29 Ağustos 2016 Pazartesi

İŞVEREN VEKİLİNİN İŞ KAZALARINDAN SORUMLULUĞU/ MİRASI REDDETMEYEN ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN EŞİNİN SORUMLULUĞU

ÖZET : Dava, iş kazası neticesinde uğranılan cismani zarar sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır. Yargılamaya konu iş kazasıyla ilgili ceza dava dosyasında işveren şirket müdürünün sanık sıfatıyla yargılandığı, sanığın asli kusurlu kabul edilerek hakkında hüküm kurulduğu, Mahkemece itibar olunan bilirkişi heyeti raporunda ise davalı işveren şirketin %50, davacının %50 kusurlu kabul edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılacak iş, Ceza Dava Dosyasının dosya arasına getirtilerek, ticaret sicili kayıtlarına göre müteveffa davalı ..'in şirket müdürü ve dolayısıyla da işveren vekili olduğu gözetilerek, iş kazasının meydana gelmesinde işveren vekili olarak kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak, Yargıtay denetimine elverişli kusur raporuna göre mirası reddetmeyen eşin tazminattan sorumlu olup; olmadığı hakkında bir karar verilmesiyken, yukarda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek yetersiz rapora itibar edilmek suretiyle mirası reddetmeyen eş hakkında davanın reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, bu husus bozma nedenidir.

Mahkemece hüküm altına alınan maddi tazminata uygulanacak faizle ilgili hataya düşüldüğü görülmektedir. Zira dava dilekçesinde fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere davacı için maddi tazminatın olay tarihinden yasal faizle tahsili istenmiş, ıslah dilekçesinde ise maddi tazminat istemi davacı için artırılmıştır. Bu kapsamda ıslah dilekçesinin faiz isteğini de kapsadığı açıktır. Öte yandan iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarında faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüte düşüldüğünün kabulünün gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Davanın niteliğine ve davacılar vekilinin ıslah dilekçesinde faiz başlangıcı yönünden talebini daraltıcı bir beyanının bulunmamasına göre hüküm altına alınan tazminatların tamamına haksız eylemin meydana geldiği tarihten itibaren faize karar verilmek gerekirken, ıslahen artırılan maddi tazminat kısımları için faizsiz tahsile karar verilmesi yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

DAVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,

2- ) Dava, iş kazası neticesinde uğranılan cismani zarar sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı şirkete karşı açılan davanın kabulüne, müteveffa davalı şirket müdürü ... mirasçısı çocukları yönünden mirası reddetmeleri sebebiyle davanın reddine, mirası reddetmeyen mirasçı eş yönünden ise, müteveffa davalı ...'in şahsi kusuru bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

Temyize konu uyuşmazlık; iş kazası neticesinde uğranılan cismani zarar sebebiyle açılan tazminat davalarında, limited şirket yetkilisi ve müdürü olan gerçek kişinin tazminattan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Günümüzde işletmelerin ve iş kapasitelerinin genişlemeleri, işverenin tek başına ve bizzat işi yönetmesini, iş yasalarından ve sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini olanaksız kılmaktadır. Özellikle sermaye şirketi olan tüzel kişi işverenin, zaman zaman toplanarak yönetime dair kararlar alan organlarının, sürekli olarak işleri doğrudan doğruya idare etmesi mümkün değildir. Bu durumda, şirket yönetimine yardımcı olacak gerçek kişilerin işveren vekili olarak iş yerlerinde çalıştırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 4. bendine göre; işveren adına hareket eden ve işin, iş yerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere, işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Aynı maddenin 5. bendine göre de İş Kanununda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 12. maddesinin 2. fıkrasına göre işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili, bu kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Gerek İş kanunu Gerekse 5510 Sayılı Kanun hükümlerine göre; bir kimsenin işveren vekili sıfatını kazanabilmesi için; işyerinde işveren adına hareket etmesi ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alması gerekir.

Öte yandan Mülga 506 Sayılı Kanun'un 4. maddesinde de işveren vekili, “İşveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler” şeklinde tanımlanmış, anılan maddenin devamındaki, “Bu kanunda geçen işveren deyimi işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili, bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı aynen işveren gibi sorumludur.” hükmü ile işveren vekilinin sorumluluğunun kapsamı belirlenmiştir.

Bu düzenlemeler ışığında, şayet işyeri işveren vekilince yönetiliyorsa, maddelerde gösterilen "işveren" deyiminin yerine "işveren vekili" deyimi ikame olunacak ve işverenin sorumlu olduğu durumun sonuçlarına işveren vekili de katlanmak zorunda kalacaktır.

İş Kanunun, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yüklemlerinden doğrudan doğruya işverenin sorumluluğunu kabul eden ilgili maddesi, işveren ile işveren vekili arasında doğrudan doğruya temsil ilişkisi bulunduğunu gösterir. Şu halde işveren vekili işveren adına ve hesabına hareket eden ve yaptığı hukuki işlemler ile onu alacaklı ve borçlu kılan kimsedir. Bu anlamda işveren vekili teknik yönden bir işveren temsilcisidir.

İş kazalarında olay, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik İlkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar sebebiyle hukuki sorumluluğu, yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında, ilke olarak, iş akdinden doğan işçiyi gözetme ( koruma ) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin ve dolayısıyla da işveren vekilinin, işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak, bu hususta gerekli şartları sağlamak ve ilgili araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu'nun 77. maddesinde öngörülen koşullar göz önünde tutularak ve özellikle işverenin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün ilgili maddeleri incelenmek suretiyle, işverenin ve işveren vekilinin iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. ( Hukuk Genel Kurulunun 16.6.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir )

Sonuç itibariyle, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır.
Somut olayda, yargılamaya konu iş kazasıyla ilgili Mahkemesi'nin Esas, Karar sayılı ceza dava dosyasında işveren şirket müdürü ...'in sanık sıfatıyla yargılandığı, sanığın asli kusurlu kabul edilerek hakkında hüküm kurulduğu, Mahkemece itibar olunan 28.10.2013 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ise davalı işveren şirketin %50, davacının %50 kusurlu kabul edildiği anlaşılmıştır.

Mahkemece yapılacak iş, Ceza Dava Dosyasının dosya arasına getirtilerek, ticaret sicili kayıtlarına göre müteveffa davalı ...'in şirket müdürü ve dolayısıyla da işveren vekili olduğu gözetilerek, iş kazasının meydana gelmesinde işveren vekili olarak kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak, Yargıtay denetimine elverişli kusur raporuna göre mirası reddetmeyen eşin tazminattan sorumlu olup; olmadığı hakkında bir karar verilmesiyken, yukarda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek yetersiz rapora itibar edilmek suretiyle mirası reddetmeyen eş hakkında davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozma nedenidir.

3- ) Somut olayda Mahkemece hüküm altına alınan maddi tazminata uygulanacak faizle ilgili hataya düşüldüğü görülmektedir. Zira dava dilekçesinde fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere davacı için 2.000,00 TL, maddi tazminatın olay tarihinden yasal faizle tahsili istenmiş, 10.4.2015 tarihli ıslah dilekçesinde ise maddi tazminat istemi davacı için 747.550,00 TL'ye artırılmıştır. Bu kapsamda 10.4.2015 tarihli ıslah dilekçesinin faiz isteğini de kapsadığı açıktır. Öte yandan iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarında faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüte düşüldüğünün kabulünün gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Hal böyle olunca da davanın niteliğine ve davacılar vekilinin ıslah dilekçesinde faiz başlangıcı yönünden talebini daraltıcı bir beyanının bulunmamasına göre hüküm altına alınan tazminatların tamamına haksız eylemin meydana geldiği tarihten itibaren faize karar verilmek gerekirken, ıslahen artırılan maddi tazminat kısımları için faizsiz tahsile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacılara iadesine, 11.04.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


28 Ağustos 2016 Pazar

ORTAĞIN SERMAYE KOYMA TAAHHÜDÜNÜN HACZİ /BORÇLU ŞİRKET YÖNÜNDEN ŞİRKET ORTAĞININ 3. KİŞİ SAYILACAĞI



ÖZET:
Dairemiz; şirket ortağı, borçlu şirket yönünden 3. kişi sayılamayacağından şirket ortağına 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği görüşünde iken, 11.05.2016 tarihinde verilen HGK'nun 2014/12-1078 Esas numaralı içtihadı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan olgular karşısında Dairemizin değişen içtihadına göre; şirket ortağı, borçlu şirket bakımından 3. kişi sayılacağından şirket ortağı şikayetçilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmayıp mahkemece şikayetin reddine karar vermek gerekirken, şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
ŞİRKET ORTAĞINA 89/1 HACİZ İHBARNAMESİ GÖNDERİLEBİLECEĞİ /YARGITAY'CA İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİNE GİDİLDİĞİ (Haciz İhbarnamelerinin İptali -Dairece Daha Önce İİK. Md. 89 Açısından Şirket Ortağının Şirket Yönünden 3.Kişi Kabul Edilmediği/İçtihat Değişikliğine Gidilerek Şirket Hakkında BorçluSıfatıyla Yapılan İcra Takibi Nedeniyle Borçlu Şirketin Hak ve Alacaklarının Haczi İçin Şirket Ortağına İİK. Md. 89 Uyarınca Haciz İhbarı Gönderilebileceği)
BORÇLU ŞİRKET YÖNÜNDEN ŞİRKET ORTAĞININ 3. KİŞİ SAYILACAĞI (Haciz İhbarnamelerinin İptali -Dairenin Şirket Ortağı Borçlu Şirket Yönünden 3. Kişi Sayılamayacağından Şirket
Ortağına 89/1 Haciz İhbarnamesi Gönderilemeyeceği Görüşünde İken 11.05.2016 Tarihinde Verilen HGK.2014/12-1078 Esas Numaralı İçtihadı Doğrultusunda Değişen İçtihadına Göre Şirket Ortağının Borçlu Şirket Bakımından 3. Kişi Sayılacağı/Şirket Ortağı Şikayetçilere 89/1 Haciz İhbarnamesi Gönderilmesinin Yasaya Uygun Olduğu)
ŞİRKETİN HAK VE ALACAKLARININ HACZİ (Şirket Hakkında Borçlu
Sıfatıyla Yapılan İcra Takibi Nedeniyle Borçlu Şirketin Hak ve Alacaklarının Haczi İçin Şirket Ortağına İİK. Md. 89 Uyarınca Haciz İhbarı Gönderilebileceği - Şirket Ortağının İİK. Md 89 Uygulamasında Şirket Açısından 3. Kişi Sayılacağı)
İCRA VE İFLAS KANUNU MD. 89 UYGULAMASINDA ŞİRKET ORTAĞI
(Şirket Açısından 3. Kişi Sayılacağı - Şirket Hakkında Borçlu Sıfatıyla Yapılan İcra Takibi Nedeniyle Borçlu Şirketin Hak ve Alacaklarının Haczi İçin Şirket Ortağına 89/1 Haciz İhbarnamesi Gönderilmesinde Yasaya Uymayan Bir Yön Bulunmadığı)
Alacaklı tarafından borçlu şirket hakkında kira sözleşmesine dayalı olarak ödenmeyen kira parasının tahsili ve tahliye istemli adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin ilamsız icra takibi başlatıldığı; şikayetçiler vekilinin icra mahkemesine yaptığı başvuruda, şikayetçilerin ortağı olduğu takip borçlusu E. A. Otelcilik Turizm Ticaret Limited Şirketi aleyhine yapılan takipte, şikayetçilere İİK'nun 89. maddesi gereği haciz ihbarnamesi gönderildiğini, oysa şirket ortaklarının borçlu şirket yönünden üçüncü kişi sayılamayacağını ileri sürerek 02.03.2015 tarihli haciz ihbarnamelerinin gönderilmesine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmesini istediği, mahkemece şikayetin kabulüne karar verdiği anlaşılmıştır.
YASAL DAYANAK...
İİK'nun 89. maddesine göre, hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi). Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.
6102 sayılı TTK'nun 124. maddesinde limited şirketlerin sermaye şirketi olduğu, aynı Kanunun 125. maddesinde ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olup Türk Medenî Kanununun 48 inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilecekleri ve borçları üstlenebilecekleri, bu Kanunun 128. maddesinde ise her ortağın usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu hükme bağlanmıştır.

E. A. Otelcilik Turizm Ticaret Limited Şirketi'nin borcu için 02.03.2015 tarihinde düzenlenerek 3. kişi sıfatı ile şikayetçilere gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesinin incelenmesinde; "Borçlu şirketin nezdinizde doğmuş ve doğacak hak ve alacakları ile şirkete ödeme taahhüdünde bulunduğunuz ödemeniz gereken miktarın haczine karar verildiğinin" bildirildiği görülmektedir. Kural olarak, borçlunun her türlü mal ve hakkı haczedilebilir. Haczedilmezlik için İcra ve İflas Kanununda veya özel kanununda açık hüküm bulunması zorunludur. Diğer bir anlatımla bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğinin kabul edilebilmesi için bu konuda açıkça bir kanun hükmünün varlığı veya maddi hukuk anlamında o mal veya hakkın satış ve devrine engel yasal bir düzenlemenin bulunması şarttır. Şirket ortağı, ortağı olduğu şirket tüzel kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahip olup, TMK anlamında gerçek kişi olduğundan şirkete göre 3. kişi sayılır. TTK'nun yukarıda açıklanan maddeleri uyarınca şirket ortakları, şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduklarından ve borçlu şirketin, şirket ortağındaki sermaye alacağının haczine engel yasal bir düzenleme de bulunmadığından sermaye alacağının haczi mümkündür. Kaldı ki, borçlu şirketin, 3. kişi şirket ortağı nezdinde sermaye borcu dışında tamamen özel hukuktan kaynaklanan ve paraya çevrilmesi mümkün, İİK'nun 89. maddesi kapsamında haczedilebilecek nitelikte başkaca hak ve alacaklarının bulunabileceği de kuşkusuzdur.

Dairemiz; şirket ortağı, borçlu şirket yönünden 3. kişi sayılamayacağından şirket ortağına 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği görüşünde iken, 11.05.2016 tarihinde verilen HGK'nun 2014/12-1078 Esas numaralı içtihadı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan olgular karşısında Dairemizin değişen içtihadına göre; şirket ortağı, borçlu şirket bakımından 3. kişi sayılacağından şirket ortağı şikayetçilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmayıp mahkemece şikayetin reddine karar vermek gerekirken, şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarıncaBOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi

YETKİ SÖZLEŞMESİ, BORÇLULARDAN BİRİNİN İKAMETGAHI

Alacaklının keşideci-borçlu aleyhine başlattığı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borçlu vekilinin, borca ve yetkiye itirazlarını bildirerek takibin iptaline karar verilmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece itirazın reddine karar verildiği, karar hakkında borçlu tarafından temyiz ve karar düzeltme isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.


Alacaklı vekili tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, örnek 10 no’lu ödeme emrinin 17.01.2015 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, adı geçen vekilinin ise İ.İ.K.’nun 168/5. maddesinde öngörülen yasal 5 günlük sürede 22.01.2015 tarihinde harcını da yatırarak borca ve yetki itirazına ait dilekçesini 2015/97 muhabere numarası ile İstanbul İcra Mahkemesi aracılığıyla İzmir İcra Mahkemesine gönderdiği anlaşılmaktadır.


06.02.1984 tarih ve 7/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, harca tabi davalarda; dava, harcın yatırıldığı tarihte açılmış sayılır. Bu durumda harcın yatırıldığı 22.01.2015 tarihinin itiraz tarihi olarak kabulü gerektiğinden, itiraz, İ.İ.K.’nun 168/5. maddesinde belirtilen yasal 5 günlük sürededir. Ne var ki, temyiz incelemesi sırasında harcın yatırıldığı tarih yerine itiraz dilekçesinin Uyap sistemine kaydedildiği tarih esas alınarak Dairemizin 25/01/2016 tarih, 2015/24389- 2016/1967 sayılı ilamı ile istemin süreden reddi gerektiği belirtilerek ret kararının sonucu itibarı ile doğru olduğu gerekçesi ile mahkeme kararının onandığı anlaşılmıştır.

İİK.nun 50. maddesi ve HMK'nun 447/2. maddesinin göndermesiyle,uygulanması gereken 6100 sayılı HK'Mnun 6. maddesinin 1. cümlesi gereğince bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde, bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, 6102 sayılı TTK.777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir.

HMK'nun 7. maddesine göre ise; "Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir."Anılan hükümler çerçevesinde birden fazla borçlu varsa bunlardan birinin ikametgahında takip başlatılabilir ve bu durumda diğer borçlular yetki itirazında bulunamazlar. Ancak, anılan hüküm, borçlulardan birinin ikametgahındaki (onun için genel yetkili) icra dairesinde takip yapılması hali içindir.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17.maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.

Sözkonusu düzenleme ile yetki sözleşmesi yapılmasında, tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması aranmıştır. Diğer bir anlatımla,6100 s.k  yetki sözleşmesini düzenleyen 17  maddedeki tacirden anlaşılması gereken, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir.

Somut olayda, takip dayanağı bonoda alacaklı konumunda olan lehtar U. gerçek kişi olup, dosyada tacir olduğuna ilişkin belge bulunmadığına göre Nazilli (icra dairelerinin) mahkemelerinin yetkili kılındığına dair yetki kaydı geçersizdir. Ancak bonoda tanzim yeri "Nazilli" olup, ödeme emrinin de borçluya ait Nazilli adresinde tebliğ edildiği görülmekle "Nazilli" icra dairesinin yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Muteriz borçlu N. Derneği'ne ödeme emrinin 17.01.2015 tarihinde tebliğ edildiği, takibin diğer borçlusu S.'e ödeme emrinin 20.01.2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu U.'e ise herhangi bir tebligat yapılmadığı anlaşılmakla diğer borçlu S.yönünden işbu yetki itirazı tarihi olan 22.01.2015 tarihi itibarı ile İİK'nun 168/5. maddesinde öngörülen 5 günlük itiraz süresi geçmediğinden borçlu S. yönünden itiraz tarihi itibarı ile İzmir İcra Dairesinin yetkisinin kesinleştiğinden sözedilemez. Bunun gibi borçlu U. yönünden de henüz ödeme emri tebliğ edilmediğinden takibin ve İzmir İcra Dairesinin yetkisinin adı geçen bu borçlu yönünden de kesinleşmediği açıktır.


O halde mahkemece, sair itirazlar incelenmeksizin Nazilli İcra Müdürlüğüyetkili olduğundan borçlunun yetki itirazının kabulüne karar vermek gerekirken takibin diğer borçlu yönünden kesinleştiğinden söz edilerek yetki itirazının reddine karar verilmesi isabetsiz olup mahkeme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla borçlunun karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.


SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 25/01/2016 tarih ve 2015/24389 Esas, 2016/1967 Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 02/06/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

ÖZEL MESLEKİ ve TEKNİK EĞİTİM OKULLARINA ÖRENİM GÖRECEK ÖĞRENCİLERE EĞİTİM DESTEĞİ

2016-2017 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ
DIŞINDA AÇILAN/AÇILACAK ÖZEL MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM
OKULLARINDA ÖĞRENİM GÖREN/GÖRECEK ÖĞRENCİLER
İÇİN EĞİTİM VE ÖĞRETİM DESTEĞİ
VERİLMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
Bilindiği üzere, 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında;
“Bu Kanun kapsamında organize sanayi bölgelerinde açılan mesleki ve teknik eğitim okullarında öğrenim gören her bir öğrenci için, 2012-2013 eğitim ve öğretim yılından başlamak üzere, resmî okullarda öğrenim gören bir öğrencinin okul türüne göre Devlete maliyetinin bir buçuk katını geçmemek üzere, her eğitim öğretim yılı itibarıyla Maliye Bakanlığı ile Bakanlık tarafından müştereken belirlenen tutarda, Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten eğitim ve öğretim desteği yapılabilir.
Bakanlar Kurulu kararıyla, bu Kanun kapsamında organize sanayi bölgeleri dışında açılan mesleki ve teknik eğitim okullarında öğrenim gören öğrenciler için de altıncı fıkradaki usul ve esaslar çerçevesinde eğitim ve öğretim desteği yapılabilir.
Söz konusu eğitim öğretim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda bu tutarların, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmesi, yapılacak tebligatla sebebiyet verenlerden istenir. Bu süre içinde ödenmemesi hâlinde bu tutarlar, anılan Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından takip ve tahsil edilir. Bu fiillerin tekrarı hâlinde, ayrıca kurum açma izinleri iptal edilir.
Bu konu ile ilgili öğrenci başarı durumu da dâhil olmak üzere destek verilme kriterleri, hangi eğitim ve öğretim alanlarına destek verileceğine dair kurallar ile diğer usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.”
hükümleri yer almaktadır.
5580 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda; 20/3/2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinin Ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerinde;
“a) Okulun organize sanayi bölgesi içerisinde veya 21/3/2016 tarihli ve 2016/8660 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Organize Sanayi Bölgeleri Dışında Açılan Özel Meslekî ve Teknik Eğitim Okullarında Öğrenim Gören Öğrencilere Eğitim Öğretim Desteği Verilmesine İlişkin Karar kapsamında 2016-2017 öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere organize sanayi bölgesi dışında açılmış olması,
c) Her bir öğrenci için verilecek eğitim ve öğretim desteği süresinin okulun öğretim süresini aşmaması, nakil yoluyla gelen öğrenciler için ise okulun kalan öğretim süresinden fazla olmaması,
ç) Öğrencinin, o eğitim ve öğretim yılının başlamasından en geç otuz gün içerisinde okula kaydının veya eğitim ve öğretim desteği yapılan okullar dışındaki okullardan naklinin yapılmış olması,
d) Öğrencinin okula devam ediyor olması
e) Organize sanayi bölgesi dışında açılacak özel meslekî ve teknik Anadolu liselerinde okulun açıldığı il veya ilçe nüfusunun 20.000 ve üzerinde olması,
f) Organize sanayi bölgesi dışında açılan özel mesleki ve teknik Anadolu liselerinde, takviye kursları, yemek, servis, pansiyon hizmetleri hariç olmak üzere eğitim ve öğretim desteği kapsamındaki öğrencilerden tebliğde desteklenecek alan/dallarda belirlenen eğitim öğretim desteği tutarı kadar eğitim öğretim ücreti alınabilecek olması
şartıyla eğitim ve öğretim desteği yapılabilir.” hükmü ve aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “Eğitim ve öğretim desteği verilecek okul tür, alan ve dalları ile her bir öğrenci için verilecek eğitim ve öğretim desteği tutarı, resmî okullarda öğrenim gören bir öğrencinin okul türüne, alanına ve dalına göre Devlete maliyetinin bir buçuk katını geçmemek üzere, bir önceki yılın verileri esas alınarak her yıl Temmuz ayında Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken hazırlanacak olan tebliğde belirlenir.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu kapsamda, eğitim ve öğretim desteği verilecek alanlar, destek tutarları ve bunlara ilişkin diğer hususlar aşağıda belirtilmiştir.
1- 5580 sayılı Kanun kapsamında organize sanayi bölgeleri dışında açılan özel meslekî ve teknik okullarının tabloda yer alan alan/dallarında öğrenim gören her bir öğrenciye verilecek eğitim ve öğretim desteği tutarları; 9 uncu sınıflar için aynı, 10, 11 ve 12 nci sınıflarda ise alanlara göre ayrı ayrı olmak üzere aşağıda belirlenmiştir.


EĞİTİM VE ÖĞRETİM DESTEĞİ VERİLEN
ALANLAR VE TUTARLARI
Sıra No
Alan Adı
Destek Tutarı (TL)
1
Makine Teknolojisi
6.300,00
2
Metal Teknolojisi
5.765,00
3
Elektrik Elektronik Teknolojisi
6.300,00
4
Tekstil Teknolojisi
5.605,00
5
Mobilya ve İç Mekân Tasarımı
5.150,00
6
Plastik Teknolojisi
5.875,00
7
Motorlu Araçlar Teknolojisi
6.300,00
8
Gıda Teknolojisi
5.765,00
9
Kimya Teknolojisi
5.875,00
10
Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri
5.875,00
11
Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme
5.150,00
12
Yenilenebilir Enerji Teknolojileri
6.675,00
13
Biyomedikal Cihaz Teknolojileri
5.340,00
14
Ayakkabı ve Saraciye Teknolojisi
4.590,00
15
Matbaa Teknolojisi
6.300,00
16
Tarım Teknolojileri
6.300,00
17
Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı
4.800,00
18
9. Sınıf
4.270,00

2- Eğitim ve öğretim desteği, yukarıda belirlenen alanların dallarında eğitim görecek öğrencilere de uygulanır.
3- Tabloda yer alan alan/dallarda açılan özel meslekî ve teknik okullarının öğrencilerinin 10 uncu sınıftan itibaren, okulun tabloda yer alan alan/dallarına devam etmesi hâlinde eğitim ve öğretim desteği ödemesine devam edilecektir.
4- Bu Tebliğ kapsamında eğitim ve öğretim desteği alan öğrenciler ayrıca 5580 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi kapsamında verilen eğitim ve öğretim desteğinden yararlanamazlar.
5- Belirlenen destek tutarları, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır. Ödemeye ilişkin usulleri belirlemeye Millî Eğitim Bakanlığı yetkilidir.
6- Bu Tebliğde yer almayan hususlarda düzenleme yapmaya ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı yetkilidir.
7- Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan bu Tebliğ, 2016-2017 eğitim ve öğretim yılı için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
8- Bu Tebliğ hükümleri Maliye Bakanı ve Millî Eğitim Bakanı tarafından yürütülür.


Tebliğ olunur.

BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

MADDE I- 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
'Çalışanların otomatik olarak bir emeklilik planına dâhil edilmesi
EK MADDE 2- Türk vatandaşı veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olup kırk beş yaşını doldurmamış olanlardan 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre çalışmaya başlayanlar, İşverenin bu Kanun hükümlerine göre düzenlediği bir emeklilik sözleşmesiyle emeklilik planına dâhil edilir. İşveren, çalışanını ancak otomatik katılım için emeklilik planı düzenleme konusunda Müsteşarlıkça uygun görülen şirketlerden birinin sunacağı emeklilik planına dâhil edebilir. Bakanlar Kurulu, bu madde uyarınca emeklilik planına dâhil edilecek işyerleri ile çalışanları ve bu kapsamdaki uygulama esaslarını belirlemeye yetkilidir.
Çalışan katkı payı, çalışanın 5510 sayılı Kanunun 80 inci maddesi çerçevesinde belirlenen prime esas kazancının yüzde üçüne karşılık gelen tutardır. Bu oram iki katına kadar artırmaya, yüzde bire kadar azaltmaya veya katkı payına maktu limit getirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu tutar, en geç çahşamn ücretinin ödeme gününü takip eden iş günü, bu Kanun hükümleri uyarınca işveren tarafından şirkete aktarılır. İşveren bu madde uyarınca katkı payını zamanında şirkete aktarmaz veya geç aktarırsa çalışanın 5 inci maddedeki hesaplama yöntemi uyarınca varsa birikiminde oluşan parasal kaybından sorumludur. Çalışan, otomatik katılıma ilişkin emeklilik sözleşmesinde belirlenen tutardan daha yüksek bir tutarda kesinti yapılmasını İşverenden talep edebilir.
Çalışan, emeklilik planına dâhil olduğunun kendisine bildirildiği tarihi müteakip iki ay içinde sözleşmeden cayabilir. Cayma hâlinde, ödenen katkı payları, varsa hesabında bulunan yatırım gelirleri ile birlikte on iş günü içinde çalışana iade edilir. Şirket, cayma süresince ödenen katkı paylarının değer kaybetmemesini sağlayacak şekilde fon yönetiminden sorumludur. Cayma hakkını kullanmayan çalışan Müsteşarlıkça belirlenen hâllerde katkı payı ödemesine ara verilmesini talep edebilir.
Bu madde kapsamında bir emeklilik sözleşmesi bulunan çalışanın işyerinin değişmesi hâlinde, yeni işyerinde bu madde kapsamında bir emeklilik planı var ise çalışanın birikimi ve sistemde kazandığı emekliliğe esas süresi yeni işyerindeki emeklilik sözleşmesine aktarılır. Yeni işyerinde emeklilik planının bulunmaması hâlinde çalışan, talep ederse önceki işyerinde düzenlenmiş sözleşme kapsamında katkı payı ödemeye devam edebilir, talep etmezse bu madde kapsamındaki emeklilik sözleşmesi sonlandırılır. Çalışan bu yöndeki talebini, işyeri değişikliğini izleyen ayın sonuna kadar şirkete bildirmek zorundadır.
Çalışan adına bireysel emeklilik hesabına ödenen katkı payları üzerinden ek I inci maddedeki usul ve esaslara göre bu madde uyarınca ayrıca Devlet katkısı sağlanır. Çalışanın bu madde kapsamında cayma hakkını kullanmaması hâlinde, sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere, ek I inci maddedeki Devlet katkısı hak etme ve ödeme koşuluna tabi olmak kaydıyla, bin Türk lirası tutarmda ilave Devlet katkısı sağlanır. Bakanlar Kurulu, bu tutarı yarısına kadar artırmaya veya yarısına kadar azaltmaya yetkilidir. Emeklilik hakkının kullanılması hâlinde, hesabında bulunan birikimi en az on yıllık, yıllık gelir sigortası sözleşmesi kapsamında almayı tercih eden çalışana, birikiminin yüzde beşi karşılığı ek Devlet katkısı ödemesi yapılır. Bu madde hükmüne göre çalışan katkı payının takip ve tahsil sorumluluğu şirkete aittir. Müsteşarlık takip ve tahsil sorumluluğunun bu amaçla yetkilendirilecek bir kuruluşça yerine getirilmesine karar verebilir. Bankalar, Sosyal Güvenlik Kurumu ve ilgili diğer kamu kurumları, çalışan katkı payının takip ve tahsili ile Devlet katkısının hesaplanması için ihtiyaç duyulan verileri, Müsteşarlıkça belirlenen usul ve esaslara göre emeklilik gözetim merkezi ile bu maddeye göre takip ve tahsil sorumluluğu ile yetkilendirilecek kuruluşa aktarır. Emeklilik gözetim merkezi ile bu maddeye göre yetkilendirilecek kuruluş, söz konusu verileri şirketler ile paylaşabilir. Bu verilerden kişisel nitelikte olanlar, veri sahibinin açık rızasının alınmasına gerek olmaksızın ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabilir ve veri paylaşımı, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmez.
Bu madde kapsamında sunulan emeklilik planları kapsamında şirketlerce 7 nci madde uyarınca fon işletim gideri kesintisi dışında başka bir kesinti yapılamaz. Çalışan katkı payı, işverenin taraf olduğu 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamındaki haciz ve iflas yoluyla takip bakımından işçi alacağı niteliğinde imtiyazlı bir alacaktır. İşverenler bu madde kapsamındaki yükümlülükleri bakımından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından denetlenir. İşverenin bu madde kapsamındaki yükümlülüklerine ve bu madde uyarınca yürürlüğe konulan düzenlemelere uymaması hâlinde, her bir ihlal için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yüz Türk lirası idari para cezası uygulamr.
Bakan, belirleyeceği esaslar dâhilinde bu Kanun kapsamındaki Devlet katkısmın ilgililerin hesaben takip edebilmesini sağlayacak şekilde taahhüt olarak hesaplanmasına ve taahhüt edilen tutarların ödenmesine karar vermeye ve mevcut katılımcıların Devlet katkılarının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Bakan, bu Kanun uyarınca kurulacak fonların içeriğini belirleyebilir ve fonlara sayı sınırı getirebilir. Bu Kanun uyarınca yapılacak bildirimler, Müsteşarlığın belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde güvenli elektronik iletişim araçları ile de yapılabilir.
Çalışanın işvereni aracılığıyla bir emeklilik planına dâhil olması, işveren tarafından şirket ve plan belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak kriterler, katkı paylarının yatırıma yönlendirileceği fonlar, işverenin şirket ile yapacağı sözleşme, cayma hakkı, çalışanın işyerinin değişmesi hâlinde işverenin çalışanı bir emeklilik planına dâhil etmesi, işyeri değişikliğinde birikimin aktarılması, çalışma ilişkisi sona eren çalışanın talebi üzerine ilgili emeklilik planına ödeme yapması, ara verme, sistemden ayrılma, Devlet katkısının ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Müsteşarlık tarafından belirlenir.' ,
MADDE 2- 4632 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
'GEÇİCİ MADDE 2- Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kırk beş yaşmı doldurmamış olan çalışanlar, ek 2 nci madde hükümleri çerçevesinde otomatik olarak emeklilik planına dâhil edilir.”
MADDE 3- Bu Kanun 1/1/2017 tarihinde yürürlüğe girer.


MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

26 Ağustos 2016 Cuma

KIDEM ,İHBAR ve İŞSİZLİK MAAŞINI KİMLER HAK EDER


ŞİRKETE ÖZEL DENETÇİ ATANMASI İSTEMİ / KESİN KARARI

ÖZET : Özel denetçi atanması istemi üzerine mahkemece verilen kabul kararı kesin ise de; mahkemece bu istem aşılarak genel kurul kararının iptaline karar verildiğine göre bu karar yönünden anılan gerekçelerle kararın kesin olduğundan söz edilemez. 

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.12.2013 tarih ve 2013/291-2013/145 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenmişve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: KARAR : Davacı vekili, hissedarı bulunduğu davalışirketinin 27.4.2013 tarihinde genel kurulunun gerçekleştirildiğini, genel kurulda müvekkili tarafından özel denetçi tayini talebinin reddine karar verildiğini, ileri sürerek sebeple TTK'nın 438. maddesi gereğince davalışirkete özel denetçi atanmasınıtalep ve dava etmiştir. Davalı vekili, aynı davanın Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/103 esas sayılı dosyasından görüldüğünü davanın 30 günlük hak düşürücü süre içinde açılmadığından usulden reddi gerektiğini, davacı taleplerinin yerinde olmadığını, talep etmiş olduğu bilgilerin kendisine verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, genel kurula getirilen talepte TTK'nın 199 maddesi gereğince bağlışirket raporunun hazırlanmasının talep edildiği, ancak bu raporun hazırlanmadığı, yine bağlışirket ile hakim şirket arasındaki ilişkinin faydaları ve riskleri ile ilgili açıklama yapılmadığı, bu hali ile yasal gerekliliğin yerine getirilmemesi ve pay sahiplerinin haklarının korunması hususunda doyurucu bilgi verilmemesi sebebiyle özel denetçi atanması hususunda yasal şartların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüyle İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun 315021 sicil numarasında kayıtlı O... İlaç Kozmetik ve Sağlık Ürünleri Üretim Pazarlama Ltd. Şti'nin 27.4.2013 tarihli genel kurulunda alınan özel denetçi atanması talebinin reddine dair kararın iptali ile, davalışirketin bağlışirket olduğu dikkate alınarak TTK'nın199 maddesi gereğince bağlışirket raporu hazırlanması ve bağlışirketin faaliyet konusunun da dikkate alınarak, faaliyet konusunun sağladığı faydalar ve risklerinde analiz edileceği rapor hazırlamak üzere özel denetçi atanmasına, özel denetçi olarak mali müşavir M. K.'nın atanmasına, özel denetçinin yapacağı iş ve hazırlayacağı rapor için 3.000.00 TL ücret tayinine kesin olarak karar verilmiştir. Özel denetçi atanmasına dair kararı ve özel denetici atanmasına dair verilen kararın kesin olduğuna dair ek kararı davalı ayrı ayrı temyiz etmiştir. 1- ) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve özel denetçi tayinine dair kararın 6102 Sayılı TTK'nın 440/2 maddesi uyarınca kesin olması sebebiyle mahkemenin bu kararına yönelik olarak verilen temyiz isteminin reddine dair 11.2.2014 tarihli kararda bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- ) Davacı, 6102 Sayılı TTK'nın 439-440. maddeleri gereğince, genel kurulda istemlerinin red edildiğini bildirerek özel denetçi atanmasını talep etmiş, mahkemece istem aşılarak öncelikle genel kurulun red kararının iptaline, bundan sonra da özel denetçi tayinine karar verilmiştir. Her ne kadar özel denetçi atanması istemi üzerine mahkemece verilen kabul kararı aynı Kanunun 440/2 maddesi gereğince kesin ise de; mahkemece bu istem aşılarak genel kurul kararının iptaline karar verildiğine göre bu karar yönünden anılan gerekçelerle kararın kesin olduğundan söz edilemez. Bu nedenle; mahkemenin, verilen kararın kesin olduğuna yönelik kararının kaldırılarak genel kurul kararının iptaline yönelik 17.12.2013 tarihli kararının davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 25.6.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.