29 Mayıs 2016 Pazar

ELEKTRONİK ORTAMDA YAPILAN İŞLEMLERİN ERTESİ GÜNE SARKMAMASI AÇISINDAN SAAT 00.00'A KADAR YAPILMASI GEREKİR

ÖZET : Dava, davalı tarafından yapılan marka başvurusu ile ilgili olarak davalı TPE tarafından verilen YİDK kararının iptali ve tescil edildiği takdirde davalı markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkini isteminden ibarettir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davanın yasal süresinde açılmaması nedeniyle ve dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddine karar verilmiştir. 6100 S.K. 445/4 "Elektronik İşlemler" başlığı taşıyan hükmü "Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter." şeklindedir. Hukuk Muhakemeleri Yönetmeliği'nin 9. maddesinde "Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin, ertesi güne sarkmaması açısından saat 00:00’a kadar yapılması zorunludur. Fiziki ortamda yapılan işlemlerde süre mesai saati sonunda biter" şeklinde açıklanmıştır.Bu açıklamalar ışığında davacının davasını süresinde açtığının kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/11/2014 tarih ve 2014/5-2014/244 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin "MAY" esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, davalı M.Y.'ın bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "MAY ECZANE" ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı TPE’ne başvuruda bulunduğunu, talebin nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini belirterek, 2013-M-5210 sayılı YİDK kararının iptaline ve itirazın kabulü suretiyle davalı adına tescil edilen markanın sicilden terkin edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı TPE vekili, Enstitü işlem ve kararlarının usule ve KHK hükümlerine uygun olduğunu, dava konusu markaların benzer olduğunu, tüketici nezdinde söz konusu markalar arasında iltibas yaratacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı M.Y. vekili, müvekkili başvurusu ile davacı markalarının benzer olmadığını, kullanıldıkları sınıfların da farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davanın yasal süresinde açılmaması nedeniyle ve dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalı tarafından yapılan marka başvurusu ile ilgili olarak davalı TPE tarafından verilen YİDK kararının iptali ve tescil edildiği takdirde davalı markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkini isteminden ibarettir. Mahkemece, davanın yasal süresinde açılmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir.

HMK 445/4 "Elektronik İşlemler" başlığını taşıyan hükmü "Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter." şeklindedir. 03.04.2012 tarihli RG'de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Yönetmeliği'nin 9. maddesinde "Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin, ertesi güne sarkmaması açısından saat 00:00’a kadar yapılması zorunludur. Fizikî ortamda yapılan işlemlerde süre mesai saati sonunda biter" şeklinde açıklanmıştır.Bu açıklamalar ışığında davacının davasını süresinde açtığının kabulü gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YASAL DAYANAK:
HMK--MADDE 445
ONİKİNCİ KISIM

Son Hükümler

Elektronik işlemler
(1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır.

(2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz.

(3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir.

(4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.

(5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

İMZAYA İTİRAZ /HACİZ YOLU İLE BAŞLATILAN İCRA TAKİBİ /ALACAKLININ İMZA DENETİMİ YAPMAMA KUSURU

ÖZET : Dava, imza itirazına ilişkin olup; alacaklının, takip dayanağı senette lehtar, borçlunun tanzim eden, diğer borçlunun avalist olduğu görülmektedir. Bu durumda alacaklı, borçlular ile doğrudan ilişki içinde olduğundan imzanın adı geçenlere ait olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bonodaki imzanın borçluların eli ürünü olduğunu kontrol etmeden ya da imzanın huzurunda atılmasını sağlamadan bonoyu alan alacaklının, imzaya itirazı kabul edilenlere karşı başlattığı takipte ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.Mahkemece alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibine karşı borçluların, icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak bonodaki imzaya itiraz ettiği ve takibin durdurulmasını istediği mahkemece, davanın kabulü ile takibin durdurulmasına, tazminat talebinin ise reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK'nun 170/4. maddesine göre; imzaya itirazın kabulüne karar verilmesi halinde, icra mahkemesi, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın % 20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın % 10’u oranında para cezasına mahkum eder.

Somut olayda, alacaklının, takip dayanağı senette lehtar, borçlu K... A.Ş.'nin tanzim eden, borçlu A. avalist olduğu görülmektedir. Bu durumda alacaklı, borçlular ile doğrudan ilişki içinde olduğundan imzanın adı geçenlere ait olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bonodaki imzanın borçluların eli ürünü olduğunu kontrol etmeden ya da imzanın huzurunda atılmasını sağlamadan bonoyu alan alacaklının, imzaya itirazı kabul edilenlere karşı başlattığı takipte ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.

O halde, mahkemece alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmesi gerekirken, bu yöndeki talebin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YASAL DAYANAKLAR.....
İİK--MADDE 170
B İMZAYA İTİRAZ:
(Değişik madde: 09/11/1988 - 3494/33 md.)

Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz.

İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi halinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir.

(Değişik fıkra: 17/07/2003 - 4949 S.K./47. md.) İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkar edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.35) "yüzde yirmisinden" aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.

(Değişik cümle: 17/07/2003 - 4949 S.K./47. md.) İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi halinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar.


BORÇLUNUN KAMBİYO HUKUKU BAKIMINDAN ŞİKAYETİ:
MADDE 170/a.

(Ek madde: 18/02/1965 - 538/85 md.)

Borçlu, alacaklının bu fasıl hükümlerine göre takip hakkı olmadığını 168 inci maddenin 3 üncü bendine göre şikayet yolu ile ileri sürebilir.

İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyle, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı hususlarını re'sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.

(Ek fıkra: 09/11/1988 - 3494/34 md.) Her ne suretle olursa olsun, imza inkarı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz.


UYGULANACAK DİĞER HÜKÜMLER:
MADDE 170/b.

(Değişik madde: 17/07/2003 - 4949 S.K./48. md.)

61 inci maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ve 62 ila 72 nci maddeler bu fasıl hükümlerine aykırı olmadıkça, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip hakkında da uygulanır.

26 Mayıs 2016 Perşembe

İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİLMESİ BAKIMINDAN ARKA ARKAYA İKİ DÖNEMDEKİ TOPLAM FAZLALIĞIN NASIL HESAPLAMASI GEREKİR ?


İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİLMESİ
DEFTER TUTMA
İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİLMESİ BAKIMINDAN ARKA ARKAYA İKİ DÖNEMDEKİ TOPLAM FAZLALIĞIN HESABI HK.

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden; hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmanızın, 2012 yılı hâsılatının 83.000- TL, 2013 yılı hasılatının ise 90.000- TL olduğu belirtilerek 2014 yılında defter tutma bakımından hangi sınıfa dahil olacağınız hususunda Defterdarlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176 ncı maddesinde tüccarların defter tutma bakımından iki sınıfa ayrıldıkları, I inci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre, II nci sınıf tüccarların, işletme hesabı esasına göre defter tutacakları hüküm altına alınmıştır.;

Mezkur Kanunun 177 nci maddesinde ise, "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:
1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 150.000- TL'yi veya satışları tutarı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 200.000- TL'yi aşanlar,
2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 80.000- TL'yi aşanlar;
3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı (01/01/2014 tarihinden itibaren) 150.000- TL'yi aşanlar, ..." hükmü yer almaktadır.
Öte yandan, aynı Kanunun "Sınıf Değiştirme" başlıklı 180 inci maddesinde;
"b) (II) nciden (I) inciye geçiş: İş hacmi bakımından II nci sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak I inci sınıfa geçerler.
1. Bir hesap döneminin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette fazla olursa veya,
2. Arka arkaya 2 dönemin iş hacmi 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse."
hükmü bulunmaktadır.
Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; ikinci sınıftan birinci sınıfa geçilmesi bakımından alış veya satış rakamlarının herhangi birinde anılan maddede yazılı hadlere göre % 20 oranında bir fazlalık olması veya arka arkaya iki dönemdeki toplam fazlalığın % 20'ye kadar olmasının dikkate alınması gerekmektedir.
Buna göre, 2012 yılı gayrisafi iş hâsılatınız [((83.000-80.000)/80.000)x100=] % 3,75, 2013 yılı gayrisafi iş hâsılatınız [((90.000-80.000)/80.000)x100 =] %12,5 ve toplamda arka arkaya iki dönemin gayrisafi iş hasılatı % 16,25 oranında bir fazlalık gösterdiğinden 2014 yılında bilanço esasına göre defter tutmanız gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim

HARİCEN SATILAN ARACIN DEVRİNİN ALINMAMASI, TRAFİK TESCİL KAYDININ SİLİNMESİ

Dava, davacı adına kayıtlı olan 25 AD...plaka sayılı aracın tescil kayıtlarının silinmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14.01.2010 tarih ve 2010/159 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Erzurum 2. İdare Mahkemesince, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararıyla ihtilaf konusu aracın mülkiyet tespitinin yapıldığı, bu kararın davacı ile ilgisinin bulunmadığı, davacı tarafından aracın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20. maddesinin (d) fıkrası uyarınca usulüne uygun satılmadığı, yasal prosedürler tamamlandıktan ve araç üzerindeki vergi, ceza vs. diğer yükümlülükler yerine getirildikten sonra idareye müracaat edilmesi gerektiği, gerekli yükümlülükler tamamlanmadan aracın tescil kayıtlarının iptali istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından anılan Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu' nun 20. maddesinin (d) fıkrasında; tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olduğu, satış ve devir işleminin, siciline işlenmek üzere üç işgünü içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirileceği, bu bildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılacağı, satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyetinin sona ereceği, yeni malikin vergi mükellefiyetinin başlayacağı hükmü yer almaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafından 26.06.1994 tarihinde 04 AD .. plakalı aracın satın alındığı ve 25 AD ...plaka ile adına tescil ettirdiği, yaklaşık bir yıl sonra aracı bir oto galeriye satıldığı ancak noter aracılığıyla devrinin yapılmadığı; davacının 06.05.1997 tarihinde Savcılığa başvurduğu; aracının devrinin alınmadığı, bulunarak kendisine teslim edilmesini talep ettiği, bu süreçte aracın 06.05.1993 tarihinde İstanbul’da çalınan 34 TZ .. plakalı araç olduğunun motor ve şasi numaralarından yola çıkılarak bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, araç sahibinin 28.06.1993 tarihli taahhütname ile aracının mülkiyetini kasko sigortacısı.. Sigorta A.Ş.’ ne devrettiği; söz konusu aracın 17.02.1999 tarihinde Gaziantep'te terk edilmiş vaziyette bulunduğu ve 10.12.1999 tarihinde ...Sigorta A.Ş. temsilcisine teslim edildiği; sigorta şirketinin 25 AD ...plakalı aracın mülkiyetinin tespiti istemiyle açılan dava sonucunda Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.04.2000 tarih ve E: 1999/831, K: 2000/224 sayılı kararıyla 34 TZ ... plakalı aracın çalındığı, Ağrı’da mükerrer tescilin yapıldığı, Erzurum’a adına nakil gittiği, adına kayıtlı 25 AD... plakalı aracın sigorta şirketine ait 34 TZ ... plakalı araç olduğu gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verildiği; davacın tarafından bu süreç anlatılarak kendi adına kayıtlı 25 AD ... plakalı aracın tescil kaydının silinmesi istemiyle yaptığı başvurunun; oto galeriye satışının geçersiz olduğu, aracın devri hususunda mahkeme kararı bulunmadığından bahisle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda davacı tarafından muhtelif tarihlerde Emniyet Genel Müdürlüğüne, İl Emniyet Müdürlüklerine, Vergi Dairelerine, Valiliklere başvurularak aracın mülkiyetinin sigorta şirketine ait olduğu, nitekim kendi zilyetliğinde bulunmadığı, buna rağmen ruhsat sahibi olması hasebiyle adına motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk ektirildiği bildirilerek kaydın silinmesini talep ettiği ancak başvurularının adına tescilin devam ettiği gerekçesiyle reddedildiği görülmektedir.

Bu durumda üzerine düşen sorumlulukları zamanında yerine getiren davacının başvurularının idarece bir çözüme kavuşturulmaksızın, yaklaşık yirmi iki yıldır zilyetliğinde bulunmayan araç nedeniyle vergi ve benzeri mali yükümlülükler ile muhatap olmasının hukuk devletinde vatandaşın korunmaması sonucunu doğuracağı; 25 AD ...plakalı aracın 11.04.2000 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesince mülkiyetinin ...Sigorta A.Ş.’ne ait olduğu tespit edilmesine rağmen aracın tescil kaydının davacı adına devam ettirilmesinde ve tescil kaydının silinmesi talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Bu nedenle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken davayı reddeden İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Erzurum 2. İdare Mahkemesi' nin 23/02/2011 günlü, E:2010/680; K:2011/134 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Başkan

VERGI LEVHASI YAZDIRMA SÜRESI 31 MAYIS 2016 GÜNÜ SONA ERIYOR

ÖZET : Mükelleflerin internet vergi dairesinden bizzat kendileri veya 3568 sayılı Kanun uyarınca yetki almış olup bağımsız çalışan serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirleri aracılığıyla, gelir vergisi mükellefleri için (kazancı basit usulde tespit edilenler dâhil) 1 Nisandan 2016 ve kurumlar vergisi mükellefleri için 1 Mayıs 2016 tarihinden itibaren, vergi levhalarını 31 Mayıs 2016 günü sonuna kadar yazdırmaları gerekmektedir.
Bu şekilde alınan vergi levhalarını, vergi dairesi veya meslek mensuplarımız ayrıca imzalamayacak veya tasdik etmeyeceklerdir.
6111 sayılı Kanunun 82 nci maddesiyle, VUK'nun 5 inci maddesinde yer alan "levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar." ibaresi "levhayı almak zorundadırlar." şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklikle vergi levhasının asılma zorunluluğu kaldırılmıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun 5 inci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden 27 Mayıs 2011 tarihli ve 27946 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 408 sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde vergi levhası uygulamasına ilişkin düzenleme ve açıklamalar yapılmıştır.
Bu Tebliğde yer alan açıklamalara göre 2016 yılında vergi levhası bulundurma zorunluluğuna ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir.
I- VERGI LEVHASI ALMAK MECBURIYETINDE OLANLAR
1. Gelir Vergisinde
l. Ticari kazanç sahipleri,
2. Zirai kazanç sahipleri (Gelir Vergisi Kanunu’nun 52 nci maddesinin altıncı fıkrasında sözü edilen yazıhaneyi açmış olanlar )
3. Serbest meslek erbabı,
Adi ortaklık, kolektif ve adi komandit şirket şeklindeki işletmelerde her bir ortak için ayrı ayrı vergi levhası alınması ve IV’üncü bölümde belirtilen yerlerde her bir ortak için ayrı ayrı bulundurulması gerekmektedir.
2. Kurumlar Vergisinde
l. Anonim şirketler,
2. Limited şirketler,
3. Eshamlı komandit şirketler,
II- VERGI LEVHALARINDA BULUNACAK BILGILER
Mükellefin;
a) Adı ve soyadı,
b) Ticaret unvanı,
c) İş yeri adresi,
ç) Vergi kimlik numarası,
d) Bağlı bulunduğu vergi dairesi,
e) Vergi türü,
f) İşe başlama tarihi,
g) Ana faaliyet kodu ve faaliyet türü,
h) Faaliyet durumu (faal, terk, tasfiye halinde)
ı) Beyan edilen son üç yıla ait matrahlar ve bu matrahların ait olduğu takvim yılı için tahakkuk eden vergiler,
i) Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemi tarafından üretilecek onay kodu.
III- VERGI LEVHASININ ALINMASI VE BULUNDURULMASI
Mükelleflerin internet vergi dairesinden bizzat kendileri veya 3568 sayılı Kanun uyarınca yetki almış olup bağımsız çalışan serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirleri (meslek mensupları) aracılığıyla, gelir vergisi mükellefleri için (kazancı basit usulde tespit edilenler dâhil) 1 Nisandan 2016 itibaren, kurumlar vergisi mükellefleri için 1 Mayıs 2016 tarihinden itibaren, vergi levhalarını 31 Mayıs 2016 günü sonuna kadar yazdırmaları gerekmektedir.
Bu şekilde alınan vergi levhaları ayrıca vergi dairesi veya meslek mensuplarımız imzalamayacak veya tasdik etmeyeceklerdir.
İnternet vergi dairesinden erişilebilen vergi levhası üzerinde yer alan, sistem tarafından verilmiş olan onay kodu vergi levhasının tasdiki hükmündedir. Bu kapsamda meslek mensupları da vergi levhalarının tasdikine dair herhangi bir bildirimde bulunmayacaklardır.
Yeni İşe Başlayan Mükellefler
Gelir/kurumlar vergisi mükellefi olup yıl içinde işe yeni başlayan mükelleflerin vergi levhalarının matrah kısmında "Yeni İşe Başlama" ifadesi yer alacaktır. Söz konusu mükelleflerin vergi levhaları, mükellefiyet tesisini müteakip, sistem tarafından internet vergi dairesi hesaplarına aktarılacaktır. Bu mükellefler vergi levhalarını mükellefiyet tesisinden itibaren 1 ay içinde internet vergi dairesinden yazdırmak suretiyle veya bağlı oldukları vergi dairesi aracılığıyla almaları gerekmektedir.
Beyannamelerini Süresinden Sonra Veren Mükellefler
Beyannamelerini kanuni süresinden sonra vermiş olan mükellefler, beyanname verilmesini müteakip internet vergi dairesinde bu işlem için hazırlanan menüyü kullanmak suretiyle vergi levhalarını kendileri oluşturarak yazdıracaklardır. Beyanname verilme tarihinin kanuni süresinden sonra ancak 31 Mayıs 2016 tarihinden önce olması halinde ise mükelleflerin internet vergi dairesinde bu işlem için hazırlanan menüyü kullanmak suretiyle vergi levhalarını bu tarihe kadar yazdırabileceklerdir.
Basit Usulde Vergiye Tabi Mükellefler
Kazancı basit usulde tespit edilen mükellefler, vergi levhalarına yukarıda belirtildiği şekilde erişebilecekleri gibi bağlı bulundukları meslek odaları aracılığıyla da internet vergi dairesi üzerinden erişebilirler.
Özel Hesap Dönemine Tabi Mükellefler
Özel hesap dönemine tâbi mükelleflerin vergi levhalarını beyanname verme sürelerinin son gününden itibaren bir ay içinde internet vergi dairesinde bu işlem için hazırlanan menüyü kullanmak suretiyle kendilerinin oluşturarak yazdırmaları gerekmektedir.
Gelir/kurumlar vergisi mükellefi olup gelir/kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda vermeyen mükellefler vergi levhalarını beyannamelerini vermelerini müteakip bağlı oldukları vergi dairesinden temin edeceklerdir.
Vergi Levhalarında Hata Olan Mükellefler
Ayrıca, mükelleflerin vergi levhalarında yer alan bilgilerde hata olduğunu tespit etmeleri halinde derhal bağlı oldukları vergi dairesi müdürlüğüne bir dilekçeyle başvurmak suretiyle söz konusu hatanın düzeltilmesini talep etmeleri ve düzeltmeyi müteakip yeni vergi levhasını internet vergi dairesinden oluşturmaları gerekmektedir.
İşi Terk Eden Mükellefler
Mükelleflerin işlerini terk etmeleri durumunda vergi levhalarının vergi dairesine iade edilmesi gerekmemektedir.
III- VERGİ LEVHASININ İSTEYEN MÜKELLEFLER TARAFINDAN ASILMASI VE YAYIMLANMASI
Vergi levhasının asılma zorunluluğu bulunmamasına karşın isteyen mükellefler kendilerine ait vergi levhalarını işyerlerine asabilmekte veya web sitelerinde yayımlayabilmektedirler.
IV-. VERGİ LEVHALARININ BULUNDURULACAĞI YERLER
Vergi levhası almak mecburiyetinde olan mükelleflerin levhalarını iş yerlerinin;
a) Merkezlerinde,
b) Şubelerinde,
c) Satış mağazalarında,
ç) Çiftçilerin doğrudan doğruya zirai faaliyetleri ile ilgili alım satım işlerinin tedviri için açtıkları yazıhanelerinde,
d) Taşıt işletmeleri ayrıca taşıtlarında (taşıt işletmesi ifadesi, ücret karşılığında yolcu veya eşya taşımacılığını ifade ettiğinden, diğer iş kollarında faaliyet gösteren mükelleflerin taşıtlarında vergi levhası bulundurma mecburiyetleri bulunmamaktadır.)
yetkililerce istenildiğinde ibraz etmek üzere bulunduracaklardır.
İş yerinde birden fazla kat veya reyon olması halinde her kat veya reyon için ayrı birer levha alma ve bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Birden fazla yerde vergi levhası bulundurmak mecburiyetinde olan mükellefler ile levhalarını başka kurumlara ibraz edecek mükellefler vergi levhalarını internet vergi dairesinden ihtiyaç duydukları adet kadar çıktı alabileceklerdir.
V- VERGİ LEVHASINDA YER ALAN BİLGİLERİN DEĞİŞMESİ
Mükelleflerin, ticaret unvanı, iş yeri adresi, bağlı oldukları vergi dairesi, ana faaliyet kodu veya faaliyet türünün değişmesi hâlinde yeni vergi levhalarını internet vergi dairesinde bu işlem için hazırlanan menüyü kullanmak suretiyle kendilerinin oluşturarak yazdırmaları ve IV’üncü bölümde sayılan iş yerlerin de bulundurmaları gerekmektedir.
VI- VERGİ LEVHASI BULUNDURMA MECBURİYETİNİ YERİNE GETİRMEYENLER HAKKINDA UYGULANACAK CEZA
Vergi levhası almak ve bulundurmak mecburiyetinde olan mükelleflerin vergi levhasını bulundurmak mecburiyetinde oldukları yerlerde yapılan denetimlerde bulundurma mecburiyetine uyulmadığının tespit edilmesi halinde her bir tespit için Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin (4) numaralı bendine istinaden özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bu ceza tutarı 25.12.2015 tarihli ve 29573 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 460 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde 2016 yılı için 210 TL olarak belirlenmiştir.
VII-VERGİ LEVHASI SORGULAMA HİZMETİ
Mükellefler internet vergi dairesini kullanarak e-vergi levhası sorgulaması yapabileceklerdir. Münferit sorgulamalar için hizmet verecek bu uygulama ile bir mükellefin vergi levhasında yer alan bilgilerine ulaşılabilecektir.
Gelir İdaresi Başkanlığı, internet vergi dairesi üzerinden vergi levhası sorgulanan mükelleflere ait bilgileri kayıt altına alındığında
n ve dolayısıyla sorgulama yapılmayan mükellefleri de tespit edebildiğinden 2016 yılı için vergi levhalarının bu açıklamalar çerçevesinde yazdırılmaları faydalı olacaktır.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

SAHTE ÇEK,RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU, ALDATMA YETENEĞİNİN ARAŞTIRILMASI


Sanık A.. E..’in resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK’nun 204/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; nitelikli dolandırıcılık suçundan aynı kanunun 158/1-f, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 21.660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.09.2008 gün ve 262-271 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 03.05.2013 gün ve 23483-8238 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.06.2014 gün ve 210746 sayı ile;

“…Belgede sahtecilik suçlarında, aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hâkime ait olup, suça konu çek aslının duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılarak gerekçeli kararda aldatma niteliğini taşıyıp taşımadığı tartışılması gerektiği halde; mahkemece suçu konu çek aslı duruşmada incelenmeden ve çekteki sahteciliğin aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı da gerekçeli kararda tartışılmadan, ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan dolayı mahkûmiyet kararı verilmiş olmasının yasaya aykırı olduğu düşünülmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Dairesince 25.06.2014 gün ve 14050-12912 sayı ile; suça konu çek aslı dosya içersine konulmuş olup yapılan incelemede iğfal kabiliyeti bulunduğunun anlaşılması karşısından itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan eksik araştırma ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
09.05.2006 günü saat 15.00 sıralarında Vakıfbank İnegöl Şubesinden bir memurun polisi arayarak M...adlı şahsın Z.. Y.. adına 13.000 Lira bedelli sahte çeki tahsil etmek istediğini ihbar ettiği,
Çek hesabının bulunduğu Vakıfbank B.....Şubesince İ..... Şubesine gönderilen 09.05.2006 tarihli faks cevabında; İ...Şubesinden arayan P.....isimli görevlinin çekin fotokopiye benzediğini ve imzaların tutmadığını söylediği, yapılan araştırmada aynı çek seri numarasının daha önce 08.02.2006 tarihinde ödendiği bilgilerine yer verildiği,
Çekin ibraz edildiği Vakıfbank İnegöl Şubesince düzenlenen tarihsiz tutanakta; gerekçeleri gösterilmemekle birlikte yapılan inceleme sonucu çekin sahte olduğunun anlaşıldığının belirtildiği,
Çek fotokopisinin dosya içinde, aslının ise emanette bulunduğu, Özel Dairece hükmün onanmasından sonra çek aslının emanetten alınıp dosya arasına konulduğu, incelenmesinde tüm unsurlarına havi olduğunun ve çekteki ilk ve tek cironun sanık A.. E..’e ait olduğunun görüldüğü,
Yerel mahkemece çek aslı getirtilip duruşmada incelenmediği, gerekçeli kararda ise sadece çekin unsurlarına ilişkin açıklamalara yer verilip aldatma yeteneğine ilişkin herhangi bir değerlendirilmede bulunulmadığı,
Dosya içerisinde suça konu çekteki sahteciliğin aldatma kabiliyeti bulunup bulunmadığı ile ilgili herhangi bir bilirkişi raporunun bulunmadığı, mevcut tek raporun çekteki keşideci imzasının hesap sahibi katılan Z.. Y..’ya ait olmadığına ilişkin Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nce düzenlenen 04.11.2006 tarihli ekspertiz raporu olduğu,
Katılan M.. A..’ın; tarihten 1 ay kadar önce çeki sanıktan sattığı araç bedeli olarak aldığını, durumunu bankaya sorduğunu, hesabın sağlam olduğunun söylendiğini, çeki borcuna karşılık ciro etmeden Mehmet Yıldırım’a verdiğini, çekten şüphelendiği için ciro yapmadığını beyan ettiği,
Katılan Z.. Y..’nın; çekin sahte olduğunu, keşideci imzasının kendisine ait olmadığını, bu şekilde hesap bilgilerini içeren çok sayıda sahte çek düzenlendiğini, sanığı tanımadığını ifade ettiği,
Tanık M....; çeki 1 ay kadar önce borcuna karşılık dünürü katılan M.. A..'dan aldığını, çekin sahte olduğunu bilmediğini belirttiği,
Tanık P... Vakıfbank İnegöl şubesinde çalıştığını, ibraz edilen çeki kontrol ettiğinde normal olmadığını fark ettiğini, çeki mavi ışıktan geçirdiğinde sahte olduğunu anladığını, hesabın bulunduğu B.... Şubesine faks çektiğini söylediği,
Sanığın ise; çeki hayvan sattığı kendisini Z.. Y.. olarak tanıtan kişiden aldığını ve aldığı araba karşılığı katılan M.. A..’a ciro edip verdiğini, çekin sahte olduğunu bilmediğini, bilseydi cirolamayacağını, Z.. Y..’nın fotoğrafı gösterildiğinde kendisine çeki veren kişinin başka bir kişi olduğunu savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK'nun "Resmî belge hükmünde belgeler" başlıklı 210. maddesininin birinci fıkrası " (1) Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindedir.
Buna göre kambiyo senetlerinden olan çeklerde yapılan sahteciliklerde resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Burada söz konusu olan, sadece resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin cezanın uygulanması değildir. Resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin bütün olarak uygulanmasıdır.
Resmi belgede sahtecilik suçu ise 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkaları aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararında, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hakim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama halinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın satın aldığı araç bedeli olarak katılan M.. Y... 13.000 Lira bedelli sahte çek verdiği, aşamalarda çekin sahte olduğunu bilmediğini savunduğu, katılan M..'nın çekten şüphelendiğini beyan ettiği, çekin ibraz edildiği banka görevlisince fotokopiye benzediği görülerek imza karşılaştırması yapıldığı ve mavi ışığa tutulduğunda sahte olduğunun anlaşıldığı somut olayda, sahteliğin aldatma yeteneğinin olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi amacıyla adli emanette bulunan suça konu çek aslının getirtilip duruşmada incelenmesi, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının öncelikle mahkemece değerlendirilmesi, duraksama halinde bu yönde uzman bilirkişiden rapor alınması, aldatma yeteneği ile ilgili değerlendirmenin gerekçeli karara yansıtılması gerekirken, sahte çek aslı getirtilip duruşmada incelenmeden ve aldatma yeteneği ile ilgili gerekçeli kararda hiçbir değerlendirme yapılmadan eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün resmi belgede sahtecilik suçu yönünden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına, sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan verilen cezasının infazının durdurulmasına, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için yazı yazılmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi; "itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 03.05.2013 gün ve 23483-8238 sayılı onama kararının resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak KALDIRILMASINA,
3- Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.09.2008 gün ve 262-271 sayılı hükmünün resmi belgede sahtecilik suçu yönünden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan verilen cezasının İNFAZININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.06.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.