4 Nisan 2017 Salı

362 SIRA NO'LU VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

Kapsam
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun(1) 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak, 350 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(2) ile bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmişti.

Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin mal ve hizmet alımları ile mal ve hizmet satışlarının 2005 yılı ve müteakip yıllarda bildirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.

1- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ, VERİLME ZAMANI ve HADLERİ

1.1. Bildirimlerin Dönemi ve Verilme Zamanı

Ba ve Bs bildirim formları tAakvim yılı itibarıyla düzenlenir ve müteakip yılın Şubat ayı içinde verilir.

Özel hesap dönemine tabi olan mükellefler de, Ba ve Bs bildirim formlarını, tabi oldukları özel hesap dönemi itibarıyla değil, takvim yılı itibarıyla düzenlerler.

1.2. Bildirimlere İlişkin Hadler

Bir kişi veya kurumdan yapılan katma değer vergisi hariç 30.000 YTL (Yeni Türk Lirası) ve üzerindeki mal ve hizmet alımları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma yapılan katma değer vergisi hariç 30.000 YTL (Yeni Türk Lirası) ve üzerindeki mal ve hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildireceklerdir.

2- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ 

2.1. Bildirimleri Elektronik Ortamda Vermesi Gereken Mükellefler 

2.1.1. Bilanço esasına göre defter tutan ve bildirimlerin ilgili olduğu yıla ait Gelir ve Kurumlar Vergisi beyannamesini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ba ve Bs bildirim formlarını elektronik ortamda vermek zorundadırlar.

Mal Müdürlüklerine bağlı olan mükellefler hariç olmak üzere, bildirimlerini elektronik ortamda vermek zorunda olmayan mükellefler, istemeleri halinde bildirimlerini elektronik ortamda verebilirler.

2.1.2. Bildirimlerin elektronik ortamda verilmesinde, bildirimlerin verilmiş sayılabilmesi için onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi, en geç, bildirimlerin verilmesi gereken son gün saat 24:00’den önce tamamlanmalıdır.

2.1.3. Bildirim formlarını elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler kesinlikle kağıt ortamında bildirim formu vermeyeceklerdir. Elektronik ortamda verilmesi gerekirken kağıt ortamında verilen (elden veya posta ile) bildirim formları hiç verilmemiş sayılacaktır.

2.1.4. Bildirimlerin verileceği tarihten önce bağlı oldukları vergi dairesi değişen mükelleflerden bildirim formlarını elektronik ortamda vermek zorunda olanlar ya da elektronik ortamda vermek isteyenler, bildirim formlarını, halen bağlı oldukları vergi dairesinin mükellefi olarak göndereceklerdir.

2.2. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Gönderilmesine İlişkin Esaslar 

2.2.1. Elektronik ortamdaki bildirim formları, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce yerine getiriliyor ise, formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.

2.2.2. Formların elektronik ortamda gönderilmesi işlemi yeminli mali müşavirlerce gerçekleştirilecek ise formu düzenleyen kısmına varsa serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler yazılacak; mükellefin serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşaviri bulunmaması halinde, bu kısma, mükellefe ait bilgiler yazılacaktır. Formu gönderen kısmına ise formu elektronik ortamda gönderen yeminli mali müşavirlerin bilgileri yazılacaktır.

2.2.3. Formların elektronik ortamda gönderilmesi işlemi, serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gerçekleştirilecek ise, formu düzenleyen kısmına serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri, yeminli mali müşavir kısmına ise yeminli mali müşavirlere ait bilgiler yazılacaktır.

2.3. Bildirimleri Kağıt Ortamında Vermesi Gereken Mükellefler 

Bilanço esasına göre defter tutmakla birlikte, ilgili yıla ait gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda olmayan mükellefler ile Mal Müdürlüklerine bağlı olan mükellefler, bildirim formlarını, bağlı bulundukları vergi dairesi veya Mal Müdürlüklerine kağıt ortamında vermek zorundadırlar.

Vergi dairesi mükellefi iken Mal Müdürlüğüne nakil olan mükellefler, bildirim formlarını, nakil oldukları Mal Müdürlüğüne kağıt ortamında vereceklerdir.

3- BİLDİRİMLERİN DOLDURULMASINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

3.1. Genel Açıklamalar

3.1.1. Ba ve Bs bildirim formları, bildirimleri kağıt ortamında verecek mükellefler için ICR sistemlerinde okunabilecek şekilde ayrı renklerde düzenlenmiştir. (Ek: 1, 2)

3.1.2. Ba ve Bs bildirim formlarının doldurulmasına ilişkin açıklamalar, kağıt ortamındaki bildirim formlarının arka yüzünde ve www.gelirler.gov.tr adresinde etraflıca yapılmış olup, formların bu açıklamalar çerçevesinde doldurulması gerekmektedir.

3.1.3. Kağıt ortamında özel olarak bastırılan formlar vergi dairelerinde ve Mal Müdürlüklerinde bulunmaktadır. Fotokopi ile çoğaltılmış veya önceki yıllarda bastırılmış formlar kullanılmayacak, kullanılması halinde hiç verilmemiş sayılacaktır.

3.1.4. Bildirimler Yeni Türk Lirası (YTL) olarak doldurulacak ve 1 Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar dikkate alınmayacaktır. Diğer bir ifade ile, kuruş bilgileri ihmal edilecek ve bildirimlerde gösterilmeyecektir.

3.1.5. Bildirim formlarına belirlenen haddi aşan ithalat ve ihracat işlemleri de yazılacaktır. Ba bildirim formunun doldurulmasında, Türkiye’de mükellef olmayanlardan yapılan alımlar için satıcının vergi kimlik numarası "1111111111" olarak kodlanacaktır. Bs bildirim formunun doldurulmasında ise, Türkiye’de mükellef olmayanlara yapılan satışlar için alıcının vergi kimlik numarası "2222222222" olarak kodlanacaktır.

3.1.6. Form Ba ve Form Bs’nin Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek: 3)

3.1.7. Bildirim verme yükümlülüğünde olan mükellefler, belirtilen hadlerin altında kalması sebebiyle bildirilecek alım-satımları bulunmasa bile bildirim formlarını vermek zorundadırlar. Bu mükellefler, bildirim formlarını, alım-satım bilgileri dışındaki tüm bilgileri eksiksiz olarak doldurmak suretiyle vereceklerdir.

3.2. Düzeltme İşlemleri

Mükelleflerin, elektronik ortamda verdikleri bildirim formlarını onayladıktan veya kağıt ortamında bildirimde bulunduktan sonra, verdikleri bildirim formunda hata yaptıklarını belirlemeleri halinde, bildirim süresinin dolmamış olması şartıyla düzeltme yapabilirler.

Düzeltme işleminde ilk bildirim formu tamamen iptal edilmekte ve ikinci defa verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Bu sebeple, düzeltme yapması gereken mükelleflerin, yeni bildirim formunu, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alım-satım bilgilerini içerecek şekilde doldurmaları gerekmektedir.

Bildirimlerin sadece bir tanesinde hata yapıldığının belirtilmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun (Form Ba veya Form Bs) düzeltilmiş haliyle bildirilmesi yeterlidir.

Kağıt ortamında düzeltme amacıyla verilecek bildirim formları, bağlı olunan vergi dairesi veya Mal Müdürlüğüne bir dilekçe ekinde verilecektir.

4- DİĞER HUSUSLAR VE CEZAİ YAPTIRIM 

4.1. Bildirimlerin ilgili olduğu yılda Bilanço esasına göre defter tutan, ancak, bildirimlerin verileceği tarihten önce işlerini terk eden mükellefler de bildirim formlarını vereceklerdir. Bu durumda, bildirim formlarının verileceği vergi dairesi, bu mükelleflerin en son bağlı bulundukları vergi dairesidir.

4.2. Bildirimlerin ilgili olduğu yılda Bilanço esasına göre defter tutan, ancak, müteakip yıldan itibaren işletme hesabı esasına geçen mükellefler de bildirim formlarını vereceklerdir.

Buna karşın, bildirim formlarının ait olduğu yıl işletme hesabına göre defter tutan, ancak, müteakip yıldan itibaren bilanço esasına geçen mükelleflerin bildirim formu verme zorunlulukları bulunmamaktadır.

4.3. Birden fazla şubesi bulunan mükellefler bildirim formlarını şube bazında değil, şube bilgilerini konsolide etmek suretiyle merkezden vereceklerdir.

4.4. Bir kişi veya kurumdan yapılan alışlar Form Ba'da tek satır olarak, bir kişi veya kuruma yapılan satışlar da Form Bs'de tek satır olarak gösterilecektir.

Buna göre, aynı mükellefin birden fazla şubesinden yapılan alışlar, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, Form Ba'da tek satır olarak gösterilecektir. Aynı şekilde, aynı mükellefin birden fazla şubesine yapılan satışlar da, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, Form Bs'de tek satır olarak gösterilecektir.

4.5. Bir kişi veya kurumdan yapılmış olan ve belirlenen haddi aşan alımlar, Ba bildirim formu ile bildirilecek; bu alımların bir kısmı daha sonra iade edilmişse, bu iadeler -belirlenen haddin üzerinde olması halinde- Bs bildirim formunda satış olarak gösterilecektir.

Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılmış olan ve belirlenen haddi aşan satışlar, Bs bildirim formu ile bildirecek; bu satışların bir kısmı daha sonra iade alınmışsa, bu iadeler -belirlenen haddin üzerinde olması halinde- Ba bildirim formunda alım olarak gösterilecektir.

4.6. Herhangi bir mal ve hizmet alımına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya yansıtılan kur farkı gelirleri de bildirimlere dahil edilecektir.

4.7. Bildirim formları özel tüketim vergisi dahil olarak doldurulacaktır. Diğer bir ifade ile, bildirim formlarını düzenlerken özel tüketim vergisi ayrıştırılmayacak, alım ve satımlar özel tüketim vergisi dahil tutarlarıyla gösterilecektir.

4.8. Mükellefler, Vergi Usul Kanununun 235. maddesi hükmü gereğince müstahsil makbuzu düzenlemek suretiyle yapmış oldukları alımlarını Form Ba ile bildirmek zorundadırlar. Müstahsil makbuzu ile yapılan alımlar, gelir vergisi tevkifatı yapılmadan önceki brüt tutarları ile bildirilecektir.

4.9. Bankalar, Özel Finans Kurumları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları ile Sigorta Şirketleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Ancak, bu kurumlar, faturalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alımlarını genel esaslar çerçevesinde Form Ba ile bildirmek zorundadırlar.

4.10. Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, sigorta şirketlerinin poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.

4.11. Noterlerin Kanunlarına göre vermiş oldukları noterlik hizmetlerini Bs formu ile bildirilmelerine gerek bulunmamaktadır. Aynı şekilde, noterlerde yaptırılan işlemlerin de Ba formu ile bildirilmesine gerek bulunmamaktadır.

Noterler, faturalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alımlarını genel esaslar çerçevesinde Form Ba ile bildirmek zorundadırlar.

4.12. Döviz alım-satım işi ile uğraşanlar, belirli miktarın üzerindeki döviz alım-satım bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.

Ancak, bu işletmeler, faturalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alımlarını genel esaslar çerçevesinde Form Ba ile bildirmek zorundadırlar.

Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alım-satımlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır.

4.13. Elektrik, su, doğalgaz gibi mal veya hizmet teslimlerinin bildirim uygulaması bakımından diğer mal ve hizmet teslimlerinden farkı bulunmamaktadır. Bu gibi mal veya hizmet tutarları, Tebliğin 1.2 no'lu bölümünde belirtilen hadleri aşması halinde durumuna göre Ba veya Bs bildirim formları ile bildirilecektir.

4.14. Birleşme halinde, münfesih kurum veya kurumlara ait bildirim formları bu kurumların fesih oldukları tarihteki kanuni temsilcileri tarafından verilir. Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan devirlerde ise, münfesih kurumun o dönemdeki faaliyetlerine ilişkin bildirim formları, münfesih kurumun unvanı ve vergi kimlik numarası yazılmak suretiyle devir alan kurum tarafından verilecektir.

4.15. Kağıt ortamındaki bildirim formları, mükellef ve varsa mükelleflerin 3568 sayılı Kanuna(3) istinaden yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşaviri tarafından müştereken imzalanacaktır.

4.16. Bildirim formlarını elektronik veya kağıt ortamında belirlenen süre içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır. Ayrıca, bu mükellefler, öncelikli olarak incelemeye sevk edilecektir.

4.17. 2005 yılına ait bildirim formları (Form Ba ve Form Bs), 2006 yılı Eylül ayı içinde verilecektir. Özel hesap dönemine tabi olan mükellefler, bildirim formlarını, tabi oldukları özel hesap dönemi itibarıyla değil, takvim yılı itibarıyla düzenleyeceklerdir. Buna göre, özel hesap dönemine tabi mükellefler de dahil olmak üzere 2006 yılı Eylül ayı içinde verilecek bildirim formları, 1/1/2005 - 31/12/2005 tarihleri arasındaki alım-satım bilgilerine göre düzenlenecektir. 2006 yılı ve sonraki yıllara ait bildirim formları (Form Ba ve Form Bs)  ise takip eden yılın Şubat ayı içinde verilecektir.

5- VERGİ DAİRELERİ ve MAL MÜDÜRLÜKLERİNCE YAPILACAK İŞLEMLER

5.1. Vergi Dairelerince Yapılacak İşlemler

Vergi Dairelerine kağıt ortamında getirilen bildirim formlarının alınmasından önce, mükellefin elektronik ortamda bildirim verme zorunluluğunda olup olmadığı hususu araştırılacak ve bildirimlerini  elektronik ortamda vermek zorunda olan mükelleflerden kağıt ortamında bildirim kabul edilmeyecektir.

Mükellefin elektronik ortamda bildirim vermek zorunluluğunda olmadığının belirlenmesi halinde, mükellef tarafından kağıt ortamında verilen bildirim formları VEDOP üzerinden sisteme kaydedilecek ve sistemden üretilen bildirim formu alındısı mükellefe verilecektir.

Kağıt ortamında verilen bildirim formları mükellefin tarh dosyasında muhafaza edilecektir.

5.2. Mal Müdürlüklerince Yapılacak İşlemler

Ba ve Bs bildirim formları Mal Müdürlüklerince kağıt ortamında alınacaktır. Alınan bildirimler, Form Ba ve Form Bs olarak ayrı ayrı desteler haline getirilip, bükülme ve yırtılmaya mahal vermeyecek şekilde kutulara yerleştirilecek, her kutunun üzerine içine konulan formun türü ve sayısı yazılacak ve verilme süresinin bitimini takip eden ay içerisinde "Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığı, Yeni Ziraat Mahallesi, Etlik Caddesi No:16 06110 Dışkapı/ANKARA" adresine, taahhütlü posta ve adreste teslim şartı ile gönderilecektir.

6- YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN DÜZENLEMELER

350 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği bu Tebliğin yayımlanması ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Tebliğ olunur.

2 Nisan 2017 Pazar

2 nolu İHBARNAME

1 numaralı ihbarnameler üzerine vergi mahkemesinde dava açılabilirken 2 numaralı ihbarnamelerde bir VERGİ HATASI bulunduğu takdirde bu hataların düzeltilmesi ile ilgili olarak dava açılması veya 213 sayılı VUK'un ilgili hükümlerine göre DÜZELTME talep edilmesi mümkündür.
Bu ihbarnameler esasen, bildirim özelliği taşımaktadırlar.213 sayılı VUK'un 34 ve izleyen maddelerinde ihbarname esası ayrıntılı olarak açıklanmış bulunmaktadır. 35. madde hükmünde ihbarnamenin kapsamı ve içeriği ayrıntılı olarak belirtildikten sonra VUK 66 Seri Numaralı Genel Tebliği'nde ihbarnamelerle ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir
İhbarname Esası
İkmalen ve re'sen tarh edilen vergiler "ihbarname" ile ilgililere tebliğ olunur. Nev'i ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır.(213 s.k /md 34)

İhbarnamenin Muhteviyatı
İhbarname aşağıda yazılı malumatı ihtiva eder:
1. İhbarnamenin sıra numarası;
2. İhbarnamenin tanzim tarihi;
3. Verginin nev'i;
4. Mükellefin soyadı, adı (Tüzelkişilerde unvanı);
5. Mükellefin açık adresi;
6. Vergilendirme dönemi;
7. Verginin matrahı;
8. Verginin hesabı;
9. Verginin miktarı;
10. Kısa ve açık bir ifade ile ikmalen veya re'sen vergi tarhını icabettiren sebepler;
11. (2686 sayılı Kanunun 7'nci maddesiyle değişen bent) Vergi mahkemesinde dava açma süresi;
12. (2686 sayılı Kanunun 7'nci maddesiyle değişen bent) Vergi mahkemesinde dava açma şekli.


Takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re'sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer sureti ihbarnameye eklenir.(212 s.k /md35)

ARAÇ KİLOMETRESİYLE OYNADIKTAN SONRA SATIŞI DOLANDIRICILIK SUÇUDUR.

Sanık A...'in, kendisine ait 2006 model ... marka ve yaklaşık 125.000 kilometredeki aracını, göstergesinde oynama yaparak 100.000 kilometrenin altına indirdikten sonra değerinin üzerinde bir bedelle tanık R...'ye 11.01.2010 tarihinde sattığı, tanık R...'nin aynı aracı 22.03.2010 tarihli noter satış sözleşmesiyle şikayetçi M...'a sattığı, şikayetçinin aracı tanıdığı oto tamircilerine götürerek yüzeysel olarak kontrol ettirdiğinde herhangi bir sorun olmadığını söyledikleri, aracı kullanmaya başladıktan bir süre sonra aracın arıza yapması üzerine özel bir servise götürdüğü ve aracın gerçek kilometresinin 130.000 civarında olduğunu öğrendiğinin iddia edildiği olayda, sanık, tanık ve şikayetçi beyanları, araç bakım faturaları ile tüm dosya kapsamına göre, eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair kabulde isabetsizlik görülmemiş olup, sanığın basit bir incelemeyle anlaşılamayacak ve ancak teknik inceleme sonucu tespiti mümkün olacak şekilde yüksek olan kilometre göstergesini teknik müdahale ile düşürterek aracını gerçek değerinin üzerinde satmış olması ve D... satış elemanı olan tanık R...ın aracın takas olarak alındığı sırada kilometresinin 125.000 olduğunu beyan etmesi ve buna ilişkin düzenlenen ekspertiz raporunu ibraz etmiş olması karşısında, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1-Sanık hakkında belirlenen temel gün adli para cezasının, para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesi olan TCK'nın 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırılık oluşturulması,
2- 5237 sayılı TCK'nın 52/4-son maddesi gereğince para cezasının taksitler halinde ödeneceğine karar verilirken, ödenmeyen para cezasının hapse çevrileceği ihtarında bulunulmaması,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün ilgili kısmına “TCK'nın 52/2 gereğince” ibaresinin yazılması suretiyle ve “5237 sayılı TCK'nın 52/4. maddesi uyarınca ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


SERMAYE ve KOOPARATİFLERDE İFLAS İLE İLGİLİ KANUN MADDELERİ

SERMAYE ŞİRKETLERİNİN İFLASINI İSTEMEK MECBURİYETİNDE OLANLARIN CEZASI :
İdare ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları, 179 uncu maddeye göre şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. hükmü yer almaktadır. 
MADDE 345/a. (Ek madde: 18/02/1965 - 538/137 md.;Değişik madde: 31/05/2005-5358 S.K./16.mad)
SERMAYE ŞİRKETLERİ İLE KOOPERATİFLERİN İFLASI:
Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme projeyi ciddi ve inandırıcı bulursa, iflasın ertelenmesine karar verir. İyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur.

Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir. İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.
(Değişik madde: 17/07/2003 - 4949 S.K./49. md.)

İFLASIN ERTELENMESİNİ DÜZENLENYEN İİK 179. MADDESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPAN YASA
İcra İflas Kanunun İflasın Ertelenmesini düzenleyen 179. maddesinde büyük değişiklik yapan 6728 sayılı yasa onaylanmasının ardından 09.08.2016 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. değişiklik aşağıda aynen sunulmuştur.
“Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflası ve iflasın ertelenmesi:
MADDE 179 – Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini son bir yıldan uzun süre ile şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir.
İyileştirme projesinde, yeni nakit kaynak konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynaklar ve önlemler ile erteleme süresince tüm işletme giderlerinin ve çalışma sermayesinin nasıl karşılanacağı gösterilir.
Mevcut borçların ödeme süre ve tutarlarını, alacaklıların adreslerini, faaliyet gösterilen sektörün özelliklerine göre stoklar ile bunların bekleme sürelerini ve tutarlarını gösteren listeler, vergi dairesine sunulmuş en son bilanço ve gelir tablosu, şirket veya kooperatifin ticaret sicili tasdiknamesi ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren diğer bilgi ve belgelerin, işletmenin devamlılığı esasına göre düzenlenmiş ara bilançoyla birlikte mahkemeye sunulması zorunludur.
Üçüncü fıkrada belirtilen liste ve belgelerin iflasın ertelenmesi talebiyle birlikte sunulmaması veya mahkemece verilecek iki haftalık kesin süre içinde tamamlanmaması hâlinde iflasın ertelenmesi talebi ispatlanamamış sayılır ve borca batık olduğunun anlaşılması hâlinde talep sahibi şirketin veya kooperatifin iflasına karar verilir.
Daha önce iflasın ertelenmesinden yararlanmış bir sermaye şirketi veya kooperatif, duruma göre uzatma dâhil erteleme süresinin bitiminden itibaren bir yıl geçmedikçe iflasın ertelenmesi talebinde bulunamaz.”
MADDE 2 – 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Erteleme yargılaması:
MADDE 179/a – Mahkeme, iflasın ertelenmesi talebinde bulunulması üzerine, yönetim organının yerine geçmesi ya da yönetim organı kararlarını veya işlemlerinin bir kısmını veya tamamını onaylaması ve ayrıca envanter işlemlerini başlatarak kontrolü altında yürütmesi için, derhal, görevinin gerektirdiği mesleki ve teknik yeterliliğe sahip, yeterli sayıda kayyım atar.
İflasın ertelenmesi talebi, kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir. Bu ilanda alacaklıların iflasın ertelenmesi talebinin ilanından itibaren iki haftalık kesin süre içinde itiraz ederek iflasın ertelenmesi şartlarının bulunmadığını ileri sürebilecekleri ve mahkemeden talebin reddini isteyebilecekleri belirtilir.
Mahkeme ayrıca şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli olan tedbirleri alır; 179/b maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri saklı kalmak ve toplam iflasın ertelenmesi süresinden sayılmak kaydıyla, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere şirket veya kooperatif aleyhine takip yapılmasını yasaklayabilir veya evvelce başlatılmış takipleri durdurabilir. Bu süre içinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
İflasın ertelenmesi yargılaması sırasında tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü hâlinde aynı mahkemeye yapılacak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna başvurulabilir.
Kayyım, mahkemece uygun görülecek sürelerde, sermaye artırımı ödemelerinin gerçekliği ve bunların kullanım yerlerini de gösterecek şekilde şirket veya kooperatifin faaliyetleri hakkında rapor verir.
Mahkeme gerektiğinde kayyımın görevine son verebilir ve görevine son verilen ya da istifa eden kayyımın yerine yenisini seçer. Mahkemece atanan kayyımlar, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına bildirilir. Bir kişi aynı anda en fazla üç dosyada kayyım olarak atanabilir. Kayyımın sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.
Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir.
Şirket veya kooperatif, erteleme yargılaması sırasında ancak bir defaya mahsus olmak üzere revize iyileştirme projesi verebilir.
İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.
Mahkeme, projeyi ciddi ve inandırıcı bulur ve şirket veya kooperatifi iflasın ertelenmesine layık görürse iflasın ertelenmesine; şirket veya kooperatifin borca batık olmadığını tespit ederse erteleme talebi ile iflas davasının reddine; aksi takdirde şirketin veya kooperatifin iflasına karar verir.”
MADDE 3 – 2004 sayılı Kanunun 179/b maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Erteleme kararı ve sonuçları:
MADDE 179/b – Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre mahkemece uygun görülmesi hâlinde bir yıl daha uzatılabilir. Uzatma talebi hakkında karar verilebilmesi için erteleme kararının kesinleşmesi bekletici sorun yapılır. Uzatma yargılaması sırasında ancak bir defa revize iyileştirme projesi verilebilir.
İflasın ertelenmesine karar veren mahkeme 179/a maddesi uyarınca atanan kayyımın görevine devam etmesine karar verebileceği gibi aynı niteliklere sahip yeni kayyım da atayabilir. Kayyım, takvim yılının her üç aylık dönem sonu itibarıyla şirketin projeye uygun olarak iyileşme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder. Kayyım ayrıca şirketteki olağanüstü gelişmeleri mahkemeye derhal rapor etmekle yükümlüdür.
Erteleme süresi sonunda, kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan borca batıklığın devam ettiğini tespit eden mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflasına karar verir.
Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan şirketin veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflasına; şirket veya kooperatifin bu aşamada borca batıklığının ortadan kalktığı sonucuna varırsa, erteleme talebi ile iflas davasının reddine karar verir.
İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararların hüküm fıkraları tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirilir.”
MADDE 4 – 2004 sayılı Kanuna 179/b maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 179/c maddesi eklenmiştir.
“Kanun yolları:
MADDE 179/c – İflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararlara karşı borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklı tarafından kararın tebliğinden; diğer ilgililer tarafından ise kararın ilanından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı da aynı esaslar dâhilinde on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
Bölge adliye mahkemesince iflasın ertelenmesi kararının kaldırılması veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen iflasın ertelenmesi kararının Yargıtay tarafından bozulması hâlinde, borçlunun malvarlığı üzerindeki tedbirler devam eder. Mahkeme davanın seyrine göre bu tedbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkilidir.”
MADDE 5 – 2004 sayılı Kanunun 287 nci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Konkordatonun tasdiki yargılaması mühlet içinde bitirilememişse asliye ticaret mahkemesi, komiserin gerekçeli raporunu da dikkate alarak, mühletin bitiminden sonraki dönem için geçerli olmak üzere borçluya karşı evvelce başlatılmış olan takiplerin durdurulmasına veya borçluya karşı yeni takip yapılmamasına karar verebilir.”
MADDE 6 – 2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 12 – Bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen hükümler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflasın ertelenmesi talepleri hakkında uygulanır.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilmiş iflasın ertelenmesi kararına dayanılarak yapılan uzatma talebi hakkında verilecek karar da iflasın ertelenmesi talebi hakkında verilmiş karara ilişkin kanun yoluna tabidir.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte derdest olan dosyalarda kayyım olarak atanan kişiler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlıklarına bildirilir. Üçten fazla dosyada görevi devam eden kayyımlara yeni görev verilmez.

1 Nisan 2017 Cumartesi

İŞÇİ, 24 DÖRT SAAT ÇALIŞIP 24 SAAT DİNLENME USULÜYLE YAPILAN ÇALIŞMALAR

ÖZET : Davacı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Bir işçinin günde en fazla fiilen on dört saat çalışabileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda yirmi dört saat çalışıp yirmi dört saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda bir hafta üç gün, diğer hafta ise dört gün çalışma yapılacağından, yukarda bahsedilen 63. madde hükmü gereğince, haftalık normal çalışma süresi dolmamış olsa dahi günlük on bir saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılması nedeniyle, bu çalışma sisteminde işçi ilk bir hafta ( 3x3= ) dokuz saat, takip eden hafta ise ( 4x3= ) on iki saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır. Yine yirmi dört saat çalışma ve kırk sekiz saat dinlenme esasına göre yapılan çalışmalarda, sadece yirmi dört saat çalışılan günler için günde üç saatten fazla çalışma hesaplanmalıdır. On iki saat çalışma ve otuz altı saat dinlenme esasına göre yapılan çalışmalarda ise haftalık çalışma süresi belirlenerek kırk beş saati aşan kısmı fazla çalışma kabul edilmeli ve hesaplamalar haftalık olarak yapılmalıdır. Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen fazla çalışma hesabına yönelik bozma gerekleri yerine getirilmeden ve davacının çalışma şekli belirlenmeden sonuca gidilmesi hatalı olup yeniden bozmayı gerektirmiştir. 4857 Sayılı Kanun'un 46. maddesinde işçinin, tatil gününden önce aynı Kanun'un 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması şartıyla yedi günlük zaman dilimi içinde yirmi dört saat dinlenme hakkının bulunduğu açıklanmıştır. İşçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin 2. fıkrasında ifade edilmiştir. Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmi dört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Somut olayda; davacının dönemler itibari ile çalışma şekli bozma ilamının iki numaralı bendi gereğince tespit edildikten sonra; on iki saat çalışma otuz altı saat dinlenme, yirmi dört saat çalışma yirmi dört saat dinlenme ve yirmi dört saat çalışma kırk sekiz saat dinlenme esasına göre çalıştığı tespit edilen dönemler yönünden davacının kesintisiz yirmi dört saat dinlendirildiği anlaşılmakla, bu dönemlere rastlayan hafta tatili alacağı isteğinin reddi gerekir.

DAVA : Davacı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, bozmaya uyarak istemi kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR :

Davacı, davalı işveren işyerinde yapılan çalışmalarının karşılığının ödenmediğini ileri sürerek, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacaklarını istemiştir.

Davalı, federasyon bünyesinde kural olarak fazla mesai yapılmadığını, kamp olmadığı ve dolayısıyla kamp merkezinde faaliyet olmadığı günlerde fazla mesai yapılmasının olağan olmadığını, sporcu sağlığı ve antrenman gereksinimleri bakımından belirtilen geç saatlerde çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmasının da söz konusu olmadığını, ancak kamp dönemlerinde hafta sonu çalışması yapılmış ise de bunun karşılığının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı tarafından temyizi üzerine Dairemizce sair temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, hesaplamaya esas alınan kamp dönemlerinin tespit edilmesi gerektiği; davacının yirmi dört saat çalışma, yirmi dört saat dinlenme esasına göre çalıştığı dönemlerde bir hafta dokuz, bir hafta on iki saat, yirmi dört saat çalışma kırk sekiz saat dinlenme esasına göre çalıştığı dönemlerde çalışılan her gün için günde üç saat fazla çalışma yaptığının kabul edilmesi ve on iki saat çalışma otuz altı saat dinlenme esasına göre çalıştığı dönemlerde varsa kırk beş saati aşan fazla çalışmanın hesaplanması gerektiği; belirtilen şekildeki çalışmanın olduğu dönemler için hafta tatili alacağı hesaplanmaması gerektiği, genel tatil alacağı yönünden de on iki saat çalışma otuz altı saat dinlenme ve yirmi dört saat çalışma kırk sekiz saat dinlenme esasına göre yapılan çalışma dönemleri için genel tatillerin yarısında, yirmi dört saat çalışma yirmi dört saat dinlenme esasına göre çalıştığı dönemler için ise genel tatillerin 1/3'ünde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiği gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan mahkemece, kamp dönemleri tespit edilmiş ve genel tatil alacağı yönünden bozma gerekleri yerine getirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- )Fazla çalışma ücretlerinin hesabı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

4857 Sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesinde çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saat olarak belirtilmiştir. Ancak tarafların anlaşması ile bu normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Kanun'un 41. maddesine göre fazla çalışma, kanunda yazılı şartlar çerçevesinde haftalık kırk beş saati aşan çalışmalar olup, 63. madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak şartı ile bazı haftalarda toplam kırk beş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.

Somut olayda, davalı işveren işyerinde güvenlik görevlisi olarak çalışmış olan davacının fazla çalışma alacağı, kamp olan dönemlerde haftada otuz beş, kamp olmayan dönemlerde ise üç saatten hesaplanmıştır. Ancak gerek davacı beyanı, gerek tanık anlatımları ve gerekse İş Teftiş Kurulu Başkanlığı raporundaki tespitlerden davacının hangi dönem hangi esasa göre çalıştığının tespiti dosya kapsamı ile olanaklı değildir. Öncelikle davacının kamp olan dönemlerde ve olmayan dönemlerde hangi esasa göre çalıştığı, ( yirmi dört saat çalışma yirmi dört saat dinlenme – on iki saat çalışma otuz altı saat dinlenme – yirmi dört saat çalışma kırk sekiz saat dinlenme ) davacıdan ve gerekirse tanıklardan sorularak ve varsa tutulan işyeri kayıtları celp edilerek açıklığa kavuşturulmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, bir işçinin günde en fazla fiilen on dört saat çalışabileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda yirmi dört saat çalışıp yirmi dört saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda bir hafta üç gün, diğer hafta ise dört gün çalışma yapılacağından, yukarda bahsedilen 63. madde hükmü gereğince, haftalık normal çalışma süresi dolmamış olsa dahi günlük on bir saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılması nedeniyle, bu çalışma sisteminde işçi ilk bir hafta ( 3x3= ) dokuz saat, takip eden hafta ise ( 4x3= ) on iki saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır. Yine yirmi dört saat çalışma ve kırk sekiz saat dinlenme esasına göre yapılan çalışmalarda, sadece yirmi dört saat çalışılan günler için günde üç saatten fazla çalışma hesaplanmalıdır. On iki saat çalışma ve otuz altı saat dinlenme esasına göre yapılan çalışmalarda ise haftalık çalışma süresi belirlenerek kırk beş saati aşan kısmı fazla çalışma kabul edilmeli ve hesaplamalar haftalık olarak yapılmalıdır. Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen fazla çalışma hesabına yönelik bozma gerekleri yerine getirilmeden ve davacının çalışma şekli belirlenmeden sonuca gidilmesi hatalı olup yeniden bozmayı gerektirmiştir.

3- )Davacı işçinin hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

4857 Sayılı Kanun'un 46. maddesinde işçinin, tatil gününden önce aynı Kanun'un 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması şartıyla yedi günlük zaman dilimi içinde yirmi dört saat dinlenme hakkının bulunduğu açıklanmıştır. İşçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin 2. fıkrasında ifade edilmiştir.

Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmi dört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez.

Somut olayda; davacının dönemler itibari ile çalışma şekli bozma ilamının iki numaralı bendi gereğince tespit edildikten sonra; on iki saat çalışma otuz altı saat dinlenme, yirmi dört saat çalışma yirmi dört saat dinlenme ve yirmi dört saat çalışma kırk sekiz saat dinlenme esasına göre çalıştığı tespit edilen dönemler yönünden davacının kesintisiz yirmi dört saat dinlendirildiği anlaşılmakla, bu dönemlere rastlayan hafta tatili alacağı isteğinin reddi gerekir. Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen hafta tatili hesabına yönelik bozma gerekleri yerine getirilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup yeniden bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 22.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



KOOPARATİF ÜYELİĞİNİN TESPİTİ İLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA ZAMAN AŞIMI OLURMU?

Taraflar arasındaki alacak ve üyeliğin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, müvekkilinin, 1990 yılında, davalıların murisinden, 13740 ada 4 parselde bulunan taşınmazın 4/10 hissesine isabet eden kooperatif üyeliğini noterde yapılan devir sözleşmesi ile devraldığını, devrin davalı kooperatife bildirilmesine rağmen üye kaydının yapılmadığını, üye kaydının ve tapudaki kayıt işleminin yapılmadığı hususlarını, davalılar ile diğer davalı kooperatif arasındaki davaların kendisine ihbar edilmesi ile öğrendiğini, bunun üzerine üyelik kaydının yapılması için kooperatife ihtarname gönderdiklerini, davalı kooperatifin bu davalarda, hissenin müvekkiline ait olduğu yönünde savunmada bulunduğunu, bu durumun da hisse devrinden ve üyelik kaydının yapılması talebinden haberdar olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalı kooperatif üyeliğinin tespiti ile üyeliğin isabet ettiği taşınmaz hissesinin tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline; mümkün olmadığı taktirde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000,00 TL zararın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Fatma I., devirden haberdar olmadığını, talebin zamanaşımına uğramış olduğunu, mirasçılar olarak kendilerinin hak sahibi olduğunu, tazminat isteminin kabul edilemez olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı Emine Sabahat Ye. ve dahili davalı Özlem Y. vekili, müvekkillerinin anılan devir belgesinden haberi olmadığını, talebin zamanaşımına uğramış olduğunu, üyeliğin isabet ettiği taşınmaz hissesinin tapuda kooperatif adına tescil edilerek bekletilmekte olduğunu, devredenin murisin vefatı ile geride mirasçı kalan iki kızı ve gelininin hak sahibi olduğunu, tazminat isteminin kabul edilemez olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı kooperatif vekili, davacı ile murisin, daha sonra da mirasçılarının davaya konu kooperatif hissesi ile ilgili olarak kooperatife zamanında bir başvurularının olmadığını, kooperatifin davaya konu hisse üzerinde bir talebinin bulunmadığını, davacının tazminat talebinin de kabul edilemez olduğunu, kooperatifin hisse üzerinde bir tasarrufunun bulunmadığını, davacının tazminata ilişkin talebinin bir tür sebepsiz zenginleşme iddiası olduğunu, bu iddianın kooperatife yöneltilmesinin kabul edilemez olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacının 20.07.1990 tarihinde noterde yapılan sözleşme ile devraldığı kooperatif üyeliği nedeniyle, kooperatife üye kaydının yapılması isteğini 14.01.2011 tarihinde kooperatife bildirmiş olmakla, bu süre zarfında davacının muristen aldığı hisse nedeniyle sahip olduğu üyeliğin üzerinde durmamış olduğu, davacının başka bir hisse sebebi ile üye olduğu davalı kooperatifin genel kurul toplantılarına katılıp, hazirun listesini imzalamasına, bu listelerde murisin adının bulunmasına ve bu durumda devir aldığı kişinin ortaklığının devam ettiğini görebilecek durumda olmasına rağmen çok uzun yıllar boyunca bu duruma sessiz kalması karşısında davacının muris Zeki Y.'e ait hisse nedeniyle usulüne uygun olarak oluşmuş bir kooperatif üyeliğinden söz edilmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davacının kooperatif üyeliğinin tespiti ve üyeliğe isabet eden taşınmaz hissesinin adına tesciline ilişkin talebinin reddine, davacının terditli taleplerinden bedelin tahsiline ilişkin talep yönünden ise, 20.07.1990 tarihinde yapılan hisse devir sözleşmesinden doğan alacak talebinin, dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalıların murisi Zeki Y.'den 3/10 hisse devraldığını belirterek, bunun kooperatifte olan kaydının iptali ile adına tescilini istediği, gelen tapu kayıtlarında davalı kooperatif adına 1/10 hissenin kayıtlı bulunduğu, mahkemece, 3/10 hissenin akibetinin araştırılmadığı, bu konuda davacıya da bir talebi olup olmadığı konusunda açıklama yaptırılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davacının bu konudaki talebi açıklattırılıp, eğer talep davalı kooperatif üzerinde kalan 13740 ada 4 parseldeki 1/10 hisseye ilişkin ise davaya şimdiki gibi devam edilmesi eğer kalan 2/10 hisse için de talebi varsa bu hisselerin kimin üzerine kayıtlı olduğunun belirlenerek bu kişilerin de davaya katılıp davaya devam edilmesi gerekmektedir.

Mahkemece, davacının uzun süre kooperatife uğramaması ve muris Zeki Y.'deki hisse konusunda sessiz kalması sebep gösterilerek dava reddedilmiş ise de davalı kooperatifte aidat toplanmadığı, genel kurul toplantılarında bu konuda herhangi bir karar alınmadığı hususları da gözden kaçırılmıştır.

Öte yandan, tapu iptali ve tescile, üyelik tespitine, tahsis hakkına dayalı davalarda olduğu üzere üyelik sıfatının devamına ve üyeliğe sıkı sıkıya bağlı talepler ile ilgili olan, diğer anlatımla üyenin parasal yükümlülükleri ile ilgisi bulunmayan uyuşmazlıklarda üyelik devam ettiği sürece zamanaşımı süresi işlemez. Somut olayda muris Zeki Y.'den taşınmaz hissesi devralan davacının, bu devri kooperatife de bildirdiği, kooperatif beyanlarından da anlaşıldığına göre davacı, davalı kooperatifin edimini yerine getirmesini beklemektedir. Bu edimin yerine getirilmesinde de herhangi bir zamanaşımı süresi işlemeyecektir. Davacının devraldığı hisse ile ilgili herhangi bir istifası ve ihracı olmadığından tapu iptali, olmadığı takdirde de bedele ilişkin talebin de zamanaşımına uğraması söz konusu olmamasına rağmen, zamanaşımı konusunda yazılı gerekçe ile karar verilmesi de doğru olmamıştır.

Bu durumda mahkemece, davacı ile muris Zeki Y. arasındaki devir sözleşmesi ve bu devir sözleşmesinin kooperatif tarafından da bilindiği hususları nazara alınarak, bir numaralı bentte açıklanan hususlarda davacıdan açıklama alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.01.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 459)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SIRA NO: 479)


7.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.

MADDE 1 – 24/12/2015 tarihli ve 29572 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 459)’nin “4.2. Kapsamda Olmayan Tahsilat ve Ödemeler” başlıklı bölümüne (f) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
“g) Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler tarafından; 11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan toptancı hallerinde faaliyet gösteren tüccar, üretici, üretici örgütleri ve komisyonculara yapılan sebze ve meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ve su ürünleri, bal ve yumurta gibi diğer gıda maddeleri, kesme çiçek ve süs bitkileri satışları ile söz konusu yerler dışında yapılmakla birlikte anılan Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında bildirime tabi tutulmuş satışlara ilişkin tahsilat ve ödemelerin,”
MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.