22 Haziran 2016 Çarşamba

YENİ ESNAF KREDİSİ HAKKINDA

Esnafa, Hazine destekli 1 yıldan 5 yıla kadar yani 60 ay vadeye kadar alabileceği faizsiz 30 bin lira kredi tekrar başladı. Makine, ekipman ve demirbaş alımları, işyeri modernizasyonu veya hammadde veya sermaye ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik kredi talep eden esnaf ve sanatkar, Hazine destekli 30 bin liraya kadar kredi alabilecek. Esnafa kullandırılacak kredinin faizi sıfır olup, sicil kaydıolan yeni, eski tüm esnaf bu krediyi alabilecektir.

Krediden faydalanmak isteyen esnaf, bağlı olduğu 'Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi'ne bizzat başvuru yapacaktır. Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi tarafından onay verildikten sonra başvuru Halkbank’a iletilecektir. Halkbank da gerekli incelemeyi yaptıktan sonra başvuru olumlu sonuçlanırsa talep edilen kredi ödemesi esnafa ödenecektir.

DEVRE MÜLK SATIŞLARINDA KDV ORANI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki ihale alıcısı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İflas yolu ile yapılan takipte taşınmaz satın alan ihale alıcısı, KDV oranının taşınmaz 150 m2’den büyük olmadığından %1 olarak uygulanması gerektiğini belirterek söz konusu taleplerinin reddine ilişkin müdürlük işleminin iptalini istediği, mahkemece ihale yolu ile devre mülk satışı yapılmış olup, satışa konu hakkın mülkiyet hakkı olmadığı, dolayısı ile genel KDV oranı olan %18 oranının uygulanması gerekeceğinden şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dairemizin önüne gelen uyuşmazlık; ihale konusunun devre mülk hakkı mı yoksa devre tatil hakkı mı olduğu noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle devremülk hakkı ve devre tatil sözleşmesinin irdelenmesinde yarar
vardır:

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'na 10.06.1985 tarih ve 3227 sayılı kanunla eklenen 57. madde hükmünce mesken olarak kullanmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Yasanın 60. madde hükmüne göre de ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine bağımsız bölüm veya yapı üzerine devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir. Ancak bir irtifak hakkı özelliği göstermesinden dolayı devre mülk hakkının kurulması için Türk Medeni Kanunu'nun 780. maddesince tapu kütüğüne tescil şarttır. Anılan Yasanın 781. maddesi gereğince de irtifak hakkının kurulması için yapılan sözleşmenin geçerli olması resmi şekilde düzenlenmesine bağlıdır. 
Devre mülk hakkı satışında esas itibariyle mülkiyet hakkının satışına dayanılmakta daha sonra tesis ettirilen irtifak hakkı ile mülkiyet hakkının kullanım süresi belirlenmektedir. Buna göre satın alınarak veya inşa edilerek edinilen bir meskenin devre mülk esasına dayalı bir satışı olması halinde gayrimenkul satışı gibi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devre tatil sözleşmeleri BK'nın 19/1 maddesine dayanılarak sözleşme özgürlüğü prensibi içerisinde yapılan sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler BK'nın da düzenlenen sözleşme tiplerinden olmayıp atipik sözleşmelerdir. Atipik sözleşmelerin devre tatil sözleşmeleriyle ilgili olanları ise yasanın tanımladığı değişik akit tiplerini kapsadığından (hizmet, kira, vekalet, satış gibi) karma sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. 4077 s. Kanunun 6/B maddesine göre devre tatil sözleşmeleri, en az üç yıl süre için yapılan ve bu süre zarfında yıl içinde, belirli veya belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak bir dönem için bir veya daha fazla sayıdaki taşınmazın kullanım hakkının devri ya da devri taahhüdünü içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu, yazılı sözleşme ya da sözleşmeler
grubudur. Buna göre devre tatil uygulamalarında “bir hakkın satışı” söz konusudur.
Nitekim Danıştay Vergi Daireleri Genel Kurulu 27.12.2002 tarih 2002/465 Esas­540 Karar sayılı kararında devre tatil sözleşmesi ticari teslim niteliğinde olduğu ve ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Somut olayda satış ilanının incelenmesinde; 151 ada, 2 nolu parsel üzerinde A21 blok, 1. kat, 7 nolu mesken taşınmazın tapu kaydındaki 5 adet devre mülkün ve 6 nolu mesken taşınmazın tapu kaydındaki 1 adet devremülkün satılacağı belirtilmiştir.
İflas dosyasında, İflas Müdürlüğü tarafından Edremit tapu sicil müdürlüğüne 25.03.2013 tarihinde yazılan müzekkerede; yapılan ihale kesinlemiş bulunduğundan, devre mülklerin ihale alıcısı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmaz üzerinde bulunan tüm hacizlerin, ipoteklerin ve iflas şerhinin kaldırılmasına karar verilmiştir. Tapu müdürlüğünden verilen 07.10.2013 tarihli cevabı yazıda 151 ada, 2 nolu parsel üzerinde A21 blok, 7 nolu bağımsız bölüm ve 6 nolu bağımsız bölümde bulunan 6 dönem devremülk hakkının ihale alıcısı adına tescil ediliği bildirilmiştir. Bu durumda ihale konusunun devre tatil hakkı olmayıp devremülk hakkına ilişkin olduğunun kabulü gerekir. Zira devre tatil sözleşmesinin geçerliği resmi şekle tabi olmayıp, Türk Medeni Kanunun 1009.maddesinde tapu siciline şerh verilecek haklar tek tek sayılmış olup devre tatil hakkı yer almadığından tapu siciline şerh bile edilemez.

Şikayete konu ihale, 01/01/2013 tarihinde yürürlüğe giren 24/12/2012 tarih ve 2012/4116 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının Eki Kararın 7. maddesi ile 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulunun Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın birinci maddesine eklenen 6. fıkranın yürürlük tarihinden önce 19/04/2012 tarihinde yapılmış olup, ödenecek katma değer vergisi oranı da değişiklik öncesi hükümlere göre belirlenecektir. 30.12.2007 tarih ve 26742 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2007/13033 sayılı Kararname eki l sayılı listenin 11. sırasında net alanı 150 m2’ye kadar olan konut teslimleri yer almaktadır.

O halde mahkemece, taşınmazların kıymet takdir raporunda balkon dahil 50 m2 oldukları tespit edilmiş olup, KDV oranının %1 oranı üzerinden uygulanması gerektiğinden şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : İhale alıcısının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ARSA KARŞILIĞI İNŞA EDİLEN BİNANIN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİNDEN ARSA SAHİBİNE YAPILAN TESLİMLERDE KATMA DEĞER VERGİSİ


Çok önemli bir danıştay kararı, bu danıştay kararının benzerleri bir kaç yıl öncesinde de çıkmıştı ama peşinden maliye verdiği özelgelerle tam tersini söyler iken bu güncel karar kafaları iyice karıştırmış gibi görünüyor. Eğer kesilecek kdv tutarı % 1 ise yada 1 oCak 2013 den itibaren ruhsat alanlarda m2. değerlerine göre 1-8 gibi düşük oranlarda olanlarda riske girmeye hiç gerek yok yani maliye ile karşı karşıya kalıp dava peşinden sürünmektense mükellefe drm açıklanıp beyan edilmesinde yarar var, yok mükellef arkadaş ben davamı açar uğraşırım diyorsa tabi kendi bilir o zaman bu danıştay kararı bulunmaz kaftan , bana göre kesinlikle aynen bu davada olduğu gibi ihtirazi kayıtla beyan edilip sonrasında hepsini istemeli geriye. 
Buyrn Danıştayın güncel konu ile ilgili karar metni 


Arsa karşılığı inşa edilen binanın bağımsız bölümlerinden arsa sahiplerine yapılan işyeri tesliminin katma değer vergisine tabi olduğu yönünde bir düzenleme getirilmeden, yönetmelikte yer alan düzenleme esas alınmak suretiyle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde yasaya uygunluk bulunmadığı hk.
İstemin Özeti: 2009/6. dönem katma değer vergisi beyannamesi kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği tamamlanarak arsa sahiplerine teslim edilen bağımsız bölümler nedeniyle fatura düzenlenmemesi ve katma değer vergisi hesaplanmaması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilerek tahakkuk ettirilerek ödenen katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; arsa karşılığı inşa edilen binanın bağımsız bölümlerinden arsa sahiplerine yapılan işyeri tesliminin katma değer vergisine tabi olduğu yönünde bir düzenleme getirilmeden, yönetmelikte yer alan düzenleme esas alınmak suretiyle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde yasaya uygunluk görülmediği gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı İdare, arsa karşılığı yapılan iş yeri teslimlerinin Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. ve geçici 8. maddeleri ile 30 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Kanunu Genel Tebliği hükümlerince katma değer vergisine tabi olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Karar: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.
Bu nedenle, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi.

21 Haziran 2016 Salı

HACİZ DEVAM EDERKEN YENİDEN HACİZ KONULMASININ İSTENİLMESİ

ÖZET : Taşınmaza birden fazla haciz konulmasında yasal engel yoktur. Somut olayda icra takip dosyasında, alacaklının ilk hacizden feragat ettiği yönünde bir beyanı bulunmamaktadır. Bir haktan feragatin açıkça yapılması gerekip, zımni feragat mümkün değildir. Dolayısıyla, dosyadaki her iki haciz de geçerli olup, İİK'nun 106 ve 110. maddelerinin her iki haciz için ayrı ayrı değerlendirileceği tabiidir.Mahkemece, şikayetin kabulü gerekirken, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzen

KARAR : Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takibin kesinleşmesi üzerine, alacaklının talebi ile borçlunun taşınmazlarına 12.02.2014 tarihinde haciz konulduğu, alacaklının talebi üzerine taşınmazlara 23.01.2015 tarihinde yeniden haciz konulduğu, alacaklının icra takip dosyasında 03.02.2015 tarihinde talepte bulunarak 12.02.2014 tarihli haciz yönünden satış talep ettiği, icra memurluğunca, haciz devam ederken yeniden haciz konulmasının istenilmesinin, daha önceden konulan hacizden feragat anlamına geleceği ve hükümsüz kalacağı gerekçesiyle, 12.02.2014 tarihli haciz yönünden alacaklının satış talebinin reddi yönünde işlem tesis edildiği, alacaklının, satış talebinin reddine ilişkin icra memurluk işleminin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece; icra hukukunda, haczin yenilenmesine ilişkin hukuki müessese bulunmadığı, 23.01.2015 tarihinde uygulanan haczin, ilk haczin devamı niteliğinde olmayıp, yeni bir haciz işlemi olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İcra ve İflâs Kanunu'nda, taşınmaza birden fazla haciz konulmasında yasal engel yoktur. Somut olayda icra takip dosyasında, alacaklının ilk hacizden feragat ettiği yönünde bir beyanı bulunmamaktadır. Bir haktan feragatin açıkça yapılması gerekip, zımni feragat mümkün değildir. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Dolayısıyla, her iki haciz de geçerli olup, İİK'nun 106 ve 110. maddelerinin her iki haciz için ayrı ayrı değerlendirileceği tabiidir. O halde mahkemece, şikayetin kabulü gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan Dairemiz kararının emsal alınarak şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarıncaBOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
lenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

MALİYEYE BORCU OLANLAR İLAN EDİLECEKLER/VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 471)

27/1/2001 tarihli ve 24300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 293)yayınlalan tebliğde vadesi geçtiği halde ödenmemiş vergi ve cezaların açıklanmasına ilişkin usuller yayınlanmıştır.
21 /06/2016 tarihli 29749 sayılı resmi gazetede yayımlanan 471 numaralı vergi usul genel tebliği ile her bir vergi dairesine 250.000 TL ve daha fazla borcu olan mükellefler vergi dairelerine İLAN koyarak asılması ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınlanacağı ilişkin açıklamalara yer verilmektedir.
yönetmenliğin diğer hükümleri aşağıdadır. saygılarımla

21 Haziran 2016 SALI
Resmî Gazete
Sayı : 29749
TEBLİĞ
Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:
VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ
(SIRA NO: 471)
Yetki
MADDE 1 – (1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, “Mükelleflerin vergi tarhına esas olan beyanları, kesinleşen vergi ve cezaları ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve ceza miktarları Maliye Bakanlığınca açıklanabilir. Maliye Bakanlığı bu yetkisini mahalline devredebilir. Ayrıca, kamu görevlilerince yapılan adli ve idari soruşturmalarla ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeler ile bankalara, yapacakları vergi tahsiline yönelik bilgiler verilebilir. Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri veya kullandıkları vergi inceleme raporuyla tespit olunanların, kanunla kurulmuş mesleki kuruluşlarına ve 3568 sayılı Kanunla kurulan birlik ve meslek odalarına bildirilmesi vergi mahremiyetini ihlal sayılmaz. Bu takdirde kendilerine bilgi verilen kişi ve kurumlar da bu maddede yazılı yasaklara uymak zorundadırlar. Maliye Bakanlığı bilgilerin açıklanmasıyla ilgili usulleri belirlemeye yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hüküm uyarınca, ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlar dolayısıyla kesinleşen vergi ve cezalar ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş vergi ve cezaların açıklanmasına ilişkin usuller 27/1/2001 tarihli ve 24300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 293) ile tespit edilmiştir.
Açıklamanın yapılması
MADDE 2 – (1) Anılan maddenin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden;
a) 2016 yılında yapılacak açıklamaların, vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerlerinde asılmak suretiyle 15/7/2016 ile 15/8/2016 tarihleri (bu tarihler dahil olmak üzere) arasında Türkiye genelindeki vergi dairelerinde, 1/9/2016 tarihinden itibaren de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yapılması,
b) Açıklama kapsamına, her bir vergi dairesine 250.000 TL ve daha fazla borcu olan veya bu tutar ve üzerinde kesinleşen vergi ve cezası bulunan mükelleflerin alınması,
c) Yapılacak açıklamada, 31/12/2015 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde 30/6/2016 tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan ve nev’i itibarıyla Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 293) ile açıklama kapsamına alındığı belirtilen vergi ve cezalar ile 1/6/2015-31/5/2016 tarihleri arasında kesinleşen tarhiyatların dikkate alınması,
ç) Açıklanacak bilgiler, açıklamanın yapılacağı yer ve diğer hususlarda Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 293) ile belirlenen esaslara uyulması, ancak aynı Tebliğin “İnternet Ortamında Açıklama” başlıklı III/B bölümündeki hazırlanan listelerin gönderileceği adresler ile ilgili açıklamaları bakımından Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Defterdarlıkların Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 293)’nin;
1) (I-A) Bölümüne göre hazırlanan listelerin birer örneğini (Gelir İdaresi Başkanlığı, Gelir Yönetimi Daire Başkanlığı (IV), Vergilendirme Müdürlüğü, Devlet Mahallesi Merasim Cad. No:9/1 Çankaya/ANKARA) adresine göndermeleri,
2) (I-B) Bölümüne göre hazırlanan listelerin birer örneğini (Gelir İdaresi Başkanlığı, Tahsilât ve İhtilaflı İşler Daire Başkanlığı II, Tahsilât Takip ve Koordinasyon Müdürlüğü, Yeni Ziraat Mah. Etlik Cad. No:16 06110 Dışkapı/ANKARA) adresine göndermeleri,
uygun görülmüştür.
Açıklama kapsamına alınmayan alacaklar
MADDE 3 – (1) Açıklama kapsamına;
a) 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun geçici 3 üncü maddesi ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun geçici 5 inci maddesi uyarınca Hazine Müsteşarlığı Belediye Uzlaşma Komisyonu Başkanlığına yaptıkları takas ve mahsuba ilişkin başvuruları kabul edilen, büyükşehir belediyeleri/belediyelerden ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sermayesinin %50'sinden fazlası büyükşehir belediyelerine/belediyelere ait şirketlerden vadesi 31/12/2004 tarihi ve öncesine rastlayan,
b) 5216 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi kapsamında daha önce uzlaşmaya girmemiş olan büyükşehir belediyeleri ve bağlı idareleri ile üyeleri belediyelerden oluşan mahalli idare birliklerinden Hazine Müsteşarlığına borçlu olan ve 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 167 nci maddesine istinaden başvuruda bulunmuş olanlara ait vadesi 31/12/2004 tarihi ve öncesine rastlayan,
c) 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesine göre taksitlendirilen,
ç) 6111 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılandırılması devam eden,
d) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 73 üncü maddesine göre yapılandırılması devam eden,
e) 6552 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılandırılan,
alacakların alınmaması uygun görülmüştür.
Yürürlük
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.

20 Haziran 2016 Pazartesi

BANKA KREDİLERİNDE MAAŞTAN KESİLMESİ MUVAFAKATİ İCRADA GEÇERLİ DEĞİLDİR

Dava dilekçesi, icra dosyası içindeki bilgi ve belgeler de gözetilerek şikayetin İİK 18/3 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda sonuçlandırılması uygun görülmüştür.
İcra dosyasının celp ve tetkikinde; davacı¬ alacaklının borçlular Perihan Al..... ve Mustafa So..... hakkında kredi kartı alacağından doğan 24.732,44 TL alacağa ilişkin olarak 26.11.2012 tarihinde ilamsız takip yaptığı, çıkarılan örnek 7 nolu ödeme emrinin borçlulara 28.11.2012 tarihinde tebliğ edilerek takibin itiraz edilmeksizin kesinleştiği, alacaklı vekili tarafından 14.07.2015 tarihli dilekçe ile borçluların SGK'dan almakta olduğu emekli maaşları üzerine haciz konulması yönünde talepte bulunulduğu, icra müdürlüğünce borçluların açıkça muvafakatlarının olmadığı belirtilerek 16.07.2015 günlü kararla talebin reddedildiği,
13.06.2016 Bankaya Verilen Emekli Maaşından Kesinti Yapılmasına Dair Muvafakat, İcra Dairesi için Geçerli Değil alacaklı tarafından da bu ret kararının kaldırılmasının istendiği anlaşılmıştır.
5510 Sayılı Yasanın 93. Maddesinde; " Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler, 88. Maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.
5510 Sayılı Yasanın 93. Maddesinde değişiklik getiren ve 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanun'un 32/2¬b maddesi gereği; " bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakatı bulunmaması halinde icra müdürü tarafından reddedilir. " hükmü getirilmiştir.
Buna göre muvafakatın geçerli olması için borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması yeterlidir. Takip dosyasında borçlulara örnek 7 nolu ödeme emri 28.11.2012 tarihinde tebliğ edildiği, takibin kesinleşmesinden sonra borçlular yönünden SGK'dan almakta oldukları emekli maaşlarından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatlarının olmadığı, icra takibi kesinleşmeden önce verilen muvafakatında 5838 sayılı Kanun'un 32. Maddesi ile değişik 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu'nun 93/1 maddesine uygun olmadığı anlaşılmakla, ( Yargıtay 12. HD
14.10.2015 gün 2015/18857 E.¬ 24425 K. Sayılı ilamı) icra müdürlüğünce verilen 16.07.2015 günlü ret kararı usul ve yasaya uygun olduğundan şikayetin reddine dair aşağıda yazılı hüküm kurulmuştur.
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Güler Yağcı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK'nun 366. ve HUMK'nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), harç alınmasına yer olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İCRA YOLU İLE SATILAN ARAÇ, ÜZERİNDE TEDBİR BULUNMASI, TESCİLİN MÜMKÜN OLMAMASI

İstemin Özeti : Antalya 3. İdare Mahkemesi'nin 29/02/2012 tarih ve E:2011/75; K:2012/274 sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Düşüncesi : Temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, gereği görüşüldü:

Dava, davacı şirketin Antalya 12. İcra Müdürlüğünün 2010/23212 E. sayılı dosyasında yapılan ihalede satın aldığı 07 ...4355 plakalı aracın, kendi adına tescili istemiyle yaptığı başvurunun araç üzerinde ihtiyati tedbir şerhi bulunduğundan bahisle reddine ilişkin 21.01.2011 tarih ve 64008 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Antalya 3. İdare Mahkemesince; davacının 07 ...4355 plakalı aracı Antalya 12. İcra Müdürlüğünce cebri icra suretiyle yapılan ihalede satın aldığı, ihale bedeli ve diğer bedellerin davacı tarafından yatırıldığı, araç üzerindeki ihtiyati tedbir kararının aracın üçüncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesine yönelik olduğu, o davanın alacaklısı konumunda olan kişilerden mal kaçırmanın engellenmesinin amaçlandığı, cebri icra ile yapılacak satışları kapsamadığı, İcra Müdürlüğünce yapılan cebri icra suretiyle satım ihalesinde aracı satın alan davacı şirket adına kayıt ve tescil işlemi yapılması gerektiği, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.

Davalı idare tarafından anılan Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
İşlem tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 101.maddesinde; hakimin iki taraftan birinin talebiyle davanın ikamesinden evvel veya sonra menkul ve gayrimenkul malların ayni münazaalı ise bunun haciz veya yeddiadle tevdiine, münazaalı şeyin muhafazası için lazımgelen her türlü tedbirlerin ittihazına, Kanunu Medeni ile muayyen hallerde nafaka alınmasına, ayrılık veya boşanma davası üzerine Kanunu Medeni mucibince icap eden muvakkat tedbirlerin ittihazına karar verebileceği; 103.maddesinde; 101 ve 102'nci maddelerde gösterilen hallerden başka tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar
olacağı anlaşılan hallerde tehlike veya zararı defi için hakim icap eden ihtiyati tedbirlerin icrasına karar verebileceği; 104.maddesinde dava ikamesinden sonra bilümum ihtiyati tedbirlere tahkikata memur hakim tarafından karar verileceği, 107.maddesinde gıyaben verilmiş olan ihtiyatı tedbir kararlarına itirazın caiz olduğu, işbu itiraz icranın tehirine karar verilmedikçe icranın tehirini müstelzim olmadığı, 111.maddesinde aleyhine ihtiyati bir tedbire karar verilmiş olan taraf teminat gösterirse icap vaziyete göre bu tedbir tebdil veya refi olunabileceği gibi vaziyet ve şeraitin tebeddülü sabit olursa ihtiyati tedbirin teminatsız tadil veya ref'i de caiz olduğu, 112.maddesinde esas hakkında mahkeme tarafından verilen kararın tefhim veya tebliğ olunmasını mütaakıp ihtiyaten icra kılınmış olan tedbirin mürtefi olacağı, mahkemenin hükmün icrasını temin için işbu tedbirin tayin edeceği müddet zarfında devamına karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; 07 ...4355 plakalı aracın dava dışı S... Tur Turizm Sey. Taş. İnş. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu ve araç üzerinde Antalya 2. İş Mahkemesi'nin 06.07.2010 tarih ve 2010/404 sayılı kararıyla, aracın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir şerhinin konulduğu, söz konusu aracın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip sonucunda Antalya 12. İcra Müdürlüğünün 2010/23212 E. sayılı dosyasında yapılan ihalede 01.12.2010 tarihinde davacı şirket tarafından satın alındığı, Antalya 12. İcra Müdürlüğü'nün 15.12.2010 tarih ve 2010/23212 E. Sayılı yazısıyla Antalya Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü'nden araç kaydındaki haciz, ihtiyati haciz, rehin, yakalama şerhi gibi tüm takyidatların kaldırılarak, ilişiksiz bir şekilde ihale alıcısı adına kayıt ve tescil işlemlerinin yapılmasının istenildiği, davalı idare tarafından araç üzerinde tedbir şerhi bulunduğundan bahisle tescil işleminin yapılmaması üzerine dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, davalı idare tarafından dava konusu işlem tesis edilmeden önce; 18.01.2011 tarihinde Antalya 2. İş Mahkemesi'ne, araç üzerindeki tedbir şerhi kaldırılarak alıcı adına tescil yapılmasında sakınca olup olmadığının sorulduğu, Mahkemece 19.01.2011 tarihinde verilen cevapta; 07 ... 4355 plakalı araç üzerinde aracın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi açısından verilen ihtiyati tedbir kararının devam ettiğinin bildirildiği, bunun üzerine davacının tescil talebinin reddedildiği görülmektedir. Bu durumda söz konusu aracın icra müdürlüğü tarafından yapılan satış tarihinde de dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte de İş Mahkemesince üzerine konulan tedbir şerhinin bulunduğu ve bu hususun tescile engel olduğu sonucuna varılmaktadır.

Ayrıca İş Mahkemesinde görülen tazminat/alacak davasının davacılarının haklarına hukuki koruma sağlayan ihtiyati tedbirin,
aracın satışı esnasında devam ettiği göz önüne alındığında; satışın 25.05.2016 İcra Yoluyla Satılan Araç Üzerinde İhtiyati Tedbir Bulunması, Tescilinin Mümkün Olmaması icra müdürlüğü tarafından yapılmasının da sonucu değiştirmeyeceği kanaatine ulaşılmaktadır.
Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işlemin iptaline karar veren İdare Mahkemesi kararında hukuka
uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyiz isteminin kabulü ile Antalya 3. İdare
Mahkemesi'nin 29/02/2012 tarih ve E:2011/75; K:2012/274 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/02/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


(X) KARŞI OY :
Temyize konu Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.