24 Mayıs 2017 Çarşamba

SANAYİ SİCİL TEBLİĞİ (SGM 2014/11)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (2017/15)

MADDE 1 – 25/10/2014 tarihli ve 29156 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sanayi Sicil Tebliği (SGM 2014/11)’nin 4 üncü maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(3) Küçük, orta ve büyük işletmelerin makine ve tesisat, üretim kapasitesi ve tüketim kapasitesi bilgileri kapasite raporu esas alınarak elektronik ortamda eksiksiz olarak beyannameye doldurulur. Müracaatın sonuçlandırılması için kapasite raporu elektronik ortamda yüklenir. Üretim faaliyetinde bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, kapasite raporu yerine elektronik ortamda girdikleri kapasite bilgilerini beyan olarak yükler.
(4) Mikro işletme vasıflarını taşıyan sanayi işletmelerinin makine ve tesisat, üretim kapasitesi ve tüketim kapasitesi bilgileri varsa kapasite raporları esas alınarak elektronik ortamda eksiksiz olarak beyannameye doldurulur. Mikro işletme vasıflarını taşıyan sanayi işletmelerinden kapasite raporu olmayanlar için firma beyanı esas alınır.  Kapasite raporu, kapasite raporu yoksa ekspertiz raporu veya firma beyanı elektronik ortamda yüklenir.
(5) Elektronik ortamda yapılan müracaat, İl Müdürlüğü tarafından ilgili mevzuat hükümleri ve ürün sınıflaması çerçevesinde incelenir. İl Müdürlüğü tarafından elektronik ortamda kayıt kontrol edilerek uygun bulunan müracaat onaylanır. Kaydı uygun bulunmayan müracaat ile eksik ya da hatalı müracaat, gerekçesi belirtilerek reddedilir ve elektronik ortamda işletmeye bildirilir.”
“(8) Mücbir sebeplerden dolayı, elektronik ortamda müracaat işlemlerini tamamlayamayan işletmelerin kayıt işlemleri İl Müdürlüğü tarafından yapılır.”
MADDE 2 – Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Sanayi siciline kayıt için yapılan müracaatın uygun bulunması halinde Sanayi Sicil Belgesi İl Müdürlüğü tarafından elektronik ortamda onaylanır.
(2) Sanayi Sicil Belgesinin onaylandığına dair bilgi, işletme yetkilisine elektronik ortamda verilir.
(3) Sanayi Sicil Belgesi tarihi, kayıt için elektronik ortamda veya mücbir sebeplerden dolayı İl Müdürlüğüne yapılan müracaat tarihidir.”
MADDE 3 – Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(2) İşletme ile ilgili değişiklik işlemleri elektronik ortamda işletme tarafından gerçekleştirilir. Mücbir sebeplerden dolayı değişiklik işlemleri İl Müdürlüğü tarafından yapılır.
(3) Değişiklik işlemi ile ilgili müracaat elektronik ortamda yapılır.
(4) Fiili adres değişikliği olmayan durumlarda elektronik ortamda İl Müdürlüğüne bilgi verilir.”
MADDE 4 – Aynı Tebliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
MADDE 9 – (1) Sanayi Sicil Belgesi veriliş tarihi itibarıyla iki yılda bir elektronik ortamda vize yapılır.  Vizenin düzenli yapılması esastır. Vize süresi ile ilgili olarak işletmeler elektronik posta yolu ile bilgilendirilir.
(2) Vizenin yapılmasında işletmeye ait bilgilerin güncel olması esastır. Vize işlemi sırasında, işletme veya mücbir sebeplerden dolayı İl Müdürlüğü tarafından elektronik ortamda işletmenin tüm bilgileri güncellenir. İl Müdürlükleri tarafından Sanayi Sicil Belgesi üzerindeki unvan, nevi, adres ve ürün bilgileri, en son yıla ait yıllık işletme cetvelinde yer alan bilgiler ile karşılaştırılır. Bilgilerin farklı olması halinde bu Tebliğin 7 nci ve 8 inci maddeleri kapsamında işlem yapılır.
(3) Vize işlemi sırasında, İl Müdürlüğü tarafından gerekli görüldüğü takdirde kontrol amaçlı ilave bilgi ve belge istenebilir.
(4) Vize süresini geçiren işletmeler hakkında ilgili kurumlara bilgi verilir.”
MADDE 5 – Aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(2) İşletmenin üretim faaliyetini tamamen sonlandırması halinde, işletme tarafından Sanayi Sicil Bilgi Sistemi üzerinden elektronik ortamda veya mücbir sebeplerden dolayı İl Müdürlüğüne kayıt iptali müracaatı yapılır. İptal işleminin tamamlanabilmesi için İl Müdürlüğü işletmenin üretim faaliyetinin sonlandırıldığına dair yerinde inceleme yapar. İnceleme sonucunda düzenlenecek tespit tutanağına istinaden kayıt iptali gerçekleştirilir.”
MADDE 6 – Aynı Tebliğin 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(3) Mücbir sebeplerden dolayı yıllık işletme cetvelleri ile ilgili İl Müdürlüğüne yapılan müracaatlarda Sanayi Sicil Bilgi Sistemine girişi İl Müdürlüğü tarafından yapılır.”
MADDE 7 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 8 – Bu Tebliğ hükümlerini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür

TİCARİ FAALİYETLERİ İLGİLENDİREN BÜTÜN DAVALAR TİCARİ DAVA DEĞİLDİR

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.11.2012 gününde verilen dilekçeyle elatmanın önlenmesi, taşınmazın tahliyesi ve ecrimisil, birleştirilen dava-davacılar vekili tarafından 30.05.2013 gününde verilen dilekçeyle ipotek şerhinin terkini ve intifa hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.09.2015 tarihli hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı-davalı vekili ve davalı-davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 29.11.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı-davalı vekili vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR 

Asıl dava elatmanın önlenmesi, taşınmazın tahliyesi ve ecrimil, birleştirilen dava ipotek şerhinin ve intifa hakkının terkini istemine ilişkindir. 

Mahkemece asıl davanın ve birleştirilen davanın kısmen kabulune karar verilmiştir.

Hükmü, davalı davacı- davalı ... ve davalı- davacı .... vekili temyiz etmiştir.

6102 Sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Bu sebeple ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.

Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. 

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 Sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.

Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara dair davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara dair davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.

6335 Sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır.

Yukarıda açıklandığı üzere, davacı- davalı ... davalı- davacı ... ve davalı ... Tacir olup tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olan bu dava 6102 Sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce nisbi ticari dava olup Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu re'sen gözetilerek yukarıda yazılı olduğu şekilde işlem yapılması gerekirken çekişmenin esasının incelenip hükme bağlanması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 1350 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya 1.350 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya karşılıklı olarak verilmesine, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.11.2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

ERTELENEN SGK PRİMLERİ GİDER OLARAK DİKKATE ALINABİLİRMİ ?


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzdan, 6770 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 28 inci maddesiyle 2016/Aralık, 2017/Ocak ve 2017/Şubat aylarına ilişkin SGK prim ödemelerinin kısmi olarak ertelenmesi uygulaması getirildiği, bu uygulamaya istinaden 2016/Aralık ayı SGK işçi ve işveren primlerinin 2016 yılı dördüncü dönem kurumlar geçici vergi ve yıllık kurumlar vergisi beyannamelerinde gider olarak indirime konu edilip edilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun "Safi kurum kazancı" başlıklı 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup, bu hüküm uyarınca kurum kazancının tespitinde Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirim konusu yapılabilecektir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine göre, hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (Bu primlerin ve aidatın istirdat edilmemek üzere Türkiye'de kain sigorta şirketlerine veya emekli ve yardım sandıklarına ödenmiş olması ve emekli ve yardım sandıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmaları şartıyla), 27 nci maddede yazılı giyim giderleri safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilecektir.

31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun "Prim Belgeleri ve Primlerin ödenmesi" başlıklı ikinci bölümünde sigorta primlerinin ödenmesine ilişkin çeşitli hükümlere yer verilmiş olup, anılan bölümün "Primlerin Ödenmesi" başlıklı 88 inci maddesinin on birinci fıkrasında; Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarlarının, gelir vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamayacağı hükme bağlanmıştır.

5510 sayılı Kanuna, 6770 sayılı Kanunun 28 inci maddesi ile eklenen geçici 72 nci maddede ise; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinden, 2016 yılı Aralık ayı için geçici 68 inci, 2017 yılı Ocak ve Şubat ayları için geçici 71 inci madde kapsamında Hazine katkısına müstahak olanların, anılan maddeler uyarınca Hazine katkısı hesabında ilgili aylarda dikkate alınacak prim ödeme gün sayısının günlük 60 TL ile çarpımı sonucu bulunacak sigorta primine esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak 2016 yılı Aralık, 2017 yılı Ocak ve Şubat aylarına ait sigorta prim tutarlarını, sırasıyla 2017 yılı Ekim, Kasım ve Aralık ayları içerisinde Kurumca belirlenecek tarihe kadar ödemeleri halinde bu aylara ilişkin primler süresinde ödenmiş sayılır. Bu maddenin uygulamasında, 2016 ve 2017 yılı içerisinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerleri için sigorta primlerini yasal süresinde ödeme şartı aranmaz."

hükümlerine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 174 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "SSK Primlerinin Gelir ve Kurumlar Vergisi Yönünden Gider Yazılması" başlıklı (C) bölümünde;

 "…

506 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanunla değişik 80 inci maddesinin birinci fıkrasında, "İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden, bu kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur." denilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında da "Kuruma ödenmeyen prim Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılmaz." hükmü yer almıştır.

Öte yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde; "Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (Bu primlerin ve aidatın istirdat edilmemek üzere Türkiye'de kain sigorta şirketlerine veya emekli ve yardım sandıklarına ödenmiş olması ve emekli ve yardım sandıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmaları şartiyle), 27 nci maddede yazılı giyim giderleri"nin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

 Bu hükümlere göre SSK priminin gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu primlerin Sosyal Sigortalar Kurumuna fiilen ödenmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle, sigorta primleri, dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın fiilen ödendiği tarihte gider yazılacaktır.

Ancak, 506 sayılı Kanunun 80 inci maddesi gereğince bir aya ait sigorta primleri ertesi ayın sonuna kadar ödenebileceğinden, Aralık ayına ait olan sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayı içinde ödenmesi durumunda bu primler Aralık ayının gideri olarak dikkate alınabilecektir."

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, SGK primlerinin gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu primlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna fiilen ödenmiş olması gerektiğinden, dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın sigorta primleri fiilen ödendiği tarihte kazancın tespitinde gider olarak  dikkate alınabilecek olup, ilgili mevzuat gereği bir aya ait sigorta primleri ertesi ayın sonuna kadar ödenebileceğinden yalnızca Aralık ayına ait olan sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayı içinde ödenmesi durumunda Aralık ayının gideri olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Dolayısıyla, 5510 sayılı Kanunun geçici 72 inci maddesi ile yapılan düzenlemeye göre Aralık 2016 dönemine ilişkin sigorta primlerinin 2017 takvim yılının Ekim ayında ödenmesi mümkün olsa da, 174 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan açıklamalar çerçevesinde Aralık ayına ilişkin primler ancak ertesi yılın Ocak ayı içinde ödenmesi durumunda Aralık ayının gideri olarak dikkate alınabileceğinden, 2017 yılı Ocak ayı içinde ödenmeyen 2016 Aralık ayına ait sigorta primlerinin 2016 yılı kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.


Bilgi edinilmesini rica ederim.

SERMAYESİNE ORTAK OLUNA İKİ ADET ŞİRKETİN TEKNİK İFLASA UĞRAMAMASI İÇİN VAZGEÇİLEN ALACAK İNDİRİM KONUSU YAPILABİLİRMİ ?

İlgide kayıtlı özelge talep formu ile ekinde yer alan belgelerin incelenmesinden, sermayelerinin tamamı şirketinize ait olan … A.Ş. ile … A.Ş. nin geçmiş yıl zararları nedeniyle sermayelerinin kaybedilmiş olduğu, yönetim kurulu kararlarıyla söz konusu şirketlerden olan alacaklarınızın Türk Ticaret Kanununun 376 ncı maddesi gereğince yine bu şirketlerin geçmiş yıl zararlarına mahsup edilmek üzere özkaynaklara zarar karşılama fonu olarak alınmasına ve bu şirketlerin teknik iflasa uğramamaları için toplam 5.499.238,90-TL alacağınızdan vazgeçilmesine karar verilmiş olduğu belirtilerek zararla itfa edilen 5.499.238,90-TL tutarındaki vazgeçilen alacak tutarının 30.04.2014 tarihinde sona eren özel hesap dönemine ait kurum kazancınızdan indirilip indirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin bir hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonundaki ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu şekilde tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 maddesinde "Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler." hükmüne yer verilmiştir.
Bir alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilebilmesi için kazai bir hükme veya kanaat verici bir belgeye göre tahsiline imkân kalmadığının ispatı gerekir. Görüldüğü gibi değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkân kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkânının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hâkim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkânsız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.
Kanaat verici bir vesikadan ne anlaşılması gerektiği hususunda ise vergi hukuku uygulaması bakımından örnek olarak aşağıdaki belgeler sayılabilir:
-Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya Medeni Kanunun 31 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçıların da mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,
-Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,
-Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,
-Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,
-Borçlunun dolandırıcılıktan mahkum olması ve herhangi bir malvarlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,
-Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,
-Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)
-Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler.
Bu itibarla, sermayelerinin tamamı şirketinize ait olan bağlı ortaklığınızın iflasının önlenmesi amacıyla söz konusu ortaklığınızdan olan alacağınızdan vazgeçilmesine ilişkin olarak yönetim kurulu kararının kanaat verici vesika olarak kabulü mümkün olmayıp mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler veya yukarıda ifade edildiği şekilde alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmanın bulunması şartıyla vazgeçilen alacak tutarının kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.
Bilgi edinilmesini rica ederim.



KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇUNDA ŞİKAYETİN İCRA MAHKEMESİNE YAPILMASI GEREKTİĞİ

Karşılıksız çek düzenleme suçundan şüpheli İ... hakkında yürütülen soruşturma evresi sonucunda; Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nca verilen 27/09/2016 tarihli, 2016/65374 soruşturma ve 2016/38978 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın kabulüne ilişkin Bursa 5. Sulh Ceza Hâkimliği' nin 03/11/2016tarihli ve 2016/3690 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 05/01/2017 gün ve 13894 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2017 gün ve KYB; 2017-2638 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre; Mercii tarafından 6728 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığına talepte” ibaresinin “icra mahkemesine şikâyette” şeklinde değiştirildiği, ancak bahse konu değişikliğin 6728 sayılı Kanun’un 76/f maddesi uyarınca 31/12/2017 tarihinde yürürlüğe gireceği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de;

6728 sayılı Kanun’un 62.maddesiyle 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesine yukarıda belirtilen değişikliğin yanı sıra 10. fıkra eklenerek “Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanunu'nun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder. Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.” şeklinde karekodlu çekler yönünden yeni bir düzenleme getirildiği, kanun koyucunun 6728 sayılı Kanun’un 76/f maddesindeki düzenleme ile işbu karekodlu çekler için öngörülen yeni düzenlemenin yürürlük tarihinin ertelenmesini amaçladığı zira;

6728 sayılı Kanun’un 63. maddesi ile değiştirilen 5941 sayılı Kanun’un 5.maddesinde “(1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur…Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanunu'nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.” şeklinde düzenleme yapılarak çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek eyleminin, adli para cezasını gerektirir bir suç olarak öngörüldüğü, aynı maddede bu suçtan dolayı açılan davaların İcra mahkemelerinde görüleceği ve 2004 sayılı Kanun’un 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usûlüne ilişkin hükümlerin uygulanacağının açıkça hükme bağlandığı, 2004 sayılı Kanun’un 349. maddesinde “Şikayet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur.” şeklinde yer alan düzenlemeye nazaran, [b]5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinde düzenlenen karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçundan dolayı şikâyetlerin doğrudan İcra mahkemelerine yapılması gerektiği cihetle, itirazın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;[/b]

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden kanun yararına bozma isteminin kabulü ile Bursa 5. Sulh Ceza Hâkimliği' nin 03/11/2016tarihli ve 2016/3690 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 30/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İŞÇİNİN TUTUKLANMASI HALİNDE İŞ SÖZLEŞMESİNİN DURUMU, BERAAT ETMESİ VE İŞE İADE

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Davacı, ... ... işyerinde çalışmakta iken 19.01.2003 tarihinde cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, rüşvet vermek, almak, sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan tutuklanarak ... Cezaevine konulduğunu ve 4,5 ay tutuklu kalması nedeni ile uygulanmakta olan T.İ.S.'nin 22.maddesi hükümleri uygulanarak iş aktinin feshedildiğini, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2003/107 E-2004/64 K sayılı kararı ile de beraat ettiğini, davalı Genel Müdürlüğe tekrar işe iadesi için yapılan talebe olumsuz cevap verildiğini, haksız ve hukuka aykırı olarak işine son verilmesi nedeniyle işe iadesinin gerektiğini, davacının 1 yıl boşta kaldığından boşta kaldığı ayların ücretinin, ikramiye ve her türlü ücret eklerinin ödenmesi gerektiğini, 10 yıllık çalışması karşılığı kıdem tazminatının ödenmesi gerektiğini belirterek haksız ve hukuka aykırı iş aktinin feshinin iptali ile eski görevine iadesine, kıdem tazminatı, ihbar ve kötüniyet tazminatı, boşta kalan günlerin ücret ve tazminatı ile ikramiye alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ise davacının 19.01.2003 tarihinde tutuklandığını, 9.Dönem T.İ.S.'nin 22/1-2 maddeleri kapsamında 60 güne kadar tutukluluğunun işçi için ücretsiz izinli kabul edildiğini, ancak tutukluluk süresinin 60 günü geçmesi nedeniyle T.İ.S.'nin 22.maddesine istinaden 20.03.2003 tarihinden geçerli olmak üzere iş sözleşmesinin feshedildiğini, davacının 09.06.2003 tarihinde tekrar işe iadesi için talepte bulunduğunu ancak T.İ.S. hükümleri uyarınca bu talebinin reddedildiğini, davacının diğer taleplerinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu dikkate alınarak ücret ve ikramiye alacaklarının kabulüne, diğer alacak taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili tarafından 09.06.2016 havale tarihli dilekçe ile işe iade talebinden feragat ettiklerini belirtmiş, 24.02.2015 tarihli celse de ise işe iade ile işçilik alacakları konusundaki taleplerinin tefrik edilerek ayrılmasını talep etmiş ise de aynı celsede davacı vekilinin bu talebinin mahkemece reddedildiği görülmüş ve yargılama devamla sadece işçilik alacakları yönünden hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.

Davacının isnat edilen suçlar nedeniyle 19.01.2003 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandığı ve 03.06.2003 tarihine kadar tutuklu kaldığı, davalı işverence 20.03.2003 tarihinde T.İ.S.'nin 22.maddesi gereğince 60 günlük ücretsiz izinli oldukları sürenin sona ermesi karşısında T.İ.S. hükümleri gereğince iş sözleşmesinin münfesih sayıldığına dair fesih bildiriminin işçiye tebliğ edildiği görülmüştür.

Davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesin'ce 13.04.2004 tarih ve 2003/107 E-2004/64 K sayılı kararı ile suç işlemek için teşekkül kurmak, nitelikli dolandırıcılık, sahtecilik ve rüşvet almak suçlarından beraatine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 5.Ceza Dairesi'nin 10.11.2008 tarih ve 2005/18951 E-2008/9506 K sayılı ilamı ile, "... sanıklar .............,....,......,... ve ... haklarında ... Köy Hizmetlerine yönelik dolandırıcılık, .... hakkında .... ve ...’a rüşvet vermek ve Köy Hizmetlerine yönelik resmi belgede sahtecilik ile ... ve ... haklarında resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz incelemesine gelince; nakliye işini yapan sanıklar haklarında taşımış oldukları ... Köy Hizmetlerine teslimi gereken asfalt malzemesini eksik teslim ettikleri, bazen de kuruma ait depolardaki malzemeyi aldıkları, şantiyeye getirilen asfalt malzemelerinin teslimi, depolanması ve dağıtımı ile görevli olan ... Köy Hizmetlerinde çalışan sanıklar ... ve ...’ın da rüşvet karşılığı bunlara göz yumduklarından dolayı kamu davası açıldığı halde, duruşmaya devamla, ... Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu başkanlığının 14.10.2003 tarihli cevabı yazısına göre yapılan idari soruşturmaların akıbeti araştırılıp, telefon dinleme, teknik araçlarla gizli olarak yapılan izleme, ses ve görüntü kayıtları ile sanıkların soruşturma sırasında verdikleri samimi ifadeleri de değerlendirdikten sonra, sanıkların ayrı ayrı hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, bir kısım sanıklar haklarında dava açılmadığından bahisle savcılığa suç duyurusunda bulunulması..." gerekçesiyle bozulmuştır.

... Ağır Ceza Mahkemesi'nce bozma sonrası verilen 11.01.2011 tarih ve 2009/2 E-2011/5 sayılı karar ile de "... ..., .......'ın, ... Köy Hizmetlerine yönelik dolandırıcılık, suç işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından... 765 sayılı TCK'nun 102/4 ve 104/2 maddelerile CMK'nun 223/8 maddeye göre kamu davasının düşürülmesine, ... ... ve ... hakkında sahtecilik ve rüşvet alıp vermek suçlarından ayrı ayrı beraatlerine" dair hüküm kurulmuş, bu kararın da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5.Ceza Dairesi'nin 06.05.2013 tarih ve 2013/4629 E-2013/4577 K sayılı ilamı ile davacı ile ilgili verilen suç işlemek için teşekkül oluşturma, üye olma, nitelikli dolandırıcılık suçlarından verilen düşme kararının onanmasına ancak davacı olan sanığın, ...... Rafineri Müdürlüğünden ... ... İl Müdürlüğüne asfalt naklini yapan ....... Ltd Şti sahibi olan ...adına hareket eden oğlu ...'dan aldıkları rüşvet karşılığında kuruma asfalt bitümleri noksan miktarlarda teslim edildiği halde eksiksiz teslim edilmiş ve alınmış gibi işlem yaptıkları sabit olduğundan sanığın yapmaması gereken işi yapmak için rüşvet almak suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden beraat kararı verilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile yeniden bozulmuştur.

... Ağır Ceza Mahkemesi'nce bozmaya uyarak 06.11.2014 tarih ve 2013/163 E-2014/313 K sayılı kararı ile davacı olan sanığın rüşvet almak suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdiği, bu kararın tarafların da kabulünde olduğu üzere temyiz edildiği ancak henüz temyiz aşamasının tamamlanmadığı anlaşılmıştır.

Hal böyle olunca mahkemece, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06.11.2014 tarih ve 2013/163 E-2014/313 K sayılı kararının tarafların da kabulünde olduğu üzere temyiz edildiği anlaşılmakla, temyiz sonucunun beklenilmesi ve kararın kesinleşip kesinleşmediğinin somut olarak ortaya konulması ve sonucuna göre karar verilmesi ayrıca feragat edildiği anlaşılan işe iade talebi ile ilgili bir hüküm kurulmaması hatalıdır.

O halde taraf vekillerinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmüş olup kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 24.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

19 Mayıs 2017 Cuma

YENİ KURULACAK ŞİRKETLERİN MÜKELLEFİYET TESİS İŞLEMLERİ


213 sayılı Vergi Usul Kanununun 6728 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi ile değişen 153 üncü maddesinde; ticaret sicili memurluklarının, kurumlar vergisi mükellefi olup da Türk
Ticaret Kanununun 27 nci maddesi uyarınca tescil için başvuran mükelleflerin başvuru evraklarının birer suretini ilgili vergi dairesine yazılı veya elektronik ortamda intikal ettireceği,
ticaret sicili müdürlüklerince gerçekleştirilecek intikal işlemi ile mükelleflerin işe başlamayı bildirme yükümlülüklerinin yerine getirilmiş sayılacağı ve başvuru evraklarının elektronik
ortamda intikaline ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca müştereken belirleneceği düzenlenmiştir.
Mezkûr hüküm uyarınca, kurumlar vergisi mükellefi olup da Türk Ticaret Kanununun 27 nci maddesi uyarınca tescil için ticaret sicili müdürlüklerine başvuran mükelleflerin başvuru
evrakları ticaret sicili müdürlükleri tarafından kâğıt ortamında vergi dairesi müdürlüklerine gönderilmeyecektir.
Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen tüzel kişiliklere ilişkin bilgiler Başkanlığımız tarafından elektronik ortamda alınacaktır.
Yeni kurulan şirketlerin vergi kimlik ve MERSİS numaraları ile unvan bilgileri vergi dairesi bazında sistemde ayrıma tabi tutularak ilgili vergi dairesi ekranlarına aktarılacaktır.
Vergi daireleri tarafından, elektronik ortamda mükellefiyet tesis işlemlerine başlanabilmesi için EVDO sistemini kullanan vergi dairelerince "Elektronik Ortamda Tüzel Kişi Açılışı" menüsü,
EVDB sistemini kullanan vergi dairelerinde ise “İş Takip Sistemi” kullanılacaktır.
1. EVDO Sistemini Kullanan Vergi Daireleri Tarafından Yapılacak İşlemler
Yeni kurulan şirketlere ilişkin bilgiler için ilgili müdür yardımcısı/şef tarafından her gün mesai saatleri içerisinde düzenli olarak yarım saatte bir sistemde yer alan “Elektronik Ortamda Tüzel Kişi Açılışı” menüsü kontrol edilecektir. Kontrol sonucu tespit edilen yeni kurulan şirketlerin mükellefiyet tesis işlemlerinin ivedi olarak tamamlanabilmesi için ilgili memura
sevk işlemi gerçekleştirilirken iş bitim süreleri tanımlanacaktır. Tanımlanan bu süre içerisinde bitirilemeyen mükellefiyet tesis işlemleri bulunması halinde vergi dairelerince gün sonu
işlemleri yapılamayacaktır.
Yeni kurulan şirketin mükellefiyet tesisi amacıyla ilgili memur tarafından, tarh dosyasına esas teşkil etmesi bakımından, “Tüzel Kişi Kuruluş Bildirimi” çıktısı alınacaktır. Bu bildirimde
yer alan bilgilere göre “Tüzel Kişiler İçin Bilgi Formu (T1)” doldurulacaktır. Form üzerine vergi türleri olarak 0010 (Kurumlar Vergisi) ve 0033 (Kurum Geçici Vergi) işaretlenecektir.
Düzenlenen tüzel kişiler için bilgi formu, ilgili memur ile şef ve müdür yardımcısı tarafından imzalanacaktır. İmzalanan bilgi formunun sisteme girişi yapılarak yeni kurulan
şirketin, kurumlar vergisi ve kurum geçici vergi türleri itibariyle, mükellefiyet kayıt işlemi yoklama sonucu beklenilmeksizin aynı gün içerisinde gerçekleştirilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mükellefiyet tesisi işlemi gerçekleştirilen şirketlerin işe başlama yoklamaları, mükellefiyetin tesis edildiği tarih itibariyle talep edilecek ve en geç 7 gün içinde sonuçlandırılacaktır.
Mükellef nezdinde işe başlamaya ilişkin yoklama yapılırken kurumlar vergisi ve kurum geçici vergisi dışında her hangi bir vergi türünden mükellefiyet talebi olup olmadığı sorulacak
ve alınan bilgiler e-yoklama fişine kaydedilecektir. Ayrıca, yoklamaya yetkili personel tarafından, kanuni temsilciden veya nezdinde yoklama yapılandan yeni kurulan şirketin kanuni
temsilcisinin imza sirkülerinin ibraz edilmesi istenilecektir. İbraz edilen imza sirkülerinin, fotoğrafı çekilerek Elektronik Yoklama Sistemine (EYS) aktarılacaktır.
Yoklama esnasında ibraz edilemeyen imza sirkülerinin, en kısa sürede vergi dairesine ibraz edilmesi hususu şirketin kanuni temsilcisi veya nezdinde yoklama yapılana bildirilecektir.
Mükellef tarafından imza sirkülerinin vergi dairesine ibraz edilmemesi durumunda alma haberli bir yazı ile 15 gün içerisinde imza sirkülerinin ibraz edilmesi istenilecektir.
Yoklamaya yetkili personel tarafından düzenlenen e-yoklama fişleri şef tarafından kontrol edilerek e-yoklama fişinde yer alan vergi türleri için gerekli mükellefiyet açılışları yapılacaktır.
Yapılan yoklama sonucunda; mükellef iş adresinde yoksa adreste başkası varsa ya da adresteki iş yeri boş ise veya mükellefiyet tesisini gerektirmeyen bir durum tespit edilmişse
“17-Elektronik Tescil Olan Tüzel Kişinin İlk Yoklamada Bulunamadığından Terk” türü kodu
ile sisteme bilgi girişi yapılarak mükellefiyet kaydı açılış tarihi itibariyle terkin edilecektir.
Mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflere ait tüzel kişi kuruluş bildirimi çıktısı ve diğer belgeler saklıya alınmak üzere müdür yardımcısı ve müdürün görüşüne sunulacaktır.
Saklıya alınan bu belgeler sorumlu şef tarafından bir klasörde saklanacaktır.
2. EVDB Sistemini Kullanan Vergi Daireleri Tarafından Yapılacak İşlemler
Yeni kurulan şirketlere ilişkin bilgiler için ilgili müdür yardımcısı/şef tarafından her gün
mesai saatleri içerisinde düzenli olarak yarım saatte bir “İş Takip Sistemi” kontrol edilecektir.
Kontrol sonucu tespit edilen yeni kurulan şirketlerin mükellefiyet tesis işlemlerinin ivedi olarak
tamamlanabilmesi için ilgili memura sevk işlemi gerçekleştirilirken iş bitim süreleri
tanımlanacaktır. Tanımlanan bu süre içerisinde bitirilemeyen mükellefiyet tesis işlemleri
bulunması halinde vergi dairelerince gün sonu işlemleri yapılamayacaktır.
Yeni kurulan şirketin mükellefiyet tesisi amacıyla ilgili memur tarafından, tarh dosyasına
esas teşkil etmesi bakımından, “Tüzel Kişi Kuruluş Bildirimi” çıktısı alınacaktır. Bu bildirimde
yer alan bilgilere göre yeni kurulan şirketin 0010 (Kurumlar Vergisi) ve 0033 (Kurum Geçici
Vergi) vergi türü bilgilerinin sisteme girişi yapılarak, sistemden “Mükellefiyet Bilgi Formu”
çıktısı alınacaktır. Alınan mükellefiyet bilgi formu ilgili memur ile şef ve müdür yardımcısı
tarafından imzalanarak, yeni kurulan şirketin kurumlar vergisi ve kurum geçici vergi türleri
itibariyle mükellefiyet kayıt işlemi yoklama sonucu beklenilmeksizin aynı gün içerisinde
gerçekleştirilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mükellefiyet tesisi işlemi gerçekleştirilen şirketlerin işe başlama yoklamaları, mükellefiyetin tesis edildiği tarih itibariyle talep edilecek ve en geç 7 gün içinde sonuçlandırılacaktır.
Mükellef nezdinde işe başlamaya ilişkin yoklama yapılırken kurumlar vergisi ve kurum geçici vergisi dışında her hangi bir vergi türünden mükellefiyet talebi olup olmadığı sorulacak
ve alınan bilgiler e-yoklama fişine kaydedilecektir. Ayrıca yoklamaya yetkili personel tarafından, kanuni temsilciden veya nezdinde yoklama yapılandan yeni kurulan şirketin kanuni
temsilcisinin imza sirkülerinin ibraz edilmesi istenilecektir. İbraz edilen imza sirkülerinin, fotoğrafı çekilerek Elektronik Yoklama Sistemine (EYS) aktarılacaktır.
Yoklama esnasında ibraz edilemeyen imza sirkülerinin, en kısa sürede vergi dairesine ibraz edilmesi hususu şirketin kanuni temsilcisi veya nezdinde yoklama yapılana bildirilecektir.
Mükellef tarafından imza sirkülerinin vergi dairesine ibraz edilmemesi durumunda alma haberli bir yazı ile 15 gün içerisinde imza sirkülerinin ibraz edilmesi istenilecektir.
Yoklamaya yetkili personel tarafından düzenlenen e-yoklama fişleri şef tarafından kontrol edilerek e-yoklama fişinde yer alan vergi türleri için gerekli mükellefiyet açılışları yapılacaktır.
Yapılan yoklama sonucunda; mükellef iş adresinde yoksa adreste başkası varsa ya da adresteki iş yeri boş ise veya mükellefiyet tesisini gerektirmeyen bir durum tespit edilmişse
“17-Elektronik Tescil Olan Tüzel Kişinin İlk Yoklamada Bulunamadığından Terk” türü kodu ile sisteme bilgi girişi yapılarak mükellefiyet kaydı açılış tarihi itibariyle terkin edilecektir.
Mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflere ait tüzel kişi kuruluş bildirimi çıktısı ve diğer belgeler saklıya alınmak üzere müdür yardımcısı ve müdürün görüşüne sunulacaktır.
Saklıya alınan bu belgeler sorumlu şef tarafından bir klasörde saklanacaktır.
3. Diğer İşlemler
Tescil için ticaret sicili müdürlüklerine başvuran mükelleflerin başvuru evraklarının vergi dairelerince sistem üzerinden görüntülenmesine ilişkin çalışmalar devam etmekte olup konuya ilişkin duyuru ayrıca yapılacaktır.

Kadir CABUR
Başkan a.
Gelir İdaresi Daire Başkanı V.