26 Nisan 2016 Salı

MÜŞTERİSİ TARAFINDAN KEŞİDE EDİLEN VE KARŞILIKSIZ ÇIKAN ÇEK,ÇEK İPTALİ İSTEMİ

Taraflar arasındaki “çek iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 01.04.2010 gün ve 2010/59 E.-2010/156 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 16.01.2012 gün ve 2010/7886 E.-2012/157 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkili bankanın müşterisi tarafından keşide edilen çekin karşılıksız çıktığını, ilgili şube tarafından yasal yükümlülük tutarı 470 TL’nin ödendiğini, şube tarafından çekin gönderildiği diğer şubede çekin zarftan çıkmadığını, kaybolduğunu ileri sürerek çekin iptalini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davacının çekin hamili değil muhatabı olduğu, çek iptali davasının hamil tarafından açılabileceği, davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, çekin kaybolması nedeniyle iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı bankanın çekin hamili değil muhatabı olduğu ve hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, çek hamilinin davacı bankaya tahsili için ibraz ettiği çekin başka şubeye gönderilmesi sırasında kaybolduğu, dolayısıyla vekil hamil konumunda olan davacı bankanın bu davayı açabileceği göz önünde bulundurularak, deliller değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, çek iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili bankanın müşterisi tarafından keşide edilen çekin karşılıksız çıktığını, ilgili şube tarafından yasal yükümlülük tutarı 470,00 TL ödendikten sonra çekin şube tarafından gönderildiği diğer şubede kaybolduğunu ileri sürerek, çekin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; çek iptali davasının çekin hamili tarafından açılabileceği, davacı bankanın ise çekin hamili değil muhatabı olduğundan eldeki davayı açmada hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çekin tahsili için ibraz edildiği bankanın çek iptali davası yönünden vekil hamil mi, yoksa muhatap mı olduğu ile varılacak sonuca göre bankanın çek iptali davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davaya konu istem, çek iptaline ilişkin bulunmakla öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun iptali düzenleyen "Önleyici önlemler" başlıklı 757. maddesinde;

'' (1) İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatabın poliçeyi ödemekten menedilmesini isteyebilir.

(2) Mahkeme, ödemeyi meneden kararında muhataba, vadenin gelmesi üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir."

"İade davası" başlıklı 763. maddesinde ise;

'' (1) Elden çıkan poliçe mahkemeye sunulursa, mahkeme, iade davası açması için dilekçe sahibine uygun bir süre verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde dava açmazsa, mahkeme, poliçeyi, sunmuş olana geri verir ve muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır." düzenlemesine yer verilmiştir.

Kanunun "İptal kararı" başlıklı 764. maddesi uyarınca;

''(1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir.

(2) Poliçenin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, dilekçe sahibi kabul edene karşı poliçeden doğan istem hakkını ileri sürebilir.

Hükümleri yer almaktadır.

Anılan maddeler uyarınca, çekin iptaline ilişkin dava açma hakkı çeki kaybeden hamile aittir. Çekin hamili çekin iptal davasını olumlu şekilde sonuçlandırdıktan sonra çek bedelini çekin keşidecisinden talep edebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davanın bankanın Akay şubesi tarafından açıldığı, çekin incelenmesinde davacı şubenin vekil hamil değil dava konusu çekin muhatabı olduğu ve bu çeki kendisine ibraz ve teslim edildikten sonra kaybettiği anlaşılmaktadır.
Çek iptali davası açma hakkı çeki kaybeden hamile ait olup, çek hamili çek iptal davasını olumlu şekilde sonuçlandırdıktan sonra çek bedelini çekin keşidecisinden talep edebileceğinden, somut olayda davacı banka, çekin muhatabı olduğundan çeki iptal ettirmesi halinde çek bedelini çekin keşideciden talep etme imkanı bulunmamaktadır.
Davacı muhatap banka müşterisi tarafından keşide edilen ve karşılıksız çıkan bu çek için ödemiş olduğu yasal yükümlülük tutarını bu ödemeyi yasal delillerle ispatlayarak müşterisinden talep edebilir. Bu talepte bulunabilmesi için çeki iptal ettirmesine gerek bulunmamaktadır ve muhatap banka, keşideci yararına ödeme yapar.
Bu itibarla davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı da yoktur.
O halde, yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan direnme kararının onanması gerekmiştir.


S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçeyle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

ULUSLARARASI KORUMA BAŞVURU SAHİBİ VE ULUSLARARASI KORUMA STATÜSÜ SAHİBİ KİŞİLERİN ÇALIŞMASINA DAİR YÖNETMELİK


ULUSLARARASI KORUMA BAŞVURU SAHİBİ VE ULUSLARARASI KORUMA STATÜSÜ SAHİBİ KİŞİLERİN ÇALIŞMASINA DAİR YÖNETMELİK

ÖZET...
Yönetmeliğe göre başvuru sahibi ile şartlı mülteciler, yetkili makamlardan alacakları kimlik belgeleri ile çalışma iznine başvuracak. Çalışma izni başvurusu uluslararası koruma başvurusu tarihinden altı ay sonra yapılabilecek.
Çalışma izni başvuruları e-Devlet üzerinden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılacak.
Çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde “Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde” belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça belirlenecek değerlendirme kriterleri uygulanacak.
Belirli bir ilde ikamet etme yükümlülüğü getirilen başvuru sahibi ve şartlı mültecinin, bu il sınırları dışında çalışma izni almak için yaptığı başvurular, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak sonuçlandırılacak.
Yönetmelik çalışma izni başvurularının reddi, çalışma izninin iptali ve geçersiz hale getirilmesi gibi durumları da düzenliyor.


BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca başvuru sahibi, mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma statüsü sahibi sayılan yabancıların Türkiye’de çalışmalarına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Bakanlık: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını,
b) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,
c) İkincil koruma statü sahibi: 6458 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde tanımlanan yabancıyı,
ç) Kanun: 27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunu,
d) Kimlik belgesi: Başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi olan yabancılar adına 6458 sayılı Kanunun 69 uncu, 76 ncı ve 83 üncü maddeleri uyarınca tanzim edilen belgeyi,
e) Mülteci: 6458 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde tanımlanan yabancıyı,
f) Şartlı mülteci: 6458 sayılı Kanunun 62 nci maddesinde tanımlanan yabancıyı,
g) Uluslararası koruma statüsü: 6458 sayılı Kanuna göre verilen mülteci statüsü, şartlı mülteci statüsü veya ikincil koruma statüsünü,
ğ) Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Genel Esaslar
Mülteci ve ikincil koruma statüsü sahibi kişilerin çalışması
MADDE 4 – (1) Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi kişiler statü almasından itibaren bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilir.
(2) Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibinin kimlik belgesi, çalışma izni yerine geçer ve bu durum kimlik belgesine yazılır.
(3) Statülerin herhangi bir nedenle sona ermesini veya kimlik belgelerinin iptalini gerektirecek nedenler, yabancının çalışma hakkını da sona erdirir.
(4) Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi kişilerin; çalıştığı il, meslek, sektör ile bağımlı veya bağımsız çalışma durumuna ait güncel bilgiler İçişleri Bakanlığınca Bakanlığa bildirilir.
Başvuru sahibi ve şartlı mülteci statüsü sahibi kişilerin çalışması
MADDE 5 – (1) Başvuru sahibi ve şartlı mülteci statüsü sahibi kişiler çalışmaya başlamadan önce çalışma izni almakla yükümlüdür. Bu kişilerden başvurusu uygun görülenlere çalışma izni Bakanlık tarafından verilir.
(2) Geçerli çalışma iznine sahip olmak, başvuru sahibi ve şartlı mülteci sayılan yabancılara Türkiye’de mutlak kalış hakkı sağlamaz.
Çalışma izni başvuru şartları
MADDE 6 – (1) Başvuru sahibi ile şartlı mülteci yetkili makamlardan alacakları başvurusunu veya statülerini gösteren kimlik belgeleri ile çalışma iznine başvurabilirler.
(2) Geçerli kimlik belgesi olmadıkça, başvuru sahibi veya şartlı mülteci statüsü sahibi kişinin geçerli çalışma izninin olması, farklı bir işveren yanında veya bağımsız olarak çalışma izni başvurusu yapma hakkı vermez.
(3) Çalışma izni başvurusu uluslararası koruma başvurusu tarihinden altı ay sonra yapılabilir.
(4) Belirli bir ilde ikamet etme yükümlülüğü getirilen başvuru sahibi ve şartlı mültecinin, bu il sınırları dışında çalışma izni almak için yaptığı başvurular, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak sonuçlandırılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Başvuru Sahibi ve Şartlı Mültecilere Çalışma İzni Verilmesi
Çalışma izni başvuru usulü
MADDE 7 – (1) Çalışma izni başvuruları e-Devlet Kapısı üzerinden Bakanlığa yapılır.
(2) Başvuruda talep edilen belgelerin taranarak yabancıların çalışma izinleri otomasyon sistemine yüklenmesi ve yabancıya ve işverene ait bilgilerin girilmesi, istenilen belgelerin Bakanlığa ulaştırılması gereklidir.
Çalışma izni uzatma başvurusu
MADDE 8 – (1) Çalışma izni uzatma başvurusu aynı işveren yanında çalışmaya devam etmek üzere e-Devlet Kapısı üzerinden Bakanlığa yapılır. İşveren değişikliği olan uzatma başvuruları reddedilir.
(2) Çalışma izni uzatma başvurusunda başvuru sahibi veya şartlı mülteciye ilişkin geçerli kimlik belgesinin ibrazı aranır.
(3) Çalışma izni uzatma başvurusu, çalışma izni geçerlilik süresi dolmadan yapılır.
(4) Başvuru sahibi veya şartlı mülteci geçerli kimlik belgesi olmak ve uzatma başvurusu yaptığını belgelemek kaydıyla, çalışma izni uzatma başvurusunun yapıldığı tarihten itibaren bu başvuru sonuçlanıncaya kadar, aynı işyerinde çalışmaya devam edebilir.
Çalışma izni muafiyeti başvurusu
MADDE 9 – (1) Mevsimlik tarım veya hayvancılık işlerinde çalışacak başvuru sahibi ve şartlı mülteci statüsü sahibi yabancılar, çalışma izni muafiyeti kapsamındadır. Çalışma izni muafiyeti başvuruları, uluslararası koruma sağlanan ildeki Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne yapılır.
(2) Bakanlıkça, mevsimlik tarım veya hayvancılık işlerinde çalışacak başvuru sahibi ve şartlı mülteci statüsü sahibi yabancılara ilişkin il ve kota sınırlaması getirilebilir.
Çalışma izni başvurularının değerlendirilmesi
MADDE 10 – (1) Çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde, Kanunda ve 29/8/2003 tarihli ve 25214 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça belirlenecek değerlendirme kriterleri uygulanır.
Çalışma izni başvurularının reddi
MADDE 11 – (1) Çalışma izni başvurularının reddinde, Kanunun 14 üncü maddesi hükümleri yanında;
a) Uluslararası koruma başvuru tarihi üzerinden altı ay geçmediğinin,
b) Bakanlığa gerekli belgelerin teslimi dâhil başvuru tamamlandığında, kimlik belgesinin geçerlilik süresinin otuz günden az kaldığının,
c) 6458 sayılı Kanun uyarınca kesinleşmiş sınır dışı kararı alındığının,
ç) Belirli bir ilde ikamet etme yükümlülüğü getirilen başvuru sahibi ve şartlı mültecinin bu il sınırları dışında çalışma izni almak için yaptığı başvurularda İçişleri Bakanlığınca olumsuz görüş bildirildiğinin,
tespiti halinde çalışma izni veya çalışma izni uzatma başvurusu reddedilir.
Eksik evrak tespiti
MADDE 12 – (1) Başvurunun eksik evrak ile yapıldığının tespiti halinde, eksik belgelerin tamamlanması istemiyle başvuru sahibine bilgi verilir. Eksik evrakın on beş gün içerisinde yabancıların çalışma izinleri otomasyon sistemine yüklenilmesi veya Bakanlığa ulaştırılması durumunda değerlendirme süreci devam eder. Aksi halde başvuru reddedilir.
İlgili mercilerden görüş alınması
MADDE 13 – (1) Bakanlık çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde ilgili mercilerden görüş alabilir.
(2) Belirli bir ilde ikamet etme yükümlülüğü getirilen başvuru sahibi veya şartlı mültecinin bu il sınırları dışında çalışma izni almak için yaptığı başvurulara ilişkin görüş alınması elektronik ortamda gerçekleştirilir.
(3) İlgili merciler görüşlerini en geç on beş gün içinde Bakanlığa bildirirler. Süresi içinde bildirilmeyen görüşler Bakanlıkça olumlu kabul edilir.
Harç alımı
MADDE 14 – (1) Başvuruları olumlu değerlendirilen başvuru sahibinden veya şartlı mülteciden ya da bunların işverenlerinden 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümleri gereğince çalışma izni harcı tahsil edilir.
Çalışma izni süresi
MADDE 15 – (1) Çalışma izni, 4817 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen sürelerle verilebilir.
(2) Başvuru sahibi veya şartlı mülteci adına düzenlenen çalışma izni süresinin kimlik belgesi süresinden uzun olması halinde İl Göç İdaresi Müdürlüğünce çalışma izni süresi esas alınarak yeni bir kimlik belgesi düzenlenir.
Çalışma izni verilmesi ve bildirim
MADDE 16 – (1) Başvuru sahibi veya şartlı mülteci adına Bakanlıkça çalışma izin belgesi veya muafiyet belgesi düzenlenir ve bu durum İçişleri Bakanlığı ile varsa işverene bildirilir.
(2) Mevsimlik tarım veya hayvancılık işlerinde çalışması uygun görülen başvuru sahibi veya şartlı mülteciye çalışma izni muafiyet belgesi verilir.
(3) Başvuru sahibi veya şartlı mülteci adına düzenlenen çalışma izni veya çalışma izni muafiyet belgeleri 6458 sayılı Kanunda düzenlenen ikamet izinleri yerine geçmez.
Ücret
MADDE 17 – (1) Başvuru sahibi veya şartlı mülteciye asgari ücretin altında ücret ödenemez.
Çalışmanın sınırlandırılması
MADDE 18 – (1) Başvuru sahibi veya şartlı mülteciye çalışma izni verilmesi; izin türü, süre, meslek, sektör, işkolu, mülki ve coğrafi alan bakımından Bakanlıkça sınırlandırılabilir. Ancak, Türkiye’de üç yıl ikamet eden veya Türk vatandaşıyla evli olan ya da Türk vatandaşı çocuğu olan mülteci ve ikincil koruma statüsü sahipleri için bu sınırlamalar uygulanmaz.
Çalışma izninin iptali
MADDE 19 – (1) Kanunun 15 inci maddesinde yer alan hallerden birinin ortaya çıkması, başvuru sahibi veya şartlı mülteci statüsü sahibi kişilerin veya işverenin talebi veya yabancı hakkında 6458 sayılı Kanun uyarınca kesinleşmiş sınır dışı kararı alındığının İçişleri Bakanlığınca bildirimi üzerine Bakanlıkça çalışma izni iptal edilir.
Çalışma izninin geçersiz hale gelmesi
MADDE 20 – (1) Çalışma izni belgesi süresinin sona ermesi veya iptal edilmesiyle geçerliliğini kaybeder.
Dernek, vakıf ve kar amacı gütmeyen kuruluşlarda çalışma
MADDE 21 – (1) 4/11/2014 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu uyarınca kamu yararına çalışan dernek statüsüne sahip dernekler ile 30/7/2003 tarihli ve 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun uyarınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, insani yardım hizmeti faaliyetlerinde uluslararası koruma başvuru veya statü sahibi yabancıları çalıştırmak üzere Bakanlığa başvurabilir.
(2) Birinci fıkra kapsamında yer almayan dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kar amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye’deki şube veya temsilcilikleri uluslararası koruma başvuru veya statüsü sahibi yabancıları çalıştırmak üzere Bakanlığa başvurabilir. Ancak, başvuru yapan kuruluşa ilişkin İçişleri Bakanlığının uygun görüşü aranır. Uygun görüş alınamayan kuruluşlara ait başvurular değerlendirme yapılmaksızın işlemden kaldırılır.
Mesleki eğitim
MADDE 22 – (1) Başvuru sahibi veya şartlı mülteci Türkiye İş Kurumu tarafından aktif işgücü hizmetleri kapsamında düzenlenen kurs ve programlar kapsamında bir işyerinde mesleki eğitim ve işbaşı eğitimi görebilir. Bu kişilerin eğitim süresinin sonunda aynı işyerinde çalıştırılacak olması halinde ilgili işveren tarafından çalışma izni başvurusunda bulunulmalıdır.
(2) Bu madde kapsamında yapılacak başvurularda, Bakanlıkça işyeri istihdam kotası farklı uygulanabilir.
Sosyal güvenlik yükümlülüğü
MADDE 23 – (1) Çalışma izni alan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirler. Bu yükümlüğü yerine getirmeyenler hakkında 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uyarınca idari yaptırım uygulanır.
Hüküm bulunmayan haller
MADDE 24 – (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, Kanunun ve Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır.
Geçiş hükümleri
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmelik uyarınca belirli bir ilde ikamet etme yükümlülüğü getirilen başvuru sahibi veya şartlı mültecinin bu il sınırları dışında çalışma izni almak için yaptığı başvurulara ilişkin görüş alınmasının elektronik ortamda gerçekleştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı ile Bakanlık arasında uygun teknik altyapı sağlanıncaya kadar, görüş alınmasında ve karşılıklı bildirimde bulunulmasında elektronik posta dâhil iletişimi kolaylaştıracak araç, gereç ve yöntemler kullanılır.
(2) Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüklerinde uygun teknik altyapı sağlanıncaya kadar, mevsimlik tarım veya hayvancılık işlerinde çalışacak başvuru sahibi veya şartlı mültecinin çalışma izni muafiyet başvuruları Bakanlığa yapılır. Talebi uygun bulunanlara ilişkin bilgiler Bakanlıkça İçişleri Bakanlığına bildirilir.
Yürürlük
MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.



3218 SAYILI SERBEST BÖLGELER KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 1)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ NO: 3)

26.04.2016 tarihli ve 29695 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğde (Seri No: 3) 12.03.2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinin (Seri No 1)’nin “3.6. Yazılım Faaliyetleri” bölümünde değişiklik yapılmıştır.
Saygılarımla...

3218 SAYILI SERBEST BÖLGELER KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 1)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ NO: 3)
Resmi Gazete No: 29695
Resmi Gazete Tarihi: 26/04/2016

MADDE 1 – 12/3/2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 1)’nin “3.6. Yazılım Faaliyetleri” başlıklı bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“3.6. Yazılım Faaliyetleri
Tebliğin bu bölümünde geçen;
- Elektronik transfer yöntemi: Yazılımın internet üzerinden elektronik ortamda gönderilmesini,
- Yazılım: Bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin ve hizmetlerin tümünü,
- Yurt dışındaki müşteri: İkametgâhı, işyeri, kanunî ve iş merkezi yurt dışında olan alıcılar ile yurt içinde bulunan bir firmanın yurt dışında kendi adına müstakilen faaliyet gösteren şubelerini,
ifade eder.
Yazılım tanımına uygun bir programın ticari amaçla hazırlanması ve elektronik transfer yöntemiyle ihraç edilmesi halinde, bu yazılım faaliyeti kapsamında serbest bölgede fiilen istihdam edilen personele ödenen ücretler 3218 sayılı Kanunda belirtilen şartları taşıması koşuluyla gelir vergisinden istisna edilecektir.
Yazılım faaliyetinin istisna kapsamında değerlendirilebilmesi için;
- Söz konusu faaliyetin münhasıran ve fiilen serbest bölgede yapılması,
- İşyeri altyapısının ve teknik donanımının bu faaliyetin yapılmasına müsait olması,
- Yazılımın yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması,
- Yazılımdan yurt dışında faydalanılması,
- Faturanın yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmesi,
- Dövizin Türkiye'ye getirildiğinin tevsik edilmesi (ödeme belgesi, banka dekontu vb.),
- Ürünün, gümrük çıkış beyannamesi (gümrük çıkış beyannamesi düzenlenmesinin zorunlu olmadığı durumlarda, ilgili mevzuata göre düzenlenen serbest bölge işlem formu) ve YMM faaliyet raporu ile fiili ihracatının gerçekleştiğinin tevsik edilmesi,
gerekir.
Ancak, uygulamada aşağıdaki faaliyetler istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir:
- Bilimsel ve/veya teknolojik ilerlemeler veya teknolojik belirsizliklerin çözülmesini içermeyen olağan ve tekrarlanan faaliyetler,
- Programlama dilleri ile işletim sistemleri hariç olmak üzere internet sitelerinin ve benzerlerinin hazırlanmasına yardımcı mevcut yazılımların kullanılması suretiyle yapılan yazılım geliştirme faaliyetleri,
- Bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin, bölge dışında gerçekleştirdikleri yazılım faaliyetleri,
- Türkiye’ye satışı yapılan yazılım programları.”
MADDE 2
– Bu Tebliğ hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.

24 Nisan 2016 Pazar

KENDİ İSTEĞİYLE İŞTEN AYRILANLAR " KIDEM TAZMİNATINI HANGİ ŞARTLARLA ALABİLİRLER ?

 1.08 EYLÜL 1999 ÖNCESİ İLK DEFA SİGORTALI OLANLAR İÇİN ;15 YIL SİGORTALILIK VE 3.600 GÜN PRİM

 2.09 EYLÜL 1999-30 NİSAN 2008 TARİHLERİ ARASI İLK DEFA İŞE GİRENLER;25 YIL SİGORTALILIK VE 4.500 GüN PRİM, 

3.01 MAYIS 2008'DEN SONRA İLK DEFA İŞE GİRENLER İSE; 25 YIL SİGORTALILIK VE 5.400 PRİM GÜNÜNÜ TAMAMLARSA kendi isteğiyle işten ayrıldığında KIDEM TAZMİNATINI ALARAK sigortadan alacakları "KIDEM tazminatı alabilir" yazısını işverene ileterek ayrılabilirler.

İCRALARDA ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN İHLAL EDİLMESİNE KADAR, İCRA TAKİBİ DURUR

ÖZET:
Borcu taksitle ödeme taahhüdünün İİK'nın 111. maddesi kapsamında hukuken geçerli olduğuna karar verilmesi ve bu nedenle taahhüdün ihlal edilmesine kadar icra takibinin durması gerekliliği (eldeki uyuşmazlıkta borcun ilk taksidinin ödenmesinin taahhüt edildiği 28.02.2012 tarihi) karşısında, 07.10.2011 tarihinde yapılan haciz işlemi hukuken geçersizdir.


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:


Davacı üçüncü kişi tarafından davalılar aleyhine açılan istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere ve kural olarak, istihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, taraflarca ileri sürülmese de Mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir.

İİK'nun III/3 (Ek fıkra: 9/11/1988 - 3494/13 md.; Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/26 md.) borçlu ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde yapacakları sözleşme veya sözleşmelerin devamı süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemez. Ancak bu sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresinin on yılı aşması hâlinde, aştığı tarihten itibaren süreler kaldığı yerden işlemeye başlar.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/13 md.) Taksitlerden biri zamanında verilmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder." düzenlemesi kabul edilmiştir.



Bu kapsamda somut uyuşmazlığa gelince; Antalya 6. İcra Müdürlüğü'nün 2011/2887 Talimat sayılı dosyasında 09.06.2011 tarihinde yapılan hacizde; borçlu tarafından, borcun 39.553,55 TL'lik kısmının 28.02.2012 tarihinde, kalan 39.553,55 TL'lik bölümünün ise 20.03.2012 tarihinde ödenmesi taahhüt edilmiş, alacaklı tarafından bu taahhüt kabul edilmiştir. Sonrasında, alacaklı vekili tarafından 09.06.2011 tarihli taahhüdün geçersiz olduğu gerekçesiyle 13.06.2011 tarihinde İcra Müdürlüğ'üne başvurularak haciz isteğinde bulunulmuş, İcra Müdürlüğü'nce talebin reddine karar verilmesi üzerine, alacaklı tarafından yapılan şikayetin Manavgat İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.06.2011 tarih 2011/267 Esas ve 2011/244 Karar sayılı kararı ile kabulüne karar verilerek, İcra Müdürlüğünün haciz isteğinin reddine ilişkin kararı kaldırılmıştır.

Bunun üzerine, 07.10.2011 tarihinde eldeki davaya konu mallara haciz işlemi uygulanmıştır. Bu esnada, Manavgat İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/267 Esas ve 2011/244 Karar sayılı kararının borçlu tarafından temyiz edilmesi üzerine, karar Yüksek Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.03.2012 tarih 2011/23769 Esas ve 2012/8227 Karar sayılı kararı ile 09.06.2011 tarihli borcu taksitle ödeme taahhüdünün hukuken geçerli olduğu ve bu nedenle şikayetin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece hükmüne uyulan bozma kararı kapsamında 13.09.2012 tarih 2012/195 Esas ve 2012/236 Karar sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.


Hal böyle olunca; kesinleşen Manavgat İcra Mahkemesi'nin 2012/195 Esas ve 2012/236 Karar sayılı kararı ile, 09.06.2011 tarihli borcu taksitle ödeme taahhüdünün İİK'nın 111. maddesi kapsamında hukuken geçerli olduğuna karar verilmesi ve bu nedenle taahhüdün ihlal edilmesine kadar icra takibinin durması gerekliliği (eldeki uyuşmazlıkta borcun ilk taksidinin ödenmesinin taahhüt edildiği 28.02.2012 tarihi) karşısında, 07.10.2011 tarihinde yapılan haciz işlemi hukuken geçersizdir. İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı niteliğinde olup eldeki davada geçerli bir haciz işlemi bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile işin esasına girilerek karar verilmesi isabetsizdir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428.maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




22 Nisan 2016 Cuma

İŞÇİ HENÜZ DOĞMAMIŞ ÜCRET HAKKINDAN VAZGEÇEMEZ...

ÖZET : 
Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır. Toplu iş sözleşmesini, sözleşmeyi yapmaya yetkili olan taraflar değiştirebilir.

Davacının, henüz doğmamış ücret hakkından tek taraflı bir irade beyanı ile vazgeçildiği ifade edilmekte ise de Toplu iş sözleşmesine aykırı sözleşme yapılamaz. Bu tür yapılmış sözleşmeler kanuna karşı hile oluşturur. İş sözleşmesi devam ederken toplu iş sözleşmesinden doğmuş olan veya gelecekte ortaya çıkacak haklardan feragat edilmesi geçersizdir. Bir kimsenin doğmuş hakları üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği ilkesinin, burada toplu iş sözleşmesinin normatif (doğrudan ve emredici) etkisinin ve dolayısıyla işçinin korunması amacının tamamen bertaraf edilmesinden dolayı kabul edilmesi mümkün değildir. Belirtilen sebeplerle davacının toplu iş sözleşmesinde belirtilen kasa tazminatına hak kazandığı gözetilmelidir.

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı İsteminin Özeti: Davacı, labaront yardımcısı olarak çalıştığını daha sonra ambar memuru görevine atandığını, 2005 yılında idari baskı ve tehdit yolu ile dilekçe alındığını, Toplu iş sözleşmesi 101. ve 102. madde uyarınca yaptığı görev sebebi ile hak kazandığı ancak ödenmeyen kasa tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, alacağın zamanaşımına uğradığını, 11.01.2005 tarihinde davacının müracaat ederek, yürürlükteki toplu iş sözleşmesi uyarınca kasa tazminatını almadan ambar memurluğu görevini yapmak istediğini beyan ve taahhüt ettiğini talebin kötüniyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının asli görevi olan laborant yardımcısı görevine göre daha rahat bir görev olan ambar memurluğu görevini kasa tazminatından da vazgeçerek kendi istek ve rızası ile talep ve tercih ettiği kuruma verilen dilekçenin baskı ve tehdit altında alındığı iddiasının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

2822 Sayılı kanun 6 . maddesine göre "Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır."

Toplu iş sözleşmesini, sözleşmeyi yapmaya yetkili olan taraflar (yani işçi tarafı için yetkili olan işçi sendikası, işveren tarafı için de işveren veya işveren sendika üyesi ise işveren sendikası) değiştirebilir. Dava konusu uyuşmazlıkta davacı laborant yardımcısı olarak göreve başladığını, 31.05.2011 tarihli bölge müdürlüğü oluru ile ağır ve hafif parça ambar memurluğunda görevlendirildiğini, toplu iş sözleşmesi 101 ve 102. madde de belirtilen kasa tazminatına hak kazandığı halde ödenmediğini ileri sürmüştür. Davalı ise davacının vermiş olduğu 11.01.2005 tarihli dilekçeyle toplu iş sözleşmesinde belirtilen kasa tazminatı almadan ambar görevini yapmak istediğini beyan ve taahhüt ettiğini savunmuştur. Davacının sunduğu dilekçeyle henüz doğmamış ücret hakkından tek taraflı bir irade beyanı ile vazgeçildiği ifade edilmekte ise de Toplu iş sözleşmesine aykırı sözleşme yapılamaz. Bu tür yapılmış sözleşmeler kanuna karşı hile oluşturur. İş sözleşmesi devam ederken toplu iş sözleşmesinden doğmuş olan veya gelecekte ortaya çıkacak haklardan feragat edilmesi geçersizdir. Bir kimsenin doğmuş hakları üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği ilkesinin, burada toplu iş sözleşmesinin normatif (doğrudan ve emredici) etkisinin ve dolayısıyla işçinin korunması amacının tamamen bertaraf edilmesinden dolayı kabul edilmesi mümkün değildir. Belirtilen sebeplerle davacının toplu iş sözleşmesinde belirtilen kasa tazminatına hak kazandığı gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 21.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MÜLK SAHİBİNİN MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMESİ...SU VANASI VE SU BORUSUNU KESMESİ

Davacı M.. Ç.. vekili Avukat İsmet tarafından, davalı A.. A.. aleyhine 14/03/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 10/01/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının kiracısı bulunduğunu, kira borcunu ödemediği gerekçesiyle davalının haksız bir şekilde, evine giden su borusunu keserek götürdüğünü, davalının, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan cezalandırıldığını, davalının haksız eylemi nedeniyle üzüntü yaşadığını belirterek uğradığı manevi zararın tazminini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, manevi tazminat tazminat şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verimiştir.
Dosya kapsamına göre; davalı tarafından, kiracısı olan davacıyı kira borcunu ödememesi nedeniyle evden çıkarmak için, su saatini açma kapama vanasının yanından söktüğü ve su saatinden ev giriş plastik borusunu kestiği sabittir. Davacının suyunun kesilmesi nedeniyle en doğal insani ihtiyaçlarını gideremiyeceği aşikardır. Davalının haksız eylemi nedeniyle yaşam için en doğal ihtiyaçlardan olan suyun kesilmesi davacının kişilik değerlerinin zedelenmesine yol açmıştır.
Yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek DAVACI YARARINA uygun miktarda MANEVİ TAZMİNAT hükmedilmesi gerekirken, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28/01/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.