11 Mayıs 2017 Perşembe

TEHLİKELİ VE ÇOK TEHLİKELİ SINIFTA YER ALAN İŞLERDE ÇALIŞTIRILACAKLARIN MESLEKİ EĞİTİMLERİNE DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK

MADDE 1 – 13/7/2013 tarihli ve 28706 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli ve Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“g) 15/10/2015 tarihli ve 29503 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Mesleki Yeterlilik Kurumu Sınav, Ölçme, Değerlendirme ve Belgelendirme Yönetmeliği kapsamında verilen meslekî yeterlilik belgeleri,”
“(2) Bu Yönetmelik kapsamına giren işlerde, Sosyal Güvenlik Kurumuna ait kayıtlar esas alınarak 1/5/2017tarihinden önce çalışmaya başlayanlar, Millî Eğitim Bakanlığı ile birinci fıkranın (e) bendinde sayılan kurum ve kuruluşlar arasında yapılacak protokoller çerçevesinde verilecek en az 32 saatlik eğitim modüllerini tamamlayarak belgelendirilmeleri halinde bu Yönetmelik kapsamında mesleki eğitim almış olarak kabul edilir.”
MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Millî Eğitim Bakanı birlikte yürütür.

9 Mayıs 2017 Salı

5607 SAYILI KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNUNA GÖRE GÜMRÜK VERGİLERİNİN EKSİK ÖDENMESİ NEDENİYLE ELKONULAN KARA TAŞITLARININ SAHİPLERİNE İADESİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK

Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun geçici 10 uncu maddesine istinaden, gümrük vergilerinin kısmen eksik ödenmesi ve Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan kamu davalarına konu olması sebebiyle elkonulan taşıtların sahiplerine iadesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
(2) Bu Yönetmelik, Kanunun geçici 10 uncu maddesinin yürürlük tarihinden önce el konulan, müsadere kararı verilmemiş ve henüz tasfiyesi tamamlanmamış olan kara taşıtlarını kapsar.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun geçici 10 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Araç: Kara taşıtını,
b) Başvuru sahibi: Aracın malikini,
c) İlk iktisap: 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki kara ulaşım araçlarından Türkiye’de kayıt ve tescil edilmemiş olanlarının kullanılmak üzere ithalini, müzayede yoluyla veya kayıt ve tescil edilmiş olsa dahi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre iade edilenler de dâhil motorlu araç ticareti yapanlardan iktisabını, motorlu araç ticareti yapanlar tarafından kullanılmaya başlanmasını, aktife alınmasını veya adlarına kayıt ve tescil ettirilmesini,
ç) Kanun: 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununu,
ifade eder.
Ön Tespit Dilekçesi şekli ve süresi
MADDE 4 – (1) Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gümrük vergilerinin kısmen eksik ödenmesi nedeniyle açılan kamu davalarında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce el konulan ve müsadere kararı verilmemiş kara taşıtları için Kanunun geçici 10 uncu maddesi hükmünden yararlanmak isteyen kişiler tarafından, 31/7/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar, ödemeleri gereken tutarın öğrenilmesi için EK-1’de yer alan “Ön Tespit Dilekçesi” ilgili gümrük idaresine verilir.
(2)  Ön Tespit Dilekçesinde, aracın tescil belgesi bilgilerine, başvuru yapan kişinin açık adres ve iletişim bilgilerine, ilk iktisapla ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi dairesi bilgisine, varsa araca el koyma kararı örneğine ve araca el konulmasına ilişkin evrak suretine yer verilir.
(3) İlk iktisabın gerçekleştiği yer vergi dairesi bilgisi, motorlu taşıtlar vergisi ile görevli herhangi bir vergi dairesinden aracın tescil belgesi ibraz edilmek suretiyle öğrenilir. İlk iktisapla ilgili işlemlerin vergi dairelerinde gerçekleştirilmediğinin tespiti halinde ise bu durum dilekçe sahibine bildirilir.
Ön Tespit Dilekçesi üzerine yapılacak işlemler
MADDE 5 – (1) Ön Tespit Dilekçesini alan gümrük idaresince, aracın tasfiyesinin tamamlanıp tamamlanmadığı ile araç hakkında müsadere kararı bulunup bulunmadığı araştırılır. Aracın tasfiyesinin tamamlandığının veya araç hakkında müsadere kararının bulunduğunun tespit edilmesi halinde, talebin Kanunun geçici 10 uncu maddesi kapsamına girmediği hususu dilekçe sahibine bildirilir.
(2) Ön Tespit Dilekçesinin verildiği tarihten itibaren işlemler sonuçlandırılıncaya kadar tasfiye işlemlerine devam edilmez.
(3) Gümrük idaresi tarafından, ilk iktisapla ilgili işlemlerin serbest dolaşıma girişten sonra gerçekleştirildiğinin anlaşılması halinde, ödenecek tutarın tespiti amacıyla üç gün içinde ilk iktisapla ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi dairesinden ithalatta olması gereken katma değer vergisi matrahına ilişkin mevcut bilgiye de yer verilerek taşıta ilişkin ödenmesi gereken özel tüketim vergisi tutarının bildirilmesi istenir.
(4) Bu bilgi, ilk iktisapla ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi dairesi tarafından ilgili gümrük idaresine bildirilir.
(5) İlk iktisapla ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi daireleri, dördüncü fıkra kapsamında ödenmesi gereken özel tüketim vergisinin belirlenmesinde;
a) Söz konusu araç ile ilgili dairelerine ulaşmış vergi inceleme raporunda veya takdir komisyonu kararında belirlenmiş vergi matrahı olması durumunda, bu matrahı ve ilk iktisaptaki oranı dikkate alır. Ancak bu şekilde hesaplanacak özel tüketim vergisi tutarı, ilgili gümrük idaresince bildirilen ithalatta olması gereken katma değer vergisi matrahı üzerinden hesaplanacak tutardan az olamaz.
b) Söz konusu araç ile ilgili dairelerine ulaşmış bir vergi inceleme raporu veya takdir komisyonu kararı bulunmaması durumunda, ilgili gümrük idaresince bildirilen ithalatta olması gereken katma değer vergisi matrahına göre hesaplanacak özel tüketim vergisi tutarından az olmamak üzere;
1) Devam eden inceleme veya takdir işlemi bulunduğunun anlaşılması halinde, inceleme raporu veya takdir komisyonu kararıyla,
2) Devam eden inceleme veya takdir işleminin bulunmadığının anlaşılması halinde ise yapılacak takdire sevk işlemine istinaden takdir komisyonu kararıyla,
belirlenecek matrah üzerinden hesaplanacak özel tüketim vergisi tutarı dikkate alınır.
(6) Bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları kapsamında işlem yapılması, söz konusu araçların ilk iktisabında oluşan vergi ziyaı ile ilgili özel tüketim vergisi mükellefleri nezdinde tarhiyat yapılmasına ve ceza uygulanmasına engel teşkil etmez.
(7) İlk iktisabın aracın serbest dolaşıma girişinde gerçekleşmesi halinde, aracın ithalatında ödenmesi gereken özel tüketim vergisi üzerinden; serbest dolaşıma girişinden sonra gerçekleşmesi halinde ise vergi dairesinden alınan ödenmesi gereken özel tüketim vergisi bilgisi üzerinden, ilgili gümrük idaresince, hesaplanan %25’lik tutar ve bu tutarı ödemek üzere Kanunun geçici 10 uncu maddesinden yararlanmak için 31/7/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar başvuruda bulunulması gerektiği, dilekçe sahibine yazı ile bildirilir. Bu bildirimde dilekçeye konu araç bilgilerine de yer verilir.
Kanundan yararlanmak üzere başvuru şekli ve süresi
MADDE 6 – (1) Gümrük idaresince ödenmesi gereken tutarın bildirilmesi üzerine, Kanunun geçici 10 uncu maddesinden yararlanmak isteyen kişilerin EK-2’de yer alan “Başvuru Formu” ile 31/7/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar ilgili gümrük idaresine başvuruda bulunmaları gerekmektedir. Yapılan inceleme sonucu gerekli şartları sağlamadığı anlaşılan başvurular, eksikliklerin 31/7/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar tamamlanması halinde kabul edilir.
(2) Başvurunun iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılması durumunda başvuru formunun postaya verildiği tarih, normal posta ile veya şahsen yapılması halinde ise başvuruda bulunulan idarenin evrak kayıtlarına intikal ettiği tarih, başvuru tarihi olarak dikkate alınır.
(3) 31/7/2017 tarihine kadar Ön Tespit Dilekçesi cevaplandırılmamış olanlar için ayrıca “Başvuru Formu” ile başvuru yapılması şartı aranmaz. Bu kişilerin 31/7/2017 tarihi itibariyle başvuruda bulunduğu kabul edilir. Bu kişiler, Ön Tespit Dilekçelerine cevaben kendilerine yapılan bildirimlerde belirtilen tutarları 31/8/2017 tarihine kadar ödemeleri kaydıyla, Kanun hükümlerinden faydalanabilir.
Ödeme
MADDE 7 – (1) Başvuru Formunun ilgili gümrük idaresine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde ilgili gümrük idaresine ödeme yapılır. Gümrük idaresince, araç bilgilerinin de yer aldığı ödemeye ilişkin iki nüsha belge başvuru sahibine verilir.
Aracın iadesi
MADDE 8 – (1) Aracın iadesi kovuşturmayı yapan mahkemeden istenir.
(2) İade talebinde, ödemeye dair belgenin ibrazı zorunludur.
(3) Mahkeme tarafından verilen iade kararının ibrazı üzerine, araç sahibine iade edilir.
(4) Aracın muhafazası nedeniyle ortaya çıkan masraflar için, başvuru sahibinden yıllık 250 TL tahsil edilir. Aracın kaldığı sürenin tam yıl olmayan kısmı için, belirtilen miktar esas alınarak aylık tutar üzerinden hesaplama yapılır. Bu hesaplamada bir aydan az olan süreler tam ay olarak kabul edilir.
Diğer hükümler
MADDE 9 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında karşılaşılan; gümrük idareleri ile ilgili tereddütleri gidermeye Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, vergi daireleri ile ilgili tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı, adli konularla ile ilgili tereddütleri gidermeye Adalet Bakanlığı yetkilidir.
(2) Başvuru konusu eylemin aynı zamanda 4458 sayılı Gümrük Kanununun geçici 9 uncu maddesi kapsamında bulunması halinde, sadece bu Yönetmelik uyarınca işlem yapılır.
Yürürlük
MADDE 10 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 11 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı, Gümrük ve Ticaret Bakanı ve Maliye Bakanı müştereken yürütür.


8 Mayıs 2017 Pazartesi

BOŞ ÇEK YAPRAĞININ KAYBOLMASI NEDENİYLE ÇEKİN İPTALİNİ veya TESPİT DAVASI AÇILAMAZ

Hasımsız olarak görülen davada ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/05/2015 tarih ve 2015/484-2015/352 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı,...A.Ş. Mecidiyeköy Şubesi'ne ait boş çekin rızası dışında elinden çıkarak zayi olduğunu ileri sürerek çekin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre, iptali talep edilen çek yaprağının boş olması sebebiyle kambiyo senedi vasfına haiz olmadığı, ancak kambiyo senetlerinin iptalinin istenebileceği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.





Taraflar arasında görülen davada ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/04/2015 tarih ve 2014/1385-2015/304 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı bankadan keşideci sıfatı ile aldığı ancak keşide etmeksizin boş oldukları halde 301551-301776-301826-301851 ve 301876 nolu çek karnelerinin kaybedildiğinin tespitine, davalı bankaca çeklerin iptal etmesi gerektiğinin tespitine ve alınan çek karnelerinin bağlı bulunduğu yine davalı banka nezdindeki TR750001 5001 5800 7292 3124 13 IBAN no'lu hesabın kapatılması ve bankaca her bir çek yaprağı için alınan sorumluluk tutarının 3. kişilere ödenmesi halinde davalı bankanın sorumluluğu baki kalmak üzere davacıya iadesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, kabul anlamına gelmemekle birlikte çeklerin davacı tarafında iddia edildiği gibi boş olarak kaybedilmiş olsa dahi davacının menfi tespit davası açma hakkının ancak çekleri doldurularak tahsili için ibraz edilmesi halinde mümkün olduğu bu nedenle açılan davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiği, davalı bankanın dava konusu ve dava dışı iade edilmeyen çekler ilişkin sorumluluğunun halen devam ettiği, davacı nezdinde bulunan toplam 110 çek yaprağının davacı tarafından iade edilmediği, çeklerin iptal edildiğine ilişkin mahkeme kararının ibraz edilmediği ve çeklerin henüz muhattap davalı bankaya ibraz edilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 651. maddesine göre kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebileceği, kıymetli evrakın zayi olduğu veya ziyanın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi, senedin iptaline karar verilmesini isteyebileceğinin düzenlendiği, boş çek yaprakları kıymetli evrak niteliği taşımadığından bu madde kapsamında iptali istenemeyeceği, çek keşidecisinin TTK'nın 818/s. maddesi gereğince, aynı Yasa'nın 757. maddesi delaleti ile iptal davası açmaya hakkının olmadığı, iptal davası açma hakkının borçlu durumunda olan keşide edene değil ancak çek üzerinde hak sahibi olan hamile ait olacağı, davacının bu davada çek yapraklarının rızası dışında kaybolduğunun tespitini talep ettiği, davacının tespit isteminin bir hakkın yada hukuki ilişkin yokluğunun belirlenmesine ilişkin olmayıp çek yapraklarının kaybolmasına ilişkin maddi vakkanın tespitine yönelik olduğu, maddi vakkaların tek başına tespit davasının konusunu oluşturamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 27/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İŞÇİNİN GERÇEK MAAŞININ TESPİTİ USULÜ, ÜCRET BORDROLARININ GERÇEĞİ YANSITMADIĞI

Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, maaş alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalı şirkette 20.09.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, sigortaya bildirim yapılmadığını, 15.01.2011 tarihine kadar bilgilendirme ve öğretilerde bulunduğunu, aynı zamanda etütlerde eğitmen olarak görev yaptığını, sigorta girişinin 15.01.2011 tarihinde yapıldığını ve bu süreye kadar olan ücretlerinin ödenmediğini, sigorta girişinin yapıldığı tarihten sonra da gerçek ücret üzerinden prime esas kazancın bildirilmediğini, son ücretinin net 1.250-TL olduğunu, yemek yardımı olduğunu, gerçek kazanç üzerinden prime esas kazancın düzeltilmesi taleplerinin karşılıksız kaldığını, işyerinde haftada 6 gün toplam 72 saat çalıştığını ve fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, iş akdini haklı nedenle feshettikten sonra da gerçek ücreti üzerinden değil kayıtlardaki ücretten ödeme yapıldığını ve bakiye ücret alacağının bulunduğunu, 7 günlük izin ücreti alacağının bulunduğunu, iş akdinin müvekkili tarafından sigortaya gerçek ücret üzerinden prime esas kazançların bildirilmemesi, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi ve iş sağlığı ve güvenlik hükümlerine uyulmaması nedeniyle 29.03.2012 tarihli ihtarname ile iş akdinin feshedildiğini, tazminat ve ücret alacaklarının ödenmesinin ihtar edildiğini, bu konuda ilgili Kurumlara şikayette bulunulduğunu, davacıdan işe girerken vade ve tanzim tarihi boş 12.000-TL bedelli teminat senedi alındığını, iş akdinin haklı nedenle feshedilmesi üzerinde davalının 4.500-TL asıl alacak üzerinden icra takibine giriştiğini, takibe konu bononun teminat senedi olduğunu, takibin iptalini ve takibini durdurulmasını talep ettiklerini talep ettiklerini belirterek, kıdem tazminatı ile maaş, fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesini ve İstanbul 5. İcra Müdürlüğü’ nün 2012/ E. takibin iptaline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında icra takibi nedeni ile ödeme yapması nedeni ile istirdadını talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı ile davalı arasında 16.08.2010 tarihinde eğitmen adayı gelişim programı protokolünün yapıldığını, davalı şirket tarafından davacıya 450 saat eğitim verildiğini, çalıştığı süre boyunca eğitmenlik tecrübesi kazandırma amaçlı ek eğitim verildiğini, davcı ile imzalanan protokolde davacının eğitim programı ile formasyon ve yetenek geliştirme eğitimlerine aksatmadan devam edeceği, ilgili yönetmelik ve yönergelere uygun edeceği, birim müdürü tarafından belirlenen idari ve operasyonel görevleri yerine getireceği, 3 aylık eğitim programının tamamlanmasından sonra davalının karar vermesi ve kayıt şartı ile 2 yıl süreyle sözleşme kapsamında almış olduğu kariyer eğitimiyle ilgili alanda kesintisiz asistan eğitmenliği yapacağı, bu dönemde asistan eğitmenlere verilen ücret kadar kendisine maaş ödeneceği, ilk yılın sonunda uygulanan genel artış oranı kadar ücret artışının yapılacağı, sözleşmenin 2 yıllık çalışma döneminin askerlik ve benzeri bir nedenle kesintiye uğramayacağı, uğradığı takdirde feshin gerçekleştiği tarihe göre madde E 2’ deki hükümlere göre davacının sözleşme fesih bedeli ödeyeceğini kabul ettiğini, davacı ile eğitmen adayı gelişim protokolünün iş sözleşmesi akdedilmeden 5 ay önce imzalandığını, programda başarılı olan adaylarla iş sözleşmesinin imzalandığını, protokolde feshi düzenleyen E bendinde ilk 150 saatlik bölümün tamamlandıktan sonra eğitmen adayları ile mülakat yapıldığını ve eğitmenlik yapabileceğine kanaat getirilen adaylarla yola devam edildiğini, davacının 150 saatlik bölümden sonra eğitime davam etmeyi tercih ettiğini, davacı ile 15.01.2011 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi yapıldığını, davacının yazılı programdaki eğitimleri alarak asistan eğitmen olduğunu, davacı ile iş sözleşmesinin imzalandığı tarihte sigortaya bildiriminin yapıldığını, sigorta primlerinin eksiksiz ödendiğini, davacının ücret ödemeden almış olduğu 12.000-TL bedelli eğitim karşılığında 2 yıl süre ile çalışma taahhüdünde bulunduğunu, Beşiktaş Bireysel Eğitim Şubesi’ nde 15.01.2011 – 29.03.2012 tarihleri arasında muhasebe – SAP asistan eğitmeni olarak çalıştığını, davacının protokolün C 3 maddesi E.2.2 maddesi hükümlerini hiçe sayarak 2 yıl çalışma şartını yerine getirmeden işten ayrıldığını, müvekkilinin 12.000-TL tutarındaki tazminatı talep hakkının doğduğunu, davacıya tazminat tutarını ödemesinin ihtar edildiğini, ödemeyi yapmaması üzerine İstanbul 5. İcra Müdürlüğü’ nün 2012/ E. sayılı dosyası ile 4.500-TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin 12.000-TL senedin tamamını değil 24 aylık süreden geriye kalan 9,5 aylık kısma tekabül eden ücreti talep ettiğini, davacıya eğitim verilerek mesleğin inceliklerinin öğretildiğini, kendi kadrosunda iş verdiğini, davacının şirketteki 14,5 aylık tecrübesi ile kariyer yaptığını, davacının asistan eğitmen olarak brüt 796,50-TL ücretle işe başladığını, sigorta primlerinin aldığı ücretler esas alınarak ödendiğini, davacının fazla mesai, izin vs. ücret alacağının olmadığını, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, iş sözleşmesinin davacı tarafından Kartal 6. Noterliği’ nin 29.03.2012 tarih ve 008987 yevmiye no’ lu ihtarnamesi ile; muvafakatı olmadan fazla çalıştırılması, fazla çalışma ücretinin ödenmemesi, gerçek ücretin SGK’ na bildirilmemesi ve iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğine uyulmaması sebepleri gösterilerek feshedilmiş, ihtarname ve ayrılış bildirgesinden; iş akdinin davacı tarafından fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi, onayı olmadan fazla çalıştırılması ve prime esas kazancının sigortaya eksik bildirilmesi nedeniyle feshedildiği hususunda mahkememize tam kanaat geldiğinden ve İşyerinde fazla çalışma yapıldığının ispatı işçiye, ücretinin ödendiğinin ispatı ise işverene ait olup, dosyaya, çalışma gün ve saatlerine ilişkin işyeri giriş çıkış kayıtları vs. belge sunulmadığından ve davacının fazla mesai yaptığı tanık anlatımlarıyla da sabit olduğundan, Yıllık izin için gerekli kayıt ve defterleri tanzim etmek işverenin görevi olduğu, yıllık izinlerin verildiği hususunun ispatı işverene ait olup, İşçinin yıllık ücretli izinlerinin kullanıldığını, davalı işveren işçinin imzası bulunan yıllık izin defteri veya eşdeğerde belge ile kanıtlamadığından ve İşveren, davacının ücretin ödendiğini bordro ve benzeri yazılı belgelerle ispatlamak zorunda olup, davacıya 932,27-TL olarak ödendiğine dair banka hesap dökümü sunuluş olduğu ancak taraflar arasında iş ilişkisi bulunmadığından ödenen 932,27-TL mahsup edilmesi gerektiği hususu tüm dosya kapsamıyla da sabit olduğundan, Davacının davalı aleyhine açmış olduğu kıdem tazminatı alacağı, fazla mesai ücret alacağı, yıllık izin ücreti alacağı ve ücret alacağı ile ilgili davasının 07/03/2014 tarihli bilirkişi raporunun (a) seçeneğinde belirtilen hesap miktarı baz alınarak ve ıslah dilekçesindeki taleplerle bağlı kalınarak ispatlanması sebebiyle kabulüne, İş akdi davacı tarafından, İş Kanunu m. 24/II hükümlerine dayanılarak fazla mesai ücreti alacaklarının ödenmemesi ve prime esas kazancı eksik bildirilmesi nedeniyle haklı nedenle feshedildiği, İşçinin, haklı nedenlerin gerçekleşmesi durumunda, aksi sözleşmede öngörülmüş bulunsa dahi eğitim giderleri veya cezai şartı ödemek zorunda kalmaksızın iş sözleşmesini feshedebilecek durumda olduğundan ve İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2012/ E. Sayılı dosyasındaki takibin iptali gerektiğinden ve davacının borçlu olmadığının tespiti ile davacının icra tehditi altında iken icra dosyasına 5.421,98.-TL ödendiği , bu miktarın yargılama sırasında ödeme durumu doğduğundan , Davacının davalı aleyhine açmış olduğu istirdat davasının kabulüne, bu itibarla; Davacı tarafından verilen işveren nezdindeki senedinin teminat senedi mahiyetinde olduğundan iptaline; Davacının davalı işverene borçlu olmadığının tespitine,Yargılama sırasında senedin icra yolu ile tahsile dildiği ve davacının İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2012/ Esas sayılı dosyasına borcu ödemek durumunda kaldığı dikkate alınarak, talep doğrultusunda 5.421,98.-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- İş hukukunda çalışma olgusunu, bu kapsamda fazla mesai yaptığını, tatillerde çalıştığını iddia eden işçi, karşılığı ücretin ödendiğini de işveren kanıtlamalıdır.

Fazla ve tatillerde çalışma her türlü delille kanıtlanabilir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir.

İşçinin çalışma olgusunun tespitinde işyerinde veya komşu işyerinde çalışanların tanıklığı önemli olduğu gibi tanık olarak dinlenecek kişinin tanıklığına güveni etkileyebilecek bir durumun olup olmadığı da araştırılmalıdır. Çalışma olgusu konusunda kayıtlar sunulmuş ise bu kayıtlar değerlendirilmelidir.

Dosya içeriğine göre davacı davalı işyerinde eğitmen olarak çalışmıştır. Davacı taraf fazla mesai yaptırıldığında karşılığının ödenmediğini, davalı taraf ise davacının çalıştığı tüm dönemde yasal haklarının kendisine ödendiğini beyan etmiştir. Mahkemece davacı tanık beyanlarına göre haftalık 16 saat fazla mesai yapıldığının kabulü ile yapılan hesaplamaya itibar edilerek karar verilmiştir. Ancak davalı çalışma olgusu konusunda dosyaya yoklama formları sunmuştur. Bu belgelerin fazla mesai yönünden değerlendirilmeden eksik incelemeyle karar verilmesi hatalıdır.

3- Taraflar arasında ücret miktarı konusunda ihtilaf bulunmaktadır.

Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta davacı net 1.250,00 TL aldığını iddia etmiş, davalı ise davacının net 964,50 TL ile çalıştığını savunmuştur. Mahkemece emsal ücret araştırması yapılmadan davacı tanık beyanları doğrultusunda, davacının aylık net 1.000,00 TL maaş ile çalıştığı kabul edilmiştir.

Mahkemece yukarıdaki ilke kararı doğrultusunda davacı işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.01.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KOOPERATİF AİDAT VE GECİKME CEZASI ALACAĞI TAKİP, YENİ MALİKİN TAKİBE İTİRAZI

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, müvekkili kooperatifin aidat alacağı nedeniyle gecikme cezası ile birlikte tahsili için borçlu aleyhine... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişildiğini, borçlu tarafından borca ve fer'ilerine itiraz edildiğini, ayrıca davalının.... sayılı dosyasından gönderilen tebligatın usulsüz olduğu ve usulsüz tebligatı öğrenme tarihinin düzeltilmesi için açtığı davanın kabul edildiğini, dolayısıyla borçlunun itirazının süresi içinde yapılmış hale geldiğinden iptali için işbu davayı açtıklarını ileri sürerek, itirazın iptali ile haksız ve kötüniyetli itirazı sebebiyle aleyhine %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili, davaya konu takip toplamının...L üzerinden açıldığını, bu nedenle eksik harcın tamamlanması gerektiğini, müvekkilinin davaya konu taşınmazı 16.04.2009 tarihinde dava dışı...satın aldığını, tapunun devredilmesinden sonra davacı kooperatife üye olduğunu, ancak müvekkilinin kooperatife üyeliği esnasında eski üyenin borçlarından dolayı bilgilendirilmediğini, sorumluluğunun üyelik tarihinden başlayacağını savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacı kooperatifin 26 sayılı bağımsız bölümünü bütün hak ve vecibeleriyle devraldığı, Nisan 2009 devir tarihinden Temmuz 2013 ayına kadar aidat borçlarını ödediği, ancak önceki maliklerin aidat borçlarının bakiyesi bulunduğu, davacının icra takibinde...gecikme faizi talebinde bulunduğu, takip tarihi itibariyle davalının ...gecikme faizi borcu bulunduğu, davacının anapara yönünden talebi ile bağlı kalındığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile takibin ... üzerinden devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- Dava, aidat alacağının işlemiş faiz ile tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.

İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır.

Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.

Yasal dayanağını İİK'nın 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir.
Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir.

Dava,özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme savunmasının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.

Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamış iken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Zira, itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi, takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da, ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur.
İcra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. 

Dolayısıyla, takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödeme yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. 

İtirazın iptali davasına özgü bir sonuç olan icra inkâr tazminatı, salt borca haksız şekilde itiraz edilmiş olmasının bir sonucu olduğundan ve borca haksız şekilde itiraz edilmesini önleme amacını taşıdığından, sonradan borcun kısmen veya tamamen ödenmiş olmasının, borçluyu bu tazminatı ödemekten kurtarmaması gerektiği düşünülebilir. Ne var ki, icra inkar tazminatı, niteliği gereği, ancak itirazın iptali davası sonucunda davanın tamamen veya kısmen kabulüne karar verilmesi koşuluna bağlı olarak, hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminattır. Bu nedenle, takibe konu borcun tamamen ödenmiş olması halinde alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından, açtığı dava bu gerekçeyle reddedileceği; böylesi bir davanın kısmen de olsa kabulü söz konusu olamayacağı için, icra inkar tazminatına da hükmedilemeyecektir. Bunun gibi, itirazdan sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borcun kısmen ödendiği hallerde, alacaklının ödenen kısım yönünden dava açmakta hukuki yararı olmayacağından, ödenen miktar gözönüne alınmaksızın, borca itirazın tümüyle iptali istemiyle açılan dava, ödenen kısım yönünden reddedileceği için, bu kısım için de yine icra inkar tazminatına hükmedilemeyecektir. O halde, alacaklının icra inkâr tazminatı isteme hakkının, borçlu tarafından borca tamamen veya kısmen itiraz edildiği anda, itiraza konu borç miktarı yönünden kendiliğinden doğan bir hak olduğu söylenemez. Tekrar vurgulanmalıdır ki, alacaklı yararına bu tazminata hükmedilebilmesi için, mutlaka, açılıp kısmen de olsa kabul ile sonuçlanmış bir itirazın iptali davası bulunmalıdır. Eş söyleyişle bu tazminat, kendiliğinden doğmaz, bir mahkeme hükmüne ihtiyaç gösterir. O halde, itirazdan sonra ve davadan önce yapılan ödemeler düşülmek suretiyle itirazın iptali davası açılması durumunda, alacaklının ödenen kısım yönünden icra inkâr tazminatı isteme hakkının ortadan kalkacağı gibi bir gerekçeye dayanılarak, davadan önceki ödemelerin müddeabbihten düşülmemesi gerektiği ileri sürülemez.
... ilamlarında da benimsenmiştir.

Bu durumda mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda takipten sonra yapılması sebebiyle hesaplamaya esas alınmadığı belirtilen ... ödemenin, dava tarihinden önce ya da sonra yapılıp yapılmadığı belirlenerek, dava tarihinden önce ödeme yapılmış olması durumunda davacının bu miktar yönünden dava açmasında hukuki yararının bulunmadığının dikkate alınması, dava tarihinden sonra ödenmesi durumunda ödenen miktarın infaz aşamasında dikkate alınmasına karar verilmesi gerekirken, bu miktarla ilgili hüküm kurulmaması doğru olmamıştır.

Öte yandan, dava tarihinden önce; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunu'nun 7. maddesinde aynen, "Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76'ncı, faize ilişkin 88'nci, temerrüt faizine ilişkin 120'nci ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138'nci maddesi görülmekte olan davalarda da uygulanır. " hükmüne yer verilmiştir.

6098 sayılı TBK'nın 88. maddesinin, "Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranını yüzde elli fazlasını aşamaz." hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüd faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur." düzenlemesine yer verilmiştir. 

Kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranının anılan yasal düzenlemedeki yerine gelince; para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 42. maddesine göre genel kurul bütün üyeleri temsil eden en yetkili organ olup, kanun veya anasözleşme ile genel kurula tanınmış olan konular hakkında karar verme yetkisini haizdir.... 23/1. maddesinin 6. bendi uyarınca ortaklardan tahsil edilecek taksit miktar ve ödeme şartları ile gecikme halinde uygulanacak esasları tespit etmek genel kurulun yetkisi dahilindedir.
Genel kurulca, ödeme günü belirlenerek, (belirlenmemişse ayın sonu ödeme günü olup) aidatın veya şerefiye bedelinin süresinde ödenmesine, süresinde ödenmemesi halinde ise temerrüt faizi uygulanmasına ilişkin alınan kararın kesinleşmesi halinde, bu kararın tüm ortakları bağlayacağı açıktır. Genel kurul kararları, üyeler ile kooperatif arasında yapılmış bir sözleşme niteliğinde olup, kooperatif ve üyeler arasında ayrıca faiz oranları ile ilgili sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ayrıca genel kurullarca kararlaştırılan faiz oranları daha sonraki yıllarda değiştirilmediği ve iptal edilmediği sürece genel kurula katılmasa dahi tüm üyeleri bağlar. Bu durumda, genel kurulun belirlediği tarih, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 117. (818 sayılı BK'nın 101/2.) maddesi hükmü karşısında, kesin vade olup, üyenin bir ihtarla ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek kalmadan, borcun ifasının istenebileceği kuşkusuzdur. Anapara faizi ise, borçlunun henüz temerrüde düşmeden ödemesi gereken sözleşmeyle kararlaştırılan faizdir. Bu durumda, kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranı, TBK'nın 88. maddesinde düzenlenen anapara faizi olmayıp, 120. maddede düzenlenen temerrüt faizine ilişkindir. Kooperatif ile üyesi arasında ticari ilişki bulunmadığından yasal oranda temerrüt faizi uygulanmalıdır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesi gereğince, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere temerrüt faizinin, yasal faiz oranından fazla alınması taraflarca kararlaştırılabilir. Anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde kooperatif genel kurulunca belirlenen aidatların ödenmesinde gecikme durumunda alınacak temerrüt faizinin yasal temerrüt faiz oranından daha fazla miktarda kararlaştırılabileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak taraflar, uygulanacak temerrüt faizi oranını belirlerken, yukarıdaki paragrafta belirtilen 6098 sayılı TBK’nın 120/2. maddesinde öngörülmüş olan sınırlamayı dikkate alınmak zorundadır.

... sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bu düzenleme ile kanun koyucu sözleşme ile kararlaştırılsa dahi aşırı oranlarla belirlenen faizin önüne geçmek istemiş ve bunu kamu yararı gerekçesiyle sınırlamak yoluna gitmiştir. Kooperatif genel kurullarında aidat ödemelerinin geciktirilmesi halinde alınması kararlaştırılan gecikme zammı, temerrüt faizi niteliğindedir. Kooperatif genel kurullarında belirlenen gecikme zammı oranlarının da anılan düzenleme kapsamında olduğu tartışmasızdır. Bu düzenleme ile kanun koyucu açıkça aşırı faizin önüne geçmek yönündeki iradesini, derdest davalara da yansıtmıştır.

Somut olayda, davalıdan istenen aidat miktarı genel kurul kararları ile belirlendiğinden ve genel kurul kararları da sözleşme niteliğinde olduğundan davalı ortaktan aidat borcunu geç ödemesinden dolayı istenebilecek azami faiz oranı TBK'nın 120/2. maddesinde düzenlenmiş yıllık temerrüt faiz oranı olup, davacı kooperatifin genel kurullarında kabul edilmiş temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata yani 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/1. maddesine göre belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır.

Bu durumda, mahkemece, dava tarihinden önce yürürlüğe giren anılan yasal düzenleme bu açıklamalar çerçevesinde somut olay bakımından değerlendirilerek, işlemiş temerrüt faizi oranı ve miktarı ile işleyecek temerrüt faiz oranı bakımından gerektiğinde bilirkişiden denetime elverişli bir rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.


SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.03.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

5 Mayıs 2017 Cuma

KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ NO: 12)


MADDE 1 – 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (II/B) kısmının 11 inci bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş ve bu bölümden sonra gelen bölümün numarası buna göre teselsül ettirilmiştir.
“12. Konut veya İş Yeri Teslimlerinde İstisna
3065 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına 23/2/2017 tarihli ve 6824 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile 1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere,
“i) Konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların ilk tesliminde uygulanmak ve bedeli döviz olarak Türkiye’ye getirilmek kaydıyla, Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtilenler hariç olmak üzere çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara yapılan konut veya iş yeri teslimleri (Şu kadar ki bentte öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı müteselsilen sorumludur. İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi şarttır.),”
bendi eklenmiştir.
Bu istisna uygulamasına ilişkin usul ve esaslar aşağıda belirlenmiştir.
12.1. Kapsam
12.1.1. İstisna Kapsamına Giren Taşınmazlar
3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesinde düzenlenen istisnanın kapsamına konut veya iş yeri olarak inşa edilen binalar girmektedir.
Konut veya iş yerinin bu istisna kapsamında teslime konu edilebilmesi için; konut veya iş yeri olarak inşa edilen binanın yapı ruhsatının bulunması ve alıcıların kullanımına hazır vaziyette fiilen teslim edilmesi şarttır. Kat irtifakı kurulabilen konut veya iş yerlerinde ayrıca kat irtifakının kurulmuş olması gerekir. Yapı ruhsatında konut, dükkan, ofis, büro, rezidans, apart daire, devre mülk ve benzeri olarak tanımlanan konut veya iş yerleri istisna kapsamında değerlendirilir.
İstisna uygulamasında, kat mülkiyeti kurulan konut veya iş yerlerinin tesliminde fiili teslimin tevsiki aranmaz.
12.1.2. Konut veya İş Yerinin İlk Teslimi
3065 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde teslimin, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, bir malın iki veya daha fazla kimse tarafından zincirleme akit yapılmak suretiyle el değiştirmeksizin doğrudan son alıcıya devredilmesi halinde, son alıcıya kadar aradaki safhaların her birinin ayrı birer teslim sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
İstisna,1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, konut veya iş yerini inşa eden mükellefin yapacağı ilk teslimde uygulanır. Konut veya iş yerinin inşa edenlerden satın alınarak bir başkasına satılması halinde yapılan konut veya iş yeri teslimi ilk teslim olarak değerlendirilmez.
Örnek 1: (A) Yapı A.Ş. inşa ettiği toplam 10 adet bağımsız bölümden oluşan binayı toplu olarak (B) Emlak A.Ş.’ye satmıştır. (B) Emlak A.Ş.’de satın aldığı bu konut ve iş yerlerinin bir kısmını Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere satmıştır. Bu durumda (B) Emlak A.Ş. tarafından yapılan bu teslimler ilk teslim olmadığından istisna kapsamında değerlendirilmez.
3065 sayılı Kanunun (2/5) inci maddesine göre trampa, iki ayrı teslim hükmündedir. Bu hükme göre, arsa karşılığı inşaat işinde iki ayrı teslim söz konusudur. Bunlardan birincisi, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi; ikincisi ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimidir. Buna göre arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyerinin arsa sahibi tarafından teslimi ilk teslim kapsamında değerlendirilmez.
Örnek 2: (B) Konut A.Ş. kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında (C) Emlak Ltd. Şti.’den aldığı arsa üzerinde inşa ettiği konutlardan bir kısmını sözleşme gereği (C) Emlak Ltd. Şti.’ye devretmiştir. (C) Emlak Ltd. Şti.’de bu konutları istisna kapsamında bulunan alıcıya satmıştır. Söz konusu satış işlemi, istisnanın diğer şartları sağlanmış olsa dahi ilk teslim kapsamında değerlendirilmeyeceğinden yapılan satış işleminde istisna uygulanmaz.
12.1.3. İstisnadan Yararlanacak Alıcılar
İstisna;
- Çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına (resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları hariç),
- Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere,
- Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara
yapılan konut veya iş yeri teslimlerinde uygulanır.
Bu istisnadan yararlanma şartlarını taşıyan alıcıların, istisna kapsamında birden fazla konut veya iş yeri alması mümkündür.
a) Türk Vatandaşları
29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun (3/1-ç) maddesinde, Türk vatandaşının Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiyi ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.
Buna göre, çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları bu istisnadan faydalanır. Ancak, resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları bu istisnadan faydalanamazlar.
Bu istisnadan faydalanacak Türk vatandaşının,
- İstisna kapsamında teslimin yapılacağı tarih itibariyle geçerli olan yurt dışında çalışma veya oturma iznine sahip olması,
- Çalışma veya oturma iznini, istisna kapsamında teslimin yapılacağı tarihten en az altı ay önce almış olması,
- Çalışma veya oturma izninin alındığı tarih ile istisna kapsamında teslimin yapılacağı tarih arasında en az altı ay yurt dışında bulunması
şartlarını birlikte sağlaması gerekmektedir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak alıcı Türk vatandaşının,
- Yukarıda yer verilen şartları sağlayan ikamet ettiği ülke resmi makamlarından alınmış ikamet tezkeresi veya bu mahiyette bir belge veya ilgili ülke resmi makamlarından alınmış çalışma izninin bulunduğunu,
- Çalışma veya oturma izninin alındığı tarihten itibaren en az altı ay yurt dışında bulunduğunu,
- Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendi kapsamında olmadığını
gösteren ilgili ülkede bulunan Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından verilen belgeyi konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
b) Yabancı Uyruklu Gerçek Kişiler
5901 sayılı Kanunun (3/1-d) maddesinde, yabancının Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.
193 sayılı Kanunun “Türkiye’de yerleşme” başlıklı 4 üncü maddesine göre, ikametgahı Türkiye’de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.) Türkiye’de yerleşmiş sayılır.
Aynı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca, belli ve geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimselerle tahsil veya tedavi veya istirahat veya seyahat maksadıyla gelenler ile tutukluluk, hükümlülük veya hastalık gibi elde olmayan sebeplerle Türkiye’de alıkonulmuş veya kalmış olan yabancılar memlekette altı aydan fazla kalsalar dahi, Türkiye’de yerleşmiş sayılmazlar.
Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan ve 193 sayılı Kanuna göre Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler bu istisnadan faydalanabilir.
Öte yandan, 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca kendilerine mavi kart verilen ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler de bu istisnadan faydalanabilir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; alıcıların istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak,
- Uyruğunda bulunduğu ülke tarafından verilmiş pasaportun fotokopisini (çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerde mavi kartın fotokopisini),
- Yabancı uyruklu gerçek kişinin Türkiye’de yerleşmiş olmadığına dair konut veya iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesinden alınacak belgeyi
konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
c) Tüzel Kişiler
Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlar bu istisnadan faydalanabilir.
Kanuni merkezden maksat, vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. İş merkezi ise iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve yönetildiği merkezdir.
İstisna kapsamında konut veya iş yeri tesliminde bulunacak satıcı mükellefler; alıcıların istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak,
- Kuruluş ve faaliyetin devam ettiğine dair kurumun kanuni merkezinin bulunduğu ülke resmi makamlarından alınmış belgeyi,
- Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmadığına ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmediğine dair konut veya iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesinden alınacak belgeyi
konut veya iş yeri tesliminden önce alıcıdan almalıdır.
12.2. Bedelin Döviz Olarak Türkiye’ye Getirilmesi
12.2.1. Bedelin Türkiye’ye Getirilme Zamanı
Konut veya iş yeri tesliminde KDV istisnasının uygulanabilmesi için, bedelin en az %50’sinin satışa ilişkin faturanın düzenlendiği tarihten önce, kalan kısmının da en geç bir yıl içerisinde alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmesi gerekir.
İstisnaya ilişkin KDV iadesi, bedelin tamamının Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmesinden sonra yapılır.
Örnek: Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu Bay (A) ile (B) Yapı A.Ş., inşası tamamlanan 500.000 Dolar bedelindeki konutu, bedelin %50’si peşin, kalan tutarı 6 eşit taksitte ödenmek suretiyle satışı konusunda anlaşmıştır. Peşinat, faturanın düzenlenmesinden önce döviz olarak Türkiye’ye getirilmiş ve satıcıya ödenmiştir. Kalan tutar ise fatura düzenlendikten sonra aylık taksitler halinde yurt dışından döviz olarak getirilecek ve satıcıya ödenecektir.
Faturanın düzenlenmesinden önce bedelin yarısı alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilip satıcıya ödendiğinden bu satış işleminde KDV hesaplanmaz.
12.2.2. Bedelin Türkiye’ye Getirildiğinin Tevsiki
Yurt dışında bulunan dövizin, Türkiye’deki bir bankaya transfer edilmek suretiyle getirilmesi esastır. Dövizin Türkiye’deki bankaya transfer edilmesi durumunda, yapılan transfer işlemi banka dekontu ile tevsik edilir. Ödemenin, yurt dışındaki bankalar tarafından verilen kredi kartları ile yapılması mümkün olup, bu kredi kartları ile yapılan ödemelere ilişkin dövizin Türkiye’ye getirildiğinin yurt içindeki ilgili banka tarafından verilecek bir dekont veya yazı ile tevsik edilmesi gerekir.
Yurt dışında bulunan dövizin Türkiye’ye alıcı tarafından fiziki olarak getirilmesi de mümkün olup, bu durumda dövizin Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde gümrük idaresinden alınan belgeler kullanılır.
Diğer taraftan, dövizin Türkiye’ye fiziken getirilmesi veya alıcının Türkiye’de bulunan hesabına yurt dışından transfer edilmesi durumunda, söz konusu bedelin satıcıya banka aracılığıyla ödenmesi ve bu ödemenin banka dekontuyla tevsik edilmesi gerekmektedir. Yurt dışından döviz olarak getirilen bedelin satıcıya Türk Lirası olarak ödenmesi de mümkündür.
6824 sayılı Kanunun Resmî Gazete’de yayımlandığı 8/3/2017 tarihinden önce getirilen dövizler, bu istisna kapsamında Türkiye’ye getirilen döviz olarak değerlendirilmez. Ancak, belirli konut veya iş yeri almak amacıyla bu tarihten önce getirilen ve satıcıya ödenen dövizler, tevsik edilmek şartıyla istisna kapsamında teslime konu edilen konut veya işyerlerine ilişkin Türkiye’ye getirilen döviz olarak kabul edilir.
12.3. Konut veya İş Yerinin Bir Yıl İçerisinde Elden Çıkarılması
Konut veya iş yeri tesliminde istisna uygulanabilmesi için, tapuda işlem tesis edilmiş olması gerekir.
İstisna kapsamında satış yapanlar, konut veya iş yeri satışının 3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesi kapsamında KDV’den istisna olarak yapıldığını tapu müdürlüklerine bildirirler. Bu bildirim üzerine, tapu müdürlükleri tarafından tapu kütüğünün beyanlar hanesine, bu konut veya işyerlerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil faizi oranında hesaplanan gecikme faiziyle birlikte ödeneceği hususunda şerh konulur.
İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil faizi oranında hesaplanan gecikme faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından taşınmazın bulunduğu yer vergi dairesine ödenir. Ödemenin yapıldığına ve devrin yapılmasının mümkün olduğuna dair ilgili vergi dairesinden alınan yazı ibraz edilmeden tapu müdürlükleri tarafından devir işlemi gerçekleştirilmez.
Bir yıllık süre dolduktan (bir yıllık süre olarak izleyen yılın aynı ay ve aynı günü dikkate alınır) sonra yapılacak devir işlemlerinde vergi ve tecil faizi aranmaz.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesi kapsamında KDV’den istisna olarak yapıldığı beyan edilen devirleri işlem bazında aylık dönemler itibariyle, en geç takip eden ayın 10 uncu gününe kadar elektronik ortamda ve liste halinde Gelir İdaresi Başkanlığına bildirir.
12.4. İstisnanın Usulüne Uygun Olarak Gerçekleşmemesi
3065 sayılı Kanunun (13/i) maddesinde öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde, zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı da müteselsilen sorumlu tutulur.
İstisna kapsamında teslime konu edilen konut veya iş yerine ilişkin bedelin en az %50’sinin satışa ilişkin faturanın düzenlendiği tarihten önce, kalan kısmının da en geç bir yıl içerisinde alıcı tarafından döviz olarak Türkiye’ye getirilerek satıcıya ödenmemesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, satıcı ile birlikte alıcıdan vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte aranır.
12.5. İstisnanın Beyanı
Bu kapsamda yapılan satışlar, konut veya iş yeri tesliminin yapıldığı vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesinin “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda; 328 kod numaralı “Konut veya İş Yeri Teslimleri” satırı aracılığıyla beyan edilir. Bu satırın “Teslim ve Hizmet Tutarı” sütununa istisnaya konu konut veya işyerlerinin bedelinin KDV hariç tutarı, “Yüklenilen KDV” sütununa bu konut veya işyerlerine ilişkin alış ve giderlere ait belgelerde gösterilen toplam KDV tutarı yazılır. İade talep etmek istemeyen mükellefler, “Yüklenilen KDV” sütununa “0” yazmalıdır.
Satıcılar, her bir vergilendirme dönemi içinde gerçekleştirilen bu kapsamdaki satışlarını KDV beyannamesi ekinde yer alan form (EK: 24) ile bildirir.
12.6. İade
Konut veya iş yeri teslimlerinden doğan iade taleplerinde aşağıdaki belgeler aranır:
- Standart iade talep dilekçesi
- İstisnanın beyan edildiği döneme ilişkin indirilecek KDV listesi
- İade hakkı doğuran işleme ait yüklenilen KDV listesi
- İadesi talep edilen KDV hesaplama tablosu
- Satış faturaları listesi
- Satıcıların teslimden önce temin etmeleri gereken Tebliğin (II/B-12.1.3) bölümünde sayılan belgeler
- Dövizin tamamının Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden banka dekontları veya gümrük idaresinden alınan belgeler ile satıcıya ödendiğini tevsik eden banka dekontları
- Satışa ilişkin tapu kayıt örneği
12.6.1. Mahsuben İade
Mükelleflerin bu işlemden kaynaklanan mahsuben iade talepleri, yukarıdaki belgelerin ibraz edilmiş olması halinde miktarına bakılmaksızın vergi inceleme raporu, YMM raporu ve teminat aranmadan yerine getirilir.
12.6.2. Nakden İade
Mükelleflerin bu işlemden kaynaklanan ve 5.000 TL’yi aşmayan nakden iade talepleri vergi inceleme raporu, YMM raporu ve teminat aranmadan yerine getirilir. İade talebinin 5.000 TL’yi aşması halinde aşan kısmın iadesi, vergi inceleme raporu veya YMM raporuna göre yerine getirilir. Teminat verilmesi halinde mükellefin iade talebi yerine getirilir ve teminat, vergi inceleme raporu veya YMM raporu sonucuna göre çözülür.”
MADDE 2 – Aynı Tebliğin (III/B-3) bölümünün üçüncü paragrafı ile (III/B-3.2.5) bölümlerinde yer alan “indirimli orana tabi konut teslimlerinden” ibaresi “indirimli orana tabi konut ile 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (II) sayılı listenin (B) bölümünün 28 ve 29 uncu sırası kapsamındaki malların teslimlerinden” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 3 – Aynı Tebliğe ekte yer alan (EK: 24) eklenmiştir.
MADDE 4 – Bu Tebliğ 1/4/2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 5 – Bu Tebliğ hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.


4 Mayıs 2017 Perşembe

FATURANIN KAPATILMIŞ (AKİDE EDİLMİŞ) OLMASI, MAL BEDELLERİNİN ÖDENDİĞİ KARİNESİ

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 13.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.09.2011 gün ve 2011/47 E.-2011/14 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04.07.2012 gün ve 2012/865 E.- 2012/11069 K. sayılı kararı ile;

(...Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin davacı ile ticari alışverişi olmadığını, sahte sözleşme ve bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan faturalara istinaden takip yapıldığını, Azerbaycan gümrüğünden malların müvekkili adına sahte kaşe ve imzalar kullanılarak çekildiğini ancak ibraz edilen faturaların Takip konusu faturalardan farklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davacı şirket tarafından aynı mahiyetteki mallar için iki farklı bedelli fatura kesildiği, 22.07.2004 tarihli sözleşmede malların bedelinin 11.600 USD olarak kararlaştırıldığı, davacının davalı adına düzenlediği faturaların kapalı fatura olması nedeniyle bedelin tahsil edildiğine ilişkin karine oluştuğu, aynı anda ifa kuralı gereği tarafların edimlerinin aynı anda ifası gerekli olup, bunun aksini iddia eden satıcının ispat yükü altında olduğu, davacının çift fatura tanzim ederek karışıklık yarattığı gerekçeleriyle davanın reddine, %40 tazminatın davalıdan tahsili ile davalıya verilmesine hükmedilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava konusu icra takibinin dayanağı olan 3 adet faturadan 14351 ve 14353 numaralı olanları kapalı fatura olup, kapalı fatura borcun ödendiğine karine teşkil eder. Bu nedenle kapalı faturaların ödenmediğinin, diğer bir deyişle karinenin aksinin davacı tarafça ispat edilmesi gerekir.

Takibe dayanak 14352 numaralı fatura ise açık faturadır. Davalı yan anılan bu faturadaki malın kendisine teslim edilmediğini, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını savunmuş olduğundan, söz konusu açık faturadaki malın davalıya teslim edildiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerekir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde mahkemece, davacı yana malların davalı tarafa teslim edildiğine ilişkin delilleri sorulup, dosya içerisindeki gümrük beyannameleri ve davacının bilirkişi raporuna yönelik yaptığı itirazlar da gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...)

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. 

Davacı vekili, müvekkilinin davalıya üç fatura içeriği mal satıp teslim ettiğini ancak davalının fatura bedellerini ödemediğini ve girişilen icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, derdestlik ve yetki itirazlarında bulunarak; taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, sunulan sözleşmenin de sahte olduğunu bildirerek davanın reddi ile davacının kötüniyet tazminatı ile mahkûmiyetine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının dayandığı faturaların kapalı fatura olduğu, bunun ödemeye karine teşkil ettiği ve aksini ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu; çift fatura kullanan ve defterlerine kapanış tasdiki yaptırmayan davacının hesaplarda karışıklık yarattığı ve iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar Özel Daire tarafından yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş ve mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takip dayanağı faturaların kapalı fatura olup olmadığı ve bu çerçevede davacının malın teslim edildiği ve bedelin ödenmediğine ilişkin iddialarını ispatlayıp ispatlamadığı noktasında toplanmaktadır.

Satıcının, düzenlediği faturanın alt kısmına kaşe ve imza koymasına faturanın kapatılması (akide edilmesi) denir ve bu durum ticari bir örf ve adet kuralı olarak bedelin tahsil edildiğini gösterir; bu aksi ispatlanabilen bir karinedir. 

Davacı yanca Ankara 32.İcra Dairesi’nin 2009/16515 sayılı dosyasından 03.08.2004 gün ve 014351, 014352 ve 014353 numaralı faturalara dayalı olarak icra takibine girişilmiştir. Bunlardan 014351 numaralı faturanın 39.500,-USD tutarlı ve kapalı fatura olduğu tartışmasızdır. Kapatılmamış 014352 numaralı fatura toplamı 37.000,-USD olup, bu fatura tutarı 014353 numaralı faturaya “1. sayfa toplam” olarak nakledilmiş ve kapatılmış bu fatura içeriğine eklenerek oradaki dört kalem mal ile birlikte 43.000,-USD (KDV hariç) yekûne ulaşılmıştır.

Gelinen noktada, 014352 numaralı fatura tutarını da içeren 014353 numaralı fatura kapatılmış (akide edilmiş) olmakla, aslında her üç fatura içeriği tutarın tahsil edildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında davacının takip konusu ettiği tutardan dolayı alacaklı olmadığına ilişkin yerel mahkeme kararı yerindedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.


S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 22.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.