26 Ocak 2017 Perşembe

İHALELERE YÖNELİK BAŞVURULAR HAKKINDA TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 28/1/2009 tarihli ve 27124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “başvuru teminatının Kurum hesaplarına yatırıldığına dair belgenin,” ibaresinden sonra gelmek üzere “idareye verilen şikayet dilekçesinin bir örneğinin,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 2 – Aynı Tebliğin Ek-1’inde yer alan Şikayet Başvuru Dilekçesi Örneğinin Ekler kısmında yer alan Not başlığı altına “3- İlana ve ön yeterlik veya ihale dokümanına yönelik başvurularda, şikayet dilekçesi ekine ihale konusu alanda faaliyet gösterildiğine ilişkin belge eklenmesi zorunludur.” açıklaması eklenmiştir.
MADDE 3 – Aynı Tebliğin Ek-2’sinde yer alan İtirazen  Şikayet Başvuru Dilekçesi Örneğinin Ekler kısmının Temsile Yetkili Olunduğuna Dair Belgeler başlıklı bölümünün (a) alt başlığına “4- Başvurunun ortak girişim tarafından yapılması halinde: Ortak girişim beyannamesinin veya sözleşmesinin aslı veya avukat ya da noter onaylı sureti, özel ortak tarafından yapılan başvurularda ise ayrıca özel ortağa temsil yetkisi verildiğine ilişkin belge” açıklaması, (b) alt başlığına ise “3- Avukat aracılığı ile başvurmaları halinde: İtirazen şikayet başvurusunda bulunmaya yetkili olduğunu gösteren baro pulu yapıştırılmış vekaletnamenin aslı veya avukat ya da noter tarafından onaylı sureti” açıklaması ile “4- Başvurunun ortak girişim tarafından yapılması halinde: Ortak girişim beyannamesinin veya sözleşmesinin aslı veya avukat ya da noter onaylı sureti, özel ortak tarafından yapılan başvurularda ise ayrıca özel ortağa temsil yetkisi verildiğine ilişkin belge” açıklaması eklenmiştir.
MADDE 4 – Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“Geçiş hükümleri
GEÇİCİ MADDE 5 – (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce idareye veya Kuruma yapılmış başvurular, başvuru tarihinde yürürlükte olan Tebliğ hükümlerine göre sonuçlandırılır.”
MADDE 5 – Bu Tebliğ yayımı tarihinden itibaren 10 gün sonra yürürlüğe girer.

MADDE 6 – Bu Tebliğ hükümlerini Kamu İhale Kurumu Başkanı yürütür.

KAMU İHALE GENEL TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 22/8/2009 tarihli ve 27327 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu İhale Genel Tebliğinin 8.1.1, 8.1.2 ve 8.1.3 üncü maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, 8.1.4 ve 8.1.5 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
“8.1.1. İhaleye katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin belgelerin, EKAP üzerinden veya kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden temin edilebilmesi ve teyidinin yapılabilmesi durumunda, bu belgeler için belgelerin sunuluş şekline ilişkin şartlar aranmaz.
8.1.2. İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından sözleşme imzalanmadan önce sunulması gereken belgelerden, EKAP üzerinden veya kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden temin edilebilen ve teyidi yapılabilenler için de belgelerin sunuluş şekline ilişkin şartlar aranmaz.
8.1.3. Aday veya isteklilerce 8.1.1 ve 8.1.2 nci maddeler kapsamında sunulan belgelere ilişkin olarak gerekli görülmesi durumunda, ihale komisyonu veya idare, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından gerekli belge ve bilgileri isteyebilir.”
MADDE 2 – Aynı Tebliğin 8.4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde  eklenmiştir.
“8.5. İhale Uygulama Yönetmeliklerinin “Belgelerin sunuluş şekli” başlıklı maddesinde, yabancı ülkelerde düzenlenen belgelerin “apostil tasdik şerhi” taşıması, “apostil tasdik şerhi” taşımayan belgelerin ise o ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğu tarafından veya sırasıyla o ülkenin Türkiye’deki temsilciliği ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından tasdik edilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu kapsama giren belgelerin; düzenlendiği ülkedeki yetkili diğer mercilerce belgedeki imzanın doğruluğunun, belgeyi imzalayan kişinin hangi sıfatla imzaladığının ve varsa üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunun teselsülen tasdik edilmiş olması ve apostil tasdik şerhinin veya o ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğu tasdikinin ya da Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tasdikinin bir önceki merciye ilişkin olması halinde de usulüne uygun olarak sunulduğu kabul edilecektir.”
MADDE 3 – Aynı Tebliğin 16.5.2.1 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“16.5.3. Elektronik araçlar yardımıyla tablolama programları (MS Excel, Numbers, LibreOffice Calc ve benzerleri) kullanılarak oluşturulan teklif mektubu eki cetvelin çarpım ve toplamlarında yazılımdan kaynaklanan yuvarlamalar nedeniyle oluşan hesaplama farklılıkları, toplam teklif fiyatının binde birine eşit veya daha az olması ve ihalenin sonuçlandırılmasına esas teklif sıralamasının değişmemesi kaydıyla aritmetik hata olarak kabul edilmeyecek ve bu farklılıklar isteklinin teklif cetvelinde yazılı birim fiyatlar esas alınarak ihale komisyonu tarafından re’sen düzeltilecektir. Yapılan bu düzeltme sonucu bulunan tutar, sınır değer hesabı hariç, isteklinin teklif ve yeterlik değerlendirmesine esas nihai teklif fiyatı olarak kabul edilecektir.”
MADDE 4 – Aynı Tebliğin 16.8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“16.9. Katalog, kılavuz, çizim, fotoğraf vb. belgeler ve/veya numune istenen ihalelerde, tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında bu belgelerden ve/veya numune üzerinden teknik şartnameye uygunluk değerlendirmesi yapılır. Tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında anılan belgeler ve/veya numune üzerinden teknik değerlendirme yapılmasının öngörülmemesi halinde ise bu durumun ihale dokümanında belirtilmesi koşuluyla istenen belgelerin ve/veya numunenin sadece teklif ekinde sunulup sunulmadığına bakılır.”
MADDE 5 – Aynı Tebliğin 28.3 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“28.4. Haklarında kamu davası açılanlar sicilinden terkin işlemleri
Sicilden terkin işlemlerine ilişkin değerlendirme yapılabilmesi için mahkeme kararının aslı veya onaylanmış suretinin veyahut hükmün verildiği duruşma tutanağının onaylanmış suretinin Kuruma sunulması gerekmektedir.”
MADDE 6 – Aynı Tebliğin 41.4 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 7 – Aynı Tebliğin 45.1.1 inci maddesinde yer alan “4734 sayılı Kanunun 37 nci maddesi uyarınca” ibaresi “4734 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi uyarınca ilk oturumda teklif mektubu ve geçici teminatını usulüne uygun sunan” olarak değiştirilmiş; 45.1.1.4 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde, 45.1.13.13 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiş; 45.1.17 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
“45.1.1.5. Bu madde kapsamında sınır değer hesaplanmasında, 4734 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi uyarınca ilk oturumda teklif mektubu ve geçici teminatını usulüne uygun sunan isteklilerin teklifleri “geçerli teklif” olarak dikkate alınacaktır.”
“45.1.13.14. İstekliler tarafından akaryakıt girdisine ilişkin olarak EPDK tarafından il bazında günlük yayımlanan akaryakıt fiyatlarının altında sunulan açıklamalar geçerli kabul edilmeyecektir.”
MADDE 8 – Aynı Tebliğin 54.2 nci maddesinin (a) bendinde yer alan “mesleki faaliyetini sürdürdüğünü ve” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 9 – Aynı Tebliğin 62 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Madde 62/A - Mal alımı ihalelerinde aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi
62/A.1. İhale ilanında ve dokümanında, verilen tekliflerden diğer tekliflere veya yaklaşık maliyete göre teklif fiyatı aşırı düşük olanların, ihale komisyonu tarafından tespit edilmesi halinde isteklilerden açıklama isteneceği belirtilen mal alımı ihalelerinde, aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında aşağıdaki düzenlemelere göre işlem tesis edilmesi gerekmektedir.
62/A.1.1. Aşırı düşük tekliflere yönelik açıklama istenmesine ilişkin yazıda isteklilerin yapacakları açıklamalara esas olacak önemli teklif bileşenlerinin, bütün istekliler için aynı unsurları içerecek şekilde belirtilmesi zorunludur. Aşırı düşük teklif açıklaması sunulması için isteklilere üç (3) iş gününden az olmamak üzere uygun bir süre verilir. İstekliler, aşırı düşük olarak tespit edilen tekliflerini, bu Tebliğin “Hizmet alımı ihalelerinde sınır değer tespiti ve aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 79 uncu maddesinde belirtilen yöntemlerle açıklayabilirler.
62/A.1.2. İhale komisyonu tarafından yapılan değerlendirmede açıklamaları yeterli görülmeyen veya süresi içerisinde yazılı açıklamada bulunmayan isteklilerin teklifleri reddedilir.”
MADDE 10 – Aynı Tebliğin 79.1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“79.1. Hizmet alımı ihalelerinde sınır değer aşağıdaki kurallara göre tespit edilir.
79.1.1. Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihalelerinde kar hariç yaklaşık maliyet tutarı sınır değer olarak kabul edilir.
79.1.2. Personel çalıştırılmasına dayalı olmayan hizmet alımı ihalelerinde sınır değer;
SD: Sınır değeri,
YM: Yaklaşık maliyeti,
n: İhalenin ilk oturumunda teklif mektubu ve geçici teminatı usulüne uygun olduğu anlaşılan isteklilerin teklif sayısını,
T1, T2, T3….Tn: İhalenin ilk oturumunda teklif mektubu ve geçici teminatı usulüne uygun olduğu anlaşılan isteklilerin teklif bedellerini,
R: Sınır Değer Tespit Katsayısını










79.1.3. 79.1.2 nci maddede yer alan R değeri her yıl 1 Şubat tarihinden geçerli olmak üzere Kurum tarafından belirlenir ve ilan edilir. İhalenin konusu veya işin niteliğine göre Kurum tarafından farklı R değerleri belirlenebilir.”
MADDE 11 – Aynı Tebliğin 79.2.2.2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“79.2.2.2. Merkezi Kamu Kurum ve Kuruluşları Tarafından Ülke Çapında Sunulan Mal ve Hizmetlere İlişkin Fiyatlar: Teklifi oluşturan maliyet bileşenlerine ilişkin merkezi kamu kurum ve kuruluşları tarafından ülke çapında sunulan mal ve hizmetlere ilişkin fiyat tarifeleri veya istekliye verilmiş fiyat teklifleri açıklama yöntemi olarak kullanılabilir. Bu yöntemle yapılmış açıklamanın geçerli olabilmesi için kullanılan fiyatların ilan/davet ile ihale tarihi arasında (ihale tarihi hariç) geçerli olması zorunludur.”
MADDE 12 – Aynı Tebliğin 79.2.2.6 ncı maddesinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bu usulle yapılmış açıklamanın geçerli olabilmesi için kullanılan fiyatların ilan/davet ile ihale tarihi arasında (ihale tarihi hariç) geçerli olması zorunludur.”
MADDE 13 – Aynı Tebliğin 79.2.6 ncı maddesindeki “ana çiğ girdi” ibareleri “ana girdi” olarak değiştirilmiş; üçüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; son fıkrasındaki “ana çiğ girdi” ibaresi “kırmızı et; beyaz et; balık; kuru gıdalar (pirinç, bulgur, nohut, mercimek, kuru fasulye gibi); sebze; meyve” şeklinde değiştirilmiş; maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bu maddede yer alan ana girdi ibaresi kapsamında, kırmızı et; beyaz et; balık; işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis, kavurma gibi); kuru gıdalar (pirinç, bulgur, nohut, mercimek, kuru fasulye gibi); sebze; meyve; toz şeker, süt; yoğurt, ayran; yağ ürünleri (ayçiçek yağı, zeytinyağı, tereyağı) kahvaltı malzemeleri (peynir, zeytin, yumurta, reçel, bal gibi); pet su, ekmek açıklama yapılacak unsurlar olarak dikkate alınır. İdarenin ihale dokümanında bu girdilerin dışında ana girdi niteliğinde malzeme içeren yemek öğünü düzenlemesi durumunda aşırı düşük teklif açıklama yazısında açıklama istenecek unsurlar arasında bu malzemelerin de belirtilmesi zorunludur.”
“Malzemeli yemek alımı ihalelerinde sadece iki haftalık örnek menüdeki ana girdiler ve işçilik giderleri dikkate alınarak açıklama yapılmalıdır. İsteklilerin örnek menüdeki girdiler ve işçilik gideri kullanılarak teklif ettikleri birim fiyatı açıklamaları gerekmekte olup toplam miktar ve tutar açıklaması yapılmayacaktır. Örneğin normal kahvaltı, diyet kahvaltı, ara öğün, normal yemek ve diyet yemek gibi birim fiyatları içeren bir ihalede, isteklilerin teklif ettikleri birim fiyatı; örnek menüyü ve bu menünün üretimi için gerekli işçilik tutarını kullanarak tevsik etmeleri durumunda açıklama uygun kabul edilecektir.”
MADDE 14 – Aynı Tebliğin 79.2.6 ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“79.2.7. İstekliler tarafından akaryakıt girdisine ilişkin olarak EPDK tarafından il bazında günlük yayımlanan akaryakıt fiyatlarının altında sunulan açıklamalar geçerli kabul edilmeyecektir.”
MADDE 15 – Aynı Tebliğin 79.3.4 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ancak birden fazla yılı kapsayan işlerde ilk yıl için alınan sigorta teklifinin ihale tarihinin bulunduğu yıldan önceki yılın Aralık ayına ait Yurtiçi Üretici Fiyatları Endeksinin yıllık değişim oranı esas alınmak suretiyle güncellenerek diğer yıllar için kullanılması mümkündür.”
MADDE 16 – Aynı Tebliğin ekinde yer alan Ek-H.4 numaralı formda yer alan “Miktar ve Birimi” ibaresi ile 3 numaralı dipnot yürürlükten kaldırılmış; aynı formda yer alan “ana çiğ girdi” ibareleri “ana girdi” olarak; “AÇG” kısaltması “AG” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 17 – Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“Başlamış olan ihaleler
GEÇİCİ MADDE 8 – (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı veya yazılı olarak duyurusu yapılmış olan ihaleler, ilanın veya duyurunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan Tebliğ hükümlerine göre sonuçlandırılır.”
MADDE 18 – Bu Tebliğin 10 uncu maddesi 1/2/2017 tarihinde; diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 19 – Bu Tebliğ hükümlerini Kamu İhale Kurumu Başkanı yürütür.


Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin Rapor Düzenleme Sınırı


Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında, ihaleli işler ile özel bina inşaatı işyerleri işverenlerine, Kuruma prim borçlarının bulunmadığını gösteren ilişiksizlik belgesinin verilmesinde, 01/06/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre yetki verilmiş serbest muhasebeci malî müşavirler ile yeminli malî müşavirler tarafından işyeri kayıtlarının incelenmesi sonucunda Kuruma bildirildiği tespit edilen işçilik tutarlarının uygunluğunun, Kurumun denetim yetkisi saklı kalmak kaydıyla, esas alınabileceği,
Sekizinci fıkrasında ise, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasların, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği,
hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 27/09/2008 tarih, 27010 sayılı Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler İle Yeminli Malî Müşavirlerce İşyeri Kayıtlarının İncelenmesi Hakkında Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinde, meslek mensuplarınca rapor düzenlenebilecek işlerin istihkak ve maliyet tutarlarının sınırlarının Kurum Yönetim Kurulunca belirleneceği öngörülmüştür.
Buna göre, günümüzün ekonomik şartlarının değişmesi üzerine Yönetim Kurulumuzun almış olduğu 05/01/2017 tarihli, 2017/03 sayılı kararla, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerinceihale konusu işler ve özel nitelikteki inşaat işyerleri için yapılacak asgari işçilik incelemesi sonucu düzenlenecek raporlarda esas alınacak istihkak ve maliyet tutarına ilişkin rapor düzenleme sınırı 01/01/2017 tarihinden itibaren 7.500.000 TL’den, 10.000.000 TL’ye yükseltilmiştir.
Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.
T.C.SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü
GENEL TALİMAT
Tarih: 16/01/2017
Sayı : 71582837-206.05-E.297979
Konu : Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin Rapor Düzenleme Sınırı
SOSYAL GÜVENLİK İL MÜDÜRLÜĞÜNE

22 Ocak 2017 Pazar

KİŞİ’NİN ÖLÜMÜNDEN SONRA KREDİ KARTININ KULLANILMASI, MİRASÇILARIN SORUMLULUĞU

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı temlik alan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-

Davacı vekili, müvekkili banka ile davalıların murisi Mehmet K. arasında imzalanan kredi kartı üyelik sözleşmesi gereğince murise kredi kartı tahsis edildiğini, kredi kartı harcamalarının ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiğini, alacağın tahsili için murisin yasal mirasçıları olan davalılar aleyhine girişilen icra takibinin itiraz sonucu durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, takibe konu kredi kartı harcamalarının murisin ölümünden sonraki döneme ait olduğunu, bu borçtan müvekkillerinin sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller doğrultusunda, murisin ölüm tarihinden önceki taksitli harcamalar dahil olmak üzere tüm borçlarının ödendiği, murisin adına yenilenen kredi kartının murisin oğlu davalı Muammer K.’a teslim edildiği, böylece kredi kartının murisin ölümünden sonra da kullanılmaya devam edildiği ve yapılan harcamaların da ödendiği, ancak 17.06.2010 tarihinde yapılan toplam 17.599,50 TL harcamanın ödenmediği, yapılan harcamanın murisin ölüm tarihinden sonra gerçekleştiği, dolayısıyla dava konusu borcun tereke borcundan sayılamayacağı, bu nedenle davalıların takibe konu borçtan mirasçı sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı temlik alan varlık yönetimi vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı temlik alan E... Varlık Yönetimi AŞ. vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 25.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

20 Ocak 2017 Cuma

KİRA BEDELİNİN TESPİTİ, KİRA SÖZLEŞMESİNDEN DÖNMENİN ŞARTLARI

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kira bedelinin tespiti davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, halen aylık 41.653 TL olan kira bedelinin 07.04.2011 tarihinden itibaren aylık 12.000 TL olarak uyarlanması istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 2014 yılı için aylık kira bedelinin 13.117 TL, 2015 yılı için 13.237 TL olarak uyarlanmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, ... adresinde yer alan taşınmazın akaryakıt istasyonu olarak ... ile yapıla sözleşme ile 18/03/2011 tarihinde müvekkiline ihale edildiğini, imza tarihinden itibaren 10 yıllık süre ile geçerli olmak üzere ilk yıl için 402.000,00 TL üzerinden kira sözleşmesi imzalandığını, takip eden yıllara ilişkin kira bedellerin bir önceki yıla ait kira bedelinin ÜFE oranında artırılması suretiyle hesaplanacağını, 2014 yılı için davalı tarafından aylık 41.653 TL kira bedeli talep edildiği, aylık 41.653,00 TL olan kira bedelinin aylık 12.000,00 TL olarak uyarlanmasını istemiştir. Davalı sözleşmeye göre davacının uyarlama talep edemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 2014 yılı için aylık kira bedelinin 13.117 TL, 2015 yılı için 13.237 TL olarak uyarlanmasına karar verilmiştir.

Taraflar arasında ihale yolu ile 07.04.2011 başlangıç tarihli 10 yıl süreli, yıllık 402.000 TL bedelli akaryakıt istasyonu olarak kullanılmak üzere kira sözleşmenin düzenlendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin 3. Maddesinde yapılan düzenleme ile yıllık artış şartının ÜFE oranında olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.

Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda da öteden beri MK.nun 2 ve 4. maddesinden de esinlenilerek, hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesi, hem de İşlem Temelinin Çökmesi Kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiştir.

Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası 6098 Sayılı TBK.nın yasalaştırılması sırasında da benimsenerek, 6098 Sayılı Yasanın 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiş, “ Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. İlgi maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, yasa maddesinde açıklandığı gibi dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.

a.Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
b.Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.

c.Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.

d.Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek uygulama da kabul edilen uyarlama davasının yasa maddesi haline getirildiği belirtilmiştir.

Mahkemece, sözleşme koşullarının kiracı aleyhine ağırlaştığı, petrol istasyonlarının karlılığının düşmesi, etrafta pekçok petrol istasyonu açılmış olması nedeniyle edim dengesinin bozulduğu gerekçesiyle kira bedelinin kısmen uyarlanmasına karar verilmiş ise de; yukarıda açıklanan ilkeler ışığında uyarlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda araştırma yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hatalı değerlendirme ve inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 21.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(YARGITAY 6. Hukuk Dairesi
2016/5122 E.
2016/4844 K.)

EVLİLİK HAZIRLIĞI YAPILIRKEN İŞ AKTİNİN FESHİ “EVLİLİK NEDENİYLE FESİH” SAYILMAZ

Taraflar arasındaki “işçilik alacağının tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sakarya İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.04.2011 gün ve 2010/442 E., 2011/240 K. sayılı kararın incelenmesi davalı ...Ş. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 23/09/2013 gün ve 2011/28288 E., 2013/23400 K. sayılı ilamı ile;
"…
Davacı, davalıya ait iş yerinde çalışırken 09/10/2006 tarihinde evlenecek olması nedeni ile iş sözleşmesini 30/09/20006 tarihinde fesh ettiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret alacağı istemiş, daha sonra Mahkemeye verdiği dilekçe ile sadece kıdem tazminatı istediğini bildirmiştir.

Davalı, ücret ve ihbar tazminatı istenilmeyeceğini, ayrıca kıdem tazminatına ilişkin olarak kanunda açık bir şekilde iş akdinin “kadının evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi” halinin gösterildiğini, davacının 09/10/2006 tarihinde evlendiği halde şirkete 30/09/2006 tarihinde dilekçe verdiğini, savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, davacının evlendiği tarih ile iş akdinin feshine ilişkin dilekçeyi verdiği tarih arasında yalnızca on gün kadar bir süre bulunduğu, Davacı evleneceği için işe bırakacağını öncesinde davalı tarafa bildirdiği, davacının öncesinde davalı tarafı haberdar ederek işi akdini evlilik nedeniyle feshedeceğini söylemiş olması nedeniyle bu durumun aleyhine değerlendirilerek fesih tarihinden 10 gün kadar sonra evlenmiş olması nedeniyle tazminat alamayacağının kabul edilmesinin doğru olmayacağı, bu durumun kadın işçinin evlilik nedeniyle işi bırakması halinde kıdem tazminatı alabileceğini ilişkin yasal düzenlemenin amacına da aykırı olacağı, bu nedenle davacı işçinin kıdem tazminatı alabileceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.

GEREKÇE
İş sözleşmesinin bayan işçi tarafından evlilik sebebiyle feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bayan işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Bu hak, sadece bayan eşe tanınmış olup, resmi evlilik işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.

Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Yine evlilik öncesi çeşitli işlemlerin yapılmasının işe devamsızlık noktasında geçerli mazereti oluşturup oluşturmayacağı her bir olay yönünden değerlendirilmelidir.
Kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Feshin işverence kabul edilmesi gerekmez. Aynı zamanda işçinin işverene ihbar öneli tanıması zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedenine dayalı olarak feshine rağmen başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı her bir somut olay yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasakoyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir.

Somut olayda, davacı evlilik nedeniyle ancak henüz resmi evlilik işlemi yapılmadan iş sözleşmesini fesh etmiştir. Yukarıdaki ilke kararında da belirtildiği üzere Yasa hükmü açık olup resmi evlilik işlemi yapılmadan bu hak kulllanılamayacağından davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağı ve bu nedenle davanını reddi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de, 28/10/2003-30/09/2006 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalışan davacının hizmet süresinin yaklaşık 1 yıl fazla belirlenip bunu göre karar verilmesi hatalıdır..."
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, işçilik alacağının (kıdem tazminatı) tahsili istemine ilişkindir.

Davacı; davalıya ait işyerinde 28.10.2003 tarihinde çalışmaya başladığını, 09.10.2006 tarihinde ise evlendiğini, ancak öncesinde 30.09.2006 tarihinde iş akdinin sona erdirilmesi amacıyla çalıştığı şirkete dilekçe verdiğini, davalı işyerinde kıdem ve ihbar tazminatı alacağının bulunduğunu beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500-TL ücret, kıdem ve ihbar tazminatı alacağının, 30.09.2006 tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı 15.07.2010 harç tarihli tavzih dilekçesi ile de, asıl alacağın yalnızca kıdem tazminatı alacağı olduğunu belirterek, bu alacak yönünden tahsil isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili; ücret ve ihbar tazminatının tahsilinin istenemeyeceğini, kaldı ki kıdem tazminatına ilişkin olarak da kanunda iş akdinin “kadının evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi” hali olarak gösterildiğini, davacının 09.10.2006 tarihinde evlenmesine karşın, iş akdinin sonlandırılması için şirkete 30.09.2006 tarihinde dilekçe verdiğini, dolayısıyla açılan davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davanın, evlilik nedeniyle iş akdinin feshedilmesinden kaynaklanan kıdem tazminatı alacağı niteliğinde olduğu, 1475 sayılı Kanunun 14. maddesinde kadının, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile iş akdini sona erdirmesi halinde kıdem tazminatı alabileceğinin düzenlendiği, davacı işçinin 09.10.2006 tarihinde evlenmesine karşın, iş akdinin feshine ilişkin dilekçesinde, evleneceği için 30.09.2006 tarihi itibariyle işten ayrılmak istediğini belirttiği, dilekçenin ise şirkete hangi tarihte verildiğinin anlaşılamadığı, tanık Gönül Kılınç’ın, davacının evlendikten sonra işi bıraktığını, zira davacının İzmit’e gideceğini söylediği, yine tanık Özgür Taş’ın, davacıyı tazminat ödememek için kandırdıklarını, imza attırdıklarını, oradaki yetkilileri aradıklarında “imzayı atmasaydın, tazminat alırdın” şeklinde ifadeler kullandıklarını beyan ettiği, bu beyanlar dikkate alındığında, davacının, evlilik nedeniyle iş akdini feshettiğinin anlaşıldığı, davacının evlendiği tarih ile iş akdinin feshine ilişkin dilekçeyi verdiği tarih arasında on günlük bir sürenin bulunduğu, davacının, evleneceği için işi bırakacağını daha önce davalı şirkete bildirdiği, bu nedenle davacının fesih tarihinden 10 gün sonra evlenmiş olmasının, tazminat alamayacağı anlamına gelmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı ...Ş. vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece davacı işçinin, evliliğe çok yakın bir tarihte ve evlenme hazırlıklarının yapıldığı sırada iş sözleşmesini feshettiği, konuya ilişkin kanuni düzenlemede "...kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi ..." tabirinin kullanıldığı, bahsi geçen bir yıllık süredeki esas amacın, kadın işçinin evlenme nedeniyle iş akdini hangi tarihe kadar feshedebileceğinin belirlenmesi olduğu; fesih hakkının, evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak tanındığı, kadının evlenme hazırlıkları içinde bulunması ve kısa bir süre içinde de evlenmiş olması durumunda kıdem tazminatı almasının gerektiği, somut olayda davacının, evlenme nedeniyle işten ayrılmak istediğini açıkça ifade ettiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davalı ...Ş. vekili temyiz etmiştir.


Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, henüz resmi evlilik işlemini yapmayan, ancak evlilik hazırlığı içinde bulunan davacı kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedeniyle feshettiğinin kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre de davacı işçinin, kıdem tazminatı alma hakkı kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.


Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce Mahkemenin ilk kararından ve Özel Dairenin bozma ilamından sonra, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 01.06.2011 tarih, 2009/16103 Esas; 2011/16247 Karar sayılı kararı ile evliliğe çok yakın bir tarihte ve evlenme hazırlıklarının yapıldığı sırada iş sözleşmesinin feshedilmesinin, devamında ise evlilik işleminin gerçekleşmesinin, 4857 sayılı Kanunun Ek 14.maddesi uyarınca kıdem tazminatı verilmesini gerektireceği yönündeki görüşü; yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 05.10.2011 tarih, 2009/20934 Esas; 2011/35239 Karar sayılı kararı ile kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedeniyle feshettikten sonra başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığının somut olay yönünden değerlendirilmesi gerektiği, evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkının tanındığı, çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesinin, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevlerinin, yasakoyucuyu düzenlemeye sevkettiği yönündeki görüşü gerekçe gösterilerek kurulan direnme kararının, ilk hükmün gerekçesinde yer almayan yeni bir olguya dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla temyiz incelemesinin Özel Daire tarafından mı yoksa Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış, Kurul çoğunluğu tarafından, bozma kararından sonra mahkemece yeni bir delilin incelenmediği, mahkemenin gerekçesini güçlendirmek amacıyla benzer mahiyetteki davalar nedeniyle verilen Yargıtay kararlarına atıf yapmış olmasının yeni hüküm olarak kabul edilemeyeceği; dolayısıyla ön sorunun bulunmadığı oyçokluğu ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14. maddesi;
“(Değişik birinci fıkra: 29/07/1983 - 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin:
1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında,
2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca,
3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle,
4. Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;
5. (Ek: 25/08/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.):
İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/07/1975 tarihinden, itibaren (1) işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/07/1975 tarihinden evvel (2) işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.
İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz.
T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir.
Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz.
Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz.
Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar.
Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez.
Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur.
Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret,işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır.
(Değişik : 29/07/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır. (1)
(Değişik: 17/10/1980 - 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir.
(Değişik: 10/12/1982 - 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.
(Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir.

Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.”
hükmünü içermektedir.

Somut olayın incelenmesinde, davacının evlenmek amacıyla evlilik tarihi olan 09.10.2006 tarihinden yaklaşık on gün kadar önce 30.09.2006 tarihinde iş akdini sona erdirmek amacıyla davalı iş yerine dilekçe verdiği, yani fesih hakkını, resmi evlilik işlemini tamamlamadan kullandığı, davacı kadın işçinin nikah öncesi iş akdini sonlandırmaya yönelik yaptığı bu işlemin fesih olarak nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığı, işyerinden ayrılmak amacıyla verilen dilekçenin istifa mahiyetinde olduğu, bu itibarla 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14.maddesinin 1.fıkrasında yer alan ve fesih hakkının, resmi evlilik işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kullanılacağına ilişkin kanunun açık hükmüne aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


SONUÇ: Davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/son maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.10.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

ARSA ÜZERİNDEKİ İNTİFA HAKKININ KAT İRTİFAKINA GEÇİLDİĞİ SIRADA TAPUYA İŞLENMEMİŞ OLMASI HALİ

Özet:
ÖNCESİNDE ÜZERİNDE DAVACIYA AİT İNTİFA HAKKI TESCİL EDİLMİŞKEN, KAT İRTİFAKI KURULMASI AŞAMASINDA DAVA KONUSU BAĞIMSIZ BÖLÜM KAYDINA İNTİFA HAKKININ GEÇİRİLİP, TESCİL EDİLMEMESİ, KAYITLARA GÖRE TAŞINMAZIN ÖNCE CEBRİ SATIŞ, ARDINDAN DA SATIŞ YOLUYLA DAVALI TARAFINDAN DEVRALINMASI AŞAMASINDA SİCİL KAYDINDA İNTİFA HAKKININ YER ALMAMASI KARŞISINDA, DAVALI İYİ NİYETLE TAŞINMAZI SATIN ALAN VE KULLANAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ KONUMUNDA OLUP; HAKSIZ ŞAGİL SAYILAMAYACAĞINDAN DAVACININ ECRİMİSİL İSTEMİNİN REDDİ GEREKİR.
DAVA:Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.4.2009 gün ve 2008/334 E., 2009/759 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.01.2010 gün ve 2009/21291 E., 2010/870 K. sayılı ilamı ile;Davacı vekili; müvekkillerinin eşi M. T. F.’nun Antalya Sinan Mah. 12 parselde 1/3 hisse sahibi iken ölümü dolayısı ile intifa hakkını seçmesinden dolayı 1/6 oranında kanuni intifa hakkı sahibi olduğunu, davalının aynı taşınmazda 17 nolu bağımsız bölümün maliki olduğunu ve bugüne kadar müvekkile intifa hakkına dair hiç bir ödeme yapmadığını, bu nedenle 2004-2008 dönemi için toplam 4000 YTL ecrimisil tutarının yasal faizi ile birlikte tahsiline talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap vermemiş, ancak vekili; 1987 tarihinde davacı lehine bahçe olarak kayıtlı taşınmaz üzerine intifa hakkı kurulmuş ise de, arsaya yüklenici tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile inşaat yapıldığını, intifa hakkının ise bazı bölümler üzerine nakledildiğini, davalıya ait bağımsız bölüm üzerinde intifa hakkı şerhi bulunmadığını, beyanla davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tapu kaydı incelendiğinde; şerh bölümünde davacı N. K. F. lehine 2.6.1987 tarihinde bahçe vasfında iken intifa hakkı işlendiği, ancak taşınmaz üzerine bina yapılmakla 14.12.1994 tarihinde kat irtifakı kurulduğu, davalıya ait 17 nolu bağımsız bölümü 14.12.1994 tarihinde cebri satış ile dava dışı M. A.’ın satın aldığı, davalının ise ondan 16.10.1998 tarihinde satın aldığı anlaşılmıştır. İntifa hakkının 7-8-12-14 nolu bağımsız bölümler üzerinde devam ettiği, Tapu sicil müdürlüğü tarafından düzenlenen resmi senede ve tapu kaydına göre davalı taşınmazı satın alırken intifa hakkından bahsedilmediği ve bu şekilde intifa hakkı bulunmaksızın satın aldığı anlaşılmaktadır.

O halde, kat irtifakı kurulurken intifa hakkı davalıya ait bağımsız bölüm üzerinde devam ettirilmediği gibi, taşınmazın intifa hakkı ile birlikte satıldığı ispat edilmeden, davalı iyi niyetle taşınmazı satın alan ve kullanan 3. cü kişi konumunda olmakla, davanın kabulü doğru görülmemiştir…>

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI

Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.

Özel Dairece; yukarıda metni aynen yazılı gerekçe ile hüküm bozulmuş; yerel mahkemece, önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı lehine kurulan intifa hakkının dava konusu bağımsız bölüm üzerinde devam edip etmediği; bağımsız bölümleri satın alan davalının iyiniyetli üçüncü kişi kabul edilip edilemeyeceği, varılacak sonuca göre ecrimisil istenip istenemeyeceği, noktalarında toplanmaktadır.

İlkin, konuya ilişkin genel açıklamalar yapılmasında ve yasal düzenlemeler üzerinde durulmasında yarar vardır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 779. ve devamı maddelerinde irtifak türleri; taşınmaz lehine irtifak hakkı, intifa hakkı, oturma hakkı, üst hakkı, kaynak hakkı ve diğer irtifaklar olarak belirlenmiş; mülkiyetten farklı olarak irtifaklar için kanun, genel hüküm koymamıştır. Buna karşılık, eşyaya bağlı irtifaklara ilişkin hükümlerin (TMK. m. 779-793), diğer kişisel irtifaklarda da uygulanacağı Türk Medeni Kanunu’nun 838/son maddesinde belirtilmiştir.

İntifa hakkı, menkul ve gayrimenkuller ile haklar ve bir mamelek üzerine tesis olunabilir. Hilafına sarahat bulunmadıkça sahibine, üzerine tesis olunduğu şeyden tamamıyla istifade etme hakkını bahşeyler.

Daha açık ifadeyle; Türk Medeni Kanununa göre intifa hakkı, sahibine bu hakkının konusu üzerinde istimal (kullanma) ve istifade (yararlanma) yetkileri veren, başkasına temlik edilemeyen ve hakiki veya tüzel kişiye ait olabilen bir ayni haktır. İntifa hakkı sahibi, intifanın konusu bulunan mal veya hakkın sağlayabileceği bütün menfaatlerden (gelir ve semeresinden) yararlanmak ve kullanmak yetkisine sahiptir.

Dolayısıyla, intifa hakkı buna kaynak olan hukuk ilişkisinin düzenlenmesi sırasında taraflarca aykırı bir şart kararlaştırılmış olmadıkça, hakkın konusu olan şeyden tam ve sınırsız bir faydalanma hakkı sağlar.

İntifa hakkının kurulması ile mülkiyet hakkına konu olan mal üzerinde çıplak mülkiyet sahibinin yararlanma ve kullanma yetkisini kaldırır. İntifa hakkı, üzerine yüklendiği mülkiyet hakkını içi boşalmış bir hak durumuna sokar. İntifa hakkı varken bir mülkiyet hakkının sahibine verdiği mutat kullanma yetkilerinden mülkiyet hakkı sahibi mahrum kalmış olur. Kuru mülkiyet hakkı sahibinin sadece bu mülkiyet hakkını başkasına devretme yetkisi vardır.

Bilindiği üzere; <Ayni haklar, kütüğe tescil ile doğar, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır> (TMK. m.1022/1). <Kurulması kanunen tescile tabi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz> (TMK. m. 1021/1). Değinilen yasa hükümlerinde öngörüldüğü üzere, hukukumuzda ayni hakkın doğumu veya ortadan kaldırılması tescil işleminin yapılmış olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle bir hak tescil edilmedikçe ayni hak niteliğini kazanamaz.

İntifa hakkının sonsuz kurulamayacağı yolundaki hüküm Medeni Kanunun emredici hükümlerindendir. Gerçek kişiler için bu süre intifa hakkı sahibinin ömrüyle sınırlanmışken; tüzel kişilerde TMK’nun 797. maddesi gereğince intifa hakkı süresi 100 seneyi aşamaz.

TMK’nun 795. maddesinin birinci cümlesinde; menkullerin, gayrimenkullerin ve hakların, intifa hakkına konu olabileceği belirtilmiştir. İntifa hakkı bir ayni hak olarak sahibine mal üzerinde fiili hakimiyet sağlar. Bu hakkın sağladığı zilyetlik sayesinde intifa hakkı sahibi malı kullanabilir. Böylece zilyede tanınmış bulunan dava haklarını intifa hakkı sahibinin kullanmaya hakkı bulunduğu gibi mülkiyet hakkı sahibine tanınmış bulunan dava haklarından da intifa hakkı sahibi yararlanır.

İntifa hakkı; taşınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur. (TMK. m.795/1)

TMK’nun 796. maddesinin, birinci fıkrasının, birinci cümlesinde; ister menkul ister gayrimenkul olsun, malın yok olması ile intifa hakkının son bulacağı belirtilmiştir. Malın yok olması ile üzerindeki mülkiyet hakkı ile birlikte konusu kalmayan intifa hakkı da ortadan kalkar.

Gayrimenkul sahibinin iradesi ile kurulan bir intifa hakkının TMK’nun 795.maddesine göre ayni hak olarak varlık kazanabilmesi için sicile kaydedilmesi gerektiğine göre hak sahiplerinin iradesi ile intifa hakkına son verilmek istenirse o halde sicile düşülmüş bulunan kaydın silinmesiyle, ancak ayni hakkın kalkması sağlanabilir. Birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki, hükme dayanılarak intifa hakkına son verilmek istenirse sicildeki kaydın silinmesinin tesisi (kurucu) bir değeri vardır; bu halde kaydın silinmesi esas hak bakımından bir değişiklik meydana getirir var olan bir ayni hakkı ortadan kaldırır.


Sicilden kaydın silinebilmesi için de muteber bir hukuki sebebin bulunması gerekir.

İntifa hakkının kurulmasını sağlayan hukuki sebepte (anlaşma, vasiyetname) bu hak için bir süre gösterilmişse o sürenin bitmesi ve herhalde hak sahibi gerçek kişi ise TMK’nun 796. maddesine göre intifa hakkı sahibinin ölümü, intifa hakkı sahibi tüzel kişilik ise infisahı veya hakkın kurulmasının üstünden 100 yıl geçmesi, mahkemeden verilmiş intifa hakkını sona erdiren bir kararın bulunması intifa hakkını son bulduran diğer sebeplerdir.

İntifa hakkına dair kayıt, tapudan haklı bir sebebe dayanmadan silinmişse, intifa hakkı sahibi TMK’nun 1025. maddesine dayanarak meydana gelen yanlışlığın düzeltilmesini sağlayabilir. Gayrimenkulün el değiştirmesi sonunda iyi niyet sahibi alıcı bakımından intifa hakkının TMK’nun 1023. maddesine göre ortadan kalkmasını önlemek için TMK’nun 1011/1. maddesine dayanarak tapuya intifa hakkı sahibi kayıt düşürtebilir (Dr Suat Bertan, Ayni Haklar, Ank.1976, s.1346-1376).

Diğer taraftan, <tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan kişinin bu kazanımı korunur> (TMK m.1023). Yasada öngörülen ve dayanağını Medeni Kanunun 2. maddesinden alan iyi niyetin aynı zamanda bu iddiada bulunana bir özen ve itina borcu yüklediği de kuşkusuzdur. Ancak, bu özen ve dikkatin sicile yönelik olması gerektiği tartışmasızdır. Sicile güvenen kişinin, sicilin dayanağını oluşturan kayıt ve belgeleri inceleme yükümlülüğü yoktur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Dava konusu edilen kat irtifakı kurulmuş 17 nolu bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın, üzerinde bulunduğu arzın öncesinde tapuda bahçe niteliğinde kayıtlı olduğu, davacının eşi muris M. T. F. ile dava dışı A. C. F. ve N. F.’nun 1/3’er oranında paydaş oldukları, murisin 04.03.1985 tarihinde ölümü ile eşi olan davacı N. K. F.’nun 02.06.1987 tarihinde intifa hakkını seçmesi nedeniyle 1/6 payı oranında olmak üzere davacı lehine taşınmaz üzerinde intifa hakkı tesis edildiği ve bu hakkın tapunun <İntifa Hakları ve Gayrimenkul Mükellefiyetleri> hanesine şerh edildiği, ancak taşınmaz üzerine bina yapılmakla davacı ve diğer taşınmaz paydaşlarının 26.05.1987 tarihinde M. İ. adlı kişiye verdikleri vekaletnameye dayanılarak, taşınmazda 14.12.1994 tarihinde kat irtifakı kurulduğu, kat irtifakı kurulurken, davacı lehine olan intifa hakkının 7, 8, 12 ve 14 nolu bağımsız bölümler üzerinde devam ettirildiği, davaya konu edilen 17 nolu bağımsız bölüm üzerinde intifa hakkı bulunduğuna dair tapuya herhangi bir tescilin yapılmadığı, dava konusu bağımsız bölümü 14.12.1994 tarihinde cebri satış ile dava dışı M. A.’ın satın aldığı, davalının ise ondan 16.10.1998 tarihinde satın aldığı, davalı bağımsız bölümü satın alırken kayıtta intifa hakkı yeralmadığı, tüm tapu kayıtları ve dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır.

Yukarıda da değinildiği gibi, intifa hakkının kurulabilmesi ve herkese karşı ileri sürülebilmesi için TMK’nun 795. maddesi gereğince tapu kütüğüne tescil edilmesi gerekmektedir. Oysaki, ecrimisil talep edilen 17 nolu bağımsız bölüm üzerinde davacı lehine tescil edilmiş intifa hakkı bulunmamaktadır.

Öte yandan, eğer davacı 17 nolu bağımsız bölüm üzerindeki intifa hakkına dair kaydın haklı bir nedene dayanmadan silindiği iddiasında ise, bu durumda da TMK’nun 1025. maddesi gereğince tapu kütüğündeki yanlışlığın düzeltilmesini isteyebilecektir. Ancak davacının böyle istemi ve girişimi de olmamıştır. Davacının eski kayıtta yeralan intifa hakkının kat irtifakı kurulduğu aşamada 17 nolu bağımsız bölüme geçirilmemesi yönündeki işlemin ve bu şekildeki eksik kaydın düzeltilmesini sağlamadığından, taşınmazı iyiniyetle edinen üçüncü kişiden bu hakka dayanarak talepte bulunma olanağı yoktur.

Kural olarak; ecrimisil tazminatı kötü niyetli şagilin ödemesi gereken bir tazminat türüdür.

Bununla birlikte, TMK’nun 1023. maddesine göre, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak bir ayni hak kazanan kişinin bu kazanımı korunacaktır. Sicile güvenen kişinin, sicilin dayanağını oluşturan kayıt ve belgeleri inceleme yükümlülüğü dahi bulunmamaktadır. Bu durumda, davalının taşınmazı iyiniyetle kazandığı kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca, öncesinde üzerinde davacıya ait intifa hakkı tescil edilmişken, kat irtifakı kurulması aşamasında dava konusu bağımsız bölüm kaydına intifa hakkının geçirilip, tescil edilmemesi, kayıtlara göre taşınmazın önce cebri satış, ardından da satış yoluyla davalı tarafından devralınması aşamasında sicil kaydında intifa hakkının yer almaması karşısında davalı iyi niyetle taşınmazı satın alan ve kullanan üçüncü kişi konumunda olup; haksız şagil sayılamayacağından davacının ecrimisil isteminin reddi gerekir.

Bu nedenle: aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerekir.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.