
ÖZET : Dava, temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi
istemine ilişkindir. Yerel Mahkeme, aylık 5000 USD kira bedelini içeren
sözleşmeye geçerlilik tanımak suretiyle, davacı kiralayanın, bu sözleşme
uyarınca, aylık kira parasının 5000 USD üzerinden 30 günlük yasal süre
içerisinde ödenmesi, aksi taktirde temerrüt sebebiyle tahliye davası açılacağı
yönündeki ihtarnamesine rağmen, kira parasının anılan süre içerisinde ödenmemiş
olmasına dayanarak, davacı kiralayan yararına temerrüt sebebiyle tahliye
koşullarının gerçekleşmiş olduğunu kabul etmiş ve hükmünü bu gerekçe
doğrultusunda kurmuştur.
Yerel Mahkemenin bu kararı, hem gerekçesi ve sonucu ve hem de, düşük stopaj
ödenmesi amacıyla düzenlenen ikinci ( aylık 2000 USD kira bedelini içeren )
kira sözleşmesi bakımından, ilgililer hakkında yasal soruşturma yapılmak üzere
durumun mali yönden Ankara Defterdarlığına bildirilmesi yönünden, somut olaya
ve hukuka uygundur.
DAVA : Taraflar arasındaki “temerrüt nedeniyle tahliye” davasından
dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Sulh 1.Hukuk Mahkemesince davanın
kabulüne dair verilen 15.07.2004 gün ve 2004/321-980 sayılı kararın incelenmesi
Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin
30.11.2004 gün ve 7978-8588 sayılı ilamı ile;
( ... Dava temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir. Mahkemece
istem gibi karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz
edilmiştir.
Davacı vekili, davalının 1.1.2000 başlangıç tarihli kira sözleşmesi
gereğince aylık net 5000 ABD doları kira parası karşılığında kiracı olduğunu,
davalının isteği üzerine vergi dairesine ibraz edilmek üzere aylık 2000
Dolarlık ikinci bir sözleşme yapıldığını, ayrıca taraflar arasında 3.1.2000 tarihli
anlaşma ve kabul beyanı başlıklı bir sözleşme daha yapılarak aylık kiranın 5000
ABD doları olduğunun belirlendiğini, davalı kiracının Ocak 2004 ayı kirasını
süresinde ödemediğini, sözleşme gereği bir yıllık kira alacağının muacceliyet
kazandığını, davalının otuz gün süreli ihtara rağmen de ödemede bulunmadığından
davalının temerrüt nedeniyle kiralanandan tahliyesine karar verilmesini
istemiştir.
Davalı vekili aylık kira bedelinin 5000 ABD doları olarak
kararlaştırıldığı kira sözleşmesinin taraflar arasında hiçbir suretle
geçerlilik kazanmadığını, kira parasının sözleşmenin başlangıcından beri aylık
2000 ABD doları olarak ödendiğini, Ocak 2004 ayı kirası da 2000 ABD doları
olarak ödenmek istendiğinde davacının kötü niyetle ödemeyi kabul etmediğini, bunun
üzerine tevdi mahalli tayin ettirilerek söz konusu kira parasının oraya
yatırıldığını, davanın reddini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık kira parasının ne miktar olduğu hususuna
ilişkindir. Başka bir anlatımla uyuşmazlık davacının dayandığı 1.1.2000
başlangıç tarihli aylık kira parası 5000 ABD doları olan sözleşmeye mi, yoksa
davalı yanın tutunduğu aynı tarihli aylık kira parası 2000 ABD doları olan
sözleşmeye mi itibar edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Kural
olarak kira parasının ne miktar olduğu hususunu davacının kanıtlaması gerekir.
Davalının dayandığı 1.1.2000 başlangıç tarihli aylık 2000 ABD doları olan kira
sözleşmesinin tarafların ittifakıyla tapuya şerh verildiği davacı vekilinin
temyiz dilekçesine vermiş olduğu cevapla anlaşılmaktadır. Öte yandan davalının
ibraz etmiş olduğu ödeme makbuzlarında ödemelerin 2000 ABD doları üzerinden
yapıldığı görülmektedir. Bu durum karşısında mahkemece yapılacak iş kira
parasının gerçekte ne miktar olduğu konusunda davacının davalı tarafa yemin
teklif etme hakkı bulunduğu hatırlatılması yemin teklif etme hakkını kullanması
halinde hasıl olacak duruma göre ayrıca davalı Ocak 2004 ayı kirasını zamanında
ödemek istediğini ancak davacının bu ödemeyi kabul etmediğini savunduğuna göre
davalının bu savunması üzerinde durulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi
gerekirken bu yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru
değildir.
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama
sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği
anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine
ilişkindir.
Davacı/kiralayan vekili 09.03.2004 tarihli dava dilekçesinde;
Davalı-kiracı ile müvekkili kiralayan arasında imzalanan 01.01.2000 başlangıç
tarihli kira sözleşmesi ile müvekkiline ait taşınmazın aylık net 5000 ABD
doları karşılığı davalıya kiraya verildiğini,ancak kira akdinin yapıldığı
sırada stopaİ vergisini düşük ödemek isteyen davalı-kiracının isteği üzerine
vergi dairesine ibraz edilmek üzere aylık 2000 ABD dolarlık bir sözleşme daha
yapıldığını, her iki sözleşmenin de dava dilekçesine ekli olduğunu, taraflar
arasında imzalanan 03.01.2000 tarihli “Anlaşma Kabul Beyanı“nda bu durumun ve
5000 ABD dolarlık sözleşmenin geçerli olduğunun kabul edildiğini, bu
anlaşmalara uygun olarak davalının Ocak 2004 tarihine kadar aylık 5000 ABD
Doları kira ödeyip, anlaşma gereği Vergi Dairesine ibraz için aylık 2000 Dolar
alındığına dair makbuz verildiğini, davalı-kiracının Ocak 2004 tarihinden
itibaren aylık 5000 Dolar değil daha düşük kira ödemek istediğini belirterek
sözleşme hükümlerine göre her ayın 3.günü akşamına kadar ödemesi gereken kira
parasını ödemediğini, kendisine Ankara 16.Noterliğinin 20.01.2004 günlü ve 1862
sayılı ihtarnamesinin gönderildiğini, ihtarnamenin 21.01.2004 tarihinde
tebliğine rağmen bu kira parasının yasal süre içerisinde yine ödenmediğini ve davalı-kiracının
Ankara 34.Noterliğinin 28.01.2004 gün ve 3095 sayılı cevabi ihtarı ile “Aylık
2000 Dolar olan kira bedelinin alınmaması nedeniyle Ankara 5. Sulh Hukuk
Mahkemesinin 2004/13 D.iş sayılı dosyası ile tevdii mahalli tayini yaptırdığını
ve 2000 dolar üzerinden kira yatırdığını” bildirdiğini, bu ihtarla öğrendikleri
tevdii mahalli kararına 16.02.2004 tarihinde itiraz ettiklerini, tevdi mahalli
tayininin gerçek durum gizlenerek alındığını, ihtarnamenin davalıya 21.01.2004
tarihinde tebliğ olunup, tebliğden 30 günlük sürede muaccel olan kiralar
ödenmediğinden kanunun aradığı temerrüdün gerçekleştiğini, eldeki davanın bu
nedenle açıldığını, beyanla, taraflar arasındaki akdin feshi ile
davalı-kiracının işyeri olan taşınmazdan temerrüt sebebiyle tahliyesine ve
taşınmazın boş olarak kendilerine teslimine, karar verilmesini
istemiştir.
Davacı/kiralayan vekili 17.06.2004 ve 12.07.2004 tarihli
dilekçelerinde de özetle; davalının anlaşma ve kabul beyanı ile 5000 USD aylık
bedelli sözleşmenin neden geçerli olmadığını açıklayamadığını, davalıya makbuz
yanında “…ayına ait kira borcu yoktur.” şeklinde ayrıca belge verildiğini,
bunun da 2000 USD makbuzla ödeme dışında bir ödemenin daha olduğunu, aylık
kiranın 5000 USD olarak ödendiğini gösterdiğini, davalının buna itirazı
olmadığını, ancak işine geleni ibraz edip işine gelmeyeni etmediğini, iki ayrı
kira sözleşmesinin kiracının binbir rica minneti ile yapıldığını, düşük stopaİ
ödemek için böyle bir talepte bulunduğunu, bunu anlaşma ve kabul beyanı
başlıklı belge ile kanıtladıklarını, davalı tarafın kötüniyetle hareket
ettiğini bildirmiştir.
Davalı-kiracı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkilinin, davacının maliki
bulunduğu taşınmazda 01.01.2000 başlangıç tarihli kira kontratı ile kiracı
olarak bulunduğunu, dava konusu taşınmazın 2000 yılından bu yana Cambo İnegöl
Köftecisi olarak işletildiğini, bu kira sözleşmesi gereğince ödenen kira
bedelinin aylık 2000 USD olduğunu, taraflar arasındaki tek geçerli sözleşmenin
de 01.01.2000 tarihli aylık 2000 USD bedelli kira sözleşmesi olduğunu,
ihtarnameye konu edilen kira bedelinin aylık 5000 USD olarak düzenlendiği kira
kontratının taraflar arasında hiçbir surette geçerlilik kazanmadığını, bu
nedenle müvekkilinin bu sözleşmeye dayalı olarak gönderilen ihtar ile temerrüde
düşürülemeyeceğini, kaldı ki müvekkilinin iddia edilenin aksine davacıya 2004
yılı Ocak ayına kadar düzenli olarak 2000 USD aylık kira ödeyerek bunun
karşılığında da makbuzlarını aldığını, aksi yöndeki aylık 5000 USD karşılığında
aylık 2000 USD makbuz verildiği iddiasının kabul edilemeyeceğini, taraflar
arasındaki uyuşmazlığın davacının 2004 Ocak ayından itibaren aylık kira
bedelinin 2000 USD değil de, taraflar arasında hiçbir zaman geçerlilik
kazanmamış 5000 USD bedelli kira sözleşmesi gereğince bu miktar üzerinden
ödemesini talep etmesiyle baş gösterdiğini, müvekkilinin bundan önceki
dönemlerde olduğu şekliyle son aya ait kira bedelini elden makbuz karşılığı
yatırmak üzere davacıya müracaat edip, davacının ödemeyi kötüniyetle kabul
etmediğini, müvekkiline zaman kaybettirdiğini, neticede kira bedelini
almadığını, bunun üzerine kira bedelinin ikametgahta teslim edilmek üzere PTT
havalesi ile gönderilmek istendiğini ancak kira sözleşmesi gereği kira
parasının dolar olarak ödenmesi kararlaştırıldığından Türk parası ile de ödeme
yapılabileceği konusunda bir hüküm bulunmadığından ve PTT kanalı ile yapılan
yurt içi havalelerde Türk Lirası haricinde yabancı para ( döviz ) havalesi
kabul edilmediğinden kira bedelinin tevdi mahalli tayini talep edilmek
suretiyle kiraya verene ulaştırılmasının mümkün olduğunu, müvekkili kiracının
davacı kiralayana hiçbir kira dönemi belirtilen miktarda ödeme yapmadığını,
mevcut uyuşmazlığın yeni kira başlangıç döneminde vuku bulmuş olmasının da
davacının kötüniyetli hal ve tavrının göstergesi olduğunu, davacının 1 yıllık
kira bedelinin muacceliyet kazanması amacıyla Ocak 2004 kira bedelini almaktan
imtina edip, müvekkiline tevdi mahalli tayin ettirmek suretiyle zaman
kaybettirerek kira bedelinin kontrat gereği gününde yatırılmasına engel olduğunu,
arkasından müvekkiline 2004 Ocak kira bedelinin zamanında ödenmediğinden
bahisle 1 yıllık kira bedelinin muacceliyet kazandığını ve 30 gün içerisinde
ödenmesini ihtar ettiğini, kötüniyetli bu ihtara müvekkilince cevap verilip; bu
cevapta tevdi mahalli tayini yoluna gidildiğini, Ankara 5.Sulh Hukuk
Mahkemesinin 2004/13 D.İş sayılı kararı ile tayin edilen Ziraat Bankası Adliye
Şubesine aylık kira bedelinin yatırıldığı ve gecikmeden dolayı müvekkilinin
kusurlu olmadığının davacı yana bildirildiğini, ardından muaccel hale gelmemiş
bu alacak için müvekkili aleyhine Ankara 15.İcra Müdürlüğünün 2004/1021 takip
sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacının geçerli olmayan
bir sözleşmeye dayanarak müvekkilinden haksız talepte bulunduğunu, geçerli bir
sözleşme olmadığından ortada muaccel hale gelmiş bir kira parası alacağı da
bulunmadığını, müvekkili adına bir temerrüdün gerçekleşmediğinin de sabit
olduğunu, davacının kötüniyetli olup; kimsenin kendi kusurundan yararlanarak
menfaat temin edemeyeceğinden ve yasanın bunu himaye etmesinin de söz konusu
olmadığını, ifadeyle davanın reddini savunmuştur.
Davalı-kiracı vekili 26.05.2004 tarihli dilekçesinde özetle; delillerini
bildirmiş ve geçerli kira sözleşmesi gereğince düzenli kira ödemelerini yapıp
makbuzlarını aldıklarını, Ocak 2004 tarihinde ödemenin kiralayanca kabul
edilmemesi üzerine tevdi mahalli tayini yoluna gittiklerini, taraflar
arasındaki anlaşma ve kabul beyanının hiçbir zaman geçerlilik kazanmadığını,
sözleşmenin kurulduğu ilk aydan beri 2000 USD olarak hayata geçtiğini, bunu
yazılı delilleri olan makbuzla ispatladıklarını, 2000 USD aylık bedelli
sözleşmenin tapu siciline de şerh edildiğini, davanın reddini
savunmuştur.
Davalı-kiracı vekili 30.06.2004 tarihli ve 13.07.2004 tarihli dilekçelerinde
özetle; 5000 USD bedelli kira sözleşmesi ile anlaşma ve kabul
beyanının hiçbir zaman geçerlilik kazanmadığını, aylık kiranın 2000 USD
olduğuna ilişkin makbuz ibraz ettiklerini, davacı iddialarının yerinde
olmadığını, kira bedelinin ne olduğu taraflar arasında uyuşmazlık konusu
olduğundan temerrüt olgusunun da gerçekleşmeyeceğini , Ocak 2004 kirasını
davacının almadığını, kirayı artırmak istediğini, bunu tanıkla ispat
edebileceklerini bildirmiştir. 13.07.2004 tarihli dilekçe ekinde tüm yıllara ait
ödeme makbuzlarını ( 2000 USD üzerinden ) ibraz etmiştir.
“Dava, Borçlar Kanunu’nun 260. Maddesine göre açılan bir temerrüt sebebiyle
tahliye davasıdır.Taraflar dosyaya 2 kira sözleşmesi sureti ibraz etmişlerdir.
Kira paralarının 2000 ABD doları üzerinden yatırıldığı ve 5000 ABD doları
üzerinden yatırılmadığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Bu
sebeple davacı tarafça davalıya çekilen ihtarnamede tebliğ meşruhatı
bulunmaması, davalı tarafın cevabi ihtarnamesi çekmesi de göz önünde bulundurularak
sonuca etkili görülmemiştir.Taraflar arasındaki sorun,hangi kira sözleşmesinin
geçerli olacağı konusunda toplanmaktadır.
Davalı kiracı vekili, davacı tarafça ibraz edilen 5000 ABD dolarlık kira
sözleşmesindeki ve yine davacı tarafça sureti ibraz edilen 03.01.2000 tarihli
anlaşma ve kabul beyanındaki imzaya da itiraz etmemiştir. Şu duruma göre, hem
iki kira sözleşmesindeki, hem de anlaşma ve kabul beyanındaki imzaların
taraflara ait olduğunun kabulü gerekir.Davalı-kiracı tarafça ibraz edilen alındı
belgeleri 2000 ABD dolarına göre düzenlenmiştir. Ancak tarafların serbest
iradeleri ile yaptıkları anlaşma ve kabul beyanında taşınmazın gerçek kirasının
aylık 5000 ABD doları olduğu kabul edilmiştir. Davalı-kiracının bu konudaki
beyanı kendisini bağlar. Dolayısıyla kira parasının 2000 ABD doları olduğu
şeklindeki savunma yerinde görülmemiştir.Kira parasının aylık 5000 ABD doları
olarak kabul edilmesine ve davalı-kiracının usulüne uygun olan ve yasal
şartları taşıyan kira parasının 30 gün içerisinde ödenmesi aksi taktirde
temerrüt sebebiyle tahliye davası açılacağı şeklindeki ihtarname tebliğine
rağmen kira parasını 30 günlük yasal süre içerisinde ödendiği iddia ve ispat
edilemediğinden, davacı taraf yararına temerrüt sebebiyle tahliye koşulları
gerçekleşmiş bulunmaktadır.Tarafların düzenledikleri sözleşme ve kabul
beyanında açıkça düşük stopaİ ödenmesi için ikinci kira sözleşmesinin
düzenlendiği belirtilmiştir.Bu da Mali yönden ilgililer hakkında yasal
soruşturma yapılmasını gerektiren bir durumdur. Bu durumda Davanın kabulüne ,
davalı- kiracının söz konusu taşınmazdan tahliyesine, taşınmazın boş olarak
davacı tarafa teslimine ve durumun mali yönden Ankara Defterdarlığına
bildirilmesine karar vermek gerekmiştir.”
Gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı-kiracı C. İ.’ün “GOP…” adresinde bulunan
taşınmazdan temerrüt sebebiyle tahliyesine, taşınmazın boş olarak davacı tarafa
teslimine, karar kesinleştiğinde mali yönden gerekli işlem yapılmak üzere
karardan, kira sözleşmelerinden ve anlaşma ve kabul beyanından birer suretin
C.Başsavcılığı kanalıyla Ankara Defterdarlığına gönderilmesine, karar
vermiştir.
Davalı tarafın temyizi üzerine Özel Dairece; uyuşmazlığın hangi
sözleşmeye itibar edileceği noktasında olup, kanıt yükünün davacıda olduğu,
01.01.2000 tarihli aylık 2000 USD bedelli kira sözleşmesinin tapuya şerh
edildiğinin anlaşıldığı, ödeme makbuzlarının da bu yönde olduğu, bu durumda
mahkemece kira parasının gerçekte ne miktar olduğu konusunda davacının davalı
tarafa yemin teklif etme hakkı olduğunun hatırlatılması, davalının Ocak 2004
ayı kirasını ödemek istediği, davacının bunu kabul etmediği savunması üzerinde
de durulması noktasından ispata yönelik olarak bozulmuş; mahkemece davanın
kabulü yönündeki önceki kararda direnilmiştir.
a ) Davacı delilleri: Yukarıda maddi olaya ilişkin açıklamalarda da yer
verildiği üzere kira kontratları, ihtarname, cevabi ihtar, anlaşma ve kabul
beyanı, Ankara 5.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/13 D.İş sayılı dosyası, ispata
yarayacak sair deliller vs.
b ) Davalı delilleri: cevap dilekçesi ekinde tevdi mahalli tayini nedeniyle
Ocak, Şubat, Mart,Nisan 2004 aylarına ait kira ödeme banka dekontları ( aylık
2000 USD olarak ), 03.09.2003 -03.12.2003 arası kiralayan tarafından verilmiş
aylık 2000 USD kira alındığına ilişkin makbuzlar, 2000 USD aylık kira bedelli
kira sözleşmesi, ihtarnameler, ödeme emri, 26.05.2004 tarihli dilekçede; bu
deliller yanında vergi kayıtları, defter kayıtları, tanık vs. her türlü delil
ve ayrıca tapu kaydının celbini istemiştir.
c ) Mahkemece yapılan işlemler: Tarafların yukarıda ayrıntıları açıklanan ve
maddi olaya ilişkin bölümde açıklamalarına yer verilen delilleri toplanmıştır.
Tevdii mahalli dosyası getirilmiş; icra dosyasının örneği dosya arasına
alınmıştır.
Yargılamanın ilk celsesinde davacı/kiralayan taraflar arasında iki ayrı kira
sözleşmesi imzalanıp daha önceki paraların elden ödendiğini, fiilen 5000 USD
olarak yatırıldığını, ancak ödemenin elden yapıldığını, bu nedenle banka ekstre
sureti bulunmadığını, sadece davalının ibraz ettiği kendilerinin kabul etmediği
banka makbuzları olduğunu bildirmiştir.
Davacı vekili 01.07.2004 tarihli celsede makbuzlar yanında kira borcu kalmadığı
şeklinde makbuz da düzenlediklerini, Ocak 2004 tarihine kadar 5000 USD
üzerinden kira ödemesi yapıldığını belirtmiştir. Son celse taraf vekilleri
beyanlarını tekrarlamışlar; mahkemece belge asıllarının kasaya alınmasına karar
verilmiştir.
12.07.2004 tarihli dilekçe ekinde sunduğu Ankara 14.Asliye Hukuk Mahkemesinin
2004/202 sayılı dosyasına ait onaylı 08.06.2004 tarihli tutanak örneğinde
davalı/kiracı vekilinin 03.01.2000 tarihli belgedeki imzanın müvekkiline ait
olduğu, ancak bu belgenin hiçbir zaman geçerlilik kazanmadığına ilişkin imzasız
beyanı vardır.
Dava, temgisi yönündendir. Aslında işyerinin aylık kirası net beşbin dolar
olup, kiracı da bu şekilde aylık kirayı mal sahibine ödemeyi kabul, beyan ve
taahhüt etmiştir.” İçerikli belgeyi düzenlemiş olmalarının, hukuken ne anlama
geldiği üzerinde durulmalıdır.
Bu noktada, muvazaa kavramı hakkında şu kısa açıklamanın yapılmasında yarar
görülmüştür:
Bilindiği üzere, bir sözleşmenin taraflarının, üçüncü kişileri aldatmak
amacıyla, gerçek durumu gizleyerek, gerçek iradelerine uymayan ve kendi
aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına muvazaa; bu şekilde
yapılan işlemlere de, muvazaalı işlemler adı verilir.
Muvazaada, daima, görünüşte var olan, ancak taraflarca gerçekte asla
istenmeyen, salt üçüncü kişilere yanlış kanaat verip onları aldatmak amacıyla
yapılmış bir hukuki işlem ile, bu işlemin aralarında geçerli olmadığına ilişkin
bir muvazaa anlaşması mevcuttur. Bazı durumlarda, bu ikisine ek olarak,
tarafların gerçek iradelerine uygun olan ( tarafların gerçekte istedikleri ),
ancak, çeşitli nedenlerle görünen işlemin arkasına sakladıkları bir gizli işlem
daha bulunur. Taraflar arasında bir gizli işlemin bulunup bulunmadığına göre
bakılarak, muvazaanın iki türünden söz edilir:
Tarafların, kendi aralarında geçerli herhangi bir hukuki işlem yapmak
istemedikleri halde, salt üçüncü kişilere, aralarında bir hukuki işlem varmış
gibi görünmek için işlem yapmaları halinde mutlak;
Buna karşılık nispi ( mevsuf ) muvazaada, taraflar arasında gerçek iradelerine
uygun bir hukuki işlem bulunmakla birlikte, bu işlem, kendi iradelerine
uymayan, dışa karşı yapılmış bir başka hukuki işlemle gizlenir.
Nisbi muvazaa; bir sözleşmenin;
-Taraflarının şahsında,
Bir sözleşmenin konusunda ve koşullarında muvazaa halinde, görünüşteki hukuki
işlem tarafların gerçek iradelerine uygundur. Ancak, görünüşteki işlemin bazı
şartları ve konusunun belli bir bölümü, aralarındaki gizli işlemden farklı
düzenlenmiştir. Örneğin daha az miktarda vergi ödemek için, taşınmazın tapudaki
satış değerinin düşük gösterilmesinde bu tür bir muvazaa vardır.
Somut olayda, sözleşmenin koşullarında ( taraflar arasındaki kira bedelinin
miktarı konusunda ) muvazaa bulunduğu, farklı kira paralarını içeren iki ayrı
kira sözleşmesinin bu amaçla düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Dolayısıyla, davadaki muvazaa iddiası, sonuçta, varlığı çekişmesiz olan kira
ilişkisine dayalı olarak düzenlenen iki ayrı sözleşmedeki kira bedelleri
arasındaki farka yöneliktir.
O halde, somut olayda tarafların gerçek iradelerinin, aralarında bir kira
sözleşmesinin yapılması yönünde birleştiğinde çekişme yoktur. Sadece, bu
sözleşmenin koşullarında ( kira bedelinin miktarında ) muvazaa yapıldığı, 2000
USD bedelli sözleşmenin de bu nedenle düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Öğretide ve Yargıtay uygulamasında, bir sözleşmenin taraflarının, uyuşmazlık
halinde o sözleşmenin muvazaalı olduğunu birbirlerine karşı ileri
sürebilecekleri, ancak, bunu ileri süren tarafın, kural olarak bu iddiasını
yazılı delille kanıtlaması gerektiği kabul edilmektedir.
Buradaki “yazılı delil” kavramı, tarafların imzalarını taşıması kaydıyla, adi
yazılı belgeyi de içeren bir genişliktedir.
Somut olay bu genel açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde:
Taraflar arasında, aynı taşınmazla ilgili olarak, her ikisi de 01.01.2000
başlangıç tarihini taşıyan ve ancak, biri 2000 USD; diğeri 5000 USD aylık kira
bedelini içeren iki ayrı kira sözleşmesinin bulunduğu çekişmesizdir.
Görülmekte olan davada, davacı kiralayan, davalı kiracı ile aylık 5000 USD kira
bedeli üzerinden anlaştıklarını, ancak davalı kiracının düşük stopaİ ödemek
istemesi üzerine, ayrıca, aynı tarihli aylık 2000 USD bedelli başka bir
sözleşmenin düzenlendiğini, bu durumu, 3.1.2000 tarihli, her iki tarafın
imzasını taşıyan belge ile belgelendirdiklerini ileri sürmüş ve taleplerini bu
olguya dayandırmıştır.
Gerçekten de, dosyaya örneği sunulan “ANLAŞMA VE KABUL BEYANI” başlığını
taşıyan ve taraflarca imzalanmış olan 03.01.2000 tarihli belgede, aynen
“Mülkiyeti M.Emin Yılmaz’a ait bulunan Uğur Mumcu Cd. No:48/B Çankaya-Ankara
adresindeki işyeri kiracı Candan İrengün’e kiraya verilmiştir. Kiraya verilen
bu işyerinin aylık kirası net beşbin Amerikan dolarıdır. Ancak kiracı stopaİı
düşük ödemesi için aylık ikibin dolar üzerinden de bir kira kontratı yapılmış
olup, bu kontrat stopaİ vergisi yönündendir. Aslında işyerinin aylık kirası net
beşbin dolar olup, kiracı da bu şekilde aylık kirayı mal sahibine ödemeyi
kabul, beyan ve taahhüt etmiştir” denilmektedir.
İmzası inkar edilmeyen bu belge, taraflar arasında aynı taşınmaz için hangi
nedenle iki ayrı kira sözleşmesinin yapıldığını açıkça göstermektedir. Başka
bir ifadeyle, bu belge, aylık 2000 USD kira bedelini içeren kira sözleşmesinin
bedel yönünden muvazaalı olduğunun ve salt daha düşük miktarda vergi ödenmesini
teminen, vergi dairesine sunulmak üzere düzenlendiğinin; tarafların gerçekte
aylık kira bedelini 5000 USD olarak kararlaştırdıklarının, iradelerinin bu
bedel üzerinde birleştiğinin, dolayısıyla 5000 USD bedeli içeren sözleşmenin
geçerli, diğerinin ise muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun yazılı delilini
oluşturmaktadır. Bu durumda, davacı tarafın bedele yönelik muvazaa iddiasını,
davalının da imzasını taşıyan yazılı delille kanıtlamış olduğunun kabulü
gerekir.
Her ne kadar, davacı kiralayan tarafından, 2004 yılı Ocak ayına kadar yapılan
kira ödemeleri karşılığında davacı kiracıya her bir ay için 2000 USD üzerinden
ödeme makbuzu düzenlenmiş ise de, bu olgu, yukarıda açıklanan sonuca
varılmasına engel değildir. Esasen, vergi dairesine sunulan sözleşmede aylık
kira parası 2000 USD olarak gösterilmiş iken, kiralayanın gerçek kira bedeli
olan 5000 USD üzerinden ödeme makbuzu düzenlemesi, taraflar arasındaki muvazaa
anlaşmasına ters düşecektir; muvazaa anlaşması, söz konusu makbuzların 2000 USD
üzerinden düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Kısaca, kiralayan tarafından
düzenlenen makbuzlardaki aylık kira parasının 2000 USD olarak gösterilmesi ve
bu makbuzların kiracı tarafından alınıp kabul edilmesi, tarafların, kira bedeli
hakkındaki muvazaa anlaşmalarını uygulamalarından başka bir anlam ifade
etmemektedir. Dolayısıyla, bu makbuzlar, gerçek kira bedelinin miktarı
konusunda davalı kiracı lehine bir delil oluşturmayacağı gibi, muvazaanın
yazılı delili durumundaki 03.01.2000 tarihli belge içeriğini ortadan kaldıracak
nitelikte de değildir. Tam tersine, bu makbuzlar, anılan muvazaa belgesinin
içeriğini destekleyen bir nitelik taşımaktadır.
Öte yandan, Özel Daire, bozma gerekçesinde, aylık 2000 USD bedelli kira
sözleşmesinin tapuya şerh edilmiş olmasına da dayanmış ise de; az yukarıda,
kiralayan tarafından verilen makbuzlar yönünden yapılan değerlendirme ve
varılan sonuç, doğaldır ki, bu şerh bakımından da geçerlidir: Kira bedelinde
muvazaa yapan tarafların, gerçek kira bedelini içeren sözleşmeyi değil,
muvazaalı bedeli içeren sözleşmeyi tapuya şerh ettirmeleri, muvazaa
anlaşmasının zorunlu sonucu ve kaçınılmaz bir gereğidir. Dolayısıyla, bozma
gerekçesinin bu yöne ilişkin bölümünde de isabet görülmemiştir.
Taraflar arasında, aynı taşınmazla ilgili olarak aynı gün düzenlenen ve kira
bedelinin miktarı dışındaki yönlerden ayniyet gösteren iki ayrı kira
sözleşmesinden, 2000 USD aylık kira bedelini içeren sözleşmenin muvazaalı
olduğu, tarafların gerçek iradelerine uygun ve kendi aralarında geçerli bulunan
sözleşmeye göre de, kira parasının aylık 5000 USD olduğu, davalı kiralayan
tarafından kanıtlanmıştır.
Önemle belirtilmelidir ki; bedelde muvazaa halinde, bedeli ödeyecek olan taraf
muvazaalı bedeli değil, gerçek bedeli ödemekle yükümlüdür. Bu ilkenin gereği
olarak, somut olayda, davalı kiracı, tarafların gerçek iradelerine uygun 5000
USD tutarındaki kira bedelini içeren sözleşme uyarınca, davacı kiralayana
anılan miktarda kira parası ödemekle yükümlüdür. Muvazaalı olduğu için yok
hükmünde bulunan; aylık 2000 USD kira bedelini içeren sözleşme çerçevesinde,
anılan miktarda bedel ödemek suretiyle kiracının kira parasını ödeme
yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğunun kabulüne hukuken olanak yoktur.
Bu ilkelere göre;
Davacı kiralayanın aylık 5000 USD kira bedelini esas almak suretiyle, eksik
ödenen kira bedelinin tahsili istemiyle icra takibi yapmakta haklı ve
dolayısıyla davalı kiracının bedele yönelik itirazının haksız olduğunun;
temerrüt olgusunun ve temerrüt nedeniyle tahliye koşullarının somut olayda
gerçekleşip gerçekleşmediğinin bu kabul çerçevesinde değerlendirilmesi
gerektiğinin kabulü zorunludur.
Yerel Mahkeme de, aylık 5000 USD kira bedelini içeren sözleşmeye geçerlilik
tanımak suretiyle, davacı kiralayanın, bu sözleşme uyarınca, aylık kira
parasının 5000 USD üzerinden 30 günlük yasal süre içerisinde ödenmesi, aksi
taktirde temerrüt sebebiyle tahliye davası açılacağı yönündeki ihtarnamesine
rağmen, kira parasının anılan süre içerisinde ödenmemiş olmasına dayanarak,
davacı kiralayan yararına temerrüt sebebiyle tahliye koşullarının gerçekleşmiş
olduğunu kabul etmiş ve hükmünü bu gerekçe doğrultusunda kurmuştur.
Yerel Mahkemenin bu kararı, hem gerekçesi ve sonucu ve hem de, düşük stopaj
ödenmesi amacıyla düzenlenen ikinci ( aylık 2000 USD kira bedelini içeren )
kira sözleşmesi bakımından, ilgililer hakkında yasal soruşturma yapılmak üzere
durumun mali yönden Ankara Defterdarlığına bildirilmesi yönünden, somut olaya
ve hukuka uygundur.
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemenin direnme kararı usule ve yasaya uygun
olup, onanmalıdır.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme
kararının yukarıda açıklanan nedenlerle
ONANMASINA ve aşağıda
dökümü yazılı ( 4.274.50 YTL. ) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden
alınmasına, 21.09.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.