9 Şubat 2017 Perşembe

TASARRUFUN İPTAL DAVASI,AMME BORCU TESPİTİ TALEBİ

ÖZET : Davacı vekili davalı Ltd. Şti. nin müvekkiline kamu borcu bulunduğunu bu şirketin diğer davalı şirket içerisinde eritilerek yok edildiğini, bu nedenle her iki şirketin tek tüzel kişilik üzerinden faaliyetini sürdürdüğünün, her iki kurum arasındaki devrin yapıldığına ilişkin hukuki ilişkinin varlığının ve her iki şirketin tüm amme borcundan müteselsilen sorumlu olduklarının tesbitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacının istediğinin ne olduğunun açık ve net bir şekilde belirlenmesi için açıklama yapılmasına izin verilmeden davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece davacı tarafa isteğinin ne olduğu, davayı tasarrufun iptali davası mı yoksa salt tesbit davası olarak mı açtıklarının açık ve net bir şekilde açıklattırılması ondan sonra taraf delillerinin toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili davalı A… Market Metal Ü… Ltd. Şti. nin müvekkiline kamu borcu bulunduğunu bu şirketin diğer davalı şirket içerisinde eritilerek yok edildiğini, bu nedenle her iki şirketin tek tüzel kişilik üzerinden faaliyetini sürdürdüğünün, her iki kurum arasındaki devrin yapıldığına ilişkin hukuki ilişkinin varlığının ve her iki şirketin tüm amme borcundan müteselsilen sorumlu olduklarının tesbitine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece eda davası açılması mümkün olan hallerde tesbit davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkilinin davalı A… Market Metal Ü… Ltd. Şti. den olan alacağı için hakkında icra takibi başlattıklarını, alacağın tahsil edilemediğini, ancak borçlu şirketin varlıklarının diğer davalı şirkete devredilip borçlu şirket varlıklarının eritildiğini öne sürerek her iki şirket faaliyetinin tek tüzel kişilik içinde sürdürüldüğünün, iki şirket arasında devir yapıldığının ve her iki şirketin amme borcundan müteselsilen sorumlu olduklarının tesbitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece eda davası açılması mümkün olan hallerde tesbit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Dava dilekçesi içeriğinden davacının talebinin aslında 6183 sayılı yasa uyarınca borçlu şirket hakkında yapılan icra takibi sonucu alacağın tahsil edilemediği, bu nedenle şirket mal varlığı ile diğer varlıklarının üçüncü kişi konumunda olan davalı A… Market Metal Ü… Ltd. Şti.ne devrinin iptaline ilişkin olduğu dolayısıyla istemin 6183 sayılı yasanın 24 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali olduğu anlaşılabilir ise de davacı tarafın hangi yasa maddesi uyarınca iptal istediği ve borçlu davalının hangi tasarruflarının iptal edilmesi gerektiği hususu yeterince açık olmadığı da görülmektedir. Talep sonucu açık değilse, 1086 sayılı HUMK. nun 75/2 ( 6100 sayılı HMK.nun 31. ) maddesi uyarınca mahkemenin davacı tarafa talep sonucunu açıklattırması gerekir. Bu madde hükmünde, hakim ‘müphem ve mütenakız gördüğü iddia ve sebepler hakkında izahat isteyebilir” denilmekte ise de bunu sadece hakime tanınan bir yetki şeklinde değil, aynı zamanda hakime verilen bir görev olarak anlamak gerekir. Somut olayda mahkemece davacının istediğinin ne olduğunun açık ve net bir şekilde belirlenmesi için açıklama yapılmasına izin verilmeden davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece davacı tarafa 1086 sayılı HUMK. nun 75/2 ( 6100 sayılı HMK.nun 31. ) maddesi uyarınca davacı tarafın isteğinin ne olduğu, davayı 6183 sayılı yasanın 24 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davası mı yoksa salt tesbit davası olarak mı açtıklarının açık ve net bir şekilde açıklattırılması ondan sonra taraf delillerinin toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün yukarda açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 07.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(T.C.YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E:2012/1406 K:2012/7467 T:7.6.2012)

İLGİLİ KANUN MADDELERİ....
İptal davası açılması:

6183 Madde 24 – Amme borçlusunun bu kanunun 27, 28, 29 ve 30 uncu maddelerinde yazılı tasarruf ve muamelelerinin iptali için umumi mahkemelerde dava açılır ve bu davalara diğer işlere takdimen umumi hükümlere göre bakılır.
Hâkimin davayı aydınlatma ödevi
6100 MADDE  31

Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.
Birden fazla vekil görevlendirilmesi
1086 MADDE 75- (1) Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir.

OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI DÜZENLEMELER YAPILMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME



Olağanüstü hal kapsamında bazı düzenlemeler yapılması; Anayasanın 121 inci maddesi ile 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 2/1/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Müsadere edilen şirket, ortaklık payları ve varlıklar
MADDE 1 – (1) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilip 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesine göre kayyımlık yetkisi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılan şirketler, ortaklık payları ve varlıkların 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun İkinci Bölümü kapsamına giren suçlardan dolayı müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararı; bu şirket, ortaklık payları ve varlıkların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından satış ve tasfiye edilmesi suretiyle yerine getirilir. Satış ve tasfiye sürecinde şirket, ortaklık payları ve varlıkların yönetiminin 6758 sayılı Kanunun 19 uncu maddesine göre atanan yöneticiler tarafından yürütülmesine devam edilir. Satış veya tasfiyeden elde edilen gelirler Hazineye irat kaydedilir.
MADDE 2 – 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa 65 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 65/A maddesi eklenmiştir.
Kış lastiği zorunluluğu
MADDE 65/A – Yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan araçların kış lastiği kullanmaları, illerin hava ve iklim şartlarına göre Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yılın belirli dönemi için zorunlu tutulur. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bu yetkisini valiliklere devredebilir. Bu madde hükümleri çerçevesinde araçları denetlemeye Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının yetkilendirdiği Bakanlık personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının sınır kapılarındaki birimleri ve belediyelerin denetim birimleri yetkilidir. Bu maddede düzenlenen yükümlülüğe uymayan aracın işletenine 625 Türk Lirası tutarında bu maddede belirtilen görevlilerce idari para cezası verilir ve bu araçların lastiklerini uygun hale getirebilecekleri en yakın yerleşim birimine kadar gitmelerine denetimle görevli olanlar tarafından izin verilir. Bu maddede belirtilen idari para cezasının tutarını azaltmaya ve iki katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu maddeye ilişkin usul ve esaslar Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından belirlenir.”
MADDE 3 – 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 17 31/12/2017 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, 1/2/2017 tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince Kuruma kayıtlı işsizler arasından işe alınanların; işe alındıkları tarihten önceki üç aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları ve 2016 yılı Aralık ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısına ilave olmaları kaydıyla işe alındıkları tarihten itibaren 31/12/2017 tarihine kadar geçerli olmak üzere sigortalının aylık prim ödeme gün sayısının 22,22 TL ile çarpılması sonucunda bulunacak tutar, bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri sigortalı hisseleri dahil tüm primlerden mahsup edilmek suretiyle işverene destek ödemesi yapılır ve destek tutarı Fondan karşılanır.
İşverenlerin aylık prim ve hizmet belgelerini veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini yasal süresi içerisinde vermediği, sigorta primlerini yasal süresinde ödemediği, yapılan kontrol ve denetimlerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalışmadığı durumlarının tespit edilmesi, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunması hallerinde birinci fıkra hükümleri uygulanmaz. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren veya ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu taksitlendirme ve yapılandırma devam ettiği sürece anılan fıkra hükmünden yararlandırılır.
Bu madde hükümleri; kamu idarelerine ait işyerleri, 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 2886 sayılı Kanuna, 4734 sayılı Kanuna ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.
Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan yararlanmakta olan işverenler; aynı sigortalı için aynı dönemde diğer sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerden yararlanamaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.
GEÇİCİ MADDE 18 – 31/12/2017 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, 1/2/2017 tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince Kuruma kayıtlı işsizler arasından işe alınanların; işe alındıkları tarihten önceki üç aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları ve 2016 yılının Aralık ayına ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısına ilave olmaları kaydıyla işe alındıkları tarihten itibaren 31/12/2017 tarihine kadar uygulanmak üzere, ücretlerinin 2017 yılında uygulanan asgari ücretin aylık brüt tutarının prim ödeme gün sayısına isabet eden tutarı üzerinden hesaplanan gelir vergisinin asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra kalan kısmı, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilir.
Bu madde kapsamında gelir vergisi stopajı teşvikinden yararlananlar, diğer kanunlarda yer alan benzer nitelikli gelir vergisi stopajı teşviklerinden yararlanamaz.
Bu madde kapsamında yapılan ücret ödemelerine ilişkin düzenlenen kâğıtlara ait damga vergisinin aylık brüt asgari ücretin prim ödeme gün sayısına isabet eden kısmı beyan edilmez ve ödenmez.
Bu madde hükümleri; kamu idarelerine ait işyerleri, 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 2886 sayılı Kanuna, 4734 sayılı Kanuna ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.
Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar ile mahsup şeklini ve dönemini belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
MADDE 4 – 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bankacılık mevzuatı ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, bu kredileri temdit etme veya ek kredi kullandırma, taksitlendirme, teminata bağlama yahut sair yöntemlerle yeniden yapılandırma işlemleri zimmet suçunu oluşturmaz.”
MADDE 5 – 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, sosyal etkinlik merkezleri” ibaresi ile aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş ve birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “öğrenci etüt eğitim merkezleri,” ibaresi ile aynı fıkranın (j) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
“p) Sosyal etkinlik merkezi: İl millî eğitim müdürlükleri ile belediyeler arasında yapılan ve Bakanlıkça onaylanan ortak işbirliği protokolleri çerçevesinde, Bakanlığın verdiği işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile belediyelerce açılan ve işletilen, ilköğretim ve/veya ortaöğretim öğrencilerinin ödev ve projelerine ilişkin araştırmalar yaptığı, öğrencilerin ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerin yürütüldüğü özel öğretim kurumlarını,”
MADDE 6 – 5580 sayılı Kanunun geçici 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bu fıkranın yayımı tarihinde faaliyet gösterenlerden dönüşüm programına alınan öğrenci etüt eğitim merkezleri hariç olmak üzere, halen faaliyette olan öğrenci etüt eğitim merkezleri, faaliyetlerine 1/7/2017 tarihine kadar devam edebilirler. En geç 29/7/2017 tarihine kadar bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c), (g), (h), (i), (k), (o) ve (ö) bentlerinde tanımlanan özel öğretim kurumlarından birinin gerektirdiği şartlara uygun hale getirilmeyen ve kurum açma izni buna göre düzenlenmeyen öğrenci etüt eğitim merkezleri hakkında sürekli kapatma işlemi uygulanır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.”
MADDE 7 – 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (dd) bendinde yer alan “kuran ve işleten” ibaresi “kuran ve/veya işleten” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 8 – 6112 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin sekizinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve beşinci cümlesine “Üst Kuruldan karasal yayın lisansı almış” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya bu Kanunun geçici 4 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yayınlarına devam eden” ibaresi eklenmiştir.
“Özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar, Üst Kurulca kendilerine tahsis edilen televizyon kanalı, multipleks kapasitesi ile radyo frekanslarından yapacakları yayınlarını, tek bir verici tesis ve işletim şirketince kurulan ve/veya işletilen radyo ve televizyon verici tesislerinden yapmak zorundadır. Sermayesinin en az yarısı kamuya ait olmak üzere kurulan veya iştirak edilen verici tesis ve işletim şirketinin uyması gereken şartlar Üst Kurulca belirlenir ve şartları yerine getiren tek bir verici tesis ve işletim şirketine yayın iletim yetkisi verilir.”
MADDE 9 – 6112 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinin yedinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 10 – 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 149/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 11 – 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu madde kapsamında Fon tarafından atanan veya görevlendirilenler” ibaresi “Kayyımlık yetkisi Fona devredilen veya Fonun kayyım olarak atandığı şirketleri soruşturma ve kovuşturma süresince yönetmek üzere atananlar veya görevlendirilenler” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan özel radyo ve televizyonların; 15/7/2016 tarihi itibarıyla sahip oldukları yayın lisansları, 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun geçici 4 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki yayın hakları, frekans ve kanal kullanımı ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nezdindeki benzeri izinleri Maliye Bakanlığının bu yöndeki talebi üzerine Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından ihya edilir. İhya edilen bu lisans ve haklar ile frekans, kanal kullanımı ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nezdindeki benzeri izinlerin Maliye Bakanlığınca veya üçüncü fıkra kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca, kapatılan özel radyo ve televizyonlara ait diğer varlıklarla birlikte ya da ayrı ayrı satılması durumunda bunların yeni alıcıları adına devri ve tescili işlemleri Fonun bildirimi üzerine, gerekli bilgi ve belgelerin tamamlanmasını müteakip başkaca bir işleme gerek kalmaksızın en fazla bir ay içinde tamamlanır.”
MADDE 12 – 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 13 – Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 14 – Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Recep Tayyip ERDOĞAN
CUMHURBAŞKANI
Binali YILDIRIM
Başbakan
N. CANİKLİ M. ŞİMŞEK N. KURTULMUŞ Y. T. TÜRKEŞ
Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı
V. KAYNAK B. BOZDAĞ F. B. SAYAN KAYA Ö. ÇELİK
Başbakan Yardımcısı Adalet Bakanı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Avrupa Birliği Bakanı
F. ÖZLÜ M. MÜEZZİNOĞLU M. ÖZHASEKİ M. ÇAVUŞOĞLU
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çevre ve Şehircilik Bakanı Dışişleri Bakanı
N. ZEYBEKCİ B. ALBAYRAK A. Ç. KILIÇ F. ÇELİK
Ekonomi Bakanı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Gençlik ve Spor Bakanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı
B. TÜFENKCİ S. SOYLU L. ELVAN N. AVCI
Gümrük ve Ticaret Bakanı İçişleri Bakanı Kalkınma Bakanı Kültür ve Turizm Bakanı
N. AĞBAL İ. YILMAZ F. IŞIK
Maliye Bakanı Millî Eğitim Bakanı Millî Savunma Bakanı
V. EROĞLU R. AKDAĞ A. ARSLAN
Orman ve Su İşleri Bakanı Sağlık Bakanı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı

7 Şubat 2017 Salı

AMME ALACAĞININ TAHSİLİ AMACIYLA YAPILAN HACİZ

GEREKÇE
6183  s.k /m.66
Borçlu elinde haczedilen mallara karşı istihkak iddiaları:
Madde 66 – Borçlu, elinde bulunan bir malı üçüncü şahsın mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bunu haciz zaptına geçirir. Keyfiyet, iddia borçlu tarafından yapılmışsa üçüncü şahsa, üçüncü şahıs tarafından yapılmışsa borçluya bildirilir.
Tahsil dairesi, haciz zaptını aldığı tarihten itibaren 7 gün içinde iddiayı reddetmediği takdirde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Üçüncü şahıs, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmediği takdirde istihkak iddiası dinlenmez.
İstihkak iddiası tahsil dairesince kabul edilmez veya borçlu tarafından istihkak iddiasına itiraz edilirse, 7 gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumu tahsil dairesince üçüncü şahsa bildirilir. Müddetinde dava açılmadığı takdirde istihkak iddiasından vazgeçilmiş sayılır.
ÖZET : Dava 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun uyarınca yapılan haciz sebebiyle istihkak istemine ilişkindir. Yasa metnine bakıldığında, bu yasadan kaynaklanan istihkak davalarında görevli mahkemenin dava değerine göre Asliye Hukuk veya Sulh Hukuk mahkemesi olarak belirlenmesi gerekir.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükümün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili ile davalı vekili geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Dava 6183 Sayılı Yasa’ya göre yapılan haciz sebebiyle istihkak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın görev yönünden reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı 07 … … plaka sayılı aracın noter satış senediyle 6.5.2004 tarihinde dava dışı N. C.’dan satın aldığını, aracın trafik kaydını davalı vergi dairesinin alacakları için haciz konulduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Sözkonusu dava. 6183 Sayılı Kanunun 66. maddesinde düzenlenen istihkak davası niteliğindedir. 6183 Sayılı Kanunun 68/I. maddesinde “Bu Yasadan kaynaklanan istihkak davalarına haczi yapan tahsil dairesinin olduğu yerdeki mahkeme yetkilidir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu maddedeki mahkeme sözcüğünün dava değerine göre Asliye Hukuk veya Sulh Hukuk olarak yorumlanması gerekir. Dairemiz ve İcra İflas Yasası’ndan kaynaklanan istihkak davalarına bakmakla görevli Yargıtay Yüksek 21 ve 17. Hukuk Daireleri’nce dava değerinin davaya konu alacak ya da hacizli maldan değeri düşük olana göre mahkeme görevinin tayin ve buna göre harç ile avukatlık ücretinin takdir edileceği kabul edilmektedir. Eldeki davada hacizli aracın değeri 2.500 ,00 TL olup, dava tarihi itibariyle değer ve kıymeti 7.230,00 TL’ye kadar olan davalara bakmakta görevli olduğundan Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Bu durumda mahkemece işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile görevden red kararı verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 16.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E:2011/342 K:2011/905 T:16.2.2011)

TASARRUFUN İPTAL,AMME ALACAĞININ TAHSİLİ

GEREKÇE
6183 s.k /m.30
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar:
Madde 30 – Borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği takdirde amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle borçlu tarafından yapılan bir taraflı muamelelerle borçlunun maksadını bilen veya bilmesi lazım gelen kimselerle yapılan bütün muameleler tarihleri ne olursa olsun hükümsüzdür.

ÖZET : Dava, tasarrufun iptali istemidir. Davanın borçlusu P. Eşya Ticaret ve Sanayi A.Ş olduğunun anlaşıldığı bu alacaklının 3. kişi M. D. ile ilişkisinin araştırılmadığı, borçlu şirketin temyiz dilekçesinin 4. bendinde yer verdiği davalılar arasındaki alacak-borç ilişkisi sebebiyle 3. kişinin borçlu şirketin, amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkan bırakmamak maksadıyla hareket ettiğini bildiği veya bilebilecek halde olup olmadığı konusunda taraf delillerinin toplanmadığı bu sebeple sözü edilen konularda taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine değinilmiştir.
DAVA : Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı sebeplerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içerisinde davalı P… Eşya Ticaret ve Sanayi A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Hükmüne uyulan bozma ilamında dava konusu taşınmazın tapu kaydındaki satış bedelinin üzerindeki hacizler toplamı ile birlikte 158.587 YTL olduğu, taşınmazın bilirkişilerce bulunan değerinin 250.000 YTL ancak 6183 S.Yasanın 30. maddesine göre borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği takdirde amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkan bırakmamak maksadıyla borçlu tarafından yapılan bir taraflı muamelelerle borçlunun maksadını bilen veya bilmesi lazımgelen kimselerle yapılan tüm muamelelerin tarihleri ne olursa olsun hükümsüz olduğu, dosya arasına giren İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2002/51 esas s. icra takibinde dosya alacaklısının M. D. borçlunun ise eldeki davanın borçlusu P… Eşya Ticaret ve Sanayi A.Ş. olduğunun anlaşıldığı bu alacaklının 3. kişi M. D. ile ilişkisinin araştırılmadığı, borçlu şirketin temyiz dilekçesinin 4. bendinde yer verdiği davalılar arasındaki alacak-borç ilişkisi sebebiyle 3. kişinin borçlu şirketin, amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkan bırakmamak maksadıyla hareket ettiğini bildiği veya bilebilecek halde olup olmadığı konusunda taraf delillerinin toplanmadığı bu sebeple sözü edilen konularda taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı P… Eşya Ticaret ve Sanayi A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içeriğine, bozmaya uygun karar verilmesine, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve kararda yazılı sair gerekçelere göre davalı P… Eşya Ticaret ve Sanayi A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 4.572,85 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı P… Eşya Tic. San. A.Ş.’nden alınmasına, 29.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
(T.C. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E: 2010/1485 K:2010/2773 T:29.3.2010)

6 Şubat 2017 Pazartesi

SIRA CETVELİNE İTİRAZ,AMME ALACAĞI,VERGİ ALACAĞI,ZAMANAŞIMI

GEREKÇELİ KANUNLAR ...
2004 s.k /md 102...HACİZ TUTANAĞI TANZİMİ:
Taşınır bir malı haciz için mahallinde bir tutanak tutulur. Zabıt varakasında alacaklı ve borçlunun isim ve şöhretleri, alacağın miktarı, haczin hangi gün ve saatte yapıldığı, haczedilen mallar ve takdir edilen kıymetleri ve varsa üçüncü şahısların iddiaları yazılır ve haczi icra eden memur tarafından imza edilir.
Haczi talep edilen mal taşınmaz ise icra dairesi 91 inci madde mucibince haczi ait olduğu daireye tebliğ eder ve mahallinde tutulacak tutanakta taşınmazın nevi ve mahiyeti ve hududu ve lüzumlu vasıfları dercolunur.
Evvelce ihtiyaten haczedilen şeylere icra haczi vazedildiği surette zabıt varakasına ihtiyati haciz sahibinin dahi iştirak hakkı işaret olunur.
Haczi kabil mallar kafi gelmezse veya hiç bulunmazsa bu hal tutanağa kaydolunur.
6183 s.k /md102...TAHSİL ZAMANAŞIMI
Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.
Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur

ÖZET : 
1-) Sıra cetveline itiraz cetvelde kendisine pay ayrılan ve dava sonucunda hukuki durumları etkilenecek olan alacaklılar aleyhine açılır.
2-) Vergi alacaklarının tahsilinde uygulanacak zamanaşımı hükümleri ile bunun durması ve kesilmesine ilişkin düzenlemeler Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 102 vd. maddelerinde yer almaktadır. Mahkemece, yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile vergi alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı belirlenirken, konulan haczin ancak o tarihte mevcut bulunan alacak ile buna işleyecek fer’ilerin karşılanmasına tahsis edilebileceği ve haciz tarihinden sonra doğan vergi alacaklarının önceki hacizden yararlanamayacağı ilkesi de dikkate alınmalıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Dava sıra cetveline itiraz davasıdır.
Verilen önceki hükümün Dairemizce bozulması üzerine mahkemece Vergi Dairesi alacağının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kabulüne, Vergi Dairesinin sıra cetvelinden çıkartılmasına karar verilmiş; hüküm davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
1-) Sıra cetveline itiraz cetvelde kendisine pay ayrılan ve dava sonucunda hukuki durumları etkilenecek olan alacaklılar aleyhine açılır ( İ.İ.K. m. 142 ); bu itibarla borçlu hakkında açılan davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Önceki hükümde davanın reddedilmiş olmasına ve bu hususun bozma kapsamı dışında bırakılmasına göre borçlu şirket vekilinin temyizde hukuki yararı bulunmadığından, temyiz isteminin de reddi gerekmiştir.
2-) Vergi Dairesi ( Hazine ) vekilinin temyiz itirazlarına gelince:
Vergi alacaklarının tahsilinde uygulanacak zamanaşımı hükümleri ile bunun durması ve kesilmesine ilişkin düzenlemeler Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 102 vd. maddelerinde yer almaktadır. Bu durumda mahkemece, konulan haczin ancak o tarihte mevcut bulunan alacak ile buna işleyecek fer’ilerin karşılanmasına tahsis edilebileceği ve haciz tarihinden sonra doğan vergi alacaklarının önceki hacizden yararlanamayacağı ilkesi de dikkate alınmak suretiyle, yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile vergi alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve uğramamış ise satış tarihi itibariyle kaç liraya baliğ olduğu belirlenmeli ve varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir hüküm oluşturulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda 1 Sayılı bentte açıklanan sebeple borçlu şirket vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, 2 Sayılı bentte açıklanan sebeple hükümün Vergi Dairesi yararına BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 16.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(T.C.YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E:2011/1818 K:2011/3369 T:16.3.2011)

KOOPERATİF SORUNLARI ÜZERİNE YARGITAY KARARLARI

KOOPERATİF TARAFINDAN YAPILAN KONUTLARIN ORTAKLAR ADINA TAPUYA TESCİLİNİN TALEP EDİLEBİLMESİ
Dava, kura sonucu davacı adına tahsis edilen dairenin tapusunun iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir. Kooperatif tarafından yapılan konutların ortaklar adına tapuya tescilinin talep edilebilmesi için kooperatifte ferdileşmeye geçilmesi ve kooperatifin ferdileştirmeyi sağlamaması, ayrıca ortağın kooperatife bir borcunun bulunmaması gerekmektedir. Somut olayda, davalı K. Kooperatifi ile arsa sahipleri arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı ve kura sonucu davacı adına tahsis edilen dairenin tapusunun bu sözleşme gereği kooperatif tarafından arsa sahibi olan mümeyyiz davalıya verildiği, ancak davalı kooperatifin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirerek davaya konu dairenin mülkiyetine hak sahibi olduğu, davacının da kooperatife borcu olmaması nedeniyle tahsis edilen dairenin mülkiyetini kazandığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa, mahkemece, yukarıda açıklanan ilke gereği davalı kooperatifin ferdileşmeye geçip geçmediği ve davacının borcu olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapılarak ve ayrıca arsa sahipleri tarafından davalı kooperatif ve üst birlik aleyhine kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi için açılan aynı mahkemenin 2003/465 Esas sayılı davanın sonunda verilecek kararın iş bu davanın sonucunu etkileyeceği de göz önüne alınarak sözü edilen davanın sonucunun beklenilerek bir karar verilmesi gerekir (11. HD. 5.6.2007, 5772/8557). 
• AYRILAN ÜYENİN KOOPERATİF AİDATLARIN İADESİ
Dava, üyelikten ayrılan davacının yaptığı ödemelerin iadesi istemine ilişkindir. Ayrılan üyenin kooperatifin varlığı üzerindeki haklarını düzenleyen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17 nci maddesi uyarınca üyenin çıkma payının ayrıldığı yıla ait bilanço çerçevesinde belirlenerek iade edilmesi gereklidir. Bu itibarla, iadesi gereken miktar ödenen aidatların toplamı kadar olmayıp yapılan toplam ödemeden üyenin ayrıldığı yıla ait kabul edilen bilançoda gösterilen genel giderlerden payına düşen kısım indirildikten sonra kalan miktarla sınırlıdır. Buna göre davacıya iadesi gereken bedelin açıklanan yönteme uygun olarak yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken, bozma kararına yanlış anlam verilerek ayrıldığı yıla ait bilanço uyarınca hesaplanan öz varlık miktarından ödediği miktara isabet eden kısmın hesaplanması suretiyle toplam ödemeyi bile aşarak kooperatif öz varlığından pay verilmesi sonucunu doğuracak şekilde davalının sorumluluğuna karar verilmesi Kooperatifler Yasası ve kooperatif ana sözleşmesi hükümlerine aykırı olup, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir (11. HD. 8.11.2007, 11053/14013).

• KOOPERATİF GENEL KURUL KARARININ İPTALİ DAVASINDA KOOPERATİF YÖNETİCİLERİNİN HASIM GÖSTERİLMESİ
Dava, kooperatif genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatifçe genel kurul toplantısı ile davanın kabul edilmesi yönünde karar alınıp, kooperatif temsilcilerinin de duruşmaya katılarak davayı kabul ettiklerini bildirmeleri karşısında, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, zira genel kurulca davanın kabulüne ilişkin karar alınmasının, bir anlamda genel kurulun yönetim kurulu üyelerini azli iradesini de ortaya koymasına, ve yönetim kurulu üyelerinin hiçbir neden gösterilmeksizin değiştirilmesinin, genel kurulca her zaman alınması mümkün kararlardan olmasına, ve yine HUMK uyarınca bir davadaki davalı kabulünün, hak düşürücü süreden önce dikkate alınması gerekmektedir.
Böyle bir davada yönetim kurulu üyelerinin davalı sıfatıyla hasım olarak gösterilmesi ve aleyhlerine hüküm kurulması mümkün değildir. Bu durum karşısında mahkemece, kendisine husumet düşmeyen davalılar hakkındaki davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekir (11. HD. 21.1.2008, 14759/328).

• KOOPERATİFTEN AİDAT BORCU NEDENİYLE İHRAÇ • KOOPERATİFTEN AYRILMA NEDENİYLE AİDATLARIN İADESİ
Kooperatiften ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan genel gider payı düşüldükten sonra bakiyenin iadesini talep hakkını haiz olup, bilançonun kabulü suretiyle kesinleşmesinden itibaren bir ay geçtikten sonra bu hak talep edilebilir. Kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek olması nedeniyle ödemelerin geciktirilmesine ilişkin bir genel kurul kararı alınmış ve mahkemece, ödemenin kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikte olduğu bilirkişi raporu ile saptansa dahi, bu husus kooperatife ödemeyi geciktirme hakkı verir ise de, alacağın muacceliyet tarihini etkilemez.
İhraç kararının kesinleşmesi 2003 yılında gerçekleşeceğinden, 2003 yılı bilançosunun onaylandığı, 2004 yılı genel kurul toplantısından itibaren bir ay sonra davalının çıkma payı alacağının muaccel olacağı gözetilerek, İşlemiş faiz miktarı da harçlandırılarak dava konusu yapılmış ise, vekalet ücretinin davalı yararına hükmedilmesi gerekir (11. HD. 10.3.2008, 1462/2803).

AYLIK %20 ORANINDA GECİKME CEZASI FAİZİ ALINMASI BU ORANIN BK’NUN 19 VE 20. MADDE HÜKÜMLERİ KARSISINDA GEÇERSİZ BULUNDUĞU)
 Kooperatif genel kurulunda, aidatlarını zamanında ödemeyenlerden aylık %20 oranında gecikme cezası faizi alınması kararlaştırılmış ise de, konut yapı kooperatifi ile ortağı arasındaki ilişkinin bir ticari ilişki olmaması, belirlenen oranın gerek genel kurul tarihi, gerekse takip tarihi itibariyle fahiş olması ve belirlenen bu oranın BK.'nun 19 ve 20. madde hükümleri karsısında geçersiz bulunması mahkemece gözden kaçırılarak, gerek işlemiş gerekse işleyecek faiz yönünden bu oranın esas alınmaması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır (11. HD. 10.3.2008, 1463/2854).

• KOOPERATİF BİLANÇOSUNUN GENEL KURULCA KABULÜ
Dava, ihraç edilen davacının, ödediği aidatların iadesi için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17/1 ve davalı kooperatif anasözleşmesinin 15. madde hükümleri gereğince, kooperatiften ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ( aynı kanunun 17/2 nci maddesi uyarınca kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek olması nedeniyle iade ve ödemelerin geciktirilmesine ilişkin bir genel kurul kararı alınmış olmamak koşulu ile )ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep hakkını haizdir. Öte yandan, Dairemiz'in yerleşik uygulamasına göre, bilançonun genel kurulca kabulü suretiyle kesinleşmesinden itibaren bir ay geçtikten sonra bu hak talep edilebilir ve bundan önce başlatılan bir takibe dayalı olarak açılan itirazın iptali davası, hakkın doğduğu tarihten sonra takip başlatılmak ve bundan sonra dava açılmak üzere red edilmesi gerekir.
Somut olaya gelince, davacının davalı kooperatifteki ortaklığı 24.05.2003 tarihinde sona ermiş olup, gerek kooperatif ana sözleşmesinin 15 ve gerekse 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17/1. madde hükümleri gereğince, davacı, davalı kooperatife yatırdığı aidatların iadesinden ibaret hakkını, ancak ortaklıktan çıktığı 2003 yılı bilançosunun genel kurulca kabulünden bir ay sonra o da aynı kanunun 17/2. maddesi uyarınca iade ve ödemelerin geciktirilmesi hakkında kararı yoksa, isteme hakkına sahip olacağı kuşkusuzdur. Oysa, dosya kapsamından 2003 yılı bilançosunun 26.06.2004 tarihli genel kurulda kabul edildiği görülmekte olup, takibe 29.08.2003 tarihinde girişilmiş olmakla, davacının yatırmış olduğu aidatların iadesini isteme hakkı henüz doğmamış, takip zamansız açılmıştır. Bu itibarla, mahkemece, davanın reddine karar vermek gerekirken aksi düşüncelerle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir (11. HD. 17.3.2008, 1674/3352).

YAPILAN ÖDEMELERİN İLK ÖNCE FAİZE VE MASRAFLARA SAYILMASI SURETİYLE YAPILACAK HESAPLAMAYA GÖRE BU İSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ
Davacı vekili, davalının ortağı olan müvekkili hakkında ihraç kararı verildiğini, tüm aidatları ödediğini, bir borcunun olmadığını ileri sürerek, ihraç kararının iptaline, davalı kooperatife borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bir borcun ödenmesinde temerrüde düşülmesi halinde yapılan ödemelerin ilk önce faiz ve masraflara sayılmasını isteme hakkı, alacaklıya aittir. Yapılan ödemelerin ilk önce aidat borcuna sayılacağı yönünde genel kurulunda alınmış bir karar yoktur. Yapılan ödemelerin ilk önce faize ve masraflara sayılması suretiyle yapılacak hesaplamaya göre bu istemin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir (11. HD. 31.3.2008, 2478/4196).

ANA SÖZLEŞMEDE 30 GÜN GECİKTİREN ORTAKLARIN YÖNETİM KURULU KARARI İLE ORTAKLIKTAN ÇIKARILACAĞININ DÜZENLENDİĞİ - ORTAKLIKTAN İHRACA ESAS OLACAK ŞEKİLDE İHTARNAME ÇIKARABİLMEK İÇİN MUACCELİYETTEN İTİBAREN OTUZ GÜNÜN GEÇMESİ GEREKTİĞİ
Davalı kooperatif ana sözleşmesinin parasal yükümlülüklerini 30 gün geciktiren, ortakların yönetim kurulu karan ile ortaklıktan çıkarılacağı düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla vadesinde ödenmeyen kooperatif aidat alacağı muaccel hale gelmekle birlikte, ortaklıktan ihraca esas olacak şekilde ihtarname; çıkarabilmek için, bu muacceliyetten itibaren otuz günün geçmesi gerekmektedir (11. HD. 17.4.2008, 3727/5194).

GENEL KURUL KARARLARI UYARINCA NORMAL ÖDEME YAPAN ORTAĞIN ÖDEMELERİNİN BELİRLENMESİ DAHA SONRA KESİNLEŞEN DAVA DA DEĞERLENDİRİLEREK BİRLEŞEN DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ
Uyuşmazlık, davacının ihtara ve takibe konu borcunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı ile normal aidat ödeyen ortağın yaptığı ödemeleri güncelleştirerek inceleme yapan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulmuştur. Ancak, bu rapor uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Asıl davanın kesinleştiği dikkate alınıp, gerektiğinde davalı kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, öncelikle davacının ortaklığı dolayısıyla gerek kendisinin gerekse devir eden veya edenlerin yaptığı toplam aidat ödemesinin tespit edilmesi, genel kurul kararları uyarınca normal ödeme yapan ortağın ödemelerinin belirlenmesi, daha sonra yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde güncelleme yapılması ve kesinleşen dava da değerlendirilerek birleşen dava hakkında karar verilmesi gerekir (11. HD. 9.3.2009, 13690/2679).

DAVACILARIN İHRACINA İLİŞKİN DAVALI KOOPERATİF YÖNETİM KURULUNUN ALDIĞI KARARINDAN İTİBAREN DAVACILARIN DAVALI KOOPERATİFE YAKLAŞIK 8 YIL BOYUNCA BİR BAŞVURULARININ OLMAMASI VE BİR TALEPTE BULUNMAMALARI
Dava, davacıların davalı kooperatifin ortağı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davacıların ihracına ilişkin olarak alınan karar yasa ve anasözleşmeye aykırı ise de dosya kapsamına göre, davacıların ihracına ilişkin olarak davalı kooperatif yönetim kurulunun aldığı kararından itibaren davacılann davalı kooperatife yaklaşık 8 yıl boyunca bir başvurularının olmadığı, bir talepte bulunmadıkları, aidat ödemedikleri ve başka şekilde davalı kooperatif ile hiçbir ilişkiye girmedikleri anlaşılmıştır. Sekiz yıl bekledikten sonra bu davanın açılması, MK'nun 2 nci maddesi hükmü kapsamında iyiniyet kurallarına aykırıdır.
Davacılardan her biri davalı kooperatifin ayrı ayrı ortağı olduğunun tespitini istemiş olup, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı yoktur. Bu nedenle, tek maktu harçla dava açılıp, yine tek bir maktu harçla dava sonuçlandırılmaz. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, her bir davacı için ayrı ayrı maktu başvuru harcı alınarak, ortada ayrı ayrı açılmış bir dava varmışçasına işlem yapılmak suretiyle davaya devam edilmesi gerekir (11. HD. 26.3.2009, 14700/3628).

İHRAÇ KARARININ KESİNLEŞMESİ • GERİ ÖDEMELERİN ERTELENMESİ KARARI
Dava, davalı kooperatif üyeliğinden istifa eden davacının yaptığı ödentilerin iadesi için başlattığı icra takibine davalının vaki itirazının iptali istemine ilişkindir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17/1 nci maddesi ve tip anasözleşmenin 15 nci maddesi gereğince, kooperatiften ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep hakkını haiz olup, bilançonun genel kurulca kabulü suretiyle kesinleşmesinden itibaren bir ay geçtikten sonra bu hak talep edilebilir. Aynı Kanun'un 17/2 ci maddesi uyarınca kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek olması nedeniyle ödemelerin geciktirilmesine ilişkin bir genel kurul kararı alınmış ve mahkemece, ödemenin kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikte olduğu bilirkişi raporu ile saptansa dahi, bu, sadece kooperatife ödemeyi geciktirme hakkı verir ise de alacağın muacceliyet tarihini etkilemez. Somut olayda, davacının 20.10.2004 tarihli yönetim kurulu kararı ile ihraç edildiği, ihraç kararının davacıya 24.11.2004 tarihinde tebliğ edildiği, 29.06.2003 günlü genel kurulda; çıkan ve çıkarılan ortâklara yapılacak geri ödemelerin 3 yılı geçmemek üzere geciktirilmesine genel kurulca karar verildiği dosya kapsamı ile sabit olup, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, mahkemece, davacının ihraç edildiği tarih itibariyle mevcut erteleme kararının davacıyı da bağlayacağı kabul edilmek sureti ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Oysa, davacının ihraç edildiği tarih de gözetilerek davacının ihraç kararına karşı dava açma yada genel kurula itiraz etme süresi nazara alındığında davacının ihracının esasen 24.02.2005 tarihinde kesinleştiğinin kabulü gerekir. Öte yandan, mahkemenin kabulünün aksine davacının ihraç kararının kesinleştiği anılan tarih nazara alındığında daha önceki bir tarih olan 29.06.2003 günlü genel kurulda alınan geri ödemelerin geciktirilmesine ilişkin kararın davacıyı etkilemeyeceği ve bağlamayacağı kuşkusuzdur. Zira, geri ödemelerin 3 yıl süre ile ertelenmesine ilişkin karar anılan genel kurul tarihine kadar olan çıkan veya çıkarılan ortaklara ilişkindir. Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davanın öncelikle belirtilen ilke esaslar dahilinde ele alınarak değerlendirlemek ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, sonuçta yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır (11. HD. 22.3.2010, 2873/3081).

GENEL KURUL TOPLANTISINDA ALINAN KARARLARIN İPTALİ İSTEMİ -  
GÜNDEME BAĞLILIK İLKESİ
Dava, genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemine ilişkindir. Somut olayda hesap tetkik komisyonu raporunun görüşülerek bir karara bağlanmasına ilişkin bir gündem maddesi bulunmadığı gibi bu hususun gündeme alınmasına dair bir karar da alınmadığı anlaşılmaktadır. O halde, 4. maddeyle alınan genel kurul kararı gündem dışına çıkılarak alınmış bir karar olduğundan anılan 46. maddede düzenlenen gündemde olmayan hususların görüşülemeyeceği yönündeki yasal hükme aykırı bulunmaktadır. Dolayısıyla iptali yönünde hüküm kurulmasında yanlışlık yoktur.
İlan edilen gündemde yönetim ve denetim kurulunun ibralarının görüşülmesi hususu mevcut olup, alınan kararla yönetim ile denetim kurulu üyeleri ibra edilmemiştir. Her ne kadar ibra edilmemeleri halinde haklarında dava açılması yönünde gündemde bir açıklık veya karar yoksa da ibra edilip edilmeyecekleri önceden belli olmadığından ve esasen ibra edilmemeleri halinde haklarında dava açılması yönünde karar alınabileceği doğal bir sonuç olacağından bu hususun karara bağlanmasında bir yanlışlık yoktur. Başka bir gündem maddesi içinde bu kararın alınması da sonuca etkili değildir. O halde, yönetim ve denetim kurulu hakkında dava açılması yönündeki kararın gündeme bağlılık ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle iptali doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir (11. HD. 15.3.2010, 2372/2789).

ÖNCEKİ DÖNEM KOOPERATİF YÖNETİCİSİNİN ZARARA NEDEN OLMASI
 Dava, önceki dönemlerde davacı kooperatifin yöneticisi olan davalıların zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde açıkladığı eylemlerle davalıların kooperatifi zarara uğrattıklarını iddia etmiştir. Bu eylemlerden birini de davalı yönetim kurulu başkanının aracına genel kurul kararı olmaksızın kooperatif hesabından akaryakıt almaları olarak açıklamıştır. Yapılan inceleme ve dosya kapsamından davalı yönetim kurulu başkanına akaryakıt ücreti ödenmesi yönünde alınmış bir genel kurul kararı olmadığı halde, ibraz ettiği faturalar karşılığı kendisine ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, davalı yönetim kurulu başkanın kooperatif işlerini takip etmek amacıyla ulaşım gideri yapması halinde bundan davacının sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Bu halde, ilgili dönemle ilgili olarak kooperatifin ulaşım hizmetlerinin nasıl yapıldığı üzerinde durulup, bu yönde başka bir karar olup olmadığı araştırılıp, yoksa mutat giderin ne kadar olacağı tespit edilip, bu giderden davalı yönetim kurulu başkanın sorumlu olmayacağı, ödenen akaryakıt bedelinden mahsubunun gerekeceği hususu değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir (11. HD. 29.3.2010, 3268/3435).
KURA DIŞI İŞLEMLER – İYİNİYET – YOLSUZ TESCİL
Kura sonucu kendisine isabet eden konutu teslim alan ve konuttaki eksiklikleri de tamamlayan üye tapu almayı beklerken, kooperatif yönetimi kura dışı işlem yaparak söz konusu konutu üçüncü kişiye devretmiş olup, burada üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu ve giderek iktisabının geçerli olduğu kabul edilemez (11. HD. 27.10.2005, 11321/10366).


VERGİ-CEZA DAVA DİLEKÇE ÖRNEĞİ



İSTANBUL VERGİ MAHKEMESİ
SAYIN BAŞKANLIĞI’NA
İSTANBUL
DAVACI :
ADRESİ :
VERGİ KİMLİK NO :
DAVALI : …………………..VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ
VERGİ / CEZA (TARİHİ :
İHBARNAMESİNİN (NUMARASI :
(TEBLİĞ TARİHİ :
(NEVİ :
VERGİNİN, (DÖNEMİ :
(MİKTARI :
(NEVİ : VERGİ ZİYAI CEZASI
CEZANIN, (DÖNEMİ :
(MİKTARI :
ÖZEL USULSÜZLÜK (DÖNEMİ :
CEZASININ, (DAYANAĞI : VUK Md.353/1
(MİKTARI :
I-DAVA KONUSU : ……….Vergi Dairesi Müdürlüğü, Vergi Denetmeni ………… tarafından düzenlenen ……….. Tarih ve……….Sayılı Vergi İnceleme Raporunu esas alarak ; Adıma Yukarıda belirtilen miktarlarda ……..Vergisi re’sen salmış, salınan vergilere Vergi ziyaı cezası ve Özel Usulsüzlük cezası kesmiştir. Yukarıda belirtilen ihbarnameler ile istenen Vergi ve cezaların aşağıda belirtilecek sebeplerle kaldırılması arz ve talep etmekteyim.
II-DAVANIN ÖZETİ VE İTİRAZ NEDENLERİ :
1-
2-
3-
lll – SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere;
-Davanın kabulüne,
-Salınan vergi ile kesilen cezaların kaldırılmasına,
-Kesilen Özel Usulsüzlük Cezasının kaldırılmasına,
-Dava giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine, Karar verilmesini, Saygılarımızla Arz ederim.
Davacı
*Ekler ( Suret ) :
-Vergi / Ceza İhbarnameleri,
-Rapor ve ekleri