Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; İstanbul 22. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen
03.02.2015 gün ve 2014/612 E., 2015/93 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi
davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk
Dairesinin 26.04.2016 gün ve 2015/14278 E., 2016/7345 K. sayılı kararı
ile;
"...Dava, 03.09.1983 tarihinde ölen eşinden dolayı ölüm aylığı alan
davacının, aynı zamanda, 25.10.1995 tarihinde ölen babasından dolayı da ölüm
aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulü ile, davacının babası Mehmet Büyükyıldız'dan yetim
aylığı alması gerektiğinin tespitine ve buna aykırı kurum işleminin iptaline,
kuruma talep tarihi olan 27.06.2013 tarihinden itibaren almaya hak kazandığı
yaşlılık aylıklarının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek faiziyle
davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Dosyada ki kayıt ve belgelerden 15.03.1941 doğumlu olan davacının 11.05.1959
tarihinde evlendiği, davacının babası olan ve 25.10.1995 tarihinde vefat eden
Mehmet Büyükyıldız'ın 01.04.1950 – 03.06.1960 tarihleri arasında 506 sayılı
Kanun kapsamında sigortalı olduğu, davacının eşi olan ve 03.09.1983 tarihinde
vefat eden Muammer Önen’in ise 01.04.1950 – 1977 tarihleri arasında 506 sayılı
Kanun kapsamında sigortalı olduğu, davacıya 01.11.1983 tarihinden itibaren ölen
eşinden dolayı 506 sayılı Kanun uyarınca ölüm aylığı bağlandığı, davacının
27.06.2013 tarihinde Kuruma müracaat ederek babasından dolayı da ölüm aylığı talep
ettiği, ancak Kurumun davacının bu talebini reddettiği görülmüştür.
Uyuşmazlık; 506 sayılı Kanun uyarınca, ölen koca ve babadan dolayı ayrı ayrı
ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 21.06.1973 tarihli 1753 sayılı Kanunun 2.
maddesi ile değişik, 506 sayılı Yasanın 68/VI. maddesi hükmüne göre, babasından
dolayı hak sahibi olarak ölüm aylığı almaya hak kazanan kız çocuğunun,
evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanması halinde bu
aylıklardan fazla olanı ödenecektir. Buna göre 21.06.1973 tarihinden sonra ilk
defa hem babasından hem de kocasından dolayı ölüm aylığına hak kazanan kişiye
bu aylıklardan fazla olanı ödenecektir. Ancak 21.06.1973 tarihinden önce yasal
engel olmadığından dolayı hem babasından hem de kocasından dolayı ölüm aylığına
hak kazanan kişiye her iki aylığında bağlanması mümkündür.
506 sayılı Yasaya 02.07.2005 tarih ve 5386 sayılı Yasayla eklenen geçici 91.
madde hükmü ise, kız çocuklarına 06.08.2003 tarihinden önce bağlanan gelir ve
aylıkların kendi çalışmaları dışında sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya
aylık almaları halinde kesilmeyeceği yönündedir. 506 sayılı Yasanın geçici 91.
maddesi 506 sayılı Yasa'nın 68. maddesini yürürlükten kaldırmamıştır. 06.08.2003
tarihinden önce de yasal engel nedeniyle kız çocuklarına her iki aylığın
bağlanmasının mümkün olmadığı haller varlığını devam ettirecektir. İşte 506
sayılı Kanunun 21.06.1973 tarihli 1753 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik,
68/VI. maddesi bu hallerden birisidir. Geçici 91. maddede sözü edilen gelir ve
aylıklar daha önce yasal engel bulunmaması nedeniyle iki ayrı sosyal güvenlik
yasası kapsamında bağlanan aylıklardır.
Somut olayda, davacının; babasının öldüğü 25.10.1995 tarihinde, -hem babasından
hem de kocasından dolayı ölüm aylığı almaya hak kazanan kişiye bu aylıklardan
yüksek olanın ödeneceğini- belirten 506 sayılı Kanunun 68/VI. maddesinin
21.06.1973 tarihli 1753 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik halinin
yürürlükte olduğu, sonradan buna imkân tanıyan herhangi bir yasal düzenlemenin
de yapılmadığı, davacının 03.09.1983 tarihinden itibaren eşinden ölüm aylığı
aldığı, buna göre 25.10.1995 tarihinde vefat eden babasından dolayı ölüm
aylığına hak kazanamadığı anlaşılmasına rağmen davanın reddi yerine yazılı
şekilde hüküm kurması isabetsiz olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul
edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)
Gerekçesiyle oybirliğiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden
yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği
anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 03.09.1983 tarihinde
vefat eden eşinden dolayı aldığı
ölüm aylığı ile birlikte ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken
25.10.1995 tarihinde
vefat eden
babasından dolayı da ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin eşinin 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken
03.09.1983 tarihinde vefat ettiğini ve müvekkiline 506 sayılı Kanun kapsamında
ölüm aylığı bağlandığını, müvekkilinin babasının 506 sayılı Kanun kapsamında
sigortalı iken 25.10.1995 tarihinde vefat ettiğini, müvekkilinin babasından da
ölüm aylığı alabilmek için Kuruma yapmış olduğu başvurunun reddedildiğini, oysa
müvekkilinin her iki ölüm aylığını da aynı anda alması gerektiğini ileri
sürerek Kurum işleminin iptali ile babasından da ölüm aylığı bağlanmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili 506 sayılı Kanun’un 68. maddesi gereği davacıya aylık
miktarı daha yüksek olan eşinden ölüm aylığı bağlandığını, 506 ve 5510 sayılı
Kanunlar gereği davacıya her iki aylığın birlikte bağlanmasının mümkün
olmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece 506 sayılı Kanuna eklenen Geçici 91. madde gereği 06.08.2003
tarihinden önce ölen babasından dolayı hak sahibi olan davacının eşinden ölüm
aylığı almakta olsa dahi evliliğinin ölüm sebebi ile son bulmasından sonra
babasından da ölüm aylığı talep etme hakkına sahip olduğu gerekçesiyle davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davacı ... vekilinin
temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı
verilmiştir.
Direnme hükmü, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne
gelen uyuşmazlık, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken
03.09.1983 tarihinde vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığı ile birlikte
ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 25.10.1995 tarihinde vefat
eden babasından dolayı da ölüm aylığı alıp alamayacağı noktasında
toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, sosyal güvenlik hakkı temel insan haklarından olup,
uluslararası hukuk normları ile Anayasada güvence altına alınmıştır. Bireyleri
toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi,
sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan
bir haktır. (K. Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara 2015, s.95).
Ölüm ise gerçekleşmesi mutlak, ancak ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen tipik
bir sosyal güvenlik riskidir. (K. Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara
2015, s.386). Bu risk hak sahibi konumunda olan dul eş ve yetim çocuk yönünden
etkili olacaktır. Sigortalının ölümü ile birlikte sağ kalan hak sahibi aile bireyleri
gelir kaybına uğrayacak bu nedenle sosyal güvenlik yönünden bir korumaya
gereksinim duyacaklardır. İşte bu noktada ölüm sigortası ile risk altında olan
hak sahiplerinin sosyal güvenlik hakları koruma altına alınmıştır.
Ancak Sosyal güvenlik hakkının kullanımı yasa ile sınırlanmış ve belirli
koşulların varlığına bağlanmıştır.
Sigortalının
ölümü ile birlikte sosyal güvenlik hakları koruma altına alınan hak
sahiplerinin de ölüm sigortasından yararlanabilmeleri için kanun koyucu
tarafından belirli sınırlamalar getirilmiştir. İşte 506 sayılı Kanunun 68.
maddesinin son fıkrası da bu sınırlamalardan biridir.
506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla, ölüm aylığı
bağlanma koşulları ile bağlanmış ölüm aylığını kesme nedenleri anılan Kanunun
68. maddesinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanun'un 02.07.1973 tarihli 1753 sayılı
Kanun'un 2. maddesi ile yeniden düzenlenen 68. maddesinin I/C-a bendine göre;
"yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan
boşanan veya dul kalan", "Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi
bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan" kız çocuklarına
ölüm aylığı bağlanabilecektir.
Aynı maddenin VI. bendi hükmüne göre de; kız çocuklarına bağlanan ölüm
aylıkları Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya
başladıkları ya da evlendikleri tarihi takip eden devre başından itibaren
kesilecektir. Ayrıca VI. bendin son cümlesinde;
"... evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan
kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir..." düzenlemesine yer
verilmiştir.
06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanun'un 35. maddesi
ile 506 sayılı Kanun'un 68. maddesine ek düzenleme yapılarak, anılan maddenin
VI numaralı bendindeki
"çalışmaya" kelimesinden sonra gelmek üzere
"buralardan gelir veya aylık almaya" ibaresi eklenmiştir.
Öte yandan 4958 sayılı Kanun'un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanuna getirilen Ek
47. madde ile de
"kız çocuklarının sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilmiş
ülkelerdeki sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmaya başlamaları veya bu
ülkelerin sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya aylık almaya
başlamaları" bağlanmış gelir ve aylıklar bakımından kesme nedeni
sayılmıştır.
Söz konusu yasal düzenlemeler bütün halinde değerlendirildiğinde,
506 sayılı Kanun’un
68. maddesinin son fıkrasında sosyal güvenlik hakkına bir sınırlama getirilerek
vefat eden eş ile vefat eden babadan dolayı hak sahibi sıfatıyla ölüm aylığı
almaya hak kazananlara bu aylıklardan fazla olanının ödeneceği
düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanun’un 68. maddesinin ilk düzenlemelerinde erkek ve kız
çocuklarına ölüm aylığı bağlama şartları bakımından farklılık oluşturulmuştur.
Erkek çocuklarına aylık bağlanabilmesi için Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama şartı arandığı
halde, kız çocukları için Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi gelir veya
aylık almama şartı aranmıştır. Yani erkek çocukları, kendi çalışmaları
nedeniyle Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi gelir veya aylık alırlarsa
aylıkları kesilirken, kız çocukları kendi çalışmaları yanında hak sahibi olarak
da gelir veya aylık alırlarsa aylıkları kesilecektir. Kanunun bu şekilde
düzenlenmesi ölüm aylığı bağlanan kız çocuklarının aleyhine yorumlara sebep
olurken ve Kurumun 1753 sayılı Kanun sonrası ortaya çıkan farklı uygulamaları
nedeniyle 5
06 sayılı Kanuna 5386 sayılı Kanun ile 09.07.2005 tarihinde Geçici
91. madde eklenmiştir.
Geçici 91. maddeye göre 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına
bağlanan gelir ve aylıklar; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan
gelir veya aylık almaları halleri hariç olmak üzere geri alınmaz. Maddenin 6.
ve 7. fıkrası ile de, birinci fıkraya göre aylığın kesilmesi önlenenlerin,
01.10.2008 tarihine kadar aylık almaya devam edecekleri düzenlenmiştir.
İlgili maddenin gerekçesinde “506 sayılı Kanunun 23. ve 68 inci maddelerinde
21.06.1973 tarihli 1753 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilen ölüm
geliri veya aylığı bağlama şartları içerisinde yer alan "buralardan gelir
veya aylık almayan" ibaresi, başlangıçta kız çocuklarının hem kendi
çalışmalarından hem de hak sahibi olarak sosyal güvenlik kurumlarından gelir
veya aylık almamaları olarak yorumlanıp uygulanırken, bilahare uygulama
değiştirilerek yalnızca kendi çalışmalarından dolayı sosyal güvenlik
kurumlarından gelir veya aylık almama olarak yorumlanmış ve uygulanmıştır.
23.12.1981 tarihinden 6.8.2003 tarihine kadar söz konusu ibarenin kız
çocuklarının yalnızca kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma olarak
yapılan Kurum genel uygulaması dahilinde hak sahibi kız çocuklarına ölüm geliri
veya aylığı bağlanmış ve ödenmiştir. Bu gelir ve aylıkların kesilmesinin ve
geri alınmasının ortaya çıkaracağı mağduriyetler nazara alınarak belirtilen
uygulama dahilinde bağlanan gelir ve aylıkların kesilmemesi ve geri alınmaması
öngörülmüştür.” denilmiştir.
Madde metninden ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Geçici 91. madde ile
06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi olan kız çocuklarının, kendi çalışmaları
dışında, isteğe bağlı sigortalı olarak veya hak sahibi olarak gelir veya aylık
almaları halinde önceden aldıkları ölüm geliri veya aylığın kesilmesini
önlemek, 5510 sayılı Kanunun düzenlemesine kadar gelir/aylık almalarını devam
ettirmek ve gelir/aylık kesilmişse istirdadını engellemek ve 506 sayılı Kanunun
68. maddesi ile ilgili farklı uygulamaları gidermek amaçlanmıştır.
Sonuç olarak, 02.07.1973 tarihinde 1753 sayılı Kanun ile getirilen 506 sayılı
Kanunun 68. maddesinde düzenlenen “evliliğin son bulması ile kocasından da
aylık almağa hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir” hükmü aynı
kanunun geçici 91. maddesi ile yürürlükten kalkmamış olup uygulanmaya devam
etmiştir. 02.07.1973 tarihinden sonra 506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi
kız çocuğu sıfatıyla hem eşten hem de ana/babadan gelir veya aylığın ikisi bir
arada alınamayacak ve hak sahibi aksini talep etmediği sürece bu ölüm
aylıklarından fazla olanı ödenecektir. Kaldı ki 5510 sayılı Kanunun Geçici 1.
maddesi kapsamında kazanılmış haktan da söz etmek mümkün değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 506 sayılı Kanunun 68.
maddesi ile Geçici 91. maddesinin çeliştiği, bu nedenle sonradan yürürlüğe
giren Geçici 91. madde hükmüne öncelik tanınacağı, Geçici 91. maddesinde ise
“evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almağa hak kazanan kimseye bu
aylıklardan fazla olanı ödenir” hükmü ayrıca bulunmadığından kız çocuklarının
506 sayılı Kanun kapsamında hem eşten hem de ana/babadan ölüm aylığını birlikte
alabileceği, bu nedenle mahkemenin direnme kararının onanması gerektiği ileri
sürülmüş ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına
uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile
direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı
BOZULMASINA,
karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.04.2017 gününde oyçokluğuyla karar
verildi.