4 Mayıs 2017 Perşembe

KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASINDA TARİFE UYGULAMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 14/7/2007 tarihli ve 26582 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Tarife Uygulama Esasları Hakkında Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“Trafik sigortası poliçelerine ilişkin primlerin tespiti
GEÇİCİ MADDE 11 – (1) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 16 ncı maddesinin uygulanması bakımından 12/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, ilgili branşta ruhsat sahibi sigorta şirketleri tarafından her bir araç türü bazında 4. basamak için belirlenecek prim tutarları Ek-1’de yer alan prim tutarlarını geçemez.
(2) Ek-1’de yer alan azami prim tutarları, 2017 yılı Mayıs ayından itibaren aylık %1 (bir önceki ayın azami prim tutarları üzerinden) olarak arttırılacaktır. Müsteşarlık, hasar frekansı, hasar maliyetleri ve diğer hususları göz önünde bulundurarak bu oranı %50’sine kadar azaltmaya veya arttırmaya yetkilidir.
(3) Diğer basamaklar için belirlenecek prim tutarları, Ek-2’de yer alan 4. basamak prim tutarlarına uygulanacak indirim/artırım oranlarının ardından elde edilen tutarları aşamaz.
(4) Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Ek-3’te yer alan indirim/artırım oranlarına ilişkin sistemsel kontrolleri gerçekleştirir. Sigorta şirketleri tarafından il bazında belirlenen primler, Ek-1 ve Ek-2’ye uygun olarak hesaplanan primler üzerinden, Ek-3’te yer alan oranların uygulanması sonucu elde edilecek prim tutarlarını aşamaz. (Şirketlerin tercihine göre aracın plaka ili ya da işletenin ikametgâh ili esas alınabilecektir.)
(5) Sigorta şirketleri tarafından uygulanacak aracı komisyonu oranı %10’dan daha az olamaz. Söz konusu oran, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Trafik Hizmetlerini Geliştirme Hesabı ve Güvence Hesabı sigortalı katılım payı hariç, SGK payı dâhil prim tutarı üzerinden hesaplanır.
(6) İşleten sıfatıyla ilk kez trafiğe çıkacaklar için prim artırımı ve indirimi içermeyen basamak (4. basamak) uygulanır.
(7) Sigorta sözleşme süresi içinde işleten için herhangi bir tazminat ödemesi yapılmaması durumunda, müteakip sigorta sözleşmesinde uygulanacak prim indirimi oranı bir üst basamağa göre belirlenir.
(8) Sigorta süresi içinde meydana gelen her maddi tazminat ödemesi için müteakip sigorta sözleşmesinde uygulanacak prim artırımı oranı bir alt basamağa göre, her sakatlanma veya destekten yoksun kalma tazminat ödemesi için prim artırımı oranı iki alt basamağa göre belirlenir.”
MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğe ekteki Ek-1, Ek-2 ve Ek-3 eklenmiştir.
MADDE 3 – Bu Yönetmelik 12/4/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4 – Bu Yönetmelik hükümlerini Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

MAAŞ ÜZERİNE KONULAN HACZİN DÜŞME DURUMU MÜMKÜNDÜR

İİK'nun 83/2. maddesinde yer alan yasal düzenlemeye göre maaş üzerinde birden fazla haciz varsa sıraya konulur. Sırada önce olan haczin kesintisi bitmedikçe, sonraki haciz için kesintiye geçilemez.

Öte yandan maaş alacağı menkul hükmünde olup, menkul haczine ilişkin hükümler uygulanır ve haciz icra zaptına yazıldığı anda konulmuş olur. Haciz tarihi itibariyle yürürlükte bulunan İİK'nun 106. maddesi uyarınca hacze konu olan maaştan kesinti yapılması 1 yıllık sürede istenilmelidir. Aksi halde aynı yasanın 110. maddesi uyarınca haciz kalkar. 

İİK'nun taksitle ödeme başlıkla 111. maddesi uyarınca borçlu ile alacaklının borcun taksitle ödenmesi konusunda ve belirtilen yasa maddesindeki şartlara uygun olarak yapacakları sözleşmenin devamı süresince İİK'nun 106. maddesindeki süre işlemez.

Somut olayda; alacaklı ile borçlu arasında borcun ödenmesi konusunda haricen yapıldığı belirtilen sözleşme, İİK'nun 111. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun bir sözleşme olmadığından, aynı yasanın 106. maddesindeki sürenin işlemesini engellemez.
Bu durumda 1. sırada olan Türkiye İş Bankası A.Ş. Lehine konulan 06.04.2009 tarihli haciz İİK'nun 106-110 maddeleri uyarınca düşmüştür. Maaş kesintilerinin 2. sırada haciz alacaklısı olan Ramazan Ünver'in alacaklısı olduğu takip dosyasına ödenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 

Öte yandan HMK'nun 297. maddesinin (1). fıkrasının (e) bendi gereği hükümde "gerekçeli kararın yazıldığı tarihin" yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/04/2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.

FATURANIN ALTININ KAŞE İLE İMZALANMASI, KAPALI FATURA, BEDELİN ÖDENDİĞİ KARİNESİ

Taraflar arasında görülen davada ... ... .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../01/2015 tarih ve 2012/632-2015/42 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; davacının uzun yol şoförü olduğunu, nakliyat işi ile uğraştığını, davalıya nakliye işi yaptığını, bu işler karşılığında 2008 yılı itibariyle davalıya 77.895 EURO tutarında fatura kestiğini, alacağının ....771 EURO tutarındaki kısmını tahsil edemediğini, alacağın tahsilinin sağlanması için başlatılan icra takibine davalının kötü niyetle itirazda bulunduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve davalı aleyhine asgari %40 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı vekili; davacının takip konusu faturalarda yazılı taşımacılık hizmetlerini verdiğini, bu faturaların bedellerinin banka havalesi, çek, nakit, yol avansı, ... dışı navlun tahsili şeklinde ödendiğini, bakiye 501,30 EURO'nun da icra dosyasına yatırıldığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, itibar edilen ilk bilirkişi ek raporu, ikinci bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davanın davalıya verilen yurtdışı nakliye hizmeti alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının itirazının iptali istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında taşıma işlerinin fiilen gerçekleştirilmiş olduğu, davalının icra takibine itirazında ve davaya cevabında ödeme itirazında bulunduğu, ispat külfetinin davalıya düştüğü, tarafların defter kayıtlarının uyuşmadığı, davalının ibraz ettiği ödeme belgelerine göre sonuca gidilmesi gerektiği, davalının faturalarının kapalı fatura olduğunu belirterek savunmasını kanıtlamak istediği ancak takibe konu faturaların çoğunun kapalı fatura olmadığı, kapalı faturaya dayalı ödeme savunmasının da defterlerde aynı gün para çıkışı ile teyit edilmesi gerektiği, davalı defter kayıtları ve dayanağı belgelerin bilirkişi raporunda tek tek karşılaştırıldığı, belgeye dayanmayan ancak davalı defterlerinde ödeme olarak gösterilen tutarlar düşüldükten sonra davalının takip tarihi itibariyle davacıya ....759,51 EURO borçlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, taleple bağlı kalınarak davalının icra takibine itirazının ....269,70 EURO yönünden iptaline, takibin bu miktara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın .../a maddesi uyarınca yıllık % ...,... ve değişen oranlarda faiz uygulanmak suretiyle devamına, alacağın % 40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taşıma ücretinin tahsiline yönelik yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere taraf defterlerinin uyuşmadığı, kapalı faturalar yönünden yapılan savunmanın davalı defterlerinde aynı gün nakit çıkışı ile teyiti gerektiği, davalı kayıtları ve sunulan dayanak belgelerin karşılaştırıldığı, davalı defterlerinde görünen ancak belgeye dayanmayan tutarların mahsubu ile davalının 37.759,51 TL (gerekçeli kararda maddi hata sonucu ....759,51 EURO olarak belirtildiği gözlenmektedir) borçlu olduğundan bahisle taleple bağlı kalınarak ....269,70 EURO ana para üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda, davacı tarafından davalıya nakliye işi yapıldığı, bu iş nedeniyle tanzim edilen fatura bedellerinin davalı tarafından ödenmediği ileri sürülmüştür. Davalı vekili, taraflar arasında yazılı sözleşme olmaksızın taşıma ilişkisi bulunduğunu kabul etmiş ancak bu iş nedeniyle düzenlenen fatura bedellerini davacıya ödediğini savunmuştur. Takibe konu faturaların bir kısmının kapalı fatura olduğu anlaşılmaktadır.

Faturanın altının faturayı tanzim eden tarafından kaşe vurularak imzalanması o faturanın kapalı fatura olduğuna ve fatura bedelinin ödendiğine karine teşkil eder. Bu durumda ispat yükü yer değiştirir, diğer bir ifadeyle ödeme savunması yönünden mevcut karine karşısında alacaklının fatura bedelini tahsil etmediğini kanıtlaması gerekir. Bu nedenle, mahkemece kapalı faturalar bakımından ispat yükünün davalı üzerinde bırakılması yerinde olmamıştır. Şu halde, öncelikle kapalı faturalara yönelik ispat yükünün davacı tarafta olduğu gözetilerek hangi faturaların kapalı olduğunun belirlenmesi, davacı yanın bu faturalarla ilgili karinenin aksini gösterir delilleri varsa bunların toplanması ve davalı tarafça sunulan ödeme belgeleri dikkate alınarak borç-alacak durumunun belirlenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, .../.../2016 tarihinde oybirliğiyle karar ildi
.

2 Mayıs 2017 Salı

İKİNCİ EL ARAÇ SATIŞINDA ÇIKAN AYIPTAN SATICI TAMAMEN SORUMLU OLUP, AYRICA YAPILAN TAMİRAT MASRAFLARINDAN DA SORUMLUDUR.

Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı ile davalılar ..., ... avukatınca duruşmasız, davalı-... avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ... vekili avukat ... ile davacı vekili avukat ...'nın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalılardan .....e ait olan 2000 ..... aracı, galerici davalı .....’un sahibinden.com sitesinde yayımlanan satılık ilanında “aracın tüm bakımları yapılmıştır” açıklamasına ve davalı ekspertiz uzmanı ve şirket sahibi......n verdiği ekspertiz raporuna itimat ederek 15.09.2013 tarihinde araç alım-satım sözleşmesi ile galerici davalı ... ve davalı ... vekilinden satın aldığını, sonrasında 17.09.2013 tarihinde noterde davalı ...’den devraldığını, ne var ki dört gün sonra 21.09.2013 tarihinde seyir halinde iken aracın motor arızasından dolayı yol ortasında kaldığını ve bir daha çalışmadığını, alınan aracın gizli ayıplı ve verilen hizmetin ayıplı olduğunu ileri sürerek ayıplı malın ücreti (davacının araç bedeli iadesi ve satış masrafı talebi) 27.518,91 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile araç bedelinin aracın davalı ...’a teslim tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine ve davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, gizli ayıp hukuki nedenine dayalı ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Tüm dosya kapsamına göre, dava konusu aracın motor arızası nedeniyle davacı tarafından arızanın ortaya çıktığı ve davanın açıldığı tarih itibarıyla kullanılmasının mümkün olmadığı ve aracın motor aksamının bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı tarafından yapılan masraf üzerine yetkili servis tarafından açtırıldığı belge ile sabittir.

Hal böyle olunca davacı tarafından yapılan ve belgesi sunulan bu masrafın da (1.917,50 TL) davacıya iadesi ile aracın dava tarihi itibarıyla kullanılamaz durumda olduğu nazara alınarak araç bedelinin iadesinde dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalıların tüm davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 1.879,54 TL. harcın davalılar ... ile ...'den 1.427,24 TL harcın davalı-...'ten alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞ SÖZLEŞMESİNDE HAKİMİN FAHİŞ GÖRDÜĞÜ CEZAİ ŞARTTA İNDİRİM YAPABİLECEĞİ



Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 9. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.06.2012 gün ve 2010/929 E., 2012/388 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 07.03.2013 gün ve 2012/15159 E., 2013/4687 K sayılı kararı ile bozulması ve İstanbul 9. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne dair verilen önceki kararda direnilmesine ilişkin 19.09.2013 gün ve 2013/268 E., 2013/517K. sayılı kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine bu kez Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 27.02.2014 gün ve 2014/3382 E., 2014/4162 K. sayılı kararı ile maddi yanılgı sonucu oluşturulan önceki bozma kararının ortadan kaldırılmasına karar verildikten sonra karar;

"…Taraflar arasında iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın talep şartlarının oluştuğu yönündeki mahkeme değerlendirmesi dosya içeriğine uygundur.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161. maddesine göre, taraflar cezanın miktarını seçmekte serbesttirler. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür. Aynı Kanun'un 161/son maddesinde ise, fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. İş hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek, işçinin iktisadi açıdan mahvına sebep olmayacak çözümlere gidilmelidir.

İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir. Mahkemece 818 sayılı Kanun'un 161/son maddesi gereği bir indirimin gerekliliği hususu tartışılıp değerlendirilmesi…"
gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, işçilik alacakları ile ceza koşulunun tahsili için girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. 

Davacı vekili müvekkilinin iş sözleşmesini, işçilik alacaklarının ödenmemiş olması sebebiyle haklı olarak feshettiğini, alacaklarının tahsili için başlattığı ilamsız takibe davalı tarafından haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili davacının iş sözleşmesini haklı sebep olmaksızın sona erdirdiğini, iddia edilen alacakların da mevcut bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece maaş dışında ödenen primlerin bordrolarda gösterilmemesi nedeni ile SSK priminin kuruma eksik yatırıldığı, 2009 yılına ait prim alacağı olduğu, SSK primlerinin eksik bildirilmesi nedeni ile davacının iş akdini haklı sebep ile feshetmesi nedeni ile kıdem tazminatına hak kazandığı, kullandırıldığı veya karşılığının ödendiği ispat edilemediğinden 33 gün yıllık izin alacağı olduğu, 2009 yılına ait 1.486,00-TL prim alacağı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 13/2 maddesine göre iş akdini haklı nedenle feshetmesi sebebi ile 4.000 Euro tazminat talep edebileceği gerekçesiyle icra takibine yapılan itirazın 12.289,00-TL kıdem tazminatı , 8.289,20-TL tazminat, 2.136,49-TL izin alacağı, 1.486,00-TL prim alacağı olmak üzere toplam 24.200,69-TL üzerinden iptali ile takibin devamına karar verilmiştir

Hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine; Özel Daire tarafından davacının yaptığı işin niteliğine göre belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektiren objektif koşulların bulunmadığı, bu durumda iş sözleşmesinin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli olduğunun kabulü gerektiği, iş sözleşmesi süre yönünden geçerli olmadığına göre belirli süreye uyulması amacıyla öngörülen ceza koşulunun da geçerli olmayacağı gerekçesi ile ceza koşuluna ilişkin kısım yönünden bozulmuştur.

Yerel mahkemece, davacının talebinin iş sözleşmesinin süresinden önce feshi nedeniyle ceza koşuluna ilişkin olmayıp, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 13/2 maddesi uyarınca sözleşmenin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshinden kaynaklanan ceza koşulu istemine ilişkin olduğu belirtilmek suretiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme hükmünün 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun geçici 2. maddesi uyarınca incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince önceki bozma kararının maddi yanılgı sonucu oluşturulduğu belirtilerek bozma kararı ortadan kaldırılmış ve direnme hükmü yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yerel Mahkemece taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirsiz süreli iş sözleşmesi olması nedeniyle bakiye süre ile ilgili ceza koşulunu talebe hakkı olup olmadığına dair mahkemece değerlendirme yapılması gerekmediği kanaatiyle önceki kararda direnilmiş, direnme hükmü davalı vekilince temyize getirilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının talebinin iş akdinin süresinden önce feshinden kaynaklanan ceza koşulu alacağı mı yoksa taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 13/2 maddesi uyarınca haklı nedenle feshe dayalı ceza koşulu alacağı mı olduğu, burada varılacak sonuca göre ceza koşulu alacağından indirim yapılıp yapılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

Sözleşme ve dava tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanması gereken kanun, 818 sayılı Borçlar Kanunudur. Anılan Kanunda cezai şart (ceza koşulu) düzenlenmiş (m. 158-161) ancak tanımlanmamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.02.1971 gün ve E:1505, K:85 sayılı kararında ceza koşulu için "geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde, belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda borçlunun ödemesi gereken ve malca değeri olup, bir hukuk işlemi ile belli edilen götürü bir edimdir" denilmiştir.

Öğretide ise ceza koşulu, bir borcun ifa edilmemesi veya eksik ifa edilmesi halinde ödenmesi gerekli, parasal değer taşıyan ve hukuki işlemle kararlaştırılmış bir edim olduğu belirtilmektedir. (Tunçomağ, K. :Türk Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt:I, İstanbul 1976, s.853 vd.).

Ceza koşulu, asıl borcun fer'i olup ona bağlı fakat ayrı bir edim niteliği taşır (Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 gün ve 1970/T-1053, K;1974/222 sayılı kararı).

Ceza koşulu sözleşmeyle ve tarafların serbest iradelerine ve sözleşme serbestisine bağlı olarak tespit edilir. Taraflar bu çerçeve içerisinde ceza miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.(818 s. BK. m. 161/I) Ahde vefa ilkesinin sonucu olarak taraflar serbest iradeleriyle meydana getirdikleri sözleşmelere aynen uymakla yükümlüdürler. Ancak gerek sözleşmenin yapıldığı sırada gerekse sonradan ortaya çıkan bir takım şartların sözleşmeler üzerindeki etkisi nedeni ile söz konusu ilkeye bir takım sınırlamalar getirilmesini zorunlu kılmıştır. Özellikle modern hukuk sistemlerinde hakime sözleşmeye müdahale etme yetkisi tanınarak taraflar arasında başlangıçta mevcut bulunan menfaat dengesinin korunması amaçlanmıştır. Kanunen hakime tanınmış olan bu yetki, onun normal görevleri dışında olup, istisnai niteliktedir. Böyle istisnai durumlarda hakim sözleşmeye müdahale ederek onu ya değiştirir ya da tamamen ortadan kaldırır.

Sözleşmede kararlaştırılan ceza koşulunun alacaklının uğradığı zarara oranla bir miktar yüksek olması onun geçersiz olması sonucunu doğurmayacağı gibi salt bu durum bir indirim nedeni değildir. Kaldı ki alacaklının hiçbir zararı olmasa bile ceza koşulu yine de ödenmesi gereklidir. Ceza koşulunun miktarı bazen ahlak sınırlarını aşacak nitelikte olmamakla beraber tarafların menfaat durumlarıyla karşılaştırıldığında abartılı ve bundan dolayı adalet duygularını incitecek derecede aşırı olabilir. Hatta kararlaştırılan ceza koşulunun miktarı, borçlunun borca uygun olarak ifada bulunması amacına hizmet etmekten çıkıp ekonomik bir yıkım aracı haline gelebilir. Bu nedenle 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da hakime ekonomik yönden zayıf olanın sömürülmesini engellemek ve taraf menfaatleri arasında adil bir denge sağlamak amacı ile aşırı gördüğü ceza koşulunu indirme mükellefiyeti yüklenmiştir ve bunun için 818 s. BK’nun 161/3 (TBK 182/3) maddesiyle “Hakim fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir” hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeden de anlaşıldığı üzere taraflar talep etmese bile hakim ceza koşulundan indirim yapılıp yapılmayacağını re’sen değerlendirmekle yükümlüdür. Bununla birlikte Türk Ticaret Kanunu’nun 24. maddesi “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasıyla 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez.” hükmünü taşımaktadır. Her iki kanun hükmünün emredici, dolayısıyla da re’sen gözetilmesi gereken hükümler olduğu açıktır.

Somut olayda, davalı işverenin tacir olması nedeniyle Türk Ticaret Kanunun 24. maddesinin açık düzenlemesine rağmen 818 s. BK’nun 161/3 maddesinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği üzerinde de durulması gerekmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki işveren ile işçi arasındaki ilişki Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde tanımlanan ticari iş niteliğinde olmayıp, 4857 sayılı İş Kanunundan kaynaklanan ve İş Kanunu hükümlerine bağlı ve bu çerçeve içinde kendine özgü bir hizmet sözleşmesidir. İşçi işveren ilişkisinin kamu düzeni ile ilgili olmasının yanında iş hukukunun temel ilkelerinden biri olan “tarafların dengeli tutulması” ilkesi de bu kabulü doğrulamaktadır. O halde sözleşmede hüküm altına alınan cezai şartın Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin öngördüğü anlamda bir ticari ilişkiden kaynaklanmadığı çok açıktır. Hal böyle olunca da davalı işverenin tacir olması taraflar arasında anlatılan hukuki ilişkinin kendine ve özellikle iş kanununa özgü niteliği karşısında Türk Ticaret Kanunun 24. maddesinin uygulanmayacağı kabul edilmelidir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.1997 gün ve 1997/9-486,822 sayılı kararında da aynı ilkelere vurgu yapılmak suretiyle, tacir statüsünde olmasının, iş akdindeki cezai şart bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun 24. maddesindeki kuralın işveren hakkında uygulanmasını gerektirmeyeceği kabul edilmiştir.

Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında; taraflar arasında davacının davalı şirkette marka patent danışmanı olarak çalışması konusunda 24.01.2005 günlü ve iki yıl süreli sözleşme düzenlenmiş ve sözleşmenin 13. maddesinin 2. fıkrasında “ İşçi, iş akdini haklı nedenlerle derhal feshederse, işveren kendisine dört bin (4.000) Euro tazminat ödemekle yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmenin 14. maddesi 2. fıkrasında ise “hizmet sözleşmesinin süresinden önce haklı neden olmaksızın işçi veya işveren tarafından fesih olunursa, diğer tarafa dört bin (4.000) Euro cezai şart ödemek zorundadır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Davacı 02.03.2010 tarihili ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini, ödenmeyen işçilik alacakları ile sözleşmenin 13/2. maddesinde hüküm altına alınan 4.000 Euro tazminatın ödenmesini talep ettiğini davalı işverene bildirmiş, yargılamanın devamı sırasında mahkemeye vermiş olduğu 08.06.2012 günlü dilekçesinde de cezai şart taleplerinin dayanağının sözleşmenin 13/2. maddesi olduğunu açıkça belirtmiştir.

Bu tespitlere ve tüm dosya içeriğine göre, davada talep edilen ceza koşulunun sözleşmenin 13/2. fıkrasında düzenlenen iş akdinin haklı nedenle feshine bağlanan ceza koşulu olduğu, ceza koşulu borçlusu işveren tacir olsa bile iş sözleşmesinde düzenlenen ceza koşulu bakımından Türk Ticaret Kanununun 24. maddesinin işveren hakkında uygulanmayacağı ve Borçlar Kanununun 161/3. maddesindeki emredici düzenleme nedeniyle hakimin fahiş gördüğü takdirde ceza koşulundan re'sen indirim yapmasının zorunlu olduğu Kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir.

O halde, mahkemece Borçlar Kanununun 161/3. maddesindeki emredici hüküm nedeniyle ceza koşulundan indirim yapılıp yapılmayacağı hususu değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsizdir.


Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Türk Ticaret Kanununun 3. maddesindeki “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir” şeklindeki düzenleme karşısında, kanun koyucunun ticari iş sayılma noktasında iş ilişkileri bakımından herhangi bir istisna getirmediği, dolayısıyla tacir işverenin ticari işletmesinde istihdam edeceği işçisi ile yaptığı iş sözleşmesinin ticari işletmesiyle ilgili bir işlem olduğu, böyle olunca da ticari iş sayılması gerektiği, bu doğrultuda tacir işverenin Türk Ticaret Kanununun 24. maddesi gereğince bu iş sözleşmesinde öngörülen aşırı ceza koşulunun indirilmesini talep edemeyeceği görüşü dile getirilmiş ise de çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

Diğer taraftan Özel Daire bozma kararının 2. bendinde yer alan “Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür… İş hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek, işçinin iktisadi açıdan mahvına sebep olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir.” ifadelerinin maddi hata sonucu bozma kararında yer aldığı anlaşılmakla söz konusu cümlelerin de bozma kararından çıkartılması gerekmektedir.

Hal böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.

S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.01.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

ASIL BORÇLUYA KARŞI SONUÇSUZ KALAN BİR TAKİP OLMADAN KEFİLE GİDİLMESİ



Davacı vekili, müvekkilinin kredili mevduat hesabı sözleşmesinde garantör sıfatıyla ,imzası olduğunu, icra dosyasında herhangi bir hesap kat ihtarnamesi bulunmadığının tespit edildiğini, kanun gereğince üstlenilen bu sorumluluğun kefalet olduğunu, müvekkilinin dava dışı ...’ın ... Bankası’na olan kredi kartı ile kredili mevduat hesabına kefil olduğunu, sözleşmelerde mevzuat gereği kefili sorumlu tutabilmek için bulunması gereken zorunlu unsurlar bulunmadığından alacağın müvekkilden talep edilmesinin ve asıl borçlu hakkında gerekli işlemler yapılmadan kefile karşı işlem yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek icra takibinin iptalini ve davalı aleyhine %20 tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının ...’in yasal takip borçlusu ...'a garantör sıfatıyla kefil olduğunu, ilgili sözleşmenin dördüncü maddesi uyarınca " .... Müşteri ve garantör bu sözleşmeden doğan her türlü borç ve yükümlülükten müteselsilen sorumlu olduklarını kabul ve tüm itiraz ve defilerden feragat ederler. Bankanın Müşterilere ve garantöre başvuru hakkı saklıdır." şeklindeki düzenlemeyi kabul ettiğini, asıl borçlu aleyhine daha önceden işlem yapıldığını, zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu belirterek davanın reddini, davacı aleyhine %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, Ankara 26 icra müdürlüğünün dosyası ile davalı banka ile asıl borçlu ile kefiller hakkında birlikte takip yapıldığı, asıl borçlu hakkında önceden yapılan bir takip bulunmadığı, dosyaya bu konuda herhangi bir belge ibraz edilmediği, asıl borçluya karşı sonuçsuz kalan bir takip bulunmaması nedeniyle kefiller hakkında icra takibi yapmanın 4077 sayılı yasanın 10, 6502 sayılı yasanın 4/6 maddeleri uyarınca mümkün bulunmadığı, tüm dosya kapsamından anlaşılmakla davacının davasının kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle, maddi hatanın mahkemece her zaman düzeltilme imkanının olduğunun anlaşılmış olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 24 /01/2017 gününde oybirliğiyle  karar verildi.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

İŞÇİNİN İŞ YERİ MÜDÜRÜNE HAKARET ETMESİ, İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI TALEPLERİ...

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 10. İş Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.03.2013 gün 2011/1133 E., 2013/231 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 27.12.2013 gün 2013/7871 E. 2013/30868 K. sayılı kararı ile;

“…Davacı, davalı işveren şirketin Keçiören Ayvalı mağazasında manav şefi görevlisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesini istemiştir.

Davalı, davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-d. fıkrası gereğince haklı nedenle feshedildiğini, taleplerinin yerinde olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı ile mağaza müdürü arasında geçen tartışmada öncelikle mağaza müdürünün davacıyı yalancılıkla itham ederek tokat attığı, davacının akabinde karşılık verdiği, olayda ağır kusurun mağaza müdüründe olduğu ve mağaza müdürünün kusurundan işverenin sorumlu olduğu, mağaza müdürünün ağır kusurlu davranışından kaynaklanan olay nedeniyle işveren feshinin haklılığının ileri sürülemeyeceği, feshin ancak çalışma koşulları gereklerinden kaynaklı veya davacının kişisel nedenlerinden kaynaklı geçerli nedene dayandığının kabul edilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.


1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-İş sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedenle feshedilip feshedilmediği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesi davalı işveren tarafından 24/08/2011 tarihli ihtarnameyle, mağaza müdürü ile tartışıp darp etmesi nedeniyle 4857 sayılı Kanun'un 25/2- d. maddesi gereğince feshedilmiştir. Yargılama sırasında toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında, olay tarihinde davacı ile mağaza müdürü arasında çıkan tartışmada, mağaza müdürünün davacı işçiye “yalan söylüyorsun” şeklindeki sözü üzerine davacı işçinin mağaza müdürüne hakaret ettiği ve sonrasında tarafların birbirini darp ettiği anlaşılmaktadır. Davacının mağaza müdürü ile kavga etmesi, olayın meydana gelmesinde diğer çalışan ile birlikte kusurlu olması karşısında davacının feshe konu davranışları, iş sözleşmesinin feshi için haklı sebep teşkil etmektedir. Bu durumda işveren feshi haklı sebebe dayandığından kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI 


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuş, mahkemece olayın oluş şeklinin öncelikle mağaza müdürünün davacıyı yalancılıkla suçlayarak tokat attığı şeklinde kabul edildiği, müdürün tokadından sonra çıkan tartışma ve darp olayının, yapılan hakaretle ve atılan tokada göre ölçülü şekilde sona ermiş olması nazara alındığında söz konusu olayın işverene haklı nedenle fesih hakkı vermeyeceği, Yargıtay bozma kararının ilk etkili eylemin müdürden geldiğini yeterli nitelikte değerlendirmediği ve işverenin ne şekilde sorumluluktan kurtulduğunu açıklamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık davacının eyleminin haklı fesih sebebi oluşturup oluşturmayacağı ve buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

İş sözleşmesi kural olarak, feshi ihbar sonucu veya belirli bir süre için yapılmışsa, bu sürenin dolmasıyla ortadan kalkar. Ancak İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu işçi ve işverene belirli veya belirsiz süreli bir iş sözleşmesini derhal ortadan kaldırma olanağını da tanımıştır. Bu yüzden işveren, işçiyi hemen işyerinden uzaklaştırabileceği gibi; işçi de derhal işi bırakma yetkisine sahiptir. Buna karşılık, işçinin veya işverenin iş sözleşmesini hemen bozabilmesi için ortada haklı bir nedenin bulunmasına gerek vardır. İşte, bu tür feshe haklı nedenle fesih (derhal fesih veya süresiz fesih) adı verilir (Tunçomağ, K./Centel, T.: İş Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, 5. Bası, s. 204). 
Haklı nedenle fesih hakkı, dürüstlük kuralları gereği iş ilişkisini sürdürmesi kendisinden beklenemeyecek tarafa belirli veya belirsiz süreli iş akdini derhal feshetme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran bir haktır. Sürekli borç ilişkileri yaratan iş akdinde ortaya çıkan bir durum nedeniyle bu ilişkiye devam taraflardan biri için çekilmez hale gelmişse haklı nedenle derhal fesih hakkı ortaya çıkar. Akdi ilişkiye devamın çekilmez (katlanılmaz) hale gelip gelmediğinin ölçüsünü objektif iyiniyet, yani dürüstlük kuralları oluşturur (Süzek, S.: İş Hukuku, İstanbul 2015, s. 706).
Haklı nedenle fesih hakkı da süreli fesih gibi bozucu yenilik doğuran bir hak olup, bu hakların tüm özelliklerini taşır. Haklı nedenle fesih karşı tarafın kabulüne gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanıyla iş akdini derhal sona erdirir (Süzek, s. 536). 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri, iş akdinin işçi ve işveren tarafından haklı nedenle derhal fesih hallerini düzenlemektedir.
4857 sayılı Kanun'un “İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı” başlıklı 25. maddesi:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: 
...
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması.
b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması.
c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.
d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.
f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi.
g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi.
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.
ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.
...
İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”
şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü üzere; 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyiniyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-d fıkrasında ise, işçinin işverene veya işverenin başka işçisine sataşması işverene haklı fesih imkanı vermektedir.

Haklı nedenle feshe yol açan sataşma işverene, aile üyelerinden birine veya işverenin bir işçisine (işveren vekiline) sözle olabileceği gibi davranış şeklinde de ortaya çıkabilir. (Süzek, s.711)
Somut uyuşmazlığın incelenmesinde; davacının davalıya ait şirkette manav şefi olarak çalıştığı, olay günü davacı ile mağaza müdürü arasında Ramazan ayında yemek çıkarılmaması ve yemek bedellerinin ödenmemesi nedeniyle tartışma çıktığı, çıkan tartışmada mağaza müdürünün davacı işçiye “yalan söylüyorsun” şeklindeki sözü üzerine davacı işçinin mağaza müdürüne hakaret ettiği ve sonrasında tarafların birbirini darp ettiği, işveren tarafından her iki çalışanın da iş sözleşmesinin feshedilerek eşit işlem borcuna uyulduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, davacının işverenin başka bir işçisine sataşmak suretiyle ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan bu davranışı nedeniyle iş sözleşmesinin davalı tarafından feshi haklı sebebe dayandığından, ihbar ve kıdem tazminatı taleplerinin reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç:
 Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.01.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.