2 Kasım 2020 Pazartesi

SMMM ‘NİN SIRTINDAKİ KANBUR: İSTİNAFTAN DÖNDÜ..!

 

Bilindiği üzere, Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının, muhasebe hesap ve işlemlerini yaptığı Burcu Sıt'a ait vergi ve cezalardan dolayı müteselsil sorumluluk kapsamında düzenlenen 26.04.2019 tarih ve 20190426...01 ile 02 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin; mükellefin şahsında hata olduğu, ihbarname düzenlenmeden ödeme emri düzenlenemeyeceği, asıl borçlu hakkında yapılan takip kesinleşmeksizin davacı hakkında takip yapılamayacağı, asıl borçlu mükellefin defterlerini tasdik ettirmemesi nedeniyle mali müşavire hukuki ve cezai sorumluluk yüklenemeyeceği zira defter tasdik işlemlerinden mükelleflerin sorumlu olduğu iddia edilerek, iptali istenmiştir.

 

 

Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne, dava konusu ödeme emirlerinin iptaline, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde İzmir Bölge İdare Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere, 23.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

 

Değerli Meslektaşlarım, bu karar sürecin başlangıcı ve büyük bir moral kazanımıdır ayrıca. Fakat yazdığım üzere bir son değildir. Yolun başlangıcıdır. Mahkeme kararında olduğu gibi, kayba uğrayan taraf bu defa istinaf yoluna giderek haklı olduğunu tescillemek niyetini belli etmişse de, aşağıda okuyacağınız kararla bir kez daha sukut-ı hayale uğramıştır. T.C. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergı Dava Dairesi Esas No: 2020/783 Karar No: 2020/837 ile meslek insanının yüreğine su serpmiş ve rahatlatmıştır.

“Türk Milleti Adına

Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince isin gereği görüşüldü:

Manisa Vergi Mahkemesince verilen 23/01/2020 gün ve E: 2019/611, K: 2020/70

Sayılı karar hukuka uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere 19/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

 

Hayırlı olsun.

 

 

Mesleğimizde bazı dönüm noktalarını milat olarak kabullenmemiz oldukça önemlidir. Bu kazanım, mesleğimiz önünde bir direnç noktasını daha aşarak, haklarımızın farkındalığına yolculuğumuzdur.

 

Elbette büyük bir gayret ve kararlılığın neticesini almanın da müsebbiplerine değinmeden geçemeyeceğim. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir camiasına örnek teşkil edecek bir kararın alınmasında, tecrübelerinden yararlanıldığı belli Dr. Mustafa ALPASLAN üstat anılmadan geçmek olmaz.

 

Şahsım ve camiam adına teşekkür ederim.

 

Asıl teşekkürüm ise, Av. Nazlı Gaye ALPASLAN ‘adır. Meslek camiamız için hukukçu eksikliğimize dışardan katkı sunarak; var olan gerçek bir sorundan, “adı bile kazınmak üzere olan kimsesiz meslek insanlarına moral olduğu için” takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Sorgulama cesaretimizi hatırlatarak, iyi ve güzel şeylerin adalet bağlamında yarınlara kutup yıldızı olacağı inancımızı arttırmıştır.

Meslek camiası da umarım aynı düşünceler ile aşağıya aldığımı Karar hakkında mütalaalarını yaparlar.

 

Saygılarımla.02.11.2020

 

Selahattin İPEK

Sorumlu Denetçi

Bdselahattinipek@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

T.C.

IZMIR

BÖLGE IDARE MAHKEMESI

2.VERGI DAVA DAIRESI

 

ESAS NO : 2020/783

KARAR NO : 2020/837

 

  İSTİNAF BAŞVURUSUNDA

 

BULUNAN (DAVALI)                       : MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

                                                           (TURGUTLU VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ)

 

 

VEKİLİ                                              : AV. ÖMER FARUK SİNANOĞLU

                                                           Manisa Vergi Dairesi Başkanlığı Hukuk Bürosu Aynıali Mah. 3316 Sok. No:22 Merkez/MANİSA

 

KARŞI TARAF (DAVACI)               : NECLA ŞAŞMAZ

 

 

VEKİLİ                                               : AV. NAZLI GAYE ALPASLAN (E-Tebligat)

 

İSTEMİN  ÖZETİ                               :Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının, muhasebe hesap ve işlemlerini yaptığı Burcu Şıt'a ait vergi ve cezalardan dolayı mütelselsil sorumluluk kapsamında adına düzenlenen 26.04.2019 tarih ve 20190426...01 ile 02 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; davacının, mükellefin  defter ve belgelerinin incelemeye ibraz edilmemesi konusunda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, tasdikli olmayan deftere dayanarak beyanname vermesinin ise 213 sayılı Kanun'un mükerrer 227. maddesinde yer alan, "meslek mensuplarının, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarındaki bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden  belgelere  uygun  olmaması"  kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, öte yandan defter ve belgelerin asıl borçlu tarafından incelemeye ibraz edilmediği dikkate  alındığında,  davacı  tarafından  imzalanan beyannamelerde yer alan bilgilerin, defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmadığı yönünde idarece yapılmış herhangi bir tespitin de bulunmadığı dolayısıyla sadece defterlerin tasdiksiz olmasına dayanılarak davacı adına müteselsil sorumluluktan hareketle düzenlenen davaya konu  ödeme  emirlerinde  yasal  isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden Manisa Vergi Mahkemesinin 23/01/2020 gün ve E: 2019/611, K: 2020/70 sayılı kararının; dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.

 

 

SAVUNMANIN ÖZETİ                     : Savunma verilmemiştir.

 

 

TÜRK  MİLLETİ  ADINA

 

Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:

 

Manisa Vergi Mahkemesince verilen 23/01/2020 gün ve E: 2019/611,  K:  2020/70  sayılı karar hukuka uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.

 

Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda gösterilen 78,50  TL yargılama giderinin istinaf başvurusunda bulunan  üzerinde  bırakılmasına,  kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde  Danıştay'da  temyiz  yolu  açık  olmak  üzere 19/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

 

Başkan MUSTAFA BAHTİYAR    33814                                                                                                                     Üye İRFAN İN 37758                                                                                Üye EMRE ERGÜL118397

 

Kaynak: www.bdTurkey.com

17 Eylül 2020 Perşembe

MALİ MÜŞAVİRLERİN İNCELEME YAPMA YETKİLERİ YOKTUR...SAHTE FATURADAN DOLAYI SORUMLU TUTULAMAZ...

 

Mali müşavirlerin inceleme yapma yetkileri, ancak vergilendirmeye esas alınan belge, kayıt düzeni ve matrah tespitinde dikkate alınması gerekli işlemlerin muhasebe usul ve esasları ile kanunlarda belirtilen düzenlemelere uygunluğu konusunda biçimsel inceleme yapmaktan ibarettir.

Mali müşavirlerin sahip olmadıkları yetkinin kullanılmamasından dolayı sorumlu tutulmaları hukuken mümkün değildir.

Müşterisi kaçakçılık fiili işlese de bunun beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmamasından kaynaklanmaması müşterek ve müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Ankara BİM 3. VDD
Esas: 2017/481
Karar: 2017/1162

BEYANNAMESİ VERİLMEYEN GEÇİCİ VERGİLER ÜZERİNDEN VERGİ ZİYAI CEZASI KESİLEBİLİR Mİ?

 

Davacı .... Taşımacılık Loj. Hizm. İnş ve San. Tic. Ltd Şti tarafından 2013 yılı 1, 2, 3 ve 4. geçici vergi dönemlerine ilişkin geçici kurumlar vergisi tarhiyatları ile bu tarhiyatlar üzerinden tekerrür hükümleri de dikkate alınarak kesilen 1,5 kat vergi ziyaı cezalarının iptali istemiyle Göztepe Vergi Dairesi Müdürlüğüne karşı açılan davada işin gereği düşünüldü: Mahkememizde yapılan incelemede, Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. Maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Yapılan incelemeler sonucunda, geçmiş dönemlere ait geçici verginin %Î0' u aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tesbiti halinde, eksik beyan edilen bu kısım için re'sen veya ikmalen geçici vergi tarh edilir.

 

Mahsup süresi geçtikten sonra, kesinleşen geçici vergiler terkin edilir, ancak gecikme faizi ve ceza tahsil edilir. “ hükmündeki “ve ceza” ibaresinin görülmekte olan davayı doğrudan etkiler mahiyette olduğu ve Anayasanın 10 ve 38. Maddeleri ile evrensel hukukta geniş kabul gören “non bis in idem” kuralına aykırılık teşkil edebileceği kanaatinin oluşması nedeniyle somut norm denetimi talebinde bulunulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

 

1. Vergi Ziyaı ve Cezası Vergi mükellefi veya vergi sorumlusundan kaynaklanan nedenlerle verginin zamanında tahakkuk etmemesi veya eksik tahakkuk etmesi halinde “vergi ziyaı” olarak adlandırılan kabahat işlenmiş sayılmaktadır. Bu kabahatin cezası ise, bir idari yaptırım türü olan “vergi ziyaı cezası”dır. Nısbi olarak belirlenen bu cezanın genel oranı ziyaa uğratılan verginin bir katı olmakla birlikte, kimi hallerde farklılaştırılmış oranlarda ceza kesileceği de Kanunda aynca düzenlenmektedir.

 

2. Geçici Vergi Geçici vergi sadece kurumlar vergisi ve gelir vergisi için Öngörülmüş; gelir vergisi bakımından da basit usule tabi olmayan ticari kazanç ve serbest meslek kazancı ile sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda kurumlar vergisi mükellefleri geçici kurumlar vergisi, geliri basit usulde olmayan ticari kazanç veya serbest meslek kazancından oluşan gelir vergisi mükellefleri de geçici gelir vergisi Ödemektedir. Kanunda geçici vergilerin altışar aylık kazançlar üzerinden alınacağı düzenlenmekte, yasal yetki çerçevesinde çıkarılan idarenin düzenleyici işlemi ile bu süre üç aya indirilmekte ve ayrıca matrahların kümülatif toplamlar şeklinde dikkate alınacağı öngörülmektedir.

 

3. Geçici Verginin Bir Vergi Niteliğinde Olup Olmadığı Sorunsalı Kanunda geçici vergi her ne kadar “vergi” adı altında düzenlense de, geçici vergi bir vergi türü değil, vergi tahsil yöntemi; diğer bir tabirle de vergi için yapılan bir ön ödemedir. Zaten bir vergi kanununa konulan ve oldukça sınırlı düzenlemeler ihtiva eden tek bir madde ile yeni türden bir vergi ihdas edilmiş olması mümkün değildir. Buna ilişkin olarak; 3. 1. Anayasa Mahkemesinin 07/11/1989 Tarihli Kararı Kanunlarımızda geçici vergiye ilişkin o dönemde yer alan düzenleme için Anayasa Mahkemesinde açılan soyut norm denetimi davasında verilen 07/11/1989 tarih ve E: 1989/6, K: 1989/42 sayılı kararda “Geçici vergi, kesin olmayan, değişken ve hesabı daha sonra Esas Sayısı : 2019/16 Karar Sayısı : 2019/15 2 yapılarak tamamlattırılacak ya da geri verilecek bir vergi, daha açık anlatımla, bu niteliği bakımından bir vergi alım yöntemidir.

 

Hukuksal niteliğiyle bir vergi öğesi olan malî gücün geçici vergiyle uyuşmazlığı söz konusu olamaz. Malî güç, tartışmasız gözetileceğine göre, vergi geçici olsa da olmasa da, uyulması zorunlu bulunduğundan, geçici vergiden bunun dışlanması ya da geçici vergi alınırken malî gücün gözardı edilmesi düşünülemez. Gerçekte bir “vergi sayılmaması gereken inceleme konusu “geçici vergi”nin malî güce göre saptanması zorunluluğu da bulunmamaktadır. İncelenen yapısıyla geçici vergide, vergiye dayanak olan, vergiyi doğuran olay, matrah ve oran öğeleri yoktur.

 

Bu husus, Maliye Bakanlığı yetkililerinin sözlü açıklama sırasındaki anlatımlarıyla da doğrulanmıştır. Gelir ve Kurumlar Vergisinin ilkeleri olduğu gibi korunmuş, bu vergilerin “malî güç” ilkesine uygun olarak benimsenen kuralları değiştirilmemiş, yalnız ödeme sistemi yenilenerek “peşin” ya da “ön ödeme” adı verilen bir uygulamaya geçilmiştir. Önceki uygulamaya göre 3- 21 ay arasında değişen bir gecikmeyle değil, gelirin elde edildiği yıl içerisinde vergisinin de alınmasını amaçlayan işleyiş, yeni bir vergi yaratmamakta, ödenmesi zorunlu verginin daha erken yatırılmasını sağlamaktadır.” gerekçesine yer verilmiştir.

 

Bu gerekçe de açıkça göstermektedir ki geçici vergi bir vergi değil, vergi tahsil yöntemidir. 3.2. Geçici Verginin Doktrindeki Vergi Tanımına Uymaması 3.2.1. Geçici Verginin Karşılıksız Olmaması Geçici vergiler Kanuna göre “cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere” alınmakta, bir bakıma cari vergilendirme döneminde kullanılmak üzere bir açık çeke dönüşmektedir.

 

Oysa vergi teorisinde yer alan ve geniş kabul gören vergi ilkelerinden birisi de verginin karşılıksız olmasıdır. Günümüzde vergilerin dayanağını açıklayan en geçerli teori egemenlik teorisi olup, bu teoriye göre vergi alınmasına kamu hizmetleri dahi karşılık gösterilmemekte, vergi alınabilmesi yalnızca devlet egemenliğine dayandırılmaktadır. Yıllık vergiden mahsup edilme karşılığında alman dolayısıyla bir karşılığı bulunan geçici vergi bu özelliğiyle doktrinde yer alan “vergi” tanımına uymamaktadır.

 

 

3.2.2. Geçici Verginin Nihai Olmaması Yıl içerisinde ödenen geçici vergiler, cari vergilendirme dönemi için hesaplanan vergiden fazla olması halinde “Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir” hükmü uyarınca mükellef lehine bir iadeye konu olabilmektedir. Geçici vergiler iadeye konu olan bu özelliğiyle nihai bir kamu geliri olan vergiden ziyade, geçici bir kamu geliri olan devlet borçlanmasına benzemektedir. Aksi durumda mükellefi tarafından beyan edilerek ödenen ve hukuka aykırılığı bulunmayan bir verginin iadeye konu edilebilmesi mümkün değildir. Katma Değer Vergisi Kanunda istisnalara ilişkin düzenlemeler uyarınca kimi hallerde mükelleflere KDV iadesi yapılmakla birlikte, burada da iade olunan vergi mükellefin beyan ederek ödediği vergi değil, mükellefin aldığı mal ve hizmetlere ilişkin satıcılara ödediği ve “iade edilebilir KDV” adı altında kayıtlarına intikal ettirdiği ve dolayısıyla kendisinin değil, mal veya hizmet satın aldığı satıcının mükellefi olduğu KDV’dir.

 

 

Mükellefi tarafından beyan edilerek ödendiği halde iadeye konu olabilen geçici vergiler, bu haliyle de nihai bir kamu geliri olan “vergi” olma vasfını taşımamaktadır. Esas Sayısı : 2019/16 Karar Sayısı : 2019/15 3 4. Geçici Vergi Üzerinden Vergi Ziyaı Cezası Kesilmesi Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Mahsup süresi geçtikten sonra, kesinleşen geçici vergiler terkin edilir, ancak gecikme faizi ve ceza tahsil edilir.” hükmü uyarınca mahsup dönemi geçtikten sonra tespit edilen geçici vergi veya geçici vergi farkları tarh edilmekte, sonrasında ise tarhiyat tahakkuka dönüşmemekte; terkin edilmektedir. Bu suretle yapılan tarhiyatın gerçek bir tarhiyat olmadığı, üzerinden bir kısım işlem hesaplamaların gerçekleştirileceği gölge bir tarhiyat niteliğinde olduğu kesinleşmesine müteakip terkin edilmesine karşın gecikme faizi ve ceza tahsil edilmektedir.

 

 

Burada yer alan “ceza” lafzından hangi tür cezanın kastedildiği ise açık ve anlaşılır değildir. Bu ceza ibaresi vergi idaresi tarafından vergi ziyaı cezası olarak yorumlanmakta, vergi yargısının yerleşik kararlarına gire de mahsup dönemi geçmiş dahi olsa geçici vergi üzerinden vergi ziyaı cezası kesilmesi ve tahsil edilmesi hukuka aykırı bulunmamaktadır. 5. Anayasaya ve Evrensel Hukuka Aykırılık Tespitleri 5.1. Anayasanın 38. Maddesine Aykırılık Anayasamızın 38. Maddesi “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” hükmünü ihtiva etmektedir.

 

Bu hükme göre bir ceza verilebilmesi için bu cezanın Kanunda açıkça düzenlenmiş olması gerekmektedir. Kanunda açıkça öngörülmemiş bir cezanın genişletici yorumla getirilmesi veya cezanın varlığının yoruma dayalı olarak değişmesi mümkün değildir. Mahsup dönemi geçtikten sonra tarh edilen geçici vergiler; gerek mahiyeti itibariyle bir vergi olmaması, gerekse de tahakkuk etmeyecek olması nedeniyle; verginin zamanında tahakkuk etmemesi veya eksik tahakkuk etmesi anlamına gelen “vergi ziyaı”nı sebebiyet vermeyecek; buna ilişkin bir vergi ziyaı cezası da söz konusu olamayacaktır.

 

 

Buna karşın Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. Maddesinde “ceza” ibaresine yer verilmekte, ancak bu cezanın vergi ziyaı cezası olduğu yönünde bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durum mahsup dönemi geçtikten sonra tarh edilen ve kesinleşmesine müteakip terkin edilecek olan geçici verginin bir vergi ziyaı cezasına konu edilip edilemeyeceğini idarenin yorum ve takdirine bırakmaktadır.

 

Mahiyeti itibariyle bir vergi olmayan ve mahsup dönemi geçtikten sonra tahakkuk etmeyecek, aksine, terkin edilecek olan geçici vergilerin de vergi ziyaına sebebiyet vereceği varsayımı halinde ise, geçici vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası, mevcut olması halinde yıllık, vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ile Kabahatler Kanununun “içtima” başlıklı 15. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca birleşecektir. Nitekim Vergi Usul Kanununun 335. Maddesinde tek fiille farklı neviden vergiler bakımından vergi ziyama sebebiyet verilmesi halinde her vergi için ayrı ayrı vergi ziyaı cezası kesileceği düzenlenmiş; tek fiille aynı neviden (geçici ve yıllık) vergiler bakımından vergi ziyama sebebiyet verilmesi halinde birleşmeye mani bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir.

 

 

Buna karşın, Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. Maddesi terkin edilecek geçici vergiye ilişkin cezanın tahsil edileceğini düzenlemekte, bu durum ise söz konusu cezanın mevcut olması halinde yıllık vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ile birleşip birleşemeyeceği konusunda tereddüte yol açmakta ve buna ilişkin uygulamayı da idarenin yorum ve takdirine bırakmaktadır.

 

 

Esas Sayısı : 2019/16 Karar Sayısı : 2019/15 4 Geçici vergiler için vergi ziyaı cezası kesilecekse ve bu ceza yıllık vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ile birleşmeye de konu edilemeyecekse bunların vergi kanunlarında açıkça düzenlenmesi gerekmekte olup, idareye takdire dayah uygulama imkanı veren “ve ceza tahsil edilir” hükmü, bu haliyle Anayasa ile güvence altına alınan cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

 

5.2. Anayasanın 10. Maddesine Aykırılık Anayasamızın 10. Maddesinde de yer verilen eşitlik ilkesinin bir gereği olarak, gerek vergilendirmede, gerekse cezalandırmada aynı hukuki durumda bulunanların eşdeğer yükümlülük ve sorumluluklara tabi tutulması gerekmektedir. Gelir vergisi mükellefleri dikkate alındığında; geliri “ücret”ten oluşan mükellefler aylık dönemler itibariyle vergilendirilmekte, geliri “diğer kazanç ve iratlar”dan oluşan mükelleflerin vergilendirme dönemleri için Kanunda özel düzenlemeler yer almakta, geliri “ticari kazanç”, “zirai kazanç” “serbest meslek kazancı”, “menkul sermaye iradı” ve “gayrimenkul sermaye irad”ndan oluşan mükellefler ise yıllık dönemler itibariyle vergilendirilmektedir.

 

Bu mükelleflerden sadece (basit usul haricindeki) ticari kazanç ve serbest meslek kazancı mükellefleri için geçici gelir vergisi öngörülmüş, diğer mükellefler için böyle bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Geçici vergiler yıllık vergiden mahsup edileceği ve gereğinde de iadeye konu olacağı için, geçici vergi mükelleflerinin ödeyeceği vergiler bakımından bir eşitsizlik söz konusu olmamakta ise de; Geçici vergilerin zamanında tahakkuk etmediği veya eksik tahakkuk ettiğinin mahsup dönemi geçtikten sonra tespit edilmesi halinde, (basit usulde olmayan) ticari kazanç ve serbest meslek kazancı mükellefleri hem geçici vergi bakımından, hem de yıllık vergi bakımından vergi ziyaı cezasına muhatap kılınabilmekte; bu durumsa bu mükelleflerin diğer gelir vergisi mükelleflerinden daha ağır şekilde cezalandırılması sonucunu doğurmaktadır.

 

Geçici vergilerin zamanında tahakkuk etmediği veya eksik tahakkuk ettiğinin mahsup dönemi geçmeden (cari yıl gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi verilmeden) tespit edilmesi halinde ise, sadece geçici vergi için vergi ziyaı cezası kesilecek, burada tarh edilen geçici verginin tahakkuk etmesine mani bir durum bulunmadığı ve tahakkuk eden bu verginin yıllık vergiden mahsubu söz konusu olacağı için yıllık vergi bakımından vergi ziyaı doğmayacaktır.

 

Bu durum ise, mahsup dönemi geçtikten sonra vergi incelemesine tabi tutulan geçici vergi mükelleflerinin, mahsup dönemi geçmeden vergi incelemesine tabi tutulan geçici vergi mükelleflerinden daha ağır şekilde cezalandırılması sonucunu doğuracaktır. Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. Maddesinde yer alan “ve ceza tahsil edilir” hükmü, cezaların gelir vergisi mükellefleri arasında, hatta kimi zaman da geçici gelir vergisi mükellefleri arasında eşitliği bozacak şekilde uygulanması sonucunu doğurmakta ve bu haliyle de Anayasa ile güvence altına alman eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

 

5.3. Non Bis In Idem Kuralına Aykırılık Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7 Numaralı Ek Esas Sayısı : 2019/16 Karar Sayısı : 2019/15 5 Protokolünün “Aynı Suçtan İki Kez Yargılanmama ve Cezalandırılmama Hakkı” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında, “Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez.” hükmü yer almaktadır. Bir fiil ile aynı neviden vergi için vergi ziyama sebebiyet verilmesi halinde, ziyaa uğratılan vergi tek bir kez almıyor olmasına karşın, tek fiille ziyaa uğratılan ve aynı neviden sayılan bu vergiler için aynı tür idari yaptırım olan vergi ziyaı cezasının iki kez kesiliyor ve tahsil ediliyor olması, evrensel hukukta geniş kabul gören non bis in idem kuralına da aykırılık teşkil etmektedir.

 

 

6. Sonuç ve İstem Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120. Maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Yapılan incelemeler sonucunda, geçmiş dönemlere ait geçici verginin %10’u aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tesbiti halinde, eksik beyan edilen bu kısım için re’sen veya ikmalen geçici vergi tarh edilir. Mahsup süresi geçtikten sonra, kesinleşen geçici vergiler terkin edilir, ancak gecikme faizi ve ceza tahsil edilir.” hükmündeki “ve ceza” ibaresinin, görülmekte olan davayı doğrudan etkiler mahiyette olduğu ve Anayasamızın 10. ve 38. maddeleri ile evrensel hukukta geniş kabul gören non bis in idem kuralına aykırılık teşkil edebileceği kanaatinin Mahkememizde oluşması nedeniyle, doğrudan iptali veya daha anlaşılır şekilde yeniden düzenlenmek üzere iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinden somut norm denetimi talebinde bulunulmasına ve dosya evraklarının onaylı birer suretinin bu kararla birlikte Anayasa Mahkemesine gönderilmesi 16/01/2019 tarihinde karar verildi.”


Esas Sayısı : 2019/16 Karar Sayısı : 2019/15 1

 

26 Ağustos 2020 Çarşamba

YMM RAPOR İÇİN "DEFTER İNCELEME YETKİSİ OLMADIĞI "İÇİN KESİLEN CEZALARIN İPTALİ KARARI

 


Yeminli mali müşavir olan davacı adına, ... 'a ait vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin dava açılmıştır.


........cevaben gönderilen belgelerin incelenmesinden; alt firmalar hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarının düzenlenme tarihlerine göre , iade tasdik raporlarının düzenlendiği tarihte, iadeye esas alışların gerçekleştirildiği mükellefler ile alt mükellefler hakkında henüz gerçek bir faaliyetlerinin olmadığı ve faturalarının sahte olduğu yönünde davacının ulaşabileceği herhangi bir tespitin bulunmadığının anlaşıldığı,diğer taraftan , yeminli müşavir davacı tarafından, üçüncü kişilerden defter ve belge istemek suretiyle karşıt inceleme yetkisi bulunmadığı,
Yerel Mahkeme kararında özetle; Sahte fatura düzenledikleri yönünde düzenlenmiş bir vergi tekniği raporunun mevcut olduğu hususunun VEDOP sisteminde yapılacak sorgulama ya da mükelleflerin defter-belgeleri üzerinde yapılacak bir karşıt incelemeyle tespit edilmesi imkanının bulunmadığı, davalı idarece, mükellefin defter-belgelerinde, vergilendirmeye esas alınacak belge, kayıt ve matrah tespitinde dikkate alınacak diğer işlem ve donelerin, muhasebe usul ve esaslarına, mevzuatta belirlenen düzenlemelere ve beyanlarına, biçimsel olarak uygun bulunmadığı hususunda başkaca bir iddia ileri sürülmediği, ya da bu hususta bir tespit ve belge ibraz edilmediği dikkate alındığında, davalı idarece haksız yere iade alınmak suretiyle ziya uğratıldığı ileri sürülen katma değer vergileriyle ilgili olarak, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 227.maddesinde düzenlenen sorumluluk şartlarının gerçekleşmediği sonucuna varılarak, söz konusu katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve yargı harcından müteşekkil amme alacağının, müteselsil sorumlu sıfatıyla davacıdan takibi amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
İstinaf başvurusuna konu vergi mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun REDDİNE karar verilmiştir.
Sonuç olarak; Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin vergi mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki bölge idare mahkemesi vergi dava dairesinin kararının onanmasına karar verilmiştir.
T.C. DANIŞTAY Dokuzuncu Dairesi
Esas No : 2017/4264 Karar No : 2020/388 Tarih : 04.02.2020

not:Bu KARAR MALİ MÜŞAVİRLER İÇİN DE EMSAL NİTELİĞİNDEDİR...
Çünkü Mali Müşavirlerin DEFTER İNCELEME YETKİSİ BIRAK TASDİK VE KARŞIT İNCELEME YETKİSİ BİLE YOK...

9 Ağustos 2020 Pazar

MUKELLEFLERİN KENDİ KUSURLKARINDAN DOLAYI SMMM NİN SORUMLULUĞU (SMMM SAHTE FATURADAN SORUMLU OLABİLİRMİ )

 KARŞI İNCELEME YETKİSİ MEVCUT OLMAYAN SMMM MESLEK MENSUPLARININ MÜKELLEFİN ALDIKLARI VEYA KULLANDIKLARI YANILTICI FATURALARLA İLGİLİ SORUMLU OLMASI OLANAKSIZDIR

MÜKELLEFE CEZALI TARHİYAT ÖNEREN İNCELEME RAPORLARI
MÜKELLEFLERİN KENDİ KUSURLARINDAN DOLAYI VEYA İŞLEDİKLERİ CEZAYI GEREKTİRİR FİİLLERİ NEDENİ İLE KENDİLERİNE KESİLECEK CEZALARDAN MESLEK MENSUPLARININ SORUMLU TUTULMASI OLANAKSIZDIR
SERBEST MUHASEBECİ VE MALİ MÜŞAVİR MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL SORUMLULUĞU
SMM SORUMLULUK RAPORU
İÇTİHAT METNİ
ÖZET :
Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir.
Ödeme emirlerinin yetkisiz vergi dairesi tarafından düzenlendiği, mükellefin şahsında hata yapıldığı, aynı amme alacağının asıl borçlu şirket ve muhasebecisi adına aynı anda takip edildiğinden mükerrer takip bulunduğu, müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olunduğu kabul edilmemekle birlikte asıl borçlu şirket hakkında yapılan takip kesinleşmeden adına takip yapılmasının da hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir
Anılan hükümler uyarınca, Serbest Muhasebecilerin müşterek ve müteselsil sorumluluğundan söz edilebilmesi için çalışma konuları içinde yaptığı ve yapması gereken işler dolayısıyla, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmaması ve bunun neticesinde vergi kaybı meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Davacı hakkında düzenlenen Görüş ve Öneri Raporu (SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İstemin Konusu : İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 17/07/2017 tarih ve E:2017/728, K:2017/1952 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava Konusu İstem: Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin 27.11.2015 tarih ve E.112890 sayılı işlemin iptali istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İzmir 4. Vergi Mahkemesi’nin 21/12/2016 tarih ve E:2016/301, K:2016/1935 sayılı kararıyla; davacı hakkında düzenlenen 06/09/2014 tarih ve 2014/-A-97/45 sayılı Görüş ve Öneri Raporu(SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti: Davacı adına, muhasebecisi olduğu şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı süresinde dava açılmadığı, anılan ödeme emirleri içeriği amme alacakları yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddinin incelenmesinin uyuşmazlığın özünü oluşturduğu, davacının muhasebecisi olduğu şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespitinin hakkında düzenlenen raporlara ilişkin olarak yapılacak hukuki tartışmayı gerektirdiği, bu haliyle hukuki bir ihtilaftan kaynaklandığı anlaşılan söz konusu davanın 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 122 ve 124. maddelerinde sayılan vergi hataları kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığından, düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:
Ödeme emirlerinin yetkisiz vergi dairesi tarafından düzenlendiği, mükellefin şahsında hata yapıldığı, aynı amme alacağının asıl borçlu şirket ve muhasebecisi adına aynı anda takip edildiğinden mükerrer takip bulunduğu, müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olunduğu kabul edilmemekle birlikte asıl borçlu şirket hakkında yapılan takip kesinleşmeden adına takip yapılmasının da hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir.
Karşı Tarafın Savunması : Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi …. Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü;
KARAR :
İNCELEME VE GEREKÇE:
Maddi Olay: Serbest muhasebeci ve mali müşavir olan davacı tarafından … Ltd. Şti’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla müteselsil sorumlu sıfatıyla adına düzenlenen ödeme emirleri içeriği borçlar yönünden yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin 27.11.2015 tarih ve E.112890 sayılı işlemin iptali istenilmektedir.
İlgili Mevzuat: 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 122. maddesinde, mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilecekleri; 124. maddesinde de, vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri açıklanmıştır. Bu maddeler uyarınca düzeltilmesi vergi dairelerinden istenebilecek vergi hatasının tanımı ise, aynı Kanunun 116. maddesinde, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olarak yapılmış, 117. maddesinde, hesap hataları olarak; matrah hataları, vergi miktarında hatalar ve verginin mükerrer olması; 118. maddesinde de, vergilendirme hataları olarak; mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, mevzuda hata ve vergilendirme veya muafiyet döneminde hatalar gösterilmiş bulunmaktadır.
3568 sayılı Serbest Muhasebecilik Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 2’nci maddesinde serbest muhasebeci mali müşavirlerin çalışma konularının; gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin, genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince defterlerini tutmak, bilanço, kar zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak, muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak, bu konularda belgelerine dayanılarak inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak olduğu ifade edilmiş, Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17’nci maddesinde de serbest muhasebecilerin çalışma konularının, gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin; genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak olduğu belirtilmiş, bu yetkilerin kullanılmasından doğan mali sorumluluklar ise 4008 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanununa eklenen mükerrer 227’nci madde ile düzenlenerek, beyannameyi imzalayan meslek mensupları, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza ve gecikme faizinden mükelleflerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda anılan hükümler uyarınca, serbest muhasebecilerin müşterek ve müteselsil sorumluluğundan söz edilebilmesi için çalışma konuları içinde yaptığı ve yapması gereken işler dolayısıyla, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmaması ve bunun neticesinde vergi kaybı meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Davacı hakkında düzenlenen 06/09/2014 tarih ve 2014/-A-97/45 sayılı Görüş ve Öneri Raporu(SMMM Sorumluluk Raporu)’nda davacının bu sorumluğunu doğuracak hususların açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mükellefçe kendisine verilen bilgi ve belgelerden farklı olarak muhasebe kayıtlarına aykırı biçimde kayıt yaptığına veya kayıtları mali tablolara yansıtmadığına yönelik tespitlere yer verilmediği görüldüğünden, dava konusu düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu kabul edip, davayı reddeden İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 17/07/2017 tarih ve E:2017/728, K:2017/1952 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi’ne gönderilmesine, 20/02/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.

T.C.
DANIŞTAY 9.Dairesi
Esas No : 2017/2642 Karar No : 2020/988 Tarih : 20.02.2020

2 Ağustos 2020 Pazar

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ -519- İZAHA DAVET TEBLİĞ ÖZET NOTLARI


1-) Vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitler hakkında tespit tarihine kadar ihbarda bulunulmamış olması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilir.. İzaha davet yazısının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre (önceki hali 15 gün idi) içerisinde izahta bulunulması durumunda, yapılan izah değerlendirilerek değerlendirme sonucunu içeren yazı mükellefe tebliğ edilir.
2-Bir ay içinde izahat yapılması ve uygun görülmesi halinde yaptırım uygulanmaz. Ancak yeterli görülmeyen veya gerekli işlemler /Düzeltmeler yapılması halinde ;6183 /51 uygulanan gecikma zammı ve peşin ödenmesi halinde vergi ziyana uğranılan tutardan %20 kesilir.
Ancak Bu durum ; Bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmez.
3-sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarı, bir takvim yılında 100 bin Türk lirasını geçmeyen (Eskidden 50 Bin idi) veya bu tutarı geçse bile ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmayan mükelleflere ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilebilir.
4-Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilenlerin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yetkili komisyona izahta bulunmaları gerekmektedir.Süresinde yapılan izah, komisyonca en geç 45 gün içinde değerlendirilerek sonuca bağlanır.
5-Ön Tespitlere İlişkin Tutarların Birlikte Değerlendirilmesi; yani ; Mükelleflere SMİYB ön tespit yazısının tebliğ edilip edilmeyeceğinin belirlenmesinde sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olarak kullanılmış olabilecek belgeler, her bir ön tespit itibarıyla, daha önce o yıl için yapılan ön tespitlerdeki tutarlar da dikkate alınarak, bir takvim yılında 100 bin Türk lirasının ve/veya ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’inin aşılıp aşılmadığı bakımından değerlendirilecektir.
Örnek: 3/2/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen faturayla ilgili olarak mükellefe SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmesi mümkün iken, 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen fatura tutarı tek başına ilgili yıldaki mal ve hizmet alışlarının %5'i olan 250.000 TL'yi aşmıyor olmakla birlikte, 3/2/2020 tarihinde düzenlenen rapora istinaden tebliğ edilen SMİYB ön tespit yazısındaki 120.000 TL ile 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen 200.000 TL’nin toplamının (120.000 TL + 200.000 TL = 320.000 TL) ilgili yıldaki mal ve hizmet alışlarının %5'i olan 250.000 TL'yi aşmış olması nedeniyle mükellefe 4/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda belirtilen faturayla ilgili olarak SMİYB ön tespit yazısı tebliğ edilmeyecektir.
6-30 Gün İçinde Ödeme Yapılmaması
Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesi kapsamında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiler ile izah zammının mükelleflerce maddede öngörülen 30 günlük süre içerisinde ödenmemesi durumunda %20 oranında kesilmiş olan indirimli ceza, %50 oranı esas alınarak ikmal edilir ve izah zammının gecikme faizine dönüştürülmesi işlemi yapılır.
7-7.3. Uzlaşma Başvurusu
Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında kendilerine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, bu maddeye göre %20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine süresi içerisinde tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilir. Ancak, maddenin (b) fıkrası kapsamında ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler, bu madde uyarınca kesilecek vergi ziyaı cezası için uzlaşma başvurusunda bulunamaz.
İzaha Davet şartları nelerdir.?
a-Vergi İncelemesine Başlanılmamış veya Takdir Komisyonuna Sevk İşleminin Yapılmamış Olması
b- İhbarda Bulunulmamış Olması
3

25 Haziran 2020 Perşembe

HATALI BİLDİRİMLER NEDENİYLE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNDEN YERSİZ YARARLANMIŞ SİGORTALILARLA İLGİLİ DÜZELTMELER NASIL YAPILACAK

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan sigortalıların işverenlerce beyan edilen kısa çalışma süreleri, işverenlerce SGK’ya bildirilen prim gün sayıları ile İŞKUR tarafından aylık olarak karşılaştırılmaktadır.

Yapılan karşılaştırmalar sonrasında sigortalıların ödenek aldığı süreleri ile SGK’ya bildirilen prim gün sayıları toplamının 30 veya 31 güne kadar olması halinde, İŞKUR’a bildirilen çalıştırılmayacak süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının mutabık olduğu kabul edilmektedir.

Buna karşın sigortalının ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayıları toplamının 31 günü aşması halinde, aşan kısım yersiz ödeme olarak kabul edilmektedir. 

Örneğin, 1/4/2020 tarihinden itibaren kısa çalışmaya geçen işyerinde haftalık çalıştırılmayacak süresi 22,5/45 olarak İŞKUR’a beyan edilmiş bir çalışan adına İŞKUR tarafından Mayıs ayında 15 günlük kısa çalışma ödeneği verilmektedir. Mayıs ayı her ne kadar 31 gün çekse de sigortalı adına SGK’ya 15 veya 16 günlük prim günü bildirilmesi ve toplamda 30 veya 31 güne ulaşılması halinde İŞKUR tarafından usulüne uygun bildirim yapılmış kabul edilmektedir. Ancak bu örnekteki sigortalı adına Mayıs ayında SGK’ya 15 günlük bildirim yapılmış ise sigortalının çalıştığı süre ile hafta tatiline hak kazandığı süreler puantaj kayıtlarıyla desteklenmediği takdirde SGK tarafından sonradan eksik günlerle ilgili yapılacak denetimlere istinaden bir günlük ek bildirge istenilmesi durumuyla karşılaşılabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Diğer taraftan İŞKUR tarafından yayımlananan 2020/1 sayılı Pasif İşgücü Genelgesinde yer alan “ KÇÖ ödeme gün sayısı ile SGK kayıtlarındaki ilgili dönemdeki prim gün sayısı (Hastalık gerekçesiyle bildirilen eksik gün sayısı dâhil) toplamda 30 gün olmalıdır. Ancak, oranlardaki küsuratların tama iblağı veya ay içinde fiili gün sayısı esas alınması gibi nedenlerle ay içinde işveren tarafından yatırılan prim sayısı (Hastalık gerekçesiyle bildirilen eksik gün sayısı dâhil) ile ödenen kısa çalışma gün sayısı toplamı 31 gün olabilecektir.” açıklamasına istinaden karşılaştırma yapılan ayın 30 gün çekmesine rağmen, sigortalıların ödenek aldığı süreleri ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamı 31 gün olsa bile yapılan bildirimler doğru kabul edilmektedir.

Sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının 31 günü aşması durumunda yapılması gereken işlemler

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamının 31 günü aşması halinde 2020/1 sayılı Genelgede yer alan “sigortalıların prim gün sayısı ile kısa çalışma gün sayısının toplamı 31 gün olabilecektir.” İbaresinden hareketle İŞKUR tarafından toplamda 31 günü aşan süreler için yersiz ödeme çıkartılmaktadır.

Hatalı ödemelerin tahsili hususunda;
- Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Hakkında Yönetmeliğin 7/11. Fıkrasında “İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden, işçinin kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte işçiden tahsil edilir.”

-2020/1 sayılı Pasif İş Gücü Genelgesinde ise“Ayrıca, işçiden tahsilat işlemine başlamadan önce kişinin hesabında ve emanet hesabında  para olup olmadığının da kontrol edilmesi, para olması halinde Kurum hesabına aktarma işlemin yapılması, kalan borcu olması halinde ise ilgilisinden tahsil edilmesi gerekmektedir.” şeklinde açıklama yapılmıştır.
Dolayısıyla kısa çalışma ödeneği alan sigortalılara yapılan fazla ödemeler, varsa sigortalının takip eden aydaki ödeneğinden mahsup edilmekte, yoksa işverenden tahsili cihetine gidilmektedir.
Bu bağlamda, haftalık çalıştırılmayacak süresi 22,5/45 olarak bildirilmiş ve Mayıs ayı için 15 günlük kısa çalışma ödeneği almış bir sigortalı adına, SGK’ya yanlışlıkla 30 günlük prim bildirilmiş olması durumunda, sigortalının Haziran ayı için 15 günlük bir ödeneği varsa yersiz ödeme bu ödenekten mahsup edilmekte, yoksa işverenden tahsil edilmektedir.
Bu durumda, işveren tarafından 15 prim günü üzerinden düzenlenecek iptal nitelikteki bildirgenin SGK’ya kağıt ortamında (kısmi iptale ilişkin bildirge e-Bildirge V2 uygulaması üzerinden gönderilemediğinden) verilmesi gerekecektir. Ancak yasal süresi dışında verilen iptal nitelikteki bildirgeler denetime sevk edilerek uygun görülmesi halinde işleme alınacağından, denetim sonuçlanıncaya kadar sigortalının ödenek alamaması veya işverenin yersiz yapılan ödemeyi faiziyle ödemesi gibi bir durumla karşılaşılabilecektir.

Gerek sigortalının takip eden aydaki ödeneğinin kesilmemesi, gerekse takip eden ayda ödenek yoksa işverenin yersiz yapılan ödemeyi faiziyle birlikte ödememesi adına, SGK’ya verilen iptal nitelikteki bildirgenin bir sureti de dilekçeye eklenmek suretiyle İŞKUR’a müracaat edilmesi, dilekçede ilgili ayda SGK’ya hatalı bildirim yapıldığı, ancak hatalı bildirimin düzeltilmesi amacıyla iptal nitelikteki bildirgenin SGK’ya verildiği, takip eden ayda sigortalının mağdur edilmemesi adına ödeneğin kesilmeyerek sigortalıya ödenmesi veya işverenden tahsil edilmemesinin talep edilmesi, SGK’nın iptal nitelikteki bildirgeyi işleme almaması halinde yersiz yapılan ödemenin faiziyle birlikte ödeneceğinin taahhüt edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Tabi en önemlisi bu taahhüdün İŞKUR tarafından da uygun görülmesi gerekecektir.
Yok eğer işveren, “ hiç bu işlemlerle uğraşmayayım, sigortalının takip eden aydan mahsup edilen kısa çalışma ödeneğini sigortalıya ben ödeyim veya sigortalıya takip eden aydaki kısa çalışma ödeneği ödenmiş ise İŞKUR’a faiziyle birlikte ödemeye razıyım” derse, sigortalının alamadığı ödeneği sigortalıya ödemesi veya sigortalı ödeneğini almış ise İŞKUR’a faiziyle birlikte ödemesi gerekecektir. Bu durumda sigortalının takip eden aydaki ödeneği bir önceki ayda yapılan yersiz ödemeye mahsup edilmiş olsa da veya bir önceki ayda yapılan yersiz ödeme işverenden faiziyle tahsil edilecek olsa da takip eden ayda sigortalı adına ödeme planında belirtilen kısa çalışma ödeneği gün sayısı kadar SGK’ya eksik gün bildiriminde bulunulabilecektir. 

Sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının 30 veya 31 günün  altında kalması durumunda yapılması gereken işlemler

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların kısa çalışma ödeneği aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayısı toplamının ayın çektiği gün sayısına göre 30 veya 31 günün altında olması durumunda, İŞKUR tarafından yersiz ödeme oluşturulması gibi bir durumla karşılaşılmayacaktır.
Ancak bu durumda kısa çalışma ödeneği alan sigortalının SGK’ya bildirilen prim gün sayısının eksik olması nedeniyle, gerek sonradan yapılacak uygunluk denetimleri neticesinde, gerekse sigortalılar tarafından yapılacak ihbar veya şikayetler üzerine yapılacak denetimler neticesinde eksik bildirim yapılan aylar için 2 aylık asgari ücret tutarında idari para cezasına maruz kalınabileceği gibi 2020 yılında alınmış asgari ücret desteklerinin tümünün faiziyle ödenmesi gibi bir durumla karşılaşılabilecektir.
Dolayısıyla sonradan telafisi ağır müeyyidelerle karşılaşılmaması adına kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ayın kalan günlerindeki prim günlerinin SGK’ya eksik bildirilmiş olması halinde, eksik bildirilen sürelere ilişkin ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin e-Bildirge V2 uygulaması üzerinden gönderilmesi yerinde olacaktır. Süresi dışında yapılacak bu bildirimlerin aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken yasal süreyi izleyen üç ay içinde verildiği takdirde belgede kayıtlı sigortalıların işe giriş bildirgelerinin de süresi içinde verilmesi halinde denetime sevk  edilmeden işleme alınacağı, ayrıca uygulanacak ceza tutarının 2 asgari ücreti geçmemek üzere bildirgede kayıtlı sigortalı sayısı başına asgari ücretin 1/8’i tutarında olacağı hususunun da göz önüne alınarak, bildirgelerin üç aylık süre içinde işverenlerce kendiliğinden verilmesi isabetli olacaktır.

Nacizane küçük bir öneri

Kısa çalışma ödeneği alan sigortalıların ay içinde  İŞKUR’dan ödenek aldığı süre ile SGK’ya bildirilen prim gün sayılarının toplamının 31 günü aşması halinde yersiz yapılan ödemenin doğrudan sigortalının takip eden aydaki ödeneğinden kesilmesi veya işverenden tahsili cihetine gidilmesi yerine, öncelikle durumun İŞKUR tarafından işverene iki satır bir yazı ile veya mail ortamında bildirilerek hatalı bildirimin SGK’dan düzeltilmesinin istenilmesi, aksi halde gerekli müeyyidelerin uygulanacağının bildirilmesi, yaşanan bu pandemi krizinde sigortalıların ve işverenlerin mağduriyetine engel olacaktır.
Bununla birlikte, kısa çalışma ödeneği verilen sürelere münhasıran, İŞKUR’a beyan edilen kısa çalışma süreleri  ile SGK’ya yapılan bildirimlerin toplamının 30 veya 31 günü aşması halinde, işverenlerce düzenlenen iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerinin doğruluğunun İŞKUR’a yapılan kısa çalışma başvuruları ile kanıtlanması durumunda, bu bildirgelerin herhangi bir denetime gidilmeksizin işleme alınması halinde, hem gereksiz bürokratik işlemlerinin önüne geçilmiş olacak, hem de Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarının zaten çok fazla olan iş yükü bir nebze de olsa hafifletilerek çok daha katma değer sağlayan denetimlere sevk edilmelerine imkan sağlanmış olacaktır.

Eyüp Sabri DEMİRCİ