8 Mayıs 2017 Pazartesi

KOOPERATİF AİDAT VE GECİKME CEZASI ALACAĞI TAKİP, YENİ MALİKİN TAKİBE İTİRAZI

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, müvekkili kooperatifin aidat alacağı nedeniyle gecikme cezası ile birlikte tahsili için borçlu aleyhine... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişildiğini, borçlu tarafından borca ve fer'ilerine itiraz edildiğini, ayrıca davalının.... sayılı dosyasından gönderilen tebligatın usulsüz olduğu ve usulsüz tebligatı öğrenme tarihinin düzeltilmesi için açtığı davanın kabul edildiğini, dolayısıyla borçlunun itirazının süresi içinde yapılmış hale geldiğinden iptali için işbu davayı açtıklarını ileri sürerek, itirazın iptali ile haksız ve kötüniyetli itirazı sebebiyle aleyhine %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili, davaya konu takip toplamının...L üzerinden açıldığını, bu nedenle eksik harcın tamamlanması gerektiğini, müvekkilinin davaya konu taşınmazı 16.04.2009 tarihinde dava dışı...satın aldığını, tapunun devredilmesinden sonra davacı kooperatife üye olduğunu, ancak müvekkilinin kooperatife üyeliği esnasında eski üyenin borçlarından dolayı bilgilendirilmediğini, sorumluluğunun üyelik tarihinden başlayacağını savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacı kooperatifin 26 sayılı bağımsız bölümünü bütün hak ve vecibeleriyle devraldığı, Nisan 2009 devir tarihinden Temmuz 2013 ayına kadar aidat borçlarını ödediği, ancak önceki maliklerin aidat borçlarının bakiyesi bulunduğu, davacının icra takibinde...gecikme faizi talebinde bulunduğu, takip tarihi itibariyle davalının ...gecikme faizi borcu bulunduğu, davacının anapara yönünden talebi ile bağlı kalındığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takibin ... üzerinden devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- Dava, aidat alacağının işlemiş faiz ile tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.

İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır.

Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.

Yasal dayanağını İİK'nın 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir.
Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir.

Dava,özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme savunmasının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.

Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamış iken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Zira, itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi, takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da, ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur.
İcra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. 

Dolayısıyla, takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödeme yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. 

İtirazın iptali davasına özgü bir sonuç olan icra inkâr tazminatı, salt borca haksız şekilde itiraz edilmiş olmasının bir sonucu olduğundan ve borca haksız şekilde itiraz edilmesini önleme amacını taşıdığından, sonradan borcun kısmen veya tamamen ödenmiş olmasının, borçluyu bu tazminatı ödemekten kurtarmaması gerektiği düşünülebilir. Ne var ki, icra inkar tazminatı, niteliği gereği, ancak itirazın iptali davası sonucunda davanın tamamen veya kısmen kabulüne karar verilmesi koşuluna bağlı olarak, hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminattır. Bu nedenle, takibe konu borcun tamamen ödenmiş olması halinde alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından, açtığı dava bu gerekçeyle reddedileceği; böylesi bir davanın kısmen de olsa kabulü söz konusu olamayacağı için, icra inkar tazminatına da hükmedilemeyecektir. Bunun gibi, itirazdan sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borcun kısmen ödendiği hallerde, alacaklının ödenen kısım yönünden dava açmakta hukuki yararı olmayacağından, ödenen miktar gözönüne alınmaksızın, borca itirazın tümüyle iptali istemiyle açılan dava, ödenen kısım yönünden reddedileceği için, bu kısım için de yine icra inkar tazminatına hükmedilemeyecektir. O halde, alacaklının icra inkâr tazminatı isteme hakkının, borçlu tarafından borca tamamen veya kısmen itiraz edildiği anda, itiraza konu borç miktarı yönünden kendiliğinden doğan bir hak olduğu söylenemez. Tekrar vurgulanmalıdır ki, alacaklı yararına bu tazminata hükmedilebilmesi için, mutlaka, açılıp kısmen de olsa kabul ile sonuçlanmış bir itirazın iptali davası bulunmalıdır. Eş söyleyişle bu tazminat, kendiliğinden doğmaz, bir mahkeme hükmüne ihtiyaç gösterir. O halde, itirazdan sonra ve davadan önce yapılan ödemeler düşülmek suretiyle itirazın iptali davası açılması durumunda, alacaklının ödenen kısım yönünden icra inkâr tazminatı isteme hakkının ortadan kalkacağı gibi bir gerekçeye dayanılarak, davadan önceki ödemelerin müddeabbihten düşülmemesi gerektiği ileri sürülemez.
... ilamlarında da benimsenmiştir.

Bu durumda mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda takipten sonra yapılması sebebiyle hesaplamaya esas alınmadığı belirtilen ... ödemenin, dava tarihinden önce ya da sonra yapılıp yapılmadığı belirlenerek, dava tarihinden önce ödeme yapılmış olması durumunda davacının bu miktar yönünden dava açmasında hukuki yararının bulunmadığının dikkate alınması, dava tarihinden sonra ödenmesi durumunda ödenen miktarın infaz aşamasında dikkate alınmasına karar verilmesi gerekirken, bu miktarla ilgili hüküm kurulmaması doğru olmamıştır.

Öte yandan, dava tarihinden önce; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunu'nun 7. maddesinde aynen, "Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76'ncı, faize ilişkin 88'nci, temerrüt faizine ilişkin 120'nci ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138'nci maddesi görülmekte olan davalarda da uygulanır. " hükmüne yer verilmiştir.

6098 sayılı TBK'nın 88. maddesinin, "Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranını yüzde elli fazlasını aşamaz." hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüd faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur." düzenlemesine yer verilmiştir. 

Kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranının anılan yasal düzenlemedeki yerine gelince; para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 42. maddesine göre genel kurul bütün üyeleri temsil eden en yetkili organ olup, kanun veya anasözleşme ile genel kurula tanınmış olan konular hakkında karar verme yetkisini haizdir.... 23/1. maddesinin 6. bendi uyarınca ortaklardan tahsil edilecek taksit miktar ve ödeme şartları ile gecikme halinde uygulanacak esasları tespit etmek genel kurulun yetkisi dahilindedir.
Genel kurulca, ödeme günü belirlenerek, (belirlenmemişse ayın sonu ödeme günü olup) aidatın veya şerefiye bedelinin süresinde ödenmesine, süresinde ödenmemesi halinde ise temerrüt faizi uygulanmasına ilişkin alınan kararın kesinleşmesi halinde, bu kararın tüm ortakları bağlayacağı açıktır. Genel kurul kararları, üyeler ile kooperatif arasında yapılmış bir sözleşme niteliğinde olup, kooperatif ve üyeler arasında ayrıca faiz oranları ile ilgili sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ayrıca genel kurullarca kararlaştırılan faiz oranları daha sonraki yıllarda değiştirilmediği ve iptal edilmediği sürece genel kurula katılmasa dahi tüm üyeleri bağlar. Bu durumda, genel kurulun belirlediği tarih, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 117. (818 sayılı BK'nın 101/2.) maddesi hükmü karşısında, kesin vade olup, üyenin bir ihtarla ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek kalmadan, borcun ifasının istenebileceği kuşkusuzdur. Anapara faizi ise, borçlunun henüz temerrüde düşmeden ödemesi gereken sözleşmeyle kararlaştırılan faizdir. Bu durumda, kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranı, TBK'nın 88. maddesinde düzenlenen anapara faizi olmayıp, 120. maddede düzenlenen temerrüt faizine ilişkindir. Kooperatif ile üyesi arasında ticari ilişki bulunmadığından yasal oranda temerrüt faizi uygulanmalıdır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesi gereğince, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere temerrüt faizinin, yasal faiz oranından fazla alınması taraflarca kararlaştırılabilir. Anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde kooperatif genel kurulunca belirlenen aidatların ödenmesinde gecikme durumunda alınacak temerrüt faizinin yasal temerrüt faiz oranından daha fazla miktarda kararlaştırılabileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak taraflar, uygulanacak temerrüt faizi oranını belirlerken, yukarıdaki paragrafta belirtilen 6098 sayılı TBK’nın 120/2. maddesinde öngörülmüş olan sınırlamayı dikkate alınmak zorundadır.

... sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bu düzenleme ile kanun koyucu sözleşme ile kararlaştırılsa dahi aşırı oranlarla belirlenen faizin önüne geçmek istemiş ve bunu kamu yararı gerekçesiyle sınırlamak yoluna gitmiştir. Kooperatif genel kurullarında aidat ödemelerinin geciktirilmesi halinde alınması kararlaştırılan gecikme zammı, temerrüt faizi niteliğindedir. Kooperatif genel kurullarında belirlenen gecikme zammı oranlarının da anılan düzenleme kapsamında olduğu tartışmasızdır. Bu düzenleme ile kanun koyucu açıkça aşırı faizin önüne geçmek yönündeki iradesini, derdest davalara da yansıtmıştır.

Somut olayda, davalıdan istenen aidat miktarı genel kurul kararları ile belirlendiğinden ve genel kurul kararları da sözleşme niteliğinde olduğundan davalı ortaktan aidat borcunu geç ödemesinden dolayı istenebilecek azami faiz oranı TBK'nın 120/2. maddesinde düzenlenmiş yıllık temerrüt faiz oranı olup, davacı kooperatifin genel kurullarında kabul edilmiş temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata yani 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesine göre belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır.

Bu durumda, mahkemece, dava tarihinden önce yürürlüğe giren anılan yasal düzenleme bu açıklamalar çerçevesinde somut olay bakımından değerlendirilerek, işlemiş temerrüt faizi oranı ve miktarı ile işleyecek temerrüt faiz oranı bakımından gerektiğinde bilirkişiden denetime elverişli bir rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.


SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.03.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

5 Mayıs 2017 Cuma

KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ NO: 12)


MADDE 1 – 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (II/B) kısmının 11 inci bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş ve bu bölümden sonra gelen bölümün numarası buna göre teselsül ettirilmiştir.
“12. Konut veya İş Yeri Teslimlerinde İstisna
3065 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına 23/2/2017 tarihli ve 6824 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile 1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere,
“i) Konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların ilk tesliminde uygulanmak ve bedeli döviz olarak Türkiye’ye getirilmek kaydıyla, Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtilenler hariç olmak üzere çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara yapılan konut veya iş yeri teslimleri (Şu kadar ki bentte öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı müteselsilen sorumludur. İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi şarttır.),”
bendi eklenmiştir.
Bu istisna uygulamasına ilişkin usul ve esaslar aşağıda belirlenmiştir.
12.1. Kapsam
12.1.1. İstisna Kapsamına Giren Taşınmazlar
3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesinde düzenlenen istisnanın kapsamına konut veya iş yeri olarak inşa edilen binalar girmektedir.
Konut veya iş yerinin bu istisna kapsamında teslime konu edilebilmesi için; konut veya iş yeri olarak inşa edilen binanın yapı ruhsatının bulunması ve alıcıların kullanımına hazır vaziyette fiilen teslim edilmesi şarttır. Kat irtifakı kurulabilen konut veya iş yerlerinde ayrıca kat irtifakının kurulmuş olması gerekir. Yapı ruhsatında konut, dükkan, ofis, büro, rezidans, apart daire, devre mülk ve benzeri olarak tanımlanan konut veya iş yerleri istisna kapsamında değerlendirilir.
İstisna uygulamasında, kat mülkiyeti kurulan konut veya iş yerlerinin tesliminde fiili teslimin tevsiki aranmaz.
12.1.2. Konut veya İş Yerinin İlk Teslimi
3065 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde teslimin, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, bir malın iki veya daha fazla kimse tarafından zincirleme akit yapılmak suretiyle el değiştirmeksizin doğrudan son alıcıya devredilmesi halinde, son alıcıya kadar aradaki safhaların her birinin ayrı birer teslim sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
İstisna,1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, konut veya iş yerini inşa eden mükellefin yapacağı ilk teslimde uygulanır. Konut veya iş yerinin inşa edenlerden satın alınarak bir başkasına satılması halinde yapılan konut veya iş yeri teslimi ilk teslim olarak değerlendirilmez.
Örnek 1: (A) Yapı A.Ş. inşa ettiği toplam 10 adet bağımsız bölümden oluşan binayı toplu olarak (B) Emlak A.Ş.’ye satmıştır. (B) Emlak A.Ş.’de satın aldığı bu konut ve iş yerlerinin bir kısmını Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere satmıştır. Bu durumda (B) Emlak A.Ş. tarafından yapılan bu teslimler ilk teslim olmadığından istisna kapsamında değerlendirilmez.
3065 sayılı Kanunun (2/5) inci maddesine göre trampa, iki ayrı teslim hükmündedir. Bu hükme göre, arsa karşılığı inşaat işinde iki ayrı teslim söz konusudur. Bunlardan birincisi, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi; ikincisi ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimidir. Buna göre arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyerinin arsa sahibi tarafından teslimi ilk teslim kapsamında değerlendirilmez.
Örnek 2: (B) Konut A.Ş. kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında (C) Emlak Ltd. Şti.’den aldığı arsa üzerinde inşa ettiği konutlardan bir kısmını sözleşme gereği (C) Emlak Ltd. Şti.’ye devretmiştir. (C) Emlak Ltd. Şti.’de bu konutları istisna kapsamında bulunan alıcıya satmıştır. Söz konusu satış işlemi, istisnanın diğer şartları sağlanmış olsa dahi ilk teslim kapsamında değerlendirilmeyeceğinden yapılan satış işleminde istisna uygulanmaz.
12.1.3. İstisnadan Yararlanacak Alıcılar
İstisna;
- Çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına (resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları hariç),
- Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere,
- Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara
yapılan konut veya iş yeri teslimlerinde uygulanır.
Bu istisnadan yararlanma şartlarını taşıyan alıcıların, istisna kapsamında birden fazla konut veya iş yeri alması mümkündür.
a) Türk Vatandaşları
29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun (3/1-ç) maddesinde, Türk vatandaşının Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiyi ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.
Buna göre, çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları bu istisnadan faydalanır. Ancak, resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları bu istisnadan faydalanamazlar.
Bu istisnadan faydalanacak Türk vatandaşının,
- İstisna kapsamında teslimin yapılacağı tarih itibariyle geçerli olan yurt dışında çalışma veya oturma iznine sahip olması,
- Çalışma veya oturma iznini, istisna kapsamında teslimin yapılacağı tarihten en az altı ay önce almış olması,
- Çalışma veya oturma izninin alındığı tarih ile istisna kapsamında teslimin yapılacağı tarih arasında en az altı ay yurt dışında bulunması
şartlarını birlikte sağlaması gerekmektedir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak alıcı Türk vatandaşının,
- Yukarıda yer verilen şartları sağlayan ikamet ettiği ülke resmi makamlarından alınmış ikamet tezkeresi veya bu mahiyette bir belge veya ilgili ülke resmi makamlarından alınmış çalışma izninin bulunduğunu,
- Çalışma veya oturma izninin alındığı tarihten itibaren en az altı ay yurt dışında bulunduğunu,
- Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendi kapsamında olmadığını
gösteren ilgili ülkede bulunan Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından verilen belgeyi konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
b) Yabancı Uyruklu Gerçek Kişiler
5901 sayılı Kanunun (3/1-d) maddesinde, yabancının Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.
193 sayılı Kanunun “Türkiye’de yerleşme” başlıklı 4 üncü maddesine göre, ikametgahı Türkiye’de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.) Türkiye’de yerleşmiş sayılır.
Aynı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca, belli ve geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimselerle tahsil veya tedavi veya istirahat veya seyahat maksadıyla gelenler ile tutukluluk, hükümlülük veya hastalık gibi elde olmayan sebeplerle Türkiye’de alıkonulmuş veya kalmış olan yabancılar memlekette altı aydan fazla kalsalar dahi, Türkiye’de yerleşmiş sayılmazlar.
Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan ve 193 sayılı Kanuna göre Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler bu istisnadan faydalanabilir.
Öte yandan, 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca kendilerine mavi kart verilen ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler de bu istisnadan faydalanabilir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; alıcıların istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak,
- Uyruğunda bulunduğu ülke tarafından verilmiş pasaportun fotokopisini (çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerde mavi kartın fotokopisini),
- Yabancı uyruklu gerçek kişinin Türkiye’de yerleşmiş olmadığına dair konut veya iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesinden alınacak belgeyi
konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
c) Tüzel Kişiler
Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlar bu istisnadan faydalanabilir.
Kanuni merkezden maksat, vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. İş merkezi ise iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve yönetildiği merkezdir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; alıcıların istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak,
- Kuruluş ve faaliyetin devam ettiğine dair kurumun kanuni merkezinin bulunduğu ülke resmi makamlarından alınmış belgeyi,
- Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmadığına ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmediğine dair konut veya iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesinden alınacak belgeyi
konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
12.2. Bedelin Döviz Olarak Türkiye’ye Getirilmesi
12.2.1. Bedelin Türkiye’ye Getirilme Zamanı
Konut veya iş yeri tesliminde KDV istisnasının uygulanabilmesi için, bedelin en az %50’sinin satışa ilişkin faturanın düzenlendiği tarihten önce, kalan kısmının da en geç bir yıl içerisinde alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmesi gerekir.
İstisnaya ilişkin KDV iadesi, bedelin tamamının Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmesinden sonra yapılır.
Örnek: Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu Bay (A) ile (B) Yapı A.Ş., inşası tamamlanan 500.000 Dolar bedelindeki konutu, bedelin %50’si peşin, kalan tutarı 6 eşit taksitte ödenmek suretiyle satışı konusunda anlaşmıştır. Peşinat, faturanın düzenlenmesinden önce döviz olarak Türkiye’ye getirilmiş ve satıcıya ödenmiştir. Kalan tutar ise fatura düzenlendikten sonra aylık taksitler halinde yurt dışından döviz olarak getirilecek ve satıcıya ödenecektir.
Faturanın düzenlenmesinden önce bedelin yarısı alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilip satıcıya ödendiğinden bu satış işleminde KDV hesaplanmaz.
12.2.2. Bedelin Türkiye’ye Getirildiğinin Tevsiki
Yurt dışında bulunan dövizin, Türkiye’deki bir bankaya transfer edilmek suretiyle getirilmesi esastır. Dövizin Türkiye’deki bankaya transfer edilmesi durumunda, yapılan transfer işlemi banka dekontu ile tevsik edilir. Ödemenin, yurt dışındaki bankalar tarafından verilen kredi kartları ile yapılması mümkün olup, bu kredi kartları ile yapılan ödemelere ilişkin dövizin Türkiye’ye getirildiğinin yurt içindeki ilgili banka tarafından verilecek bir dekont veya yazı ile tevsik edilmesi gerekir.
Yurt dışında bulunan dövizin Türkiye’ye alıcı tarafından fiziki olarak getirilmesi de mümkün olup, bu durumda dövizin Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde gümrük idaresinden alınan belgeler kullanılır.
Diğer taraftan, dövizin Türkiye’ye fiziken getirilmesi veya alıcının Türkiye’de bulunan hesabına yurt dışından transfer edilmesi durumunda, söz konusu bedelin satıcıya banka aracılığıyla ödenmesi ve bu ödemenin banka dekontuyla tevsik edilmesi gerekmektedir. Yurt dışından döviz olarak getirilen bedelin satıcıya Türk Lirası olarak ödenmesi de mümkündür.
6824 sayılı Kanunun Resmî Gazete’de yayımlandığı 8/3/2017 tarihinden önce getirilen dövizler, bu istisna kapsamında Türkiye’ye getirilen döviz olarak değerlendirilmez. Ancak, belirli konut veya iş yeri almak amacıyla bu tarihten önce getirilen ve satıcıya ödenen dövizler, tevsik edilmek şartıyla istisna kapsamında teslime konu edilen konut veya işyerlerine ilişkin Türkiye’ye getirilen döviz olarak kabul edilir.
12.3. Konut veya İş Yerinin Bir Yıl İçerisinde Elden Çıkarılması
Konut veya iş yeri tesliminde istisna uygulanabilmesi için, tapuda işlem tesis edilmiş olması gerekir.
İstisna kapsamında satış yapanlar, konut veya iş yeri satışının 3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesi kapsamında KDV’den istisna olarak yapıldığını tapu müdürlüklerine bildirirler. Bu bildirim üzerine, tapu müdürlükleri tarafından tapu kütüğünün beyanlar hanesine, bu konut veya işyerlerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil faizi oranında hesaplanan gecikme faiziyle birlikte ödeneceği hususunda şerh konulur.
İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil faizi oranında hesaplanan gecikme faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından taşınmazın bulunduğu yer vergi dairesine ödenir. Ödemenin yapıldığına ve devrin yapılmasının mümkün olduğuna dair ilgili vergi dairesinden alınan yazı ibraz edilmeden tapu müdürlükleri tarafından devir işlemi gerçekleştirilmez.
Bir yıllık süre dolduktan (bir yıllık süre olarak izleyen yılın aynı ay ve aynı günü dikkate alınır) sonra yapılacak devir işlemlerinde vergi ve tecil faizi aranmaz.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesi kapsamında KDV’den istisna olarak yapıldığı beyan edilen devirleri işlem bazında aylık dönemler itibariyle, en geç takip eden ayın 10 uncu gününe kadar elektronik ortamda ve liste halinde Gelir İdaresi Başkanlığına bildirir.
12.4. İstisnanın Usulüne Uygun Olarak Gerçekleşmemesi
3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesinde öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde, zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı da müteselsilen sorumlu tutulur.
İstisna kapsamında teslime konu edilen konut veya iş yerine ilişkin bedelin en az %50’sinin satışa ilişkin faturanın düzenlendiği tarihten önce, kalan kısmının da en geç bir yıl içerisinde alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmemesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, satıcı ile birlikte alıcıdan vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte aranır.
12.5. İstisnanın Beyanı
Bu kapsamda yapılan satışlar, konut veya iş yeri tesliminin yapıldığı vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesinin “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda; 328 kod numaralı “Konut veya İş Yeri Teslimleri” satırı aracılığıyla beyan edilir. Bu satırın “Teslim ve Hizmet Tutarı” sütununa istisnaya konu konut veya işyerlerinin bedelinin KDV hariç tutarı, “Yüklenilen KDV” sütununa bu konut veya işyerlerine ilişkin alış ve giderlere ait belgelerde gösterilen toplam KDV tutarı yazılır. İade talep etmek istemeyen mükellefler, “Yüklenilen KDV” sütununa “0” yazmalıdır.
Satıcılar, her bir vergilendirme dönemi içinde gerçekleştirilen bu kapsamdaki satışlarını KDV beyannamesi ekinde yer alan form (EK: 24) ile bildirir.
12.6. İade
Konut veya iş yeri teslimlerinden doğan iade taleplerinde aşağıdaki belgeler aranır:
- Standart iade talep dilekçesi
- İstisnanın beyan edildiği döneme ilişkin indirilecek KDV listesi
- İade hakkı doğuran işleme ait yüklenilen KDV listesi
- İadesi talep edilen KDV hesaplama tablosu
- Satış faturaları listesi
- Satıcıların teslimden önce temin etmeleri gereken Tebliğin (II/B-12.1.3) bölümünde sayılan belgeler
- Dövizin tamamının Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden banka dekontları veya gümrük idaresinden alınan belgeler ile satıcıya ödendiğini tevsik eden banka dekontları
- Satışa ilişkin tapu kayıt örneği
12.6.1. Mahsuben İade
Mükelleflerin bu işlemden kaynaklanan mahsuben iade talepleri, yukarıdaki belgelerin ibraz edilmiş olması halinde miktarına bakılmaksızın vergi inceleme raporu, YMM raporu ve teminat aranmadan yerine getirilir.
12.6.2. Nakden İade
Mükelleflerin bu işlemden kaynaklanan ve 5.000 TL’yi aşmayan nakden iade talepleri vergi inceleme raporu, YMM raporu ve teminat aranmadan yerine getirilir. İade talebinin 5.000 TL’yi aşması halinde aşan kısmın iadesi, vergi inceleme raporu veya YMM raporuna göre yerine getirilir. Teminat verilmesi halinde mükellefin iade talebi yerine getirilir ve teminat, vergi inceleme raporu veya YMM raporu sonucuna göre çözülür.”
MADDE 2 – Aynı Tebliğin (III/B-3) bölümünün üçüncü paragrafı ile (III/B-3.2.5) bölümlerinde yer alan “indirimli orana tabi konut teslimlerinden” ibaresi “indirimli orana tabi konut ile 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (II) sayılı listenin (B) bölümünün 28 ve 29 uncu sırası kapsamındaki malların teslimlerinden” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 3 – Aynı Tebliğe ekte yer alan (EK: 24) eklenmiştir.
MADDE 4 – Bu Tebliğ 1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 5 – Bu Tebliğ hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.


4 Mayıs 2017 Perşembe

FATURANIN KAPATILMIŞ (AKİDE EDİLMİŞ) OLMASI, MAL BEDELLERİNİN ÖDENDİĞİ KARİNESİ

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 13.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.09.2011 gün ve 2011/47 E.-2011/14 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04.07.2012 gün ve 2012/865 E.- 2012/11069 K. sayılı kararı ile;

(...Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin davacı ile ticari alışverişi olmadığını, sahte sözleşme ve bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan faturalara istinaden takip yapıldığını, Azerbaycan gümrüğünden malların müvekkili adına sahte kaşe ve imzalar kullanılarak çekildiğini ancak ibraz edilen faturaların Takip konusu faturalardan farklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davacı şirket tarafından aynı mahiyetteki mallar için iki farklı bedelli fatura kesildiği, 22.07.2004 tarihli sözleşmede malların bedelinin 11.600 USD olarak kararlaştırıldığı, davacının davalı adına düzenlediği faturaların kapalı fatura olması nedeniyle bedelin tahsil edildiğine ilişkin karine oluştuğu, aynı anda ifa kuralı gereği tarafların edimlerinin aynı anda ifası gerekli olup, bunun aksini iddia eden satıcının ispat yükü altında olduğu, davacının çift fatura tanzim ederek karışıklık yarattığı gerekçeleriyle davanın reddine, %40 tazminatın davalıdan tahsili ile davalıya verilmesine hükmedilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava konusu icra takibinin dayanağı olan 3 adet faturadan 14351 ve 14353 numaralı olanları kapalı fatura olup, kapalı fatura borcun ödendiğine karine teşkil eder. Bu nedenle kapalı faturaların ödenmediğinin, diğer bir deyişle karinenin aksinin davacı tarafça ispat edilmesi gerekir.

Takibe dayanak 14352 numaralı fatura ise açık faturadır. Davalı yan anılan bu faturadaki malın kendisine teslim edilmediğini, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını savunmuş olduğundan, söz konusu açık faturadaki malın davalıya teslim edildiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerekir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde mahkemece, davacı yana malların davalı tarafa teslim edildiğine ilişkin delilleri sorulup, dosya içerisindeki gümrük beyannameleri ve davacının bilirkişi raporuna yönelik yaptığı itirazlar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...)

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. 

Davacı vekili, müvekkilinin davalıya üç fatura içeriği mal satıp teslim ettiğini ancak davalının fatura bedellerini ödemediğini ve girişilen icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, derdestlik ve yetki itirazlarında bulunarak; taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, sunulan sözleşmenin de sahte olduğunu bildirerek davanın reddi ile davacının kötüniyet tazminatı ile mahkûmiyetine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının dayandığı faturaların kapalı fatura olduğu, bunun ödemeye karine teşkil ettiği ve aksini ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu; çift fatura kullanan ve defterlerine kapanış tasdiki yaptırmayan davacının hesaplarda karışıklık yarattığı ve iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar Özel Daire tarafından yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş ve mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takip dayanağı faturaların kapalı fatura olup olmadığı ve bu çerçevede davacının malın teslim edildiği ve bedelin ödenmediğine ilişkin iddialarını ispatlayıp ispatlamadığı noktasında toplanmaktadır.

Satıcının, düzenlediği faturanın alt kısmına kaşe ve imza koymasına faturanın kapatılması (akide edilmesi) denir ve bu durum ticari bir örf ve adet kuralı olarak bedelin tahsil edildiğini gösterir; bu aksi ispatlanabilen bir karinedir. 

Davacı yanca Ankara 32.İcra Dairesi’nin 2009/16515 sayılı dosyasından 03.08.2004 gün ve 014351, 014352 ve 014353 numaralı faturalara dayalı olarak icra takibine girişilmiştir. Bunlardan 014351 numaralı faturanın 39.500,-USD tutarlı ve kapalı fatura olduğu tartışmasızdır. Kapatılmamış 014352 numaralı fatura toplamı 37.000,-USD olup, bu fatura tutarı 014353 numaralı faturaya “1. sayfa toplam” olarak nakledilmiş ve kapatılmış bu fatura içeriğine eklenerek oradaki dört kalem mal ile birlikte 43.000,-USD (KDV hariç) yekûne ulaşılmıştır.

Gelinen noktada, 014352 numaralı fatura tutarını da içeren 014353 numaralı fatura kapatılmış (akide edilmiş) olmakla, aslında her üç fatura içeriği tutarın tahsil edildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında davacının takip konusu ettiği tutardan dolayı alacaklı olmadığına ilişkin yerel mahkeme kararı yerindedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.


S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 22.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASINDA TARİFE UYGULAMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 14/7/2007 tarihli ve 26582 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Tarife Uygulama Esasları Hakkında Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“Trafik sigortası poliçelerine ilişkin primlerin tespiti
GEÇİCİ MADDE 11 – (1) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 16 ncı maddesinin uygulanması bakımından 12/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, ilgili branşta ruhsat sahibi sigorta şirketleri tarafından her bir araç türü bazında 4. basamak için belirlenecek prim tutarları Ek-1’de yer alan prim tutarlarını geçemez.
(2) Ek-1’de yer alan azami prim tutarları, 2017 yılı Mayıs ayından itibaren aylık %1 (bir önceki ayın azami prim tutarları üzerinden) olarak arttırılacaktır. Müsteşarlık, hasar frekansı, hasar maliyetleri ve diğer hususları göz önünde bulundurarak bu oranı %50’sine kadar azaltmaya veya arttırmaya yetkilidir.
(3) Diğer basamaklar için belirlenecek prim tutarları, Ek-2’de yer alan 4. basamak prim tutarlarına uygulanacak indirim/artırım oranlarının ardından elde edilen tutarları aşamaz.
(4) Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Ek-3’te yer alan indirim/artırım oranlarına ilişkin sistemsel kontrolleri gerçekleştirir. Sigorta şirketleri tarafından il bazında belirlenen primler, Ek-1 ve Ek-2’ye uygun olarak hesaplanan primler üzerinden, Ek-3’te yer alan oranların uygulanması sonucu elde edilecek prim tutarlarını aşamaz. (Şirketlerin tercihine göre aracın plaka ili ya da işletenin ikametgâh ili esas alınabilecektir.)
(5) Sigorta şirketleri tarafından uygulanacak aracı komisyonu oranı %10’dan daha az olamaz. Söz konusu oran, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Trafik Hizmetlerini Geliştirme Hesabı ve Güvence Hesabı sigortalı katılım payı hariç, SGK payı dâhil prim tutarı üzerinden hesaplanır.
(6) İşleten sıfatıyla ilk kez trafiğe çıkacaklar için prim artırımı ve indirimi içermeyen basamak (4. basamak) uygulanır.
(7) Sigorta sözleşme süresi içinde işleten için herhangi bir tazminat ödemesi yapılmaması durumunda, müteakip sigorta sözleşmesinde uygulanacak prim indirimi oranı bir üst basamağa göre belirlenir.
(8) Sigorta süresi içinde meydana gelen her maddi tazminat ödemesi için müteakip sigorta sözleşmesinde uygulanacak prim artırımı oranı bir alt basamağa göre, her sakatlanma veya destekten yoksun kalma tazminat ödemesi için prim artırımı oranı iki alt basamağa göre belirlenir.”
MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğe ekteki Ek-1, Ek-2 ve Ek-3 eklenmiştir.
MADDE 3 – Bu Yönetmelik 12/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4 – Bu Yönetmelik hükümlerini Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

MAAŞ ÜZERİNE KONULAN HACZİN DÜŞME DURUMU MÜMKÜNDÜR

İİK'nun 83/2. maddesinde yer alan yasal düzenlemeye göre maaş üzerinde birden fazla haciz varsa sıraya konulur. Sırada önce olan haczin kesintisi bitmedikçe, sonraki haciz için kesintiye geçilemez.

Öte yandan maaş alacağı menkul hükmünde olup, menkul haczine ilişkin hükümler uygulanır ve haciz icra zaptına yazıldığı anda konulmuş olur. Haciz tarihi itibariyle yürürlükte bulunan İİK'nun 106. maddesi uyarınca hacze konu olan maaştan kesinti yapılması 1 yıllık sürede istenilmelidir. Aksi halde aynı yasanın 110. maddesi uyarınca haciz kalkar. 

İİK'nun taksitle ödeme başlıkla 111. maddesi uyarınca borçlu ile alacaklının borcun taksitle ödenmesi konusunda ve belirtilen yasa maddesindeki şartlara uygun olarak yapacakları sözleşmenin devamı süresince İİK'nun 106. maddesindeki süre işlemez.

Somut olayda; alacaklı ile borçlu arasında borcun ödenmesi konusunda haricen yapıldığı belirtilen sözleşme, İİK'nun 111. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun bir sözleşme olmadığından, aynı yasanın 106. maddesindeki sürenin işlemesini engellemez.
Bu durumda 1. sırada olan Türkiye İş Bankası A.Ş. Lehine konulan 06.04.2009 tarihli haciz İİK'nun 106-110 maddeleri uyarınca düşmüştür. Maaş kesintilerinin 2. sırada haciz alacaklısı olan Ramazan Ünver'in alacaklısı olduğu takip dosyasına ödenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 

Öte yandan HMK'nun 297. maddesinin (1). fıkrasının (e) bendi gereği hükümde "gerekçeli kararın yazıldığı tarihin" yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/04/2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.

FATURANIN ALTININ KAŞE İLE İMZALANMASI, KAPALI FATURA, BEDELİN ÖDENDİĞİ KARİNESİ

Taraflar arasında görülen davada ... ... .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../01/2015 tarih ve 2012/632-2015/42 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; davacının uzun yol şoförü olduğunu, nakliyat işi ile uğraştığını, davalıya nakliye işi yaptığını, bu işler karşılığında 2008 yılı itibariyle davalıya 77.895 EURO tutarında fatura kestiğini, alacağının ....771 EURO tutarındaki kısmını tahsil edemediğini, alacağın tahsilinin sağlanması için başlatılan icra takibine davalının kötü niyetle itirazda bulunduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve davalı aleyhine asgari %40 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı vekili; davacının takip konusu faturalarda yazılı taşımacılık hizmetlerini verdiğini, bu faturaların bedellerinin banka havalesi, çek, nakit, yol avansı, ... dışı navlun tahsili şeklinde ödendiğini, bakiye 501,30 EURO'nun da icra dosyasına yatırıldığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, itibar edilen ilk bilirkişi ek raporu, ikinci bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davanın davalıya verilen yurtdışı nakliye hizmeti alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının itirazının iptali istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında taşıma işlerinin fiilen gerçekleştirilmiş olduğu, davalının icra takibine itirazında ve davaya cevabında ödeme itirazında bulunduğu, ispat külfetinin davalıya düştüğü, tarafların defter kayıtlarının uyuşmadığı, davalının ibraz ettiği ödeme belgelerine göre sonuca gidilmesi gerektiği, davalının faturalarının kapalı fatura olduğunu belirterek savunmasını kanıtlamak istediği ancak takibe konu faturaların çoğunun kapalı fatura olmadığı, kapalı faturaya dayalı ödeme savunmasının da defterlerde aynı gün para çıkışı ile teyit edilmesi gerektiği, davalı defter kayıtları ve dayanağı belgelerin bilirkişi raporunda tek tek karşılaştırıldığı, belgeye dayanmayan ancak davalı defterlerinde ödeme olarak gösterilen tutarlar düşüldükten sonra davalının takip tarihi itibariyle davacıya ....759,51 EURO borçlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, taleple bağlı kalınarak davalının icra takibine itirazının ....269,70 EURO yönünden iptaline, takibin bu miktara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın .../a maddesi uyarınca yıllık % ...,... ve değişen oranlarda faiz uygulanmak suretiyle devamına, alacağın % 40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taşıma ücretinin tahsiline yönelik yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere taraf defterlerinin uyuşmadığı, kapalı faturalar yönünden yapılan savunmanın davalı defterlerinde aynı gün nakit çıkışı ile teyiti gerektiği, davalı kayıtları ve sunulan dayanak belgelerin karşılaştırıldığı, davalı defterlerinde görünen ancak belgeye dayanmayan tutarların mahsubu ile davalının 37.759,51 TL (gerekçeli kararda maddi hata sonucu ....759,51 EURO olarak belirtildiği gözlenmektedir) borçlu olduğundan bahisle taleple bağlı kalınarak ....269,70 EURO ana para üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda, davacı tarafından davalıya nakliye işi yapıldığı, bu iş nedeniyle tanzim edilen fatura bedellerinin davalı tarafından ödenmediği ileri sürülmüştür. Davalı vekili, taraflar arasında yazılı sözleşme olmaksızın taşıma ilişkisi bulunduğunu kabul etmiş ancak bu iş nedeniyle düzenlenen fatura bedellerini davacıya ödediğini savunmuştur. Takibe konu faturaların bir kısmının kapalı fatura olduğu anlaşılmaktadır.

Faturanın altının faturayı tanzim eden tarafından kaşe vurularak imzalanması o faturanın kapalı fatura olduğuna ve fatura bedelinin ödendiğine karine teşkil eder. Bu durumda ispat yükü yer değiştirir, diğer bir ifadeyle ödeme savunması yönünden mevcut karine karşısında alacaklının fatura bedelini tahsil etmediğini kanıtlaması gerekir. Bu nedenle, mahkemece kapalı faturalar bakımından ispat yükünün davalı üzerinde bırakılması yerinde olmamıştır. Şu halde, öncelikle kapalı faturalara yönelik ispat yükünün davacı tarafta olduğu gözetilerek hangi faturaların kapalı olduğunun belirlenmesi, davacı yanın bu faturalarla ilgili karinenin aksini gösterir delilleri varsa bunların toplanması ve davalı tarafça sunulan ödeme belgeleri dikkate alınarak borç-alacak durumunun belirlenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, .../.../2016 tarihinde oybirliğiyle karar ildi
.

2 Mayıs 2017 Salı

İKİNCİ EL ARAÇ SATIŞINDA ÇIKAN AYIPTAN SATICI TAMAMEN SORUMLU OLUP, AYRICA YAPILAN TAMİRAT MASRAFLARINDAN DA SORUMLUDUR.

Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı ile davalılar ..., ... avukatınca duruşmasız, davalı-... avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ... vekili avukat ... ile davacı vekili avukat ...'nın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalılardan .....e ait olan 2000 ..... aracı, galerici davalı .....’un sahibinden.com sitesinde yayımlanan satılık ilanında “aracın tüm bakımları yapılmıştır” açıklamasına ve davalı ekspertiz uzmanı ve şirket sahibi......n verdiği ekspertiz raporuna itimat ederek 15.09.2013 tarihinde araç alım-satım sözleşmesi ile galerici davalı ... ve davalı ... vekilinden satın aldığını, sonrasında 17.09.2013 tarihinde noterde davalı ...’den devraldığını, ne var ki dört gün sonra 21.09.2013 tarihinde seyir halinde iken aracın motor arızasından dolayı yol ortasında kaldığını ve bir daha çalışmadığını, alınan aracın gizli ayıplı ve verilen hizmetin ayıplı olduğunu ileri sürerek ayıplı malın ücreti (davacının araç bedeli iadesi ve satış masrafı talebi) 27.518,91 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile araç bedelinin aracın davalı ...’a teslim tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine ve davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, gizli ayıp hukuki nedenine dayalı ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Tüm dosya kapsamına göre, dava konusu aracın motor arızası nedeniyle davacı tarafından arızanın ortaya çıktığı ve davanın açıldığı tarih itibarıyla kullanılmasının mümkün olmadığı ve aracın motor aksamının bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı tarafından yapılan masraf üzerine yetkili servis tarafından açtırıldığı belge ile sabittir.

Hal böyle olunca davacı tarafından yapılan ve belgesi sunulan bu masrafın da (1.917,50 TL) davacıya iadesi ile aracın dava tarihi itibarıyla kullanılamaz durumda olduğu nazara alınarak araç bedelinin iadesinde dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalıların tüm davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 1.879,54 TL. harcın davalılar ... ile ...'den 1.427,24 TL harcın davalı-...'ten alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.