortaklığın tasfiye edilmesi halinde borçluya isabet edecek tasfiye payının da haczi mümkün bulunmaktadır. Bir diğer anlatımla, bir ortağın şahsi alacaklıları haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler; ne var ki şirket sözleşmesinde bu kuralın aksi de kararlaştırılabilir.
Açıklanan bu hükümlere aykırı olarak adi ortaklığın malları üzerine haciz konulması halinde bu husus, ortaklardan her biri tarafından şikayet konusu yapılabilir.
Somut olayda, adi ortaklığın semerelerinden paydaşa düşecek ve muaccel olacak kısmın haczine karar verildiği görülmüştür. Adi ortaklıkta, ortağın alacaklıları ancak ortağın tasfiye payını haczettirebilir. Alacaklı, ortaklığın malı üzerine haciz koyduramaz. BK. 534. maddesine göre bir ortağın alacaklıları haklarını ancak ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.
O halde Mahkemece; açıklanan nedenlerle adi ortaklığın semerelerinden paydaşa düşecek ve muaccel olacak kısmın üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi isabetsizdir. ...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstek, icra memuru işleminin şikayet kanun yolu ile iptali istemine ilişkindir.
Şikayetçi-borçlu B.. Ş.. vekili, eldeki şikayeti ile; İstanbul 21.İcra Müdürlüğü’nün 2012/3766 esas sayılı dosyasındaki “takipte taraf olmayan ortağı oldukları adi ortaklığın semerelerinden kendilerine düşecek ve muaccel olacak kısmının haczine” dair kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya üzerinden yapılan yargılama sonucunda, “üçüncü kişi ile borçlu arasındaki ilişkiden neşet eden alacak borç miktarının belirsizliği ya da ulaşacağı miktarın belirlenmemiş olması ihbarnameyi geçersiz kılacak bir olgu olmadığı nazarı itibara alındığında somut olayda haciz ihbarnamesinin borçlu ile üçüncü kişi arasında geçerli olan bir hukuki ilişkiden neşet eden bir alacağın haczini hedeflediği müzekkerenin yazıldığı ve üçüncü kişiye ulaştığı tarihte borçlu ile üçüncü kişi arasında tahakkuk eden alacak borç ilişkisinin mevcut olmaması müzekkereyi soyut bir hale dönüştürmeyeceği, aksi halde üçüncü kişi ile borçlunun inisiyatifi ele alarak alacaklıyı doyurma ihtimalini ortadan kaldıracağı, burada özellikle dikkate değer olanın borçlu ile üçüncü kişi arasında inkar edilmeyen başka bir deyişle kabul edilen hukuki ilişkiden neşet edecek bir alacağın tahakkuku anından itibaren İİK. m.89/1 hükümlerine uygun bir şekilde haczine olanak tanımak olduğu, somut olayda üçüncü kişi ile borçlu arasında cereyan eden bu ilişkiden kaynaklanacak alacağın bir süre sonra tahakkuk etmesi halinde TMK’nın 2.maddesi ile ve HMK 29.madde çerçevesinde ayrılarak icra müdürlüğüne gönderilmesinin 89.maddenin felsefi ardalanı ile uyumlu olacağı” gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.
Şikayetçi-borçlu B.. Ş.. vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce; adi ortaklığın semerelerinden paydaşa düşecek ve muaccel olacak kısmın üzerine haciz konulamayacağı gerekçesiyle karar bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü şikayetçi-borçlu B.. Ş.. vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; adi ortaklıklarda, ortaklardan birinin kişisel borçlarından dolayı hakkında takip yapılması halinde, ortağa düşecek semerelere haciz konulup konulamayacağı, noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu'nun 522.maddesinde, ortakların ortaklığa ait bütün kazançları aralarında taksim etmekle yükümlü oldukları; 523.maddesinde de, aksine bir anlaşma olmadıkça her ortağın, kar ve zarardan hissesinin eşit olacağı; 534.maddesinde ise, ortaklardan birinin tasfiyedeki hissesine haciz konulabileceği; belirtilmiştir.
Buna göre, adi ortaklıkta, ortağın kişisel alacaklıları borçlu ortağın şirketteki kar payını veya adi ortaklığın tasfiye edilmesi halinde borçluya isabet edecek tasfiye payını da haczettirebilir.
Ne var ki, henüz adi ortaklığa ait kazancın ortaklar arasında taksim edilmediği veya ortaklığın tasfiyesi halinde borçlu ortağa isabet edecek tasfiye payının belirlenmediği bir aşamada, adi ortaklığın yaptığı işin karşılığında üçüncü kişiden alacağının haczi mümkün değildir (Hukuk Genel Kurulu’nun 03.04.2013 gün ve E: 2012/12-863, K: 2013/432 sayılı ilamı).
Nihayet, ortaklık geliri henüz taksim edilmeden onun üzerinde bütün ortakların iştirak halinde mülkiyet hakları vardır (Hukuk Genel Kurulu’nun 10.04.1991 gün ve E:1991/13-76, K:1991/199 sayılı ilamı).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Karşı taraf/alacaklı B.. Ş... tarafından şikayetçi-borçlu B.. Ş.. hakkında yapılan takipte, borçlu şirketin ortağı bulunduğu ortak girişimde borçlu şirketin (ortağın) payına düşecek ve muaccel olacak semerelere haciz konulmasına karar verildikten sonra karar gereğinin ifası için ortak girişimi oluşturan ortaklara hitaben haciz müzekkeresi yazılması üzerine, borçlu şirket tarafından haczin kaldırılması talep edilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere, adi ortaklıklarda, ortaklardan birinin kişisel borçlarından dolayı hakkında icra takibi yapılması halinde, borçlu ortağın kar veya tasfiye payı belirlenmeden ortaklığa ait mevcut bir hakka veya üçüncü kişide olup, ortağa düşecek bir hakkın haczine karar verilemeyeceğinden, İstanbul 21.İcra Müdürlüğü’nün 2012/3766 esas sayılı dosyasında, ortak girişimin, Orman Genel Müdürlüğü’ne verdiği hizmetin karşılığında elde edeceği semerelerden borçlu paydaşa düşecek kısmın haczine ilişkin icra memurluğu işlemi usul ve yasaya aykırıdır.
Şu durumda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, özellikle emsal nitelikte bulunan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.04.2013 gün ve E:2012/12-863, K:2013/432 sayılı kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Şikayetçi-borçlu B. U. Zirai İlaçlama Orman Yangını Söndürme Uçak Bakım Onarım H. Turizm Akaryakıt Nakliye Paz. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının, Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29.maddesi ile eklenen "Geçici Madde 7" atfı dolayısıyla 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 10.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.